Okuru Kendine Getiren Bir Roman: Kendinde Değil Gibisin’le Lolita’yı Yeniden Düşünmek

Hande Ortaç

Hakikatle kurgu arasında gidip gelen; fantezi ve gerçekliğin sürekli yer değiştirdiği bir metin Kendinde Değil Gibisin. Aylin Sökmen, ilk romanında önce klişelerin gücünü kullanarak okurun çok aşina olduğu bir evren inşa ediyor, sonra bu özenle kurulmuş düzeni korkunun ve tutkunun balyozuyla alaşağı ediyor. Anlatı kahramanlarının bir noktadan sonra tiye alındığı bu kıvrak hikâye, daha derinlerde bir şeyler olduğunu fısıldayarak okuru, merakının kıskacına alıyor.

Baştan uyarmakta fayda var, yazının devamı kitabı henüz okumayanlar için sürprizi bozacak bilgiler içeriyor. Fakat metne nüfuz etmek ve oyun içinde oyunun derinliklerine girebilmek için de bu ifşaya ihtiyaç var. Sayfalar aktıkça ortaya çıkan gerçeklerle açılan yeni katmanlar, karakterleri derinleştiriyor ama bir yandan da hikâyenin yönünü 180 derece çeviriyor. Bu plot twist’le metin, edebiyat sistemindeki klişe Lolita şablonunun, hazzın edilgen nesnesinden nasıl kaderini belirleyebilen etken bir eksene kayabileceğinin alternatifini ortaya koyuyor. 

Hikâye, bir edebiyat profesörü olan Metin’in bir sinek tarafından ısırılmasıyla başlıyor. Bu ısırılma profesördeki ölüm korkusunu ve buna bağlı hastalık hastalığını tetikliyor. Çok yakın bir zamanda öleceğine inanan Metin, kendine biçtiği bu talihsiz sonu, hayatında tekinsiz deneyimlere ve bastırdığı fantezilere yeni bir alan açmak için fırsata çeviriyor. Sınıfında dikkatini çeken öğrencisi Ceylan’a, asimetrik entelektüel konumunu avantaj olarak kullanarak yakınlaşmayı başarıyor. Ceylan’la Nabokov’un meşhur eseri Lolita’nın merkezde olduğu bir diyalog başlıyor. Metin’in gözünden Ceylan’ın nasıl bir öğrenciden bir arzu nesnesine dönüştüğünü izliyoruz. Eşi Özlem’in yeni dükkân açma hevesine ortak ve sosyal hayatına entegre olmak konusundaki isteksizliği, liseden arkadaşı Caner’in ilk romanını yayımladığını kıskançlıkla fark etmesi Metin’in paranoyalarıyla baş etmesini zorlaştırıyor. Metin’in Ceylan’a olan tutkusu derinleşirken, gerçeklikten kaçmak ve kendini rahatlatmak için en büyük takıntısı kadın çantalarına hapsoluyor. Kuşku, paranoya ve tutku üçgenine sıkıştığına şahitlik ettiğimiz Metin’in dünyası, Özlem’in sürpriz çıkışıyla yerle bir olur. Metin’in orta yaş krizine şahitlik ettiğini zanneden okur, karşılaştığı ve flört ettiği hatta seviştiği tüm kadınların aslında Özlem olduğunu anlar. Roman, bir çiftin fantezilerini rasyonel bir gerçeklikten değil Metin’in hazzının seçiciliğinden anlatmaktadır ve tüm anlam bu andan sonra terse döner. Hem Metin hem de Özlem’in ölçüsünü kaçırdıklarını fark ettikleri bu hayalî yaşamları, kendi gerçekliklerini ve hayatları boyunca yaptıkları tüm seçimleri sorgulamalarına sebep olur.

Lolita kitabında da anlatıyı aklî dengesine güvenemediğimiz ve metin boyunca tutkularının esiri olarak irrasyonel kararlar alan, sonu akıl hastanesinde sonlanan Humbert Humbert’ın gözünden izleriz. Tıpkı Lolita gibi Ceylan da anlatıcının fantezilerine hizmet ettiği ölçüde metinde var olur. Bunun dışında bu karakterlerin bir bakış açısı yoktur. Ancak anlık tepkileriyle sızabildikleri metinlerde, bir şeylerin anlatıldığı gibi yolunda gitmediğini imlerler ve okuyucuyu daha uyanık olması için uyarırlar.

Kendinde Değil Gibisin’in olay akışında okur, Özlem’in bu hülyalı fanteziyi bozan çıkışıyla neyin gerçek neyin kurmaca olduğunu tekrar sorguluyor. Bu sürprizden sonra daha tetikte bir okuma deneyimi başlıyor. Her kitabın başında okur ve yazar arasında yapılan ‘bu bir kurmacadır fakat kendi içinde tutarlı yeni bir dünyaya da davettir’ akdini unutmadan; yazarın bu şaşırtmacasının kıvrak ve ustaca yapıldığını belirtmek gerek. Bu okuru salt bir ters köşeye yatırma hamlesi değil, tam tersine olay örgüsünün altından akan felsefî tartışmanın da somutlaşması olarak görülmeli. Bir kere bu ters köşenin sillesini yiyen okur, geriye dönük ipuçlarını da hızla hatırlayacaktır. Sökmen ilk sayfadan itibaren Ceylan/Özlem ve Metin arasındaki tüm diyaloglarda anlatıcının ne kadar güvenilmez olduğundan, kurmacanın gerçeklikle kurduğu ilişkinin ne kadar muğlak olduğundan bahsederek, bu sonun aslında gelmekte olduğunu alttan alta hazırlıyor. Ayrıca birkaç yere Metin’in beğenerek izlediği kadınların bir an sonra aslında Özlem olduğunu şaşırarak fark ettiği sahneler serpiştirilmiş ki bu sahneler de hafızamızda daha sonra anlamlarını buluyor.

Kaderinin Sahibi – Özlem

Metin’in sesinden dinlediğimiz kitabın ikinci bölümü, “Roman kahramanı olsaydım, güvenilmez bir anlatıcı olmak isterdim,” diyerek açılıyor. Metin’in güvenilmez bir anlatıcı olduğunu okur olarak anlatı boyunca deneyimliyoruz. Özlem’in tüm fanteziyi ifşa etmesinin ardından, ilk sayfalardan itibaren, aşina olduğumuz dört başı mamur edebiyat profesörü kurgusu yerini geçmişte yaptığı seçimleri sorgulayan, pişmanlıkla kendine hak verme arasında gidip gelen kısaca ete kemiğe bürünmüş bir insana bırakıyor. Fakat artık büyüsü bozulmuş daha doğrusu foyası meydana çıkmış olan Metin’in tekinsizliğine kapılmıyor, pişmanlıklarıyla ve delilik sınırındaki zihin oyunlarıyla meşgul bir adamın buhranlarını belli bir mesafeden izlemeye başlıyoruz.

İş değiştikten, plot twist hikâyeyi alt üst ettikten sonra, anlatının başından itibaren edilgin olduğunu düşündüğümüz kadının, yani Özlem’in, aslında hem yazarın kurmacasında hem de hikâye içindeki çiftin oyunlarında tüm ipleri elinde tuttuğunu fark ediyoruz. Hareket halinde olan, eylemin sahibi, dükkân açan, fantezilerin ana rolünü üstlenen, Metin’in çanta takıntısını kontrol altında tutup yöneten kişi Özlem. Roman boyunca referans verilen Nabokov’un Lolita’sındaki haz nesnesinin ya da diğer bir değişle hazzın edilgen kaynağının; bu dışardan bakışı yöneten, yetişkin, kendi kaderini belirleyebilecek basirette bir kadınla yer değiştirdiğini görüyoruz. Bu yeni alternatif, hazzın ve tutkunun karşılıklı olduğunu, eşitler arasında coşkuyla, sonuçları acı verse de bu sonuçları göğüsleyecek olgunlukta kişiler arasında yaşanabileceğini ortaya koyduğu için güçlendirici ve zihin açıcı.

Yazar, kitabın sonunda da – ki burası birçok yoruma açık – yetişkinler ve eşitler arasında bu seçimlerin sonsuz olasılıklara gebe olduğu ve okurun aklına yatan bir alternatifle devam etmesine fırsat tanıyan belirsiz ve yine tekinsiz bir zemin bırakıyor. Bu son kendi kapanlarına sıkışmış etkin karakterlere, dolayısıyla okura, farklı imkânların olduğunu hatırlatarak onları en azından zihinsel boyutta özgürleştiriyor.

Takıntılar/Bilinçaltı

Çantalar kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Metin’in tüm hayal dünyasını süsleyen ve neredeyse günlük hayatını devam ettirmesini engelleyecek boyutlara ulaşan bu takıntı, psikanaliz okumalarına oldukça açık. Bu yöntemle hem erkek bir karakterin bakış açısıyla ortaya çıkan farklı kadınlık durumları çeşitlendirilmiş hem de okurun zihninde erkek karakterin ruhsal durumuna dair derinleşme olasılığı olan hikâyeler için ipuçları bırakılmış. Yazarın bu olanağı birkaç örnekle derinleştirdiği daha kapsamlı birkaç hikâye okumak isterdim açıkçası. Diğer yandan, bu hikâye olasılıkları kitap bittikten sonra da okurun zihninde dönmeye ve okuma deneyimini zenginleştirmeye devam ediyor.

İsimler

Kitabın bilinçaltıyla uğraşan ve gerçeklik sınırını sorgulayan yapısına istinaden, karakter isimlerinin tesadüfî olmadıkları da aşikâr. Bu notum belki ileri bir okuma olarak yorumlanabilir fakat bir okur olarak bu detaylardan keyif almamız da engellenmemeli diye düşünüyorum. Mesela, edebiyat profesörünü temsilen Metin adının kullanılması, okurun okumakta olduğu şeyin bir metinden ibaret olduğunu asla unutmaması için uyarı niteliğinde düşülmüş bir not gibi. Arzuların peşinden koşmaya, hayatlarındaki açmazları eylemlilikle çözmeye çalışan ve hep daha iyi bir olasılığı mümkün kılmaya çalışan kişinin adı ise Özlem. Belki de avlanması için kurgulanmış, bir yandan saf diğer yandan da yaşama arzusuyla dolu hayalî karakterin adı da Ceylan.

Son

Bu kadar farklı katmanlarla bezeli metinde bazı konuların üstüne yeni bir boyut eklemeden, sadece çeşitlendirerek tekrar edilmesi anlatının zaman zaman ritmini düşürüyor. Buna rağmen edebî gönderilerin ve bu referanslar eşliğinde yapılan tartışmaların okumanın zevkini arttırdığını da söylemeden geçemeyeceğim.

Okumayı bitirdikten sonra, kitabın üçte ikisinde ortaya çıkan sürpriz, biraz daha erkene çekilip bu dönüşüm için kitabın yarısı hedeflenebilirmiş diye düşündüm. Özlem’in tüm anlatıyı alaşağı eden müdahalesinden sonra çiftin yarattığı haz dünyasının erozyona uğraması, o mahrumiyet hâli, bunun için akıl sağlıklarını da koruyarak nasıl bir alternatifle devam edeceklerini birlikte tartışmak da okur için anlatıyı derinleştirebilirdi. Bu yazdıklarım tabii ki mütevazi birer öneriden ibaret; kitap bu hâliyle hem keyifli bir okuma hem de sağlam bir zihin jimnastiği vadediyor.