.

Mekânın Ontik İmkânı Bağlamında Hakani Has Şiiri: Sondan Öncekiler

hakanı-has-sondan-oncekiler

Işık Sungurlar         

“Ben bu evin neresiyim” diyor Hakani Has “Oda Müziği”isimli şiirinde. Bir evin neresi olur insan? Dört duvardan oluşan bir mekân insanın neresi olur peki? Ya da bir parçası olmaya çabaladığımız ev, yalnızca duvarlar mıdır? Çağdaş Azerbaycan edebiyatının en önemli ve belirleyici şairlerinden bir olan Hakani Has Ototrof Yayınları’dan çıkan, Türkçe şiirlerinin toplandığı Sondan Öncekiler kitabında evi dışarıya – varlığa doğru açıyor. Balkonlarla, pencerelerle, kapılarla, perdelerle yapıyor bunu. Öyle ki, şiirleri okurken insanı evden ayrı düşünemiyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında şair, ev ile insan arasında fenomenolojik bir bağıntı kuruyor. Bunu yaparken de bireyin deneyimlerini önceleyen, otantik/özgülbir şiir diliinşa ediyor. “Onlar Öldü Bizim Yerimize”isimli şiirinde şöyle diyor örneğin: “Düşmekten ağırlaşmış bir kol/ve küçülmüş bir ev, terk edilmekten”. Burada, kuşkusuz, terk edilmekten küçülen evin fiziksel yapısı/maddi boyutu değil. Evin yalnızca bir barınma mekânı olmadığının da kanıtı gibi. Buradaki küçülme evin içinde yaşayanların birer birer gitmesiyle, kalanın içinde bulunduğu duygulanım olarak karşımıza çıkar. Ev küçülür ve sığılmaz bir hâl alır zamanla. Burada sanki eve bir canlılık atfeder şair; ev yaşayan bir organizmaya dönüşür. “Terk etme”ler, gitmeler evi “tanıklığa”, hatta bir bütün olarak hafızaya dönüştürüyor belki de.   

Peki, şöyle soralım o hâlde: Bir ev nasıl canlı olur? Bunun cevabını, felsefesinin bir bölümünü şiir ve “şiirsel düşünme” kavramı üzerine temellendirmiş olan Alman filozof Martin Heidegger’de bulabileceğimizi düşünüyorum. Bu doğrultudaHas şiirinin izini sürmek, Sondan Öncekiler vesilesiyle Has poetikasının felsefi köklerini/temellerini genel hatlarıyla araştırmak yerinde olur. Hakani Has dünya ile özel bir ilişki kuran, Hüseyin Cöntürk’ün ifadesiyle, “özel bir dünyası olan” veya “dünyaya özel bir bakışı olan” şairlerden biri (Cöntürk, 2006:204). Upuzun, bitimsiz, büyük, bütüncül bir şiiri yazıyor Hakani Has; her şiiri bu bütünün parçalarını oluşturuyor.

Ev – Kapı – Kapısızlık        

M. Heidegger’in felsefesinde “ikamet etme” kavramı önemli bir yer tutar. İnsanın mekânsallığı, varoluşunun bir mekân ile ilişkilendirilmesi bu noktada önemlidir. Onun için dünya-içinde-var olma tarzı olarak Dasein’ın mücadelesi bir bakıma onun varlığını mekân üzerinde kurma mücadelesidir aynı zamanda. Dünyaya fırlatılmış olan Dasein evini/yurdunu arar durur. Bu açıdan bakacak olursak Heidegger, varlık ile evi birbirinden ayırmaz. Eve dönmek, evsizlik, evde olmak gibi durumlar en önemli eseri Varlık ve Zaman’dan itibaren üzerinde durduğu konulardan olmuştur. Dünya-içinde-olma’nın incelikli ayrımı, “ikâmet etme”den kaynaklanmaktadır. Nitekim sonraki yıllarda düşünür, “Dil varlığın evidir” savıyla insanın dil içinde ikâmet ettiğini, varlığın dilde açığa çıktığını belirterek görüşlerini dil ve şiir üzerinde yoğunlaştıracaktır (Sevinç, 2019:60).  Heidegger dili bir araç olarak görmez. Ona göre insan dil ile veya dilin içinde var olur. Bu bağlamda “dil varlığın evidir” derken aslında anlamın ve anlamanın tüm boyutlarıyla içinde bulunduğu dilin insanın da evi olduğunu vurgular. Dili yalnızca semboller bütünü olarak görmez, ona göre dil var-olanı var-olan olarak açığa çıkartır. Heidegger’in sanata bakışı da bu yöndedir. Ona göre sanat bir açığa çıkartma, meydana getirmedir. Meydana getirme, bir şeyi gizli-kalmışlıktan gizli-kalmamaklığa çıkarır (Bolt, 2012:54). Bu açığa çıkartmaya Yunancadan alarak aletheia der. Aletheia kavramı açığa-çıkma olarak hakikat fikrini imler. Hakikatin eserde görünür kılınması, kendini gizleyenin dünyasının açığa çıkmasıdır. Yani ona göre hakikat, doğanın ya da herhangi bir şeyin olduğu gibi tasvir edilmesi değildir. Bu anlamda mimesis anlayışına karşı çıkar. Ona göre sanat sadece bir taklitten ibaret değildir. Var-olanın hakikati, Varlık’ın gizini açması – aletheia, Heidegger’in ifadesiyle, şiirde kendini esere koyar, yani hakikat kendini esere atar, oraya yerleşir. Öyleyse sanat (özellikle şiir), kendini var-olanın hakikatine koyması demektir. Böylece bir sanat eseri, tarihsel insanın, yeryüzü­nün üzerinde ve dünyanın içinde, dünyadaki kendi yurdunu kurması olarak ortaya çıkar. İşte ancak böyle bir şiir veya “şiirsel düşünme”, bir açığa çıkarma, bir “Varlık’ı aydınlatma” etkinliği olabilir. (Heidegger, 2007:41)

M. Heidegger, edebiyat üzerine düşünürken en çok şiire ağırlık verir. Edebî eleştirinin uzlaşılmış alt disiplinine olan mesafesini vurgulamak için, kendisini ilgilendiren eseri genellikle reddettiği ‘edebiyat’ yerine Dichtung veya ‘şiir’ olarak adlandırarak başka bir ayrım yapar (Clark, 2023:128). Almanca bir terim olan Dichtung, yalnızca şiir anlamına gelmez, yaratıcı edebiyat anlamında da kullanılır. Heidegger, şiire yalnızca okuyucunun anladığına indirgenemeyen bir eser gözüyle bakar. Ona göre, eserdeki hakikat kendinden öncekiler ile doğrulanamaz. Bu açıdan bakıldığında şiiri tekilleştirmektedir, ki bu onun şiire bakışını farklı bir noktaya taşır. Şiirsel olan, yalnızca zaten görüneni temsil etmek yerine, şeylerin en temel anlamını, genel bağlamı veya şeylerin bizim için ilk etapta görünür olduğu “dünyayı” meşgul eder ve onu değiştirir (Clark, 2023: 131). Bu düşünce tarzı onu şiir ile mekânı birlikte düşünmeye götürür. Zira, Heidegger’e göre, insan dünyada şiirsel biçimde mesken tutar. (Sevinç, 2019:82). Dolayısıyla yaşadığımız/ikamet ettiğimiz mekânı, yaşamın tüm diyalektikleriyle uyum içinde nasıl doldurduğumuzu, “dünyanın bir köşesine günbegün nasıl kök saldığımızı söylemek gerekir” (Bachelard, 2017:34).

Rene Char’a özel bir ilgi duyan Hakani Has, Fransız şairiyle ilgili yazdığı bir yazıda kendi şiirinin de Heideggerci okumaya tabi tutulabileceğinin ipuçlarını vermektedir: “Varlığın kendini ‘gizleyerek açan, açarak gizleyen’ niteliğini dil aracılığıyla açığa çıkaran düşünme, şiire gereksinim duyar. Dil veya şiirsel sözler bizim düşünmemizin epistemolojik anlamda nesnesi veya aracı değil, aksine kendisiyle düşündüğümüz veya içinde düşündüğümüz varlıksal alandır. Şiir bizi yalnızca şiirde aydınlanabilen açıklığa götürür. Düşünme özü itibariyle şiirseldir ve şiir de aynı zamanda bir tür düşünmedir. Düşünme şiirin komşuluğunda yaşar ve insan dünyada şiirsel olarak ikamet eder” (Has, 2021:9).         

Hakani Has Sondan Öncekiler kitabında deneyimselliği, olagelme’yi ön plana çıkarır. Ev ve ona özgü olarak kullandığı imgeler ile birlikte evi yaşayan bir yapı haline getirir. Evler küçülür, ağrır, büyür, saklanır, seslenir. Ev, bireylerin alışkanlıklarının ve kendi kurdukları düzenin mekânıdır. Bireyler kendilerinin kurduğu bu düzende, zaman zaman sıkılarak dışa açılma ve evin dışındaki dünyalara uzanma arzusuyla baş etmeye çalışırlar (Kanter, 2013: 338). “Barok”isimli şiirinde şöyle bir dize kurar şair: “En bırakıp gittiği kendi içindeki evdir” (Sondan Öncekiler:18). Burada varlığı mekân üzerinden kurguladığını görürüz. Bireyin evden çıkma isteği bir anlamda kendinden çıkma isteğidir. Aynı şiirin devamında şöyle söyler şair: “Kapısızlığındadır, ne balkonlar ne ölüm öncesi yorgunluk girebilmiş içeri” (Sondan Öncekiler:18).  Ev denilen şeyin sınırlarla belirlenmiş bir yapı olmadığını da anlatır bize şair.

Has şiirinde insanın Dasein olarak varlığa fırlatılmışlığı ve var olmanın getirdiği derin kaygı bir çıkışsızlık durumu olarak “kapı” imgesiyle verilir, örtük bir şekilde kapısızlığı imleyen bir “kapı” imgesiyle: “Neresinden başlasam dikey uzaklık/neresinden baksam kapısız taşlar” (Sondan Öncekiler: 36). “Kapım kapılığını yitirdi…/kapım bir kapının uzaktan görüntüsüdür” (Büyümeye Prolegomena:9). Minor kitabının son şiirinin “Kapı” olması da rastlantı değildir: “Varmış kale duvarına sırtında bir kapıyla/neresinde beklesin kilin ve yorgunluğun?” (Minor:83). Burada “kale”yi “ev” olarak da okuyabiliriz.

 Has, içerisi ve dışarısının ikiliği üzerinden ilerlerken kapıları, pencereleri, balkonları dâhil eder şiire. Bahsi geçen kapı, pencere ve balkon kavramları evin dışarıya açılan bölümleridir aynı zamanda. Özellikle balkon imgesi modern bireyin ev içlerine ve daha çok apartman içlerine hapsolmasından doğan boğuntudan bir çıkış yoludur. Özel alan ile kamusal alanı iç içe geçiren bir yapıdadır. Hem içe hem dışa dahildir. Hakani Has’ın şiirlerinde balkon sanki bir bekleme yeridir. “Loş”isimli şiirinde şöyle bahseder balkondan: “Ve balkonlar uzun uzun anlatır fısıldayarak/nasıl beklediklerini/penceresi açık soyunan bir sevgiyi/evlerden bir adım önde/nasıl beklediklerini sadece taş olmayı.” Burada farklı bir anlam da yükler balkonlara, “evlerden bir adım önde” olmak her şeyi ilk karşılayanın da balkonlar olduğunu sezdirir okuyucuya.  İçerinin dışarıya açıldığı mekânlardır balkonlar. Bir anlamda evin “açığa çıktığı” ilk yerdir; balkonlar işitir, duyar, görür ve kimi zaman evden ayrılıp gitmek ister, “sadece taş olmak” ister.

Poetik mekân anlayışında birey ve mekân arasında bir diyalog vardır. Böyle bir diyalog da mekânın bireyin deneyimleriyle etkileşim içinde olmasını sağlar. Bu etkileşim mekâna bir dinamiklik vermektedir. İnsan için o mekân değişime uğrayabilir. Bu demektir ki, bir mekâna bakış sürekli olarak değişebilir. Örneğin evimiz dediğimiz yer bazen içinden çıkmak istediğimiz bir mekân olurken, bazen de sığındığımız yer olur. Bu karşılıklı ilişki her defasında yeni anlamlar doğurur. Şiir ile ev ilişkisinde, simgesel ve imgesel anlatımların oluşturduğu ve işaretlediği birçok anlam alanları görülür. Bu alanların içinde, evin ilksel korunma ve barınma işlevlerinden, evin hafızayı oluşturan ve koruyan bir varlık oluşuna kadar birçok anlam vardır (Narlı, 2014:71). Hakani Has ev ile olan bu anlam çeşitliliğini “Arka Oda” şiirinde etkileyici bir şekilde aktarır. Burada Has, ev ile dört elementi birleştirir ve evin çokyönlü yapısına işaret eder; “dövülmüş ve hep dövülmüş bir atın gölgesinde uzar soluğu/ hava, evin arka odasında/ (…) çok eski ağaçlardan bir yalnızın kollarıyla durdurur akmasını/su, evin arka odasında/ (…) bakarsınız uzaklık diri gömülmek ister/toprak, evin arka odasında/ (…) yakacak tüm kitaplarını yakacak/ateş, evin arka odasında (Sondan Öncekiler: 20-21).”  Evin arka odasına dağıttığı bu “anlamlar” eve bir gizlilik boyutu, “gizleyerek açan, açarak gizleyen” bir nitelik de yükler. Ne oluyorsa arka odalardadır. “Giz’li” şiirinde söylediği gibi: Bu giz, “sokulur ayakkabısını çıkarmadan/bir oda bir salon gülüşünüze”, bu giz belki de “yüklükte katmerli bekleyen/bir kuş ağzı bir ıslak yanılgı”dır. (Sondan Öncekiler:15)

Giz, gerçeğin ötesine yerleştirilmiş bir engel değil, aslında gerçeğin en yüksek biçimidir (…); çünkü gizin gerçekten olduğu gibi kalmasına izin vermek –geri çekilirken otantik varlığın korunması- giz olarak tezahür etmesi gerekir. Kendini kapatanın gücünde kavranmayan giz, giz değildir (Clark, 2023:149).

Giz ve gerçeğin bu birlikte olma hâli, poetik mekân düşüncesinde kendini içeriye kapatma olarak gösterir. Hakani Has’ın odaya atfettiği “şeyler” asla kendilerini öncelikle kendileri olarak gösterip, sonra da gerçek şeylerin toplamı olarak odayı dolduruyor değildir (Heidegger, 2018: 116). Bir atın gölgesinde uzayan soluk ile evin arka odasının bağlantısını “gerçek” olarak görünenin üzerinden kuramayız. Burada bir gizlenmenin toplu hâlini görürüz. Bireyin gerçek ve giz ile olan deneyiminin mekâna yansımasıdır söz konusu olan. Farklı bir açığa çıkış vardır bu dizelerde. Oda dört duvar olarak temsil edilmez, dışarının içeriye girmesiyle içerinin açığa çıkmasını okuruz. Heidegger böyle bir açığa çıkışın da şiirsel bir ikamet etme ile mümkün olabileceğini belirtir. Dahası, modern insanın dünya ile ilişkisinde bu şiirsel iskânı kaybettiğinden yakınır. Heidegger’in düşüncesinde Dasein zaten dünyaya fırlatılmış olmakla birlikte yersiz-yurtsuz kalmıştır. Evini arayan Dasein hergünkü yaşam içinde “herkes”e sığınır. Heidegger’e göre dünya, üzerinde otantik yaşamanın yolu ölümlü olduğunu düşünmektir. Öyle ki, ancak her şey böyle yaşanılırsa kendisini özgürce açımlayabilir ve ölüme-doğru-varlık olan Dasein kendini evinde hissedebilir. Burada karşımıza çıkan şey yine deneyim ve poetik mekân ilişkisidir. Düşünüre göre teknoloji bireyin elinden deneyim ihtiyacını almıştır ve onu kendisine uzaklaştırmıştır. Hakani Has, “Kışlak Söylencesi”başlıklı şiirinde ölüme-doğru-varlık olan Dasein’ın bunun farkında olduğunu sezdirir okuyucuya, bunu yaparken de sığınma duygusuyla doğaya yönelir. “Kendi dışındaki en uzak noktaya vardığında/günlerin aşama aşama gerçekleşmediğini/katmer katmer açılmadığını yapraklarının/ve cansız her şeyin eşyada soluduğunu/renk renk kavramak…” (Sondan Öncekiler: 54) derken insanın kendinden çıkarak kendine bir yol bulduğunu, bulmak istediğini vurgular. Dasein’ın o kamuya karışma hâli gibidir bu aynı zamanda.          

Hakani Has’ın şiirlerinde “poetik mekân” olarak bahsedebileceğimiz tek yer evler değildir kuşkusuz. Doğa da poetik bir mekân olarak karşımıza çıkar. Kitabın ilk bölümünde daha çok ev, oda, kuyu gibi kapalı mekânlardan bahseden şair, ikinci bölümde ise ormanlara, yollara, patikalara, açıklara yönelmiştir. Heidegger’in Karaormanlar’da bulduğunu Has dışarıya açık mekânlarda bulmuştur. “Ormana gidecek yerde sis/savrulup nehirde boğuldu dalgın/ağaçlar da yağmurda koyaklara saptılar” (Sondan Öncekiler: 44) derken doğayı adeta bireyselleştirir. Burada poetik mekânın genişlemesine tanık oluruz. Bu aşamadan sonra Has şiirinde doğa başlıca ontik düzlem olarak belirir. Ancak pastoral şiir değil bu, kabaca doğa sevgisinin veya doğaya övgünün ifadesi değil, daha çok varolanların varlıkla ilişkisi düzleminde biçimlenen ontik/ontolojik şiir. Zira koyaklara sapan ağaçları ve nehirde boğulan sisi anlayan ve bekleyen insanlardır yine de: “Tanıyoruz onları/toplanıp kayranda bekleyen bizler” (Sondan Öncekiler: 44). Bizi kuşatan evden (varlık’tan) başka bir varlığa (doğaya) yöneliyoruz. “Çünkü taştan bir oyuktur ev çokkatlı yalnızlığa doğru” (Sondan Öncekiler, s.35). Evin ontik bir imkân olmaktan çıkması durumudur söz konusu olan: “Susuyorsa ahşap masa, sustuğu ağacın son çığlığıdır” (Minor:53). Sondan Öncekiler’de bu çıkışsızlık durumu daha kuvvetli bir şekilde bir kez daha karşımıza çıkar, üstelik artık ağacın çığlığını susan sadece masa değil, evdeki tüm ahşap eşyaların suskusunda belirir bu çığlık: “ve sesler yükseliyor her gece masadan gardıroptan ahşap/duyuyorum, ağacın son çığlığıdır ey.” (s.35). Ev taşlaşmıştır adeta, daha doğru bir ifadeyle, taş, evi kuşatmıştır; doğa ise eve sığmayandır. Ev doğayı boğar, evden doğaya/varlığa giden patikalara yönelmeli insan, Yuva’ya.           

Xaqani Hass

Kovulmak – Büyümek – Düşüş

Büyümek, ontik anlamda kovulmaktır, düşüştür. “Her kovulmak bir yerden kovulmaksa/zaman karşılamaz demektir bu, zaman kovar” (Büyümeye Prolegomena:9). Özellikle “her kovulmak bir yerden kovulmaksa”, bu demektir ki “kovulmak” her zaman bir “orada”yı içerimler. Zira her var olma “bir yerde” olmadır, dolayısıyla Heidegger’e göre var olan olarak insan “burada olan”dır, “Da-sein”dır. Öyleyse “var olmak” her zaman bir “orada”yı da gerektirir. “Çocuğu Erken Çağırdılar Oyundan” isimli şiirinde baba ile oğul arasında cereyan eden bir diyalog, bir konuşmayla karşılaşırız; şöyle bir kesit var şiirde:

“atları ahırdan çıkardın mı, oğul? / göğümde güç kalmadı, baba/sen kalbinde uyuyan atları uyandır/dikenli yolları aç.

anakapıyı kapattın mı, oğul?/ kovulduğumuz dağın o yanını hatırlat/göle götüren incecik yoldan/yaşıtım turnalardan söz et,/beni oralarda karşıla, baba.” (Poetae Eruditi:30).    

“Umut” şiirinde çocuğun eve dönmemesini konu edinir Has: “Elini kalbimin üstüne koy karağat çalı/bak, eve dönmeyen çocuktur bu çarpıntı/ yalınayak ve hiçbir zaman gelmeyecek” (Minor:29). Aynı temaya tekrar tekrar döner Hakani Has, örneğin “El” şiirinde şöyle der: “Pencerenin dağın yerini değiştirdiler/göğsümden alnıma doğru çocuğun yerini,/ellerimi koyacak yer bulamıyorum” (Minor:17). Hakani Has’ın şiirlerinde var-olmanın özünden gelen düşüş’e (Heidegger’in Verfall dediği şeye) adeta ağıt yaktığı gözlemlenir. Has, yoğun bir şekilde, insanlığın düşüşünün otantik/özgül dilin kaybolmasıyla ilintili olduğu duygusuna sahiptir. Ancak Varlık’a doğru bu “yolda olma hali” örtük olarak bir dönüş’ü (Heidegger’in Kehre olarak nitelediği şeyi) de imler, “kovulduğumuz” o Yuva’ya dönüşü. İnsan artık orada duramaz, orada yerleşik kalamaz; doğrudan varlığın sesini duymaya yönelmeli, Heidegger’in deyimiyle “varlığın bekçisi” olmalıdır. Çünkü artık “bilmiyoruz rüzgarın ne istediğini/ çiyin ne söylediğini/neden dikeldiğini dağın, ekinlerimize doğru dilsiz”, “gitmeliyiz belki buralardan/ bekleyip kulak vermeliyiz ya da/ uzayıp giden keçi yoluna” (Sondan Öncekiler:48). İşte bu yüzden “başbaşa kalınca yeryüzüyle masada” (Sondan Öncekiler:50), kendine şöyle seslenmeli insan: “rüzgar olmak için kendimden uzakta/ göz göze gelmeliyim belki ateşle” (Sondan Öncekiler:53). Bu betimsel anlatım, doğrudan Heidegger’in “düşünme” için söylediği şeyi hatırlatır; düşünme “uzaklığın-yanına-yaklaşma”dır, “uzaklığın-yakınına-gelme”dir.Bu anlamda düşünme, Varlık’ın sürekli olarak yeniden açığa çıkmasını sağlayan şiirde tezahür eder, dolayısıyla her zaman bir “yolda olma” anlamına da gelir. “Uzaklığın yanına yaklaşmak” – tam da bu nedenle, J. Starobinski’nin R.Char’ın çalışmalarıyla ilgili söylediklerini doğrudan Hakani Has şiirine de teşmil edebiliriz. Gerçekten Hakani Has poetikasında, “bakışlarımız boyunca uzayıp giden şiir, sessizliğin iki kıyısını duyumsatıyor bize; geçmiş ile gelecek arasında salınıp durur, koparılmıştır ilk yuvasından, ve belki yalnızca sezilebilen fakat erişilmez kalmaya mahkum kılınmış olan uzaklığa doğru yönelmektedir”. (Starobinski,1968:13. Aktaran Hakani Has:2021:8)

Has’ın poetik anlayışında şiir, insanın kendi hakiki yurduna, Varlık’ın gizine geri dönmesine izin vermeli, buna yol açmalıdır. Bu kavrayış, Has’ın “dünya içinde var olma” konusundaki bağlılığının açık bir ifadesidir; şiir, ona göre, dünyaya katılmaktır. Başka bir deyişle, Hakani Has “ideal” bir geçmişin yankısı olarak gördüğü ve duyumsadığı “doğal dünya”nın içinde, onun yakından gözlemlenmesinde bulur şiiri. Hep küçülen, küçülmekte olan, bir anlamda insanı ve doğayı varlık’ın dışında bırakan evden “ilksel” Yuva’ya doğru yola çıkmak bir tür göçebeliği, daha doğrusu otantik olana doğru sürekli bir yolda olmayı da gerektirecektir; patikalardan (keçi yolundan) geçerek, yolu unuttuğumuzda ya da kaybettiğimizde kayranda (açıklık’ta) toplanıp yönümüzü yeniden belirleyerek – “kim yerleşmiş olabilir göçebe kadar yeryüzüne?” (Minor:80). Belki kuşlar da gelir (insanla) ve “kuşlar balkonlarını taşır kanatlarında/susmakla bir şeyi susmak arasındaki farkı bilmeden” (Büyümeye Prolegomena:18). Gökyüzü çekilmiştir, artık “ağacın göğü yoktur, yalnız yere aittir ağaç” (Poetae Eruditi:12). (Sondan Öncekiler’de, belli bir ağaç özelinde yeniden vurgulanır bu imge: “sadece yere ait akçaağaç” – s.48). Gökyüzünün kaybolması, çocukluğun– aslında Has’ın poetikasında “otantik olan”ın– yok olmasını, bir anlamda çocukluktan kovulduğumuzu imler. “Şu ağaç aniden adımlarsa/bir çocuğun yüzüne doğru/son adımda bana varır/çünkü bilir ki ağaç/kuşlar yaşamı uçar yerde ölürler/ve dallanmış kolları çağrısıdır:/gökyüzü sen in aşağı, ben çıkamıyorum” (Büyümeye Prolegomena:54). Günümüz insanı var-olmanın ve dolayısıyla düşünmenin Varlık’la ilişkide olmak ve Varlık’ı düşünmek olduğunu unutmuştur.  İnsanı tekrar yola, düşünme yoluna ve Varlıkla serbest bir ilişkiye yönlendirmek gerekir. Hakani Has (Heidegger gibi) Varlık’la serbest bir bağıntı kurma imkânını, yani “dönüş yolu”nu dilde bulur. Dil söz konusu olduğunda da her şeyden önce şiir bu yolun, bu “keçi yolunun” işareti olarak “yola koyulma”ya yüreklendirir. Kaldı ki, ölüme-doğru-varolma’nın her zaman bir “gitme”yi içerdiğini/imlediğini de göz ardı etmemek gerekir: “Gidecek yeri olmadığında/ ölecek yeri de olmaz insanın” (Büyümeye Prolegomena:16).

Bir bütün olarak Hakani Has şiiri, gerçekten de şiirsel düşünmedir; dünya ile bazen umutsuzca, bazen de trajik bir iyimserlikle biçimlenmiş tutkulu bir ilişkinin betimsel ifadesidir. Has’ın geleceğe yönelik tasavvuru, aslında kaynağını geçmişten alan bir okumaya ve geri dönmeye ilişkin bir gerekliliğe dayanır. Öyle ki, varlık ile özel bir ilişki kurmak üzere yola koyulmuş insanın dönüp geriye baktığında gördüğü bir durumdur “burada-olma”. Bu yüzden, Has için, dünya-içinde-varolma ve böylece varlıkla ilişki içinde bulunma ilksel bir bakışı, otantik bir görmeyi gerektirir.

Şiirinin temel taşlarını kurarken M.Heidegger’in “dünya-içinde-varolma” dediği olagelmenin bilincinde olan Hakani Has, gerek Sondan Öncekiler isimli kitabında gerekse de Türkçeye henüz kazandırılmamış (Azerbaycan dilindeki kitaplarında) varlığın sesine kulak vermeyi tercih etmiştir. Başta sözünü ettiğimiz evin “canlı” olma hâlini bireyin deneyimlerini önceleyen bir yaklaşım ile şiirinde konumlandırmıştır. Bunu yaparken de, kendini her defasında yeniden inşa eden “poetik mekân” anlayışından uzaklaşmadan yapmıştır. Heidegger, insanları birlikte yaşadıkları diğer canlılardan ayrı düşünmez. Has da Heidegger’in bu birlikte düşünme tavrını sürdürür. Çünkü şair, mekânı ve insanı birbirinden ayırmadan anlatmayı seçmiştir. Şiirlerinde varlığın varoluşunu mekânların içinden geçirerek açığa çıkarmayı yeğlemiştir. Bu durum da iki türlü bir açığa çıkışı beraberinde getirmiştir; mekânın varlıkta ortaya çıkışı ve varlığın mekânda ortaya çıkışı. İster ev, oda, kuyu gibi kapalı mekânların içinden yapsın isterse de orman, yol, balkon, kayran gibi açık mekânların içinden, iki türlü de varlığın var olduğunun bilincinde olmasıyla ilişkilendirerek kurmuştur şiirini.  Yani “giden olarak gitmedikçe yüz/ kalan olarak kalmadıkça”, “çıkıp gitme” ile “burada kalmama” (Sondan Öncekiler:54) arasındaki varoluşsal çatlakta sıkışıp kalacak olan var-olanın, kendi dışının en uzak noktasına vardığında bile yine kendiyle karşılaşmasının, kendiyle buluşmasının şiiridir bu.

Kaynakça

Bachelard, G. (2017). Mekânın Poetikası, (Çev. Alp Tümertekin), İstanbul: İthaki Yayınları

Bolt, B. (2020).  Yeni Bir Bakışla Heidegger, (Çev. Murat Özbank), İstanbul: Kolektif Kitap

Clark, T. (2023). Varlığın Şiiri, (Çev. Senem Kurtar, Ömer Faik Anlı), Ankara: Fol Kitap

Cöntürk, H. (2006). Çağının Eleştirisi – Birinci Cilt, İstanbul:YKY Yayınları

Gözel, Ö. (2022). Heidegger’in Dünya’sı, İstanbul: Ketebe Yayınları

Has, H. (2023). Sondan Öncekiler, İstanbul: Ototrof Yayınları

Has, H. (2016). Minor, Bakü: Kitab Klubu Neşriyyatı

Has, H. (2021). Poetae Eruditi, Bakü: Qanun Neşriyyatı

Has, H. (2008). Büyümeye Prolegomena, Ankara: Pelin Ofset

Has, H. (2021). “Açıklık’ta Buluşma: Rene Char (Şiiri) ve Martin Heidegger (Felsefesi)”, Henidik Dergisi, Sayı:13, Temmuz-Eylül 2021

Has, H. (2010). Gül ve Panoptikon, Ankara: Fersa Ofset

Heidegger, M. (2018). Varlık ve Zaman, (Çev. Kaan Ökten), İstanbul: Alfa Yayınları

Heidegger, M. (2007). Sanat Eserinin Kökeni, (Çev. Fatih Tepebaşılı), Ankara: DeKİ Yayınları

Kanter, B. (2013). Şiirsel Kimlikten Mekânsal Sınırlara, İstanbul: Metamorfoz Yayıncılık

Narlı, M. (2014). Şiir ve Mekân, Ankara: Akçağ Yayınları

Sevinç, C. (2019). Varoluşun Otantik İmkânı Olarak Ev, Ankara: Kriter Yayınevi