.

Bilinmeyen Boyut: Diktatör Devlete Direnen Mazlum Bellek

nona-fernandez-bılınmeyen-boyut

Burcu Demirer

İthaki Yayınları tarafından 2023 yılının aralık ayında Roza Hakmen çevirisiyle yayımlanan Bilinmeyen Boyut, bir derginin sayfalarında rastlanan tanıklığın üzerine inşa ediliyor. Bu tanıklık, 1970 ile 1973 yılları arasında faaliyet gösteren Salvador Allende hükumetinin askeri darbeyle sonlandırılmasından sonraya, 1984 yılının ağustos ayına rastlıyor. 1973 yılından 1990 yılına kadar devam eden Pinochet önderliğindeki diktatörlük döneminde kurulan yasadışı nezarethanelerde otuz beş bini aşkın insan işkenceye uğruyor ve/ya gözaltında kaybediliyor. 1984 yılında devletin istihbarat biriminde çalışan bir görevlinin muhalif kimliğiyle bilinen Cauce dergisine giderek konuşmak istediğini söylemesi, işkenceler ve kaybedilmelerle dolu ülke tarihindeki karanlık dönemin kapısını içeriden aralıyor.

Bilinmeyen Boyut kitabının 1971 doğumlu yazarı Nona Fernández, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını diktatörlük döneminde geçirmiş bir yazar, oyuncu ve senarist. Yazdığı romanlarla unutulmaması gerekeni hatırlatmayı kendine görev edinmiş biri. Ülkesinin karanlık geçmişini hatırlamaktan korkmuyor. Tam aksine bu bir çeşit direniş biçimi onun için. Bilinmeyen Boyut kitabının anlatıcısı, yazarı gibi hatırlayarak direnmeyi seçen, isimsiz bir ses. Anlatıcı olarak görevini “Hayal ediyorum, çünkü bu öyküde bana düşen bu,” cümlesiyle ifade ediyor daha ilk sayfadan. Onu yönlendiren, anlatısını bilinmeyen boyuta taşıyabilmesini sağlayan tanıklık ise Andrés Antonio Valenzuela Morales’in 27 Ağustos 1984 tarihindeki itirafı: “Ben işkence yaptım.”

Anlatıcının çocukken okuduğunda tam anlamıyla kavrayamadığı tanıklık aklından silinirken derginin kapağında yer alan tabiat öğretmeninkine benzeyen siyah saçlı, pos kara bıyıklı çehre belleğine kazınır. 1976 yılında Katolik Kilisesi’ne bağlı olarak kurulan “Vicaría de la Solidaridad” isimli yardım kuruluşunun 2016 yılında hazırladığı belgeselin yapım ekibinde yer alan anlatıcı için defalarca kez dinlediği kayıtların, izlediği görüntülerin arasında 1984 yılında itirafta bulunan istihbarat üyesinin yaşlanmış görüntüsüne rastladığında geriye dönük bir düşünme ve hayal etme süreci başlar. Anlatıcı yapımında çalıştığı belgesel için pek çok insanın tanıklığından yararlanılır. Defalarca kez izler yapılan röportajları ve en etkili anları yakaladığına inanır. Belgeseli izlemek için sinemaya annesiyle birlikte gittiğinde, hazırlık sürecinde izlediği en etkileyici sahneleri belgesele ekleyememiş gibi hisseder anlatıcı. Kızının aksine annesi için yabancıdır gördükleri. İstemese de insanın şiddet ve korku dolu günler yaşarken direnebilmesinin yolu görmezden, duymazdan, bilmezden gelmesini gerektirebilir. Oysa kapı bir defa aralandıktan sonra karanlık taraf insanı içine çekmeden duramaz. Anlatıcının şu cümlesi boşuna değildir:

“İçinde yaşadığımız çılgınca, parçalanmış zamanda, hatıraların kayıp gittiği zamanda annem aynı filmi bin kere görüp her defasında ilk kez görüyormuş gibi duygulanabilir.” (Sf. 59)

Santiago’nun her köşesinde gizlenen insanlar, diktatörlüğe karşı toplantılar düzenler, eylemler ve işgaller planlar; yani durmayan bir direniş hâli içindedirler. Karşılarında ise sahip olduğu güçle halka korku ve şiddeti dayatan bir rejim vardır. 1970’li ve 1980’li yıllar böyle geçer. Tarihe Şili Plebisiti olarak geçen seçim yapılıp 1990 yılında rejim yıkıldığında her şeyin farklı olacağına dair umutlu sesler yükselir. Yakınları bu dönemde ölen ya da kaybedilen insanlar için sürecin umdukları gibi gelişmediği 2010 yılında Şili Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi kurulduğunda görülür. Kardeşleri malum yıllarda öldürülen iki kadın, dönemin başkanı Michelle Bachelet’ye müzenin açılışında hesap sorar. Anlatıcı öldürülen ve kaybedilen insanların hikâyesini önemsediği gibi, neyin, nasıl anlatılacağını, bir hafıza müzesinde nelerin yer almasına kimin karar verdiğini de sorgular:

“Bir hafıza müzesinin küratörlüğü nasıl yapılır? Müzede yer alması gerekenleri kim seçer? Nelerin dışarıda bırakılacağına kim karar verir?” (Sf. 34)

Nona Fernandez
Nona Fernandez

Tarih, devlet eliyle şekillendirilip sunulur halka. Hafıza müzesinin küratörünün kim olduğunu sorgulamak da bu yüzden önem arz eder. Müzenin bir nevi küratörü olan devlet, inşa ettiği sembolik müzeyle şekillendirdiği tarih anlatısını korur ve sürdürür. Diktatörlük döneminde öldürülenlerin yakını olan bu iki kadın isyan ederken tüm siyasi mahkumlar için de adalet talep eder.  Hafıza Müzesi’nin sembolik varlığı, diktatörlük sırasında yapılanları haklı çıkarmak için kullanılan iletişim faaliyetlerini anımsatır. Bunu yapan tek devlet Şili değildir elbette. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, yaratılan korku ikliminin devletin söylemiyle birleştiğinde oluşturduğu dehşet şu örnekte açıkça görülür: 1945 yılında Amerikan askerlerinin Japonya’nın Okinawa adasını işgal edeceği haberini alan halkın, imparatorun emrini yerine getirmek için intihar etmesi ya da farkına bile varmadan düşmanlarına benzeyerek yakınlarını öldürmesi. Aradan yıllar geçer ve adadan sağ çıkabilen ihtiyar Kinjo, yaptığı açıklamada imparatorun emrine uymakla kahramanlık yaptığını düşündüğünü ve ailesini bu sebeple öldürdüğünü söyler. Egemen söylem normal şartlarda insafsızca kabul edilecek bir eylemi rahatlıkla meşru kılar.

Bilinmeyen Boyut kitabının anlatıcısı, hatırlamanın durağan bir eylem olmadığının farkında. Kişisel korkularını bir kenara bırakmadan toplumsal belleğe yapılan çağrının yüzeye çıkarabilecekleriyle yüzleşmenin zor olduğunun da öyle. İşkence yapan adamın tanıklığının sağladığı alternatif tarih anlatısıyla, bakılmak istenmeyeni görmesi ve göstermesi, kaçınılan rollere de talip olması mümkün olur. Elbette bir anlatıcı olarak yetersizliklerinin bilincindedir. Daha kitabın ilk sayfalarında açık yüreklilikle itiraf ettiği gibi, kaybedilmek üzere olan birinin o nihai mahrem anını anlatacak imge ve kelimelerden yoksundur. Buna rağmen kelimelerden bir dünya inşa edip hayal gücünü uygun imgeleri bulmaya zorlayarak belleğini direnmeye davet eder. İlk görevi de tanıklığıyla alternatif tarih anlatısına kaynak oluşturan hem fail hem de yaptıklarından pişman olan adamın ismini unutturmamaktır: “Andrés Antonio Valenzuela Morales, er, La Ligua komünü, 39.432 no.lu kimlik belgesi.”

Anlatıcının başından itibaren empatiyle yaklaştığı işkence yapan adam, José Weibel, Carlos Contreras Maluje, Alonso Gahona Chávez, Carol Flores, Miguel Rodríguez Gallardo, José Manuel Parada, Manuel Guerrero, Santiago Nattino, Sergio Peña, Lucía Vergara, Arturo Villavela, Alejandro Salgado, Hugo Ratier ve diğer pek çok insanın işkenceye uğramasında, öldürülmesinde ve kaybedilmesinde ekibiyle birlikte görev alır. Bilinmeyen Boyut kitabında yararlanılan birincil kaynak oluşu, güvenilir olduğu kadar tedirgin edici ve sarsıcı bir atmosfer yaratır. Şefkatli anlatıcı boşlukları hayal gücüyle dolduracak kadar maharetli olsa da işkence yapan adama, sunduğu tanıklıktan ötürü duyduğu kişisel zaaf bu diyalogla gözler önüne serilir:

“‘Canavar pişman oldu’ diye ısrar ediyorum. ‘Bu yüzden sonunda kuzey kutbuna saklandı. Bu hareketinin bir değeri yok mu?’

‘Olabilir’ diyor M. ‘Ama bu durumda pişmanlık duyan bir canavar olmaktan ileriye gitmiyor.’” (Sf. 199)

Geriye havaya asılı bu cümleler kalıyor.