Kime Bakıyoruz, Ne Görüyoruz?

Dilek Büyük

Miguel, Alfredo Gomez Cerda’nın yazdığı yedi güne bölünen bir novella. Günlük hissi veren ama günlük olmayan bir metin.

 Kahramanımız Miguel hâli vakti yerinde orta sınıf bir ailenin çocuğudur. Annesi ve babası yoğun bir tempoyla çalışmakta, babası işi nedeniyle sık sık Londra’ya gidip gelmektedir. Miguel’se bu “sıradan” hayat akışında her şeyi olan ve okuluna gidip gelen bir çocuktur.

Hikâye bir pazar günü başlar. Orta sınıf ailelerin pazar alışkanlığına işaret eder şekilde bir alışveriş merkezinin marketinde buluruz kendimizi. Miguel çikolata standında oyalanırken anne babasını gözden kaybeder, artık çok da küçük olmadığı için anons ettirmek istemez. Nasılsa arabaya dönecekleri düşüncesiyle otoparka gidip, arabanın yanında beklemeye karar verir. Marketin kalabalığı ve kendi şaşkınlığıyla marketten elinde parasını ödemediği çikolata paketiyle çıktığını çok geç fark eder. Otoparkta arabayı ararken, çöp kutusunu eşelemekte olan beyaz sakallı, yaşlı, pejmürde kılıklı bir evsizle karşılaşır. Orta sınıf ailelerin, koruma güdüsüyle oluşturduğu steril uyarıyı hatırlar Miguel, “Yabancılarla konuşma!” Ama tereddütü kısa sürer, bu tuhaf adamla sohbet etmekten alamaz kendini. Onun geçmişte marketten yiyecek çaldığını, yakalanınca artık markete giremediğini ama şimdi de okumak için kitap çaldığı öğrenir. Çöpten bulduğu ekmeğin arasına Miguel’in verdiği çikolatayı koyar evsiz adam. Miguel’se bir yandan parasını ödemediği çikolatayı, diğer yandan adamın hırsızlığı sıradan şekilde anlatışını düşünürken ahlaki değerlerini düşünür, hırsızlığı yadırgar. Ama tüm hikâyenin fitilini ateşleyecek olan şey tam da bu sırada olur; yaşlı evsiz, şair Walt Whitman’ın bir şiirinden dizeler okur Miguel’e:

Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı

Ve baktığı ilk şeyde

Dönüşüverirdi o nesneye.

Ve evsiz kaybolur, Miguel’in anne ve babası gelip çocuklarını bulur.

Aile için neredeyse sıradan bir pazardır yaşanan.

Pazartesi Miguel her zamanki gibi uyanır, kahvaltısını yapar, o gün annesinin önemli bir toplantısı olduğundan babası bırakacaktır onu okula ama çocuğun aklında evsiz adamın söylediği mısralar dönüp durmaktadır. Okula giden yolda arabaları kırmızı ışıkta durur. Miguel dışarıda iki küçük çocuğun arabanın camını silmek için beklediğini görür. Ama asıl dikkatini çeken çocuklardan birinin üzerindeki en sevdiği müzik grubunun tişörtüdür. Babasından bir tane de bu tişörtten istemeyi düşünür, nasılsa babası hayır demeyecektir. Okula gelip arabadan iner ve okul bahçesine girdiğinde tuhaf bir şeyler olmaya başladığını hisseder. Miguel’in birden başı döner, ne olduğunu anlayamaz, yoğun bir bulut onu sarıverir ve “İmdat! diye bağıramadan da bulut ortadan yok olur. Miguel artık o az önce tüm dikkatiyle baktığı tişörtteki müzik grubunun solisti olarak tişörttedir. Kimse onun sesini duyamaz ama o iki küçük kardeşin ve diğer dış seslerin tümünü duymaktadır. Akşama kadar bu şekilde onların yaşamlarının ne kadar zor olduğuna tanık olur. Akşama doğru kendini okul bahçesinde bulur yeniden, annesi onu almaya gelmiştir okul çıkışı. Miguel çok şaşkındır, dizeleri yeniden aklından geçirir, ilgisi olup olmayacağını düşünür.

Salı gününe biraz korkarak başlar. Korkmakta elbette haklıdır, çünkü yine benzer bir şey yaşar. Bu kez bankanın eşantiyon verdiği bir tükenmez kaleme dönüşür ve evlerinde çalışan Peru’lu yardımcı kadının yaşamına tanık olur. Onun eşinden ve çocuklarından kilometrelerce uzakta çalışmaktan ne denli üzgün olduğunu fark eder. Çarşamba bir futbolcu kartına dönüşmüş bulur kendini ve okulda oturduğu bölgenin tekinsizliği nedeniyle adı çıkmış, sık sık okulu asan arkadaşı Mario’nun yaşamına tanık olur. Babasının zorlamasıyla hırsızlık yaptığı için onun ne kadar mutsuz olduğunu öğrenir. Perşembe artık olacakları bilerek güne başlar, bu kez parkta oturan ve konuşmayan küçük kızın Afrika’da ailesinin öldürülüşüne tanık olup, sözcüklerini yitirdiğini öğrenir. Cuma günü çok yaşlı olan ve buruşuk cildi yüzünden dalga geçmek için akordeon dedikleri matematik öğretmeninin bastonu olarak onun bir gününe tanık olur. Yalnız ve hayli hasta olan bu adamın yaşama tutunma gayreti alay ettiği için utanmasına neden olur.

Cumartesi yazar döngüyü tamamlar. Miguel hikâyenin son gününde yaşlı evsizle yeniden karşılaşır, bu kez evsizin kendisi olur ve bu kez aynı dizeleri, tıpkı kendisi gibi konfor alanıyla sınırlı yaşayan bir başka çocuğa söyler. Böylece bir başka çocuk benzer bir serüvenle dünyaya ve insanlara dair farkındalık kazanacaktır. Bayrak yarışında bayrağın el değiştirmesi gibi bu döngünün devam edeceğini anlarız.

Alfredo Gomez Cerda, oldukça incelikli bağlantıları olan bir kurgu yapmış. Empati üstüne yazılan ve edebi lezzeti nedeniyle çocukların ve yetişkinlerin yaşamlarında bir kez okuması gereken kitaplardan birini yazmış. Hikâyenin yedi güne yayılması ve başıyla sonunun bir döngü olması, bir çok eski ve kutsal metindeki yedi güne göndermeyi anımsatıyor. Miguel fiziksel olarak yakınında ama empatik olarak uzağında olduğu insanlara dair yedi günde bambaşka tanıklıklar yaşayarak değişiyor. Ve tıpkı masallardaki gibi değişim sürecinin gerçekleşmesiyle döngü tamamlanıyor ve sıra bir sonrakine geçiyor.

Cerda, didaktik olma tuzağına yakalanmadan, incecik zarif bağlantılarla oluşturmuş olay örgüsünü. Sadece empatiyi değil, farkındalığı ve civarımızda olanlara gözümüzü açmayı da parmağını gözümüze sokmadan gösteriyor.

Bütüne baktığımızda gerçeğe köklenmiş öyküye yazar biraz fantastik unsurlar ve gerilim eklemiş.  Fantastikliği gerçeğin kırılma noktası olarak görüyoruz hikâyenin akışında. Miguel değişimi yaşarken olağanüstü bir an yaşıyor her seferinde, başı dönüyor, tanımlayamadığı bir güç onu bir bulutun içine savuruyor ve birden yaşamına tanık olacağı kişinin yanı başındaki cansız bir nesneye dönüşüyor. Oysa herkes bu zamanları Miguel okuldaymış gibi yaşıyor. Ve bir sonraki güne okur olarak Miguel’le birlikte biraz daha gerilerek başlıyoruz. Bu tarz gerilim unsurları yetişkinler kadar çocuk ve genç okurun da soluksuz okumasını sağlar metni. Cerda bunun başarılı bir örneğini gösteriyor bize.

Yazar metne yan unsur olarak ciddi bir tüketim toplumu eleştirisi de eklemiş. Miguel evsiz adamla ilk karşılaştığı sahnede kendisine yöneltilen “..sen kitap sever misin?” sorusunu “Televizyon seyretmeyi, video oyunları oynamayı, akşamları alışveriş merkezinde zaman geçirmeyi, spor sahasına gitmeyi, arkadaşlarımla oynamayı tercih ederim.” diye yanıtlıyor. Aynı günün devamında aile marketten aldıklarını arabaya yerleştirip akşamın kalanını mağazalarda dolanarak geçiriyor. Ve Cerda o güne ait tüketimi listeliyor: “Miguel’in babası kendisine aldığı pantolonla uyumlu taba rengi ayakkabılar aldı, annesi bir şemsiye ve gömlek. Miguel ise çikolatalı gofretin yanı sıra en sevdiği müzik grubu Şafak Vakti Tavanarasında İnlemeler’in   albümünü, bir pijama, ünlü futbolcunun imzası bulunan bir havlu, kırmızı bir güneş siperliği, bir yanında gülümseyen bir yunus bulunan açık mavi bir mayo aldı. Elbette ev için de bir şeyler almayı unutmadılar. Akşam çökerken kafeteryalardan birinde oturup sandviç yedikten sonra, yorgun ve mutlu bir hâlde evlerine döndüler.”  Hikâye ilerledikçe Perulu yardımcıları Casilda’nın zorunlu olarak bir elbise ve bir ayakkabı almasının onu ne denli zorladığını, Miguel’in sevdiği grubun albümüne sahip olabilirken sokakta araba camı silerek yaşamını kazanmak zorunda olan çocukların yüksek olasılıkla grubun ancak sahte tişörtüne sahip olabildiğini, Mario’nun ünlü futbolcunun ancak oyun kartına sahip olduğunu, matematik öğretmeni don Alfonso’nun tek göz odasında zar zor tencere yemeği pişirebildiğine tanıklık ediyor okur. Cerda okurun kalbini kanırtmıyor ama koşulların farklılığının altını da hayli kalın bir çizgiyle çiziyor.

Ulusal ve uluslar arası pek çok ödül alan yazar kahramanı ve durumları tanımlamak yerine duygularını okura hissettirecek şekilde betimlemeyi tercih etmiş. Böylece okur detayları zihninde yavaş yavaş hayal ediyor. Ve kitabın edebi lezzetini biraz daha artırıyor bu özelliği ile. Yazarın seçtiği dizelerin Walt Whitman’a ait olması da tesadüf değil elbette. 19.yüzyılda yaşayan şair oldukça az eğitim almış ve 11 yaşında matbaada çalışmaya başlamış. Buradan bakınca novelladaki “zor yaşamı olanlara” oldukça yakın duran biri Whitman.

Çizimler dünyanın pek çok ülkesinde illüstrasyon dersleri veren, yine bol ödüllü birine; Javier Zabala’ya ait. Yer yer çocuk çizimlerini hatırlatan, perspektifin pek yer verilmeyen bir üslup kullanmış Zabala. Ve evsiz adam da yine şairi selamlayacak, okuru gülümsetecek şekilde, sakalı ve şapkasıyla Walt Whitman’ı hatırlatıyor.

Madem ki çok andık Whitman’ı, ondan dizelerle bitirelim:

Bunları okuduğunda görünebilir olan ben görünmez olurum,

Şimdi sensin, yoğun, görünebilir, şiirlerimi gerçekleştiren, beni arayan,

Yanında olduğumu ve senin yoldaşın olduğumu düşünüp

Çok mutlu olacağını kurguluyorsun;

Say ki yanındayım.

(Yanında olmadığım konusunda çok emin olma.)

Daima görülebilir ve görebilir hâlde olmamızın umudu ve çabasıyla kalalım o hâlde…

Yazan: Alfredo Gomez Cerda

Resimleyen: Javier Zabala

Çeviren: Saliha Nilüfer

İletişim Yayınları