Bir Yersiz-Yurtsuz Olarak Edward Said’in Portresi

Bir entelektüel ve düşünür olarak Edward Said, özellikle “oryantalizm” meselesine dair söyledikleriyle kendisine özel bir alan açabilmiş, müzikten kültüre, edebiyattan politikaya dek birçok farklı alanda eser üretmiş bir isimdir. Editörlüğünü Fırat Mollaer’in üstlendiği ve geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları tarafından okurlarla buluşturulan Edward Said’le Yeniden Başlamak da bu çerçevede bir entelektüel ve düşünür olarak Said’in portresini çizen, onun ilgilendiği alanları ve konuları alabildiğine kuşatan, Türkiye’deki okurlar için Said’in dünyasının ana hatlarını ortaya çıkaran bir çalışma.

Esra Can, Güneş Ayas, Mete Akbaba, Özge Özkoç, Pınar Tarcan, Pınar Yurdadön, R. Radhakrishnan, Rumeysa Köktaş, Tuğba Ekinci, Tuncay Birkan, Umut Kaya, Yusuf Ekinci ve Yücel Bulut’un yazı ve söyleşilerinden meydana gelen Edward Said’le Yeniden Başlamak, bir “entelektüel, sürgün ve şarkiyatçı” olarak Edward Said’in portresini çizerken onu, sıklıkla gözden kaçan yönleri ve popüler kültür içerisinde artık aşınmaya yüz tutmuş fikirleriyle ele alır. Odak noktasında Said’i tüm yönleriyle kuşatmak, onu her türlü aşırı yorumdan veya popüler kültür malzemesi olmaktan arındırarak “olduğu gibi yansıtma” çabası güden bu eser, katkı sunan isimlerin kimlikleri ve farklı disiplinlerden gelmeleri de düşünüldüğünde ortaya oldukça zengin bir profil çıkarır. Said’in meselelerini bugünün koşulları ve politik atmosferi içerisinde değerlendirmeye de özen gösteren çalışma, kimi güncel konuların da açıkça peşinden gitmeyi ihmal etmez.

Özellikle oryantalizm merkezli çalışmalarıyla tanınan ve bu konuda kaleme aldığı eserlerle akademiye yeni bir perspektif getiren Edward Said, yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden birisidir. 1935’te Filistin’de doğan, çocukluğu Kahire ile Kudüs arasında gidip gelen, Mısır’da geçen gençlik yıllarının ardından kendisini Amerika’da bulan Said, kendi ifadesiyle yaşamı boyunca bir “yersiz-yurtsuz” olarak yaşamış, hiçbir zaman herhangi bir yere yerleşememiştir. İçerisinde hep “ana vatan”a dair bir arayış olan, özgür Filistin için açıkça mücadele eden ve bu uğurda elinden gelen mücadeleyi vermekten çekinmeyen Said’i bunca önemli kılan da düşüncelerindeki berraklık kadar mücadele ruhundan hiç vazgeçmeyişidir.

Fotoğraf: Arab America

Kendi benliğinde “yurt özlemi”ni cisimleştiren, bir sürgün olarak yaşamanın ne tür anlamlara gelebileceğini açıkça ortaya koyan Edward Said, hayatı boyunca ana vatanından da ana dilinden de uzak yaşamak zorunda kalmıştır. Öyle ki Amerika’da geçen yıllarda gerek çocukluğunun gerekse ilk gençlik yıllarının ülkelerinden uzak kalan Said’in karakterini şekillendiren en önemli unsurlardan birisi de bu olur. Filistinli Hristiyan bir baba ile Lübnanlı Hristiyan bir annenin Filistin’de doğan çocuğu olarak Said, tüm bu karmaşanın içerisinde bir entelektüel olarak kendisini alışılagelmişin dışında bir yere konumlandırır. Çalışmalarını ana hatlarıyla “oryantalizm”, “post-kolonyalizm” ve “yersiz-yurtsuzluk” gibi meseleler üzerine inşa eden Said’in, bu yönüyle kaleme aldığı metinlere giden yolu kendi yaşamından geçirdiği, kendi içerisinde duyumsadığı konuları derinlemesine araştırdığı söylenebilir.

Kendi içerisinde birçok meseleyi yeniden tartışmaya açan Edward Said’le Yeniden Başlamak, Türk oryantalizmi, Amerikan oryantalizmi, Edward Said’in bir entelektüel olarak inşa ettiği evren, onun ana vatanı Filistin’e yaklaşımı, mekânı ve mekânla bağlantılı olarak meselelere yaklaşımında özel bir yere sahip “politik” perspektifi ve nihayetinde klasik müzik ve politika arasında kurduğu ilişkiyle dikkat çeker. Farklı disiplinlerden gelen ve ortak paydada Edward Said’i daha iyi anlama ve anlatma derdi içerisinde olan yazarlar, ele aldıkları meseleleri Robert Irwin, Bernard Lewis, Christopher Miller, Gauri Viswanathan, Joseph Marx, Foucault, Lafabre gibi düşünür, eleştirmen, tarihçi ve yazarların düşüncelerinden yola çıkarak açıklarken Said’in ele aldığı konulara dair eleştirel bir bakış da getirirler. Bu bakışın kitaba dâhil ettiği perspektif, ana hatlarıyla Said’in düşüncelerinin yeniden tartışmaya açılması, onların geçen bunca zaman içerisinde ne tür değişikliklere uğradığını ve Said’in ileri sürdüğü savların bugün için nasıl değerlendirilebileceğine dair de önemli örnekler teşkil etmeleridir. Sözgelimi Mete Akbaba, “Oryantalizm Eleştirisinin Türkiye Macerası” başlıklı bölümde oryantalizm meselesinin Türkiye’de nasıl alımlandığını tartışmaya açarken Said’in görüşlerinin İslamî dergilerde, popüler kültürde ve akademide nasıl işlendiğini, bu konuya farklı kesimlerden insanların hangi düşünsel çerçevelerden dâhil olduğunu ortaya koymaya çalışır. Fırat Mollaer ve Pınar Tarcan tarafından kaleme alınan “Türkiye’de Kültür Savaşı ve Edward Said” başlıklı bölüm ise ana hatlarıyla “Türkiye’deki durum Said’in eleştirel potansiyeline sahip değil,” tezi üzerinden hareket eder. Kendi içerisinde birçok çarpıcı iddia da geliştiren bu bölüm, Türkiye’de kültürel ve akademik dünyanın Edward Said’e yaklaşımını ciddi bir biçimde eleştirir; “kültür” ve “kimlik” meseleleri üzerinde daha çok durulması gerektiği düşüncesini ön plana çıkarır.

Edward Said’in yaşamı boyunca fikirlerini üzerine inşa ettiği en temel kavramlardan biri olan “oryantalizm”, her medeniyet, kültür ve dil coğrafyasında farklı bir gelişim göstermiştir. İçerisinde bulunduğu toplum ve medeniyetin şartlarına göre değişiklik gösteren ve anlamsal anlamda farklı denklikler geliştiren bu kavram, Edward Said’le Yeniden Başlamak ekseninde de ayrıca değerlendirilmiştir. Bu konuda Rümeysa Köktaş’ın kaleme aldığı “Amerikan Oryantalizmi”, Güneş Ayas’ın kaleme aldığı “Türk Oryantalizmi” ve Yücel Bulut’un kaleme aldığı “Edward Said, Oryantalizm ve Eleştirmenleri” bu konuyu farklı açılardan ön plana çıkaran yazılardır.

Fotoğraf: Arab America

“Amerikan Oryantalizmi” başlıklı bölümde Amerika’da Doğu çalışmalarının nasıl başlayıp geliştiğini ve tarihsel aşamalarının neler olduğunu adım adım takip eden Rümeysa Köktaş, bu noktada Avrupa’daki Oryantalist klişelere özel bir parantez açar. Bu klişelerin eleştirel düşünceyi uzun yıllar savsaklaştırması bu konunun Amerika’daki gelişim çizgisine de doğrudan etki etmiştir. Oryantalizmin Amerika’daki gelişimini toplamda dört evre üzerinden inceleyen Köktaş, nihayetinde “Batı Karşıtı ve İslamcı Teröristlerin Kaynağı” ile bu bölümü nihayetlendirir.

Güneş Ayas tarafından yazılan “Türk Oryantalizmi: Arabesk Müzik Tartışmaları” başlıklı bölüm, oryantalizmin Türkiye’de arabesk müzik ile nasıl iç içe geçtiği meselesi üzerine odaklanır. Bu noktada özellikle Doğu, Batı ve Türklük tartışmalarına dikkat çeken Ayas, konunun Türkiye’de farklı çevrelerce bambaşka biçimlerde ele alındığını ifade eder. Öyle ki salt bu çevrelere bakarak dahi oryantalizm meselesinin zaman içerisinde ne denli dallanıp budaklaştığı anlaşılabilir. Bu noktada Türk müziğini başta Arap müziği olmak üzere Orta Doğu müziğiyle de karşılaştıran Ayas, Edward Said için de özel bir yeri olan müzik konusunu böylelikle yeni bir perspektiften değerlendirme şansına erişir. “İdeal Türk Kimliğinin Antitezi Olarak Arabesk”, bu noktada Edward Said’in düşüncelerinden hareketle müzik ve kimlik tartışmasının sınırlarını alabildiğine genişletir. Türk kimliğinin antitezi olarak yorumlanan arabesk, bir dönem (ki etkisi hâlâ devam etmektedir) Türkiye’de olduğu gibi Mısır, Lübnan, Suriye ve Irak gibi ülkelerde de en çok dinlenen müzik türlerinden birisi olmuştur.

Özge Özkoç, “Edward Said’in Entelektüel Evreni ve Filistin” başlıklı bölümde Filistin davasının Said için ne anlamlara geldiği üzerinde durur. Said’in ana vatanı olan ve çocukluk yıllarını geçirdiği Filistin, onun için büyük bir mücadelenin odak noktası olma hüviyetindedir. Said’in “entelektüel dünyasının oluşumunda Filistin”in oldukça önemli bir yeri olduğunu söyleyen Özkoç, onun İsrail-Filistin sorununa yaklaşımının düşüncelerinin de bir özeti olarak okunabileceğini belirtir. Bu aşamada “iki devletli çözüm” de Said’in 1990’larda ortaya attığı “iki halk tek devlet çözümü” de farklı açılardan değerlendirilir.

Fotoğraf: Arab America

Fırat Mollaer ve Esra Can’ın kaleme aldığı “Edward Said’in Mirası ve Ötesi”, bugünki Said çalışmalarına dair bir kılavuz olarak nitelendirilebilir. Distopya deneyimi, şarkiyatçılık, post-kolonyal konum, otantiklik, hümanizm, melezlik, sekülerizm, çok kültürcülük, evrenselcilik ve Saidyel ikilemler bu noktada Mollaer ve Can’ın üzerinde durduğu ana başlıklardır. Söz konusu bu başlıklara Edward Said’in nasıl yaklaştığı ve bu kavramların bugün nasıl kullanıldığı, Said çalışanlar için bir tür yol gösterici olarak görülebilir. Edward Said’deki kimi ikilikler de bu çerçevede özellikle üzerinde durulması gereken bir diğer nokta olarak işaret edilebilir.

Kitapta yer alan diğer bölümlerde Fırat Mollaer “Edward Said’in Eleştirel Kavramları”na; Tuğba Ekinci “Edward Said ve Postkolonyalizm”e; Umut Kaya “Edward Said ve Madun Çalışmaları”na; Pınar Yurdadön “Edward Said’in Mekân-Politik Perspektifi”ne değinir. Kitabın son bölümünde yer alan, Tuncay Birkan’ın Edward Said ile gerçekleştirdiği söyleşi, Said’in bizzat kendi ağzından kimi meselelerine nasıl yaklaştığına ve kimi noktalarda bu konuların Türkiye’de nasıl bir akis uyandırdığına dair de önemli veriler sunar.

Editörlüğünü Fırat Mollaer’in üstlendiği ve geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları tarafından okurla buluşan Edward Said’le Yeniden Başlamak: Entelektüel, Sürgün ve Şarkiyatçılık başlıklı eser, Edward Said çalışmaları bir başucu kitabı olarak görülebilir. Said’in temel kavram ve meselelerine dair eleştirel yaklaşımların söz konusu edildiği eser, Said’in bugün için nasıl bir anlam ifade ettiğine dair de güncel bir değerlendirme olarak düşünülebilir.