Beklenmedik Misafir

Dilek Büyük

Hayat, çoğu kez beklediğimizden ziyade beklemediklerimizle karşılaştırıp, bizi şaşırtır.  Rutin değişikliğine yol açan bu olay, konfor alanımızdan çıkmak anlamına gelebilir.  Antje Damm, Çıkagelen Semender kitabında tam da buradan vuruyor bizi.

Bir ferdi çocuk olan, üç kişilik bir fare ailesi ile tanışıyoruz kitabın başında. İki mumun aydınlattığı, karanlığa yakın loşluktaki yuvalarında şaşkın bir surat ifadesiyle görüyoruz üçünü de. Şaşkınlar, çünkü postacı yuvalarının deliğinden bir mektup bırakmıştır. Neredeyse dışa kapalı yaşadıklarından bir mektup gelmesi, şaşırttığı kadar meraklandırır da.  Okuduklarında şaşkınlıkları endişeye dönüşür. Belediye başkanı evsiz kalan birinin onlara taşınacağını bildirmektedir. Yerlerinin de, yemek için sahip oldukları patatesin de dört kişi için yeterli olmadığını düşünürler. Endişe, bu kez yerini huzursuzluğa bırakmıştır.

Damm, bu değişikliği belediye başkanı gibi bir otoriteye yaptırmış.  Böylece fare ailesine seçim şansı bırakmamış. Aile, yuvanın girişini tamamen kapatmayı düşünse de buna cesaret edemiyor. Bu da otoriteye karşı gelemeyeceklerinin altını çizen bir ifade olarak “misafirin” zorunlu gelişini kesinleştirmiş.

Böylece bu “dertle” akşam yemeği hazırlıklarına başladıkları sırada bir semenderin delikten kafasını uzattığını fark etmezler bile. Farelerin yuvası grinin koyu tonlarının hâkim olduğu, rutubetli bir yerdir. Damm, bu sahnenin karanlığını yuvanın deliğinin olduğu bölüme doğru bilinçli olarak artırmış. Böylece okurun da metni okuyuncaya kadar, semenderin delikten uzattığı kafasını fark etmemesini sağlamış.

Belediye başkanı birinin geleceğini bildirmiştir ama zamanını söylememiştir. Bu yüzden fareler için semenderi bir anda karşılarında görmek şaşırtıcı olur. Neyse ki, konukları oldukça kibardır. Taa, bataklıktan geldiğini söyler. Fare ailesi bir kez daha şaşırır, çünkü bataklık çok uzaktadır. Semender de işte tam da bu nedenle çok yorgun olduğunu söyler ve koltuğa uzanmasıyla uyuyakalması bir olur.

Damm, burada Tombik Dora’yı anne olmasından ötürü, anaç ve şefkatli bir karakter olarak gösterir okura. Koltukta bitap halde uyuyan semender için endişelenerek, “Evine ne oldu acaba?” diye sorar. Küçük Katinka’ya ise çocuk olduğunun altına çizmek için semenderin çantasını kurcalatır ve çantada tohum dolu bir torba olduğundan böylece haberdar eder okurunu.

Ertesi sabah semender banyo yapmak için izin ister. Yuvada bir küvet vardır ama fareler banyo yapmayı sevmediklerinden pek kullanılmamaktadır. Yine de, kullanmadıkları şey için bile düzenlerinin bozulmasından hoşlanmazlar. Alışkanlıkları, düzenleri farklılaşacaktır. Huzursuzlukları artar. Uzun Luis izin verir vermesine ama homurdanarak. Ortalığı ıslatmamasını bu huysuzlukla söyler semendere.

Düzen bir kere bozulmuştur. Semender için yatacak yer de gerekmektedir. Semender, kullanmadıkları küveti önerir. Su sevmeyen farelere bu tuhaf gelse de, kendi kullanım alanlarını paylaşmayacak olmanın rahatlığı ile kabul ettiklerini görürüz.

Adı Lisander olan semender halinden memnundur. Farelerin genellikle endişeli ya da tedirgin surat ifadelerine karşıt olarak semenderin yüzünde bulduğu yuva nedeniyle tebessüm görürüz.  Küvette yaşama izni çıkınca, nedenini açıklamadan kova kova toprak taşıyarak küveti doldurmaya başlar Lisander.  Tombik Dora, kullanmasalar da küvetinde sorun olmasını istemez ve “Ne yapıyorsun, küveti tıkayacaksın!” diye bağırır. Semenderse,  toprakla doldurduğu küvete bir de çantasındaki tohumları atar.

Zaten evde başka birinin varlığı nedeniyle iyice gerilmiş olan fareler, küvetlerinin halini görünce iyice sinirlenirler düzenlerinin alt üst olduğunu düşünerek.  Bir yandan da olan biteni anlayamamanın korkusu sarmıştır hepsini.  Küvetin toprakla dolmuş halini gören küçük Katinka’yı konuşturur yazar burada, her yeri pislik içinde bıraktığını söyler ona.  Ama Lisander’in yüzündeki gülümseme yine de olduğu gibi kalır. Sabretmelerini söyler Küçük Katinka’ya.  Onlar da susup, beklemeye karar verirler. Ve bir süre sonra o tohumlardan gri yuvayı şenlendiren renkli çiçekleri olan, yemyeşil bitkiler çıkar. Hem yuvanın kasvetli havası değişmiştir hem de patatesin yanında artık yeşilliklerden salata vardır. Tüm bunlar farelerin de bakış açısını ve Lisander’e olan duygularını değiştirmiştir. Son sahnede dördünü de masada, yüzlerinde mutluluk ifadeleriyle yemek yerken görürüz.

Göç, son yıllarda yeniden dünya gündemini zorlayan konulardan biri. Antje Damm,  evsiz kalmanın, bir yuva bulabilmek için uzun mesafeler kat etmenin güçlüğünü anlatmış. Bunun yanında karşıt durumu da göstermiş. Göçmenleri kabul etmenin pek çok kişi için neden zor olduğunu çok yalın şekilde anlatmış. Farklı kültürlerden gelmenin yol açabileceği çatışmayı ama devamında farka şans verilirse, belki bambaşka dünyalarla tanışarak evrenimizi genişletme fırsatı bulabileceğimizi çok sade biçimde anlatmış. Tam da bu nedenle aslında her yaştan okur için yumuşacık bir hatırlatma bu kitap.

Sadece göç temasıyla sınırlamak da doğru değil metni. Hayatımıza bizden farklı birini almak, onu olduğu haliyle kabul etmek genellikle zorlanılan bir şeydir. Çünkü yeni gelenin bizden farklı olan yanlarına uyum sağlamak için az da olsa değişmeye açık olmak gerekir. Ama bunu başarırsak, işte o zamana kadar tanımadığımız farklı güzellikler görme ihtimalinin yolunu açmış oluruz.  Damm, kitabındaki dört kahramanı gülümsetirken, tam da bu nedenle okurunu da gülümsetmeyi başarmış.

Kitabın metni dışında görselleri de Antje Damm’a ait.  Belki mimarlık eğitiminin de kattığı bakış açısıyla sık kullanılmayan bir teknik kullanıyor. Kahramanlarını çiziyor ve kesiyor. Mekânları ise kağıt, karton ve benzeri malzemeyle üç boyutlu olarak, sahne şeklinde hazırlıyor ve daha önce hazırladığı karakterleri bu sahneye yerleştirip, fotoğraflıyor. Sonuç olarak ortaya çizim, kesim, fotoğraf kolajı şeklinde görseller çıkıyor. Hikâye,  paylaşılmak zorunda kalınan mekâna da vurgu yaptığından,  bu farklı tekniğin okura sunduğu derinlik duygusu hikâyeyi güçlendirmiş.

Lisander’in uzak yollardan, umuda tüm yorgunluğuyla yürüyüşü bana Gülten Akın’ın mısralarını hatırlattı:

Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne

var mıdır

ölüm yok eder göç değiştirir

kendisi kalamaz kimse

sarp ve suskun ninelerden başka

Damm’ın hatırlatması aklımızda kalsın; beklenmedik misafirler ya da bizden farklı olan, beklenmedik güzellikler de sunabilir bize…

Yazan ve Resimleyen : Antje Damm

Çeviren : Aylin Taraşlı

TukoTukoKitap