.

Bazen Dünyayı Dolaşırsın, Vardığın Yer Başladığın Yerdir…

kucuk-mavı-sandalye-cocuk-kıtapları

Dilek Büyük

Hayatımızdaki varlığı sona eren şeylerle yolumuzu ayırdığımızda artık o şey, kişi veya konunun ömrübillah hayatımıza uğramayacağını sanırız. Ve yanılırız. Hayat hepimiz için sürprizlerle doludur. Pek çok ödülün sahibi olan, gençler ve çocuklara yönelik yazan Cary Fagan da Küçük Mavi Sandalye’de küçük okura seslenirken işte bu sürprizle yetişkin okura da göz kırpıyor.

Küçük Mavi Sandalye’nin öyküsü Bo’nun sandalyesi olarak başlıyor. Bo, yemeklerini yerken o sandalyede oturuyor, kitabını okumak için bahçeye onunla çıkıyor, çadır kurmak, oyun oynamak için hep onu kullanıyor. Ta ki sandalyesine oturamayacak kadar büyüyünceye dek. Annesi sandalyeyi çöpe atmıyor, “Lütfen beni alın” yazan bir yazı ile bahçe kapısına bırakıyor.

 Sandalyeyi oradan alan kişi onu bir eskici dükkanına satıyor. Uzun zaman alıcısı olmayan sandalyeyi sonunda bir kadın beğenip alıyor ve pencerenin önüne yerleştirip saksıdaki bitkisini oturtuyor sandalyeye. Zamanla ağaca dönüşen bitkiyi kadın saksıdan çıkarıp bahçeye dikiyor. Artık ihtiyaç kalmadığı için sandalyeye yol görünüyor. Kadın sandalyeyi eskiciden satın almasına rağmen Bo’nun annesinin yaptığını yapıyor; “Evinize sandalye” yazdığı bir notla yola bırakıyor.

Yoldan geçen bir kaptan, aradığı şeyi bulmanın mutluluğu ile alıyor sandalyeyi, gemisine götürüyor. Bu kez sandalyeye geminin seyri sırasında da kaptanla birlikte yolculuk eden kızı oturuyor. Artık denizlere veda edip, gemiden bir ev yaptıklarında onların da küçük sandalyeye ihtiyacı kalmıyor. Bu kez kaptan üstüne bir not yazıyor: “Beni ister misiniz?”

Kumsala bırakılan sandalyeyi fili olan bir adam alıyor, sandalyeyi filine bağlıyor ve fille gezmek isteyen çocukları oturtuyor o da bu kez. Ta ki birkaç yıl sonra fil ile adam emekli olmaya karar verene dek. Adam bu kez sandalyenin daha önceki sahiplerinden farklı bir şey yapıyor. Yoldan geçen birinin alması için yola ya da kapıya bırakmak yerine uzakta yaşayan kız kardeşine postalıyor.

Kız kardeş sandalyenin üstüne biraz tohum koyarak iple yaptığı asansör sitemine benzer bir yöntemle kuşların yemlenmesini sağlıyor. Metnin buraya kadar olan kısmı oldukça mantıklı durumları sıralamıştı. Fakat sandalyeyi kuş yemliği olarak düşlemek doğrusu bana biraz gerçekçi olmaktan uzak bir fikir göründü. Elbette her öğe gerçekçi olmak zorunda değil. Hatta kitabın devamında da fantastik unsur var. Ama burada fantastik olmayan, bununla birlikte gerçekçi de olmayan bir bölüm var.

Kuşlar yerken yere dökülen tohumlar sayesinde bahçede bitkiler çoğalıyor, bahçe daha görkemli bir hal alıyor. Ve artık kız kardeşin de sandalyeye ihtiyacı kalmıyor. Üstüne bıraktığı  “İş arıyorum” notuyla dışarı bırakır bırakmaz sandalyenin yeni sahibi bir lunapark işletmecisi oluyor. Sandalye kırmızıya boyanıyor, dönme dolapta kırılan bir koltuğun yerini alıyor ve yeniden çocukların oturduğu bir sandalye haline geliyor. Birkaç yıl sonra dönme dolap çalışamaz hale gelince bu kez halka atma tezgahının ödülü oluyor. Uzun bir süre sonra nihayet halkayı şişeye geçirmeyi başaran bir oğlan kapıyor sandalyeyi.

Küçük oğlan tıpkı sandalyenin ilk sahibi Bo gibi çok vakit geçiriyor sandalyesi ile. Bir gün hayallerini bir adım daha ileri taşıyor, sandalyesi ile göklere uçmak istiyor. Bunun için uçan balonlarını bağlıyor ama kendisi oturamadan havalanıveriyor küçük kırmızı sandalye. Çook uzun yollar kat ediyor, bir süre sonra balonlar tek tek kopmaya başlıyor ve bir evin ön bahçesine düşüveriyor. Evden çıkan adam kırmızı boyaları yer yer soyulup eski mavi boyası görünmeye başlayan sandalyeyi görüyor. Pek tanıdık geliyor ona sandalye. Artık bir yetişkin olan Bo çocukluk arkadaşını tanıyor, onun sallanmakta olan bacağını tamir edip yeniden maviye boyuyor ve bu kez kızı Lili’ye veriyor. Burada Cary Fagan, sandalye artık bir kız çocuğunun olacağı için renkleri cinsiyetçi düşünüp, sandalyeyi Bo’ya mavi yerine kırmızıya boyatabilirdi. Bunu yapmamış olması özellikle önemsediğim bir nokta. Elbette Bo’nun anılarındaki sandalye kırmızı değil mavi olduğu için de renk tercihini maviden yana kullanmış olabilir ama bu olasılık daha düşük gibi.

Kitap, eşyaların kullanılabilir olduğu sürece toplumda ihtiyacı olanlar arasında el değiştirerek kullanılabileceğini zincir anlatı formunda çok güzel anlatıyor. Sandalyeyi alanların hiçbiri onunla işi bittiğinde çöpe atmayı düşünmüyor. Tanımasa bile ihtiyacı olacak birinin edinmesini sağlıyor her kullanıcı. Ayrıca bu zincir anlatım yetişkin okuru kendi çocukluğunda bağ kurduğu nesnelere taşıyor. Belki biraz bu duygu nedeniyledir, illüstrasyonda kullanılan renkler sahnelerin elverişliliğine rağmen neşeli değil, soğuk renklerle resmedilmiş. Böylece yetişkin okurun kendi hikayesinde geri dönmesini, nostaljik anlar yaşamasını kolaylaştırmış. Hazır çizimden söz etmişken bol ödüllü illüstratör Madeline Kloepper’in her sayfadaki tatlı çizimleri ile minik minik eklediği detayların güzelliği her sayfada okurun yüzüne sakin bir gülümseme yerleştirdiğini de söylemek gerek.

Kitapta küçük okur için işlevsellik ve yaratıcılık kavramlarını da görüyoruz. Bir sandalye o kadar çok şey olabiliyor ki… Oturulan nesne, bir çadırın çatısı, oyun kurarken kralın tahtı ya da araba, yazı yazmak için masa, dönme dolap için sandalye, kuşlar için asansörlü yem kabı… “Bir şey asla tek bir şey değildir” sözünü hatırlatıyor bu işlev çeşitliliği ile.

Yetişkin okura ise kurulan bağın araya zaman girse de yeniden karşılaşıldığında kopmamış olabileceğini fısıldıyor hikâye bir yanıyla da. Tam da bu noktada Attila İlhan’ın mısrasını anımsatıyor:

“Ayrılık da sevdaya dahil…”

Sevdiğimiz her şeyin hayatımızdaki kalıcılığı mümkün olmasa da, en azından hayatın bir yerinde küçük mavi sandalye gibi yeniden karşılaşabilmek umuduyla diyelim o hâlde…

YAZAN: Cary Fagan

RESİMLEYEN: Madeline Kloepper

ÇERVİREN: Ümit Mutlu

Uçanbalık Yayınları