Elif Hopyar
Sanatçı Eda Soylu ve şair-yazar Hatice Utkan Özden’in farklı disiplinlerden yapıtlarını bir araya getiren Balığın Karnında sergisi Barın Han’da sanatseverlerle buluştu. Barın Han’ın üç katına yayılan sergide Soylu ve Utkan’ın resim, heykel, şiir, yerleştirme gibi yazı ve imgeyi buluşturan eserleri yer alıyor. Emin Barın’a saygı duruşu olarak yorumlayabileceğimiz sergi, sanatçıların işleriyle uyumlanıyor. Eda Soylu’nun son dönem işleri ile Hatice Utkan’ın şiirleri görsellik ve yazı ile bağ kuruyor. Mekânın ruhani atmosferi eliğinde poetik ve görsel bir yolculuğa davet eden sergi üstüne sanatçı Eda Soylu ve şair-yazar Hatice Utkan Özden ile konuştuk.
Barın Han’ın büyüleyici atmosferinde gerçekleşen bu sergi için nasıl bir araya geldiniz?
Eda Soylu: Kendi mecralarımızda benzer yerlerde gezindiğimizi gördük, birlikte bu eş titreşimin keşfine çıktık.
Poetik hayal gücünün bir yansıması olarak okunabilecek bu sergideki işlerin hazırlık sürecinden bahsedebilir misiniz?
Eda Soylu: Bizim Hatice ile dokuz ay süren bir çalışma sürecimiz oldu ve aslında ilk gün ne konuştuysak sergiyi açtığımız gün de aynı şeyleri konuşuyorduk: şeylerin dairesel hareketleri ve daimi olan akış. Koca bir spiral gibi, bu süreçte konuştuklarımızın genişlemesine, derinleşmesine, üretimlerimize nüfuz etmesine tanıklık ettik. Bu süreçte birlikte üretim yapmadık, elimizde olanları, elimizden çıkanları birlikte seyre daldık. Sergide gördüğümüz işlerin çoğu son iki ayda üretildi. Hatice’nin kendi şiirlerinde olan ile benim kendi işlerimde olan mekânda bir araya geldi. Barın Han’ın insanı keşfetmeye, derinleşmeye teşvik eder hali bu süreci çok keyifli kıldı. Binaya nüfuz etmiş öğretilerin içinde ve eşliğinde son ana kadar da keşfimiz sürdü. Mekân adeta her şeyin, her an, her haliyle tam ve bütün olduğunu hatırlattı bize, öyle bir yer burası. Biz bu üretim sürecinde sırtımızda o güven elini hep hissettik.
Hatice Utkan Özden: Derin bir paylaşımdı. Bazı derin paylaşımlar eserler ve sergiler doğurur, bazı derin paylaşımlar sadece ilişkiler doğurur. Bizimkisi ikisini bir arada ortaya çıkardı. Bir arada her şey ortaya çıktı diyebilirim.
Emin Barın, Türk hat sanatına eşsiz katkı sunan büyük bir sanatçı. Genç bir ressam olarak; Emin Barın senin sanatını nasıl etkiledi?
Eda Soylu: Emin Barın çok kıymet verdiğim bir sanatçı, sanat tarihimizde tuttuğu alanı önemsiyorum. Temsil ettiği denge kavramını kendime örnek alıyorum. Geleneksel olarak adlandırdığımız, kadim olan öğretinin taşıyıcılığını tüm kalbiyle üstlenmesini ve ötesine geçirebilmesini ilham verici buluyorum. Emin Barın kapsayıcı, samimi ve nötr. Her şeye eşit mesafede duruyor; eş itinada, eş heyecanda, eş samimiyette. Öğretilerinden, inandıklarından, çalışkanlığından, sanat ile hayatı harmanlayışından ve asla ayrı görmeyişinden, bir aradalığa olan inancından, bilgiyi aktarımdaki hevesinden ve cömertliğinden, keşfetme heyecanından, araştırmacı ruhundan, yani bir bütün olarak Emin Barın’dan feyz alıyorum. İşlerinde taşıdığı ve aktardığı bilgi bir. O “bir” olan bilgide derinleştikçe, kendime yakınlaştığımı hissediyorum.

Yazı ve imgenin birbirini beslediği 50 Kuşağı şairlerinden İlhan Berk, Komet, Lâle Müldür, Oruç Aruoba gibi pek çok isim resimle de yakından ilgilenmiştir. Aynı zamanda sanat yazarı olarak yazı ve görsellik birlikteliğini nasıl yorumluyorsunuz?
Hatice Utkan Özden: Resim ve şiirin, daha doğrusu görsellikle şiirin bir arada ilerlediğine inanıyorum ama görsellik şiiri besleyen noktalardan sadece birisi… Yukarıda bahsi geçen şairlerin şiirlerinde kavramların nasıl hayat bulduğunu okuruz genellikle. Aslında, bu sergide de göstermek istediğimiz görselliğin şiire, şiirin görselliğe yansımasının yanında, şiirdeki kavramların da resme nasıl yansıdığı. Kısacası, şunu söylemek gerekiyor bence: Şiir aslında kavramsal bir eserdir ve içinde yaşama dair birçok kavramla beslenir. Bu beslenmenin sonunda bazen resimle buluşur, bazen heykel, bazen farklı kavramlarla yeniden bulur.
Sergideki dinginlik, çok katmanlı atmosfer, bana çok sevdiğim Henri Matisse’in “Mutlak bir mavi, ruhunuza işler.” yorumunu çağrıştırdı. Renkler, soyut yapıtlarında oldukça güçlü. Sanatının bu döneminde renk ne anlam ifade ediyor?
Eda Soylu: Öncelikle teşekkür ederim. Bu çağrışım beni gerçekten mutlu etti. Mavinin suyla ve sonsuzluğu çağrıştıran gök ile, yani dışarıda gördüğümüz ve içeride var olduğunu bildiğimiz ile direkt olarak bir ilişkisi var. Hiçbir renkten şüphe duymayız, hepsi biriciktir ama maviye güven duyarız. Yeşile de sırtımızı yaslarız, kalbimizi emanet ederiz, zira onda da mavi vardır, yeşil ile aramızdaki güven kendiliğinden oluşur. Maviyi her renk üzerinden bu şekilde anlatabilirim, her rengi her renk üzerinden anlatabileceğim gibi, bundan da müthiş keyif alırım. Renklerin kudreti karşısında boynum kıldan ince.
Çağdaş sanat alanında yazı yazıyor, röportaj yapıyorsun. Bir şair olarak Balığın Karnında sergisinde yer almak nasıl bir duygu?
Hatice Utkan Özden: Balığın Karnında sergisini planlarken ben de yaratıcılığın farklı yönlerini keşfettim ve bu beni çok mutlu etti. Böylece, her alandaki yaratıcılığımın genişlediğini gördüm. Eda’nın eserleri de şiirlerimin ifade alanına yeni bir alan açtı. Harika ve heyecanlı bir duyguydu. Bundan sonra da bir aradalığımızı ilerletmek istiyoruz.

Yerleştirmeleriyle de mekânı sorgulayan bir sanatçı ve şair olarak, Gaston Bachelard’ın Mekânın Poetikası‘nda değindiği ”Şiirin zihin fenomenolojisi olmaktan ziyade, bir ruh fenomenolojisi olduğunu söylemek gerekir,” düşüncesi hakkında yorumunuz ne olur?
Hatice Utkan Özden: Şiir gerçekten de bir ruh fenomenolojisidir. Şiirin ruhsal ve ruha ait bir kavram olduğuna inanıyorum. Diğer yandan, Bachelard’ın bu söyleminin içinde şiirin aslında felsefi bağlamda ortaya konulan bir durum olduğu da var. Felsefenin şiiri en çok besleyen alan olduğunu düşünürsek, Bachelard’ın şiirin aslında düşünsel bir alan olduğunu ifade ettiğini görebiliriz.
Eda Soylu: En başta doğa olarak bize kendini gösteren, her yere nüfuz etmiş olan adına şiir dediğimiz o gerçeklik elbette bir ruh fenomenolojisidir ve katman katmandır. Bir keşif alanıdır, öze yolculuktur. Bir şairle birlikte çalışmanın beni doğaya, kendi doğama daha da yakınlaştırdığını söyleyebilirim.
Barın Han’ın üç katına yayılan resim, heykel, yazı, şiir, yerleştirme gibi yapıtların yer aldığı sergi kavramsal olarak hangi düşünceleri, duyguyu aktarmayı amaçlıyor?
Eda Soylu: Sergiyi bir gezinti olarak gördüğümüzü söyleyebilirim. Durakları olan, katman katman açılan, genişleyen içsel bir gezinti.
Hatice Utkan Özden: Bu sergi kavramsal olarak izleyiciye tek bir duygu ya da his vermiyor. Aslında, izleyiciyi Balığın Karnında olma durumunun ne olduğunu keşfetmeye çağırıyor.


İlk yorum yapan olun