abaşo gabya sereni: Bir denizcilik terimi. Gabya çubuğu üzerinde bulunan iki gabya sereninden altta olanıdır. Üzerlerinde bulundukları ana direklerin isimleri ile anılırlar.

“Sesten harita çıkarmış bu kulaklar, elli beş yıl koynuna girmiş makinenin, ufacık bir yayı titrese, gevşese bir cıvata, boşluğu alınmalı grangın, bir gemi, bir gemi olsa şimdi, pruva, mizandi, abaşo gabya sereni, borcum, trinket, tirolti valfı aç, kokla kondenseri, stimgeyce bir göz at, bir kolla evaporeyteri…” (Erbil, 2021: 59)

Abdülkadir Geylani: Kadiriye tarikatının kurucusu. Abdülkādir-i Geylânî, Bağdat’a gittiği zaman mensup olduğu Şâfiî mezhebini bırakarak mizacına daha uygun gelen Hanbelî mezhebine girmiş, bununla birlikte hayatının sonuna kadar her iki mezhebe göre fetva vermiştir. Rivayete göre rüyasında Ahmed b. Hanbel Abdülkādir’den, o sırada zayıf durumda bulunan Hanbelîliği canlandırmasını istemiş, o da Hanbelî mezhebine girerek bütün gücüyle bu mezhebi ihya etmeye çalışmıştır. Yaşadığı dönemde Hanbelîler’in imamı olmuş ve bundan dolayı kendisine “Muhyiddin” (dini ihya eden) unvanı verilmiştir. Abdülkâdir Geylanî’nin tasavvuf anlayışı, şeriate ve dinin zahirî hükümlerine titizlikle bağlı kalma esasına dayanır. O, her an Kur’an ve hadislere uygun hareket etmeyi şart koşar. Gazzâlî’nin geliştirdiği Sünnî tasavvuf, onun tarafından devam ettirilmiştir denebilir.

“İşte bizim deniz ticaret filomuz gelişmektedir böyle, hele Hamit Mordon’ların mazot tankeri, tarikattandı bu adam, Abdülkadir Geylani’nin müridi, kıyak bir adam.” (Erbil, 2021: 66)

Abu Deresi: Rize şehrinin Fındıklı ilçesinde bulunan ve Karadeniz’e akan bir nehirdir. Bir diğer adı Çağlayan Deresi’dir. 

“Mustafa Kemal’in milli mücadeleye başlamasından önce daha biz, Abu ve Fırtına deresine ilk kahramanlık örneğini veriyorum; vücut ve şarapnel parçalarım yağıyor gökten, Laz anaları cephane silah taşıyor Moskof gâvurunu öldürmeye, elimde birkaç eski mavzer ve av tüfeği bir orduya karşı savaşıyorum, aslen Rizeli olan hemşerim jandarma yüzbaşısı Kahraman Bey kumandasında…”  (Erbil, 2021: 83)

Acemaşiran: Klasik Türk müziğinde çargâh makâmının acem aşîran perdesindeki şeddi olan makam. Orta sekizlideki “fa” sesinin adı, acem aşîran perdesi.

“Abdülkadir Hoca’dan ders almışım, ben aşır okurkene yüzlerini mendile kapatıp ağlıyor kadınlar, hüseyni, acemaşiran da…” (Erbil, 2021: 59)

Adapazarı Zelzelesi: 20 Haziran 1943 yılında Türkiye’nin Sakarya ilinde gerçekleşen 6.6 büyüklüğündeki deprem. 336 can kaybına yol açmıştır.

“(…) odamın orta yerinden çatlak tavanı, Adapazarı zelzelesinden kalma, ak badanası Hüseyin Efendi’nin boyaması, (…)” (Erbil, 2021: 78)

ağır düyek: Sekiz zamanlı ve sekiz vuruşlu, dörtlük birimle yazılan bir küçük Türk musikisi usuldür.

“Çektiklerimden sana ne; onun oğlu İsviçre’de okurmuş okusun, o bir gecede binlerce lira ütülürmüş kumarda ütülsün, yıllardır geçip karşıma bakıyor, gerçeği öğrenecekmiş, hangi gerçeği, suç istiyor o, ben ona güzel şeyleri, ütü, o rakıyk bestekârın ağırdüyek usulünü diyorum…” (Erbil, 2021: 88)

alaturka: Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, alafranga karşıtı.

(…) “çok alaturkalaştın sen bugünlerde ha! Annemden farkın kalmadı! Sen de namusu iki bacağının arasında sanıyorduysan iyi ki ben bu ülkeden kaçıyorum,” dedim. “ (Erbil, 2021: 45)

al takke ver külah: 1. Uzun çekişmelerden sonra, çekişe çekişe. 2. Senli benli olma, sıkı dostlukların tasviri için kullanılan deyim.

“…bu evin bahçesine, her türlü iri köpeği toplayıp onlarla al takke ver külah eden, üstelik kendi kocalarını bile ellerinden alıp evine davet eden…” (Erbil, 2021: 148)

âlâyı-vâlâ: Hep beraber, hep birlikte, cümbür cemaat, tantanalı.

“Sen ne yapıyorsun anlaşıp düşmanla, trenlerine binip onların, yaptırıp kendine karşılama törenleri, âlâyı-vâlâyla nereye geliyorsun, ulan bir mujik senin gibi yetişmiş mi bu Rusiye bozkırına, sen bir casussun,” dediler… (Erbil, 2021: 100)

almaşık: 1. İki veya daha çok şeyin sıralanmasında karşılıklı değil, aralıklı olarak sağda ve solda yerleşmiş olan. 2. Mütenavip, alternatif.

“Sanayi devrimi boyunca gemi makineleri vira değişti, vira değişti, 1840’ta almaşık (mütenavip) makineler, ardından türbinler, içten yanmalı motorlar (1894), 1904’ten bu yana dizeller.” (Erbil, 2021: 57)

ander kalmak: Ellere kalmak, başkasının olmak.

“ ‘İşçisin sen baba, işçiliğini bil, sınıfına ihanet etmiş olursun baba!…” “Defol, defol karşımdan ander kalası kaybana, işçi sensin benim dedem derebeyiydi, benim babam kapıkuluydu, granddı apoleti, onun dedesi 100 bin akçeye ayrıldı emekliye…’” (Erbil, 2021: 86)

apolet: Rütbeyi göstermek için subay üniformalarının omuzlarına takılan, yünlüden, ipekten vb. yapılan, üzerinde rütbe simgesi bulunan parça.

“Defol, defol karşımdan ander kalası kaybana, işçi sensin, benim dedem derebeyiydi, benim babam kapıkuluydu, granddı apoleti, onun dedesi 100 bin akçeyle ayrıldıydı emekliye…” (Erbil, 2021: 86)

armatör: Ticaret gemisi sahibi.

“Denizciliğimizi Karadenizli armatörler geliştirmiştir.” (Erbil, 2021: 65)

aslı hu nesli hu:  “Her şey aslına çeker” anlamına gelen deyim.

“Aslıhuneslihu derdi Romrom Anam, ben ki her limana bir roman, yetmiş sekiz Türk-Rus harbinden sonra Batum’u bıraktım Ruslara çünkü Osmanlı Türk devletinin donanmasında en iyi bahriyeli babam, İngiliz kralı gelince, eşkina gibi durur en ön sırada. “ (Erbil, 2021: 83)

aşır okumak: Genellikle cemaatle kılınan namazlardan sonra veya çeşitli toplantılarda ibadet maksadıyla yapılan tilavetlerde okunan orta uzunlukta yaklaşık on ayetlik bölüme aşır veya aşr-ı şerif adı verilir.

“Abdülkadir Hoca’dan ders almışım, ben aşır okurkene yüzlerini mendile kapatıp ağlıyor kadınlar, hüseyni, acemaşiran da…” (Erbil, 2021: 59)

Aşil: “Akhilleus”. Truva Savaşı’ndaki önemli savaşçılardan biridir. Dünyanın en büyük savaşçısı kabul edilir. Yunan mitolojisinde ölümlü Peleus ve tanrıça Thetis’in oğlu olan yarı tanrıdır. Thetis, oğlunu ölümsüz kılmak için ölüler diyarındaki Styx nehrine daldırır. Thetis, Aşil’i topuğundan tuttuğu için Aşil topuğu dışında ölümsüz olur. Truva Savaşı’nda Paris’in attığı zehirli ok Aşil’in topuğuna isabet ederek Aşil’in ölümüne sebep olur.

“Ey yüce Aşil’in topuğu mu bu

Yoksa kartalların göğe bindirdiği yerde

açılan yara mı?” (Erbil, 2021: 4)

ataşemiliter: Askeri ataşe, dış temsilciliğe (ataşe) bağlı bir askerî uzman.

“Nuriye bulduydu bu doktoru, ataşemiliterlerin aile doktoruymuş diye…” (Erbil, 2021: 58)

avam takımı: Düzensiz kalabalık, ayaktakımı.

“Görmemişim bir atıldığını boynuma ‘kocacığım’ diye, çalkalanmayan deniz gibi öyle, kıyıya dimdik durur, asırlık bi ağaç gövdesi gibi, ‘avam takımı yaparmış öyle şeyleri!..” (Erbil, 2021: 62)

avarya: Deniz kazalarında geminin ya da gemiyle birlikte yükünün uğramış bulunduğu zarar ve bunlarla ilgili olarak yapılan giderler.

“Gemiye avarya yaptırılır.” (Erbil, 2021: 66)

ayran gevmek: Gereksiz işlerle uğraşan, miskin kişiler için kullanılan bir atasözü.

“Paklaya senin aklını; dinledim dinledim ayran gevenin biri, kuyruğundan elek olmazı aldın geldin babana turp sıkayım aklına, cinler çıktı kafama kalktım gittim bir filmine, girmiş karı kılığına, evin beyine kıçını çimdirtiyor bi civelek, soğukkanlı olmalı kaptan ağabeyim gibi candan, öyle konuşayım ki bir, işlesin sözlerim ciğerine ince hüzünlü ve çırpıntılı aşır okurkenki sesimle başladım..” (Erbil, 2021: 76)

bandıra: Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak.

“(…) , düşmansız bir vatan bıraktık onlara Atatürk’le birlikte, ne savaş ne kıtlık gördüler, ne üseraya düştüler, ne Yonan dayağı yediler, ne gâvur bandırası düştü yeşil gölgesine gemilerinin.” (Erbil, 2021: 69)

Baylan Pastanesi: Arnavutluk göçmeni Filip Lenas tarafından 1923 yılında Beyoğlu’nda kurulmuştur. Ortağı kuzeni Yorgo Kiriçi’ydi. Filip Lenas pastacılığı Mulatier’de öğrenmiştir. Mulatier’in o yıllarda çok ünlü bir Fransız çikolata üreticisi olduğu bilinmektedir. 1925’de Karaköy şubesi, Kadıköy şubesi ise 1961 yılında açılmıştır. Başlangıçtaki ismi “Loryan” olmasına rağmen 1934 yılında ismi Baylan olarak değiştirilmiştir. İlk açıldığı yıllarda Beyoğlu sosyal hayatının önemli buluşma noktaları olan Markiz, Lebon, Moskova gibi önemli kafeler arasında yerini almıştır. Zaman içinde Beyoğlu ve Karaköy şubeleri kapatılmıştır. İkinci kuşak Harry Lenas 1952 yılında Avrupa’ya pastacılık eğitimi almaya gitmiştir. Almanya ve İsviçre’de bilgilerini arttırmıştır. Viyana’da da 1 yıllık pastacılık eğitimi almıştır. Eğitim sonrası Kadıköy şubesi Türkiye’nin ilk “akademisyen pastacısı” unvanı ile kendisine teslim edilmiştir. Başta “Kup Griye ” olmak üzere pek çok yeniliğe imza atmıştır.

“Baylan’a oturup çay içtik.” (Erbil, 2021: 35)

baytar: Veteriner hekimi.

“Öteki amcam Abdülkadir askeri baytardı.” (Erbil, 2021: 107)

borda: Geminin veya kayığın yanı, alabanda karşıtı.

“Tam Fransız zırhlısının yanından geçiyoruz heyamola, zırhlının başında su altında buluna mahmuz bordamızı delip geçerek makinemizin şaftına giriyor, (…)” (Erbil, 2021: 98)

branda: Gemilerde tayfa ya da erlerin yattığı, genellikle astarlanmış bezden yapılan, halatlarla bir yere tutturulmuş olan asma yatak.

“Yarayı, dalgıçla altında branda bezi paletle sararak, içerden kason yaparak ve Kalkavan vapuru refakatinde dönüyoruz İstanbol’a, yaradan su geliyor, kan akıyor Ereğli’nin oralarda, Karadeniz hepten kırmızıya kesiyor…” (Erbil, 2021: 81)

caka satmak: Gösteriş yapmak.

“Halinde yapmacıklı, caka satan bir şeyler vardı.” (Erbil, 2021: 19)

çarıkçıbaşı: Gemide bulunan tüm jeneratör, ana makina, stim devreleri, elektrik sistemi, dümen ve tüm hidrolik ve pnömatik sistemlerin çalışmasından sorumlu olan kişidir.

 “ (…) ‘Vuralım bi horon da sabah olsun çarıkçıbaşım…’ “ (Erbil, 2021: 61)

çekeleve: Eskiden Osmanlılarca kullanılan, kıç tarafı yüksek, hızlı bir yelkenli çeşidi.

“ Şaykalalılar, Karamürselli olanlar, çekelveler, menkisler, kuru kayıklılar olarak boğulup boğulup hizmet ettiğimiz milletimize.” (Erbil, 2021: 76)

çengidilara: Gönül kapan, çalgı eşliğinde oynamayı meslek edinmiş kadın.

“… damat da ayakta kapının eşiğine dikiliyor, hep orada durur, hep sıkılır, süpürge gibi bir damat, ne yalan söyleyeyim, ısınmamış içim bu adama, nerden bulmuş getirmiş Nermin, neyse buna da şükür ya, ya o, öteki kalsaydı başımıza o çengidilâra?” (Erbil, 2021: 59)

Chopin: Frédéric François Chopin (22. Şubat veya 1. Mart 1810, Zelazowa-Wola, Polonya – 17. Ekim 1849, Paris, Fransa) Polonyalı piyanist ve besteci. Chopin’in müziği, müzik piyasasındaki konumu, politik ayaklanmalarla olan ilişkisi, hayat aşkı ve erken ölümü, onu Romantik çağın önde gelen figürlerinden birisi yapmıştır. Besteleri hâlâ popüler olarak kullanılmakla beraber, birçok film ve biyografinin de konusu olmuştur.

“Hadi biraz Chopin’den çalsana diye onu ortaya sürüşünü bu beyaz Rus mösyöye âşık oluşunu onunla öpüşüşünü öyle bir günde anasının banyodan çırılçıplak fırlayıp ayıp yerlerini bile örtmeden gösteririm şimdi size.” (Erbil, 2021: 138)

çuha: Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş.

“ Ceneviz’den alınma, kibar beylerin Kırım’a gidip gelip ticaret eyleyerek çuha, kontuş, dolama, yelek giydiği o vakitler, bizlerin deniz yüzüne ticaret edip, şalvar giyip astar destar sararak hamsi tuttuğumuz (…)” (Erbil, 2021: 75)

Degustasyon Meyhanesi: Adını içki ve yemekleri duyu organlarını kullanarak analiz etme yöntemi “degüstasyon” kelimesinden alır. Beyoğlu balık pazarındaki meyhane; Behçet Necatigil, Demir Özlü, Sait Faik, Orhan Veli, Edip Cansever gibi sanatçıların uğrak yeri olmuştur. Önemli sanat tartışmalarının yapıldığı bir meyhanedir.

“Yarın Degustasyon’da buluşacağız onlarla.” (Erbil, 2021: 5)

dolama: Giysilerin üstüne giyilen, önü açık bir tür üstlük.

“ Ceneviz’den alınma, kibar beylerin Kırım’a gidip gelip ticaret eyleyerek çuha, kontuş, dolama, yelek giydiği o vakitler, bizlerin deniz yüzüne ticaret edip, şalvar giyip astar destar sararak hamsi tuttuğumuz (…)” (Erbil, 2021: 75)

dolikosefal: 1. Kafatası ölçümüne göre üstten bakıldığında uzun ve düz olan kafalar için kullanılan tabir. 2. Uzun kafalı anlamına gelen Fransızca kökenli sıfat.

“(…) ardından fırlattığı bir kalıp beyaz sabunla Rus’un kalın enseli, sarı saçlı, dolikosefalini tam tepeden yardığını, dönüp kızını pataklayışını, (..)” (Erbil, 2021: 138)

Ekbatana: İran’da eski Medya’nın başkenti. Şehrin şimdiki adı “Hamedan”dır. Ekbatana kalesinden ayrıca İncil’de Ezra 6:2’de, I. Darius zamanında, ulusal arşivlerin bir parçası olarak bahsedilir.

“Nasıl Daryüs Ekbatana’da (Hamedan) var dağlara kazılmış künyesi?” (Erbil, 2021: 83)

evaporeyter: ‘Evaporatör’, soğutma sistemlerinde kullanılan buharlaştırıcı.

“Sesten harita çıkarmış bu kulaklar, elli beş yıl koynuna girmiş makinenin, ufacık bir yayı titrese, gevşese bir cıvata, boşluğu alınmalı grangın, bir gemi, bir gemi olsa şimdi, pruva, mizandi, abaşo gabya sereni, borcum, trinket, tirolti valfı aç, kokla kondenseri, stimgeyce bir göz at, bir kolla evaporeyteri…” ( Erbil, 2021: 59)

Evliya Çelebi: Hayatı hakkında bilinenler seyahat hâtıralarını topladığı on ciltlik eserinden öğrenilir. Tam ve gerçek adı belli değildir. Evliya Çelebi adı muhtemelen lakabından gelmekte olup hocası İmam Evliya Mehmed Efendi’ye nisbetle alınmış olmalıdır. Kırk yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bütün Osmanlı ülkesini ve diğer memleketleri dolaşarak büyük bir seyahatnâme kaleme almıştır.

“Evliya Çelebi’nin,

‘Heyet ilmine vakıf tarihçilerin sahih sözleri üzere, Karadeniz Nuh tufanının karanlık suyundan kalma bir derin denizdir ki derinliği seksen kulaç bir siyah denizdir…’ dediği Karadeniz: (…)” (Erbil,2021: 72)

evreka: Yunanca “buldum” anlamına gelen kelime. Arşimet’e atfedilen ünlemdir.

“‘Buldum, buldum! Evreka, evreka!’” (Erbil, 2021: 52)

Fatih yangını: 13 Haziran 1918’de İstanbul, Sultanselim’deki Çırağı Hamza Mahallesi’ndeki bir evden çıkan yangın birçok koldan genişleyerek, birbirlerinden ayrılıp suriçindeki nice yeri mahvederek, ev, dükkân, mektep, cami, mescit ve tekke olarak toplamında 7500 binanın kül olmasına sebep olmuştur. “Hilal-i Ahmer, yani Kızılay, günde yirmi bin evsiz kalan insana yemek dağıtmıştır.

“Fatih yangınından sonra kıymetli eşyamı hep yanımda taşırken bu kez de param, hatıratlarım, üstüm başım sulara gömülünce, neye sarılmalı yeniden, hangi ambar kapağına tutunmalı Kara Vasıf Paşa’yla birlikte…” (Erbil, 2021: 99)

Fırtına Deresi: Rize şehrinin Ardeşen ilçesinde bulunan ve Karadeniz’e dökülen nehirdir. Bir diğer adı Peruma Deresi’dir.

“Mustafa Kemal’in milli mücadeleye başlamasından önce daha biz, Abu ve Fırtına deresine ilk kahramanlık örneğini veriyorum; vücut ve şarapnel parçalarım yağıyor gökten, Laz anaları cephane silah taşıyor Moskof gâvurunu öldürmeye, elimde birkaç eski mavzer ve av tüfeği bir orduya karşı savaşıyorum, aslen Rizeli olan hemşerim jandarma yüzbaşısı Kahraman Bey kumandasında…”  (Erbil, 2021: 83)

filoksera: Asma filizi biti veya asma uyuzu.

“Bahçenin bir yanında eğrilmiş, çubuklarına tırmanmaya çalışan filokseralı asmalara bakarak üzüm üretiminden, aracılardan ve gene halkın eğitilmesinden konuştu.” (Erbil, 2021: 142)

forsa:  Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse.

“Emir kullarıydık o vakitler tabii, tabanları sık sık sızlayan, dişine sıkıştırmış dilini evini geçindirmek için forsalar, mum benizli.” (Erbil, 2021: 66)

forsmajör: 1.Fors majör, ticari anlaşmalarda bulunan; anlaşmanın taraflarını kendi iradeleri ve kontrolleri dışında oluşan şartlar altında anlaşmanın tek taraflı veya çift taraflı fes edilme şartlarını açıkça belirterek mücbir sebepleri açıklayan maddeye denir. 2. Zaruret.

 “Bugün memleketimizin bir numaralı zengin sınıfının arasına karışmış olan bu adamların babaları daha çok forsmajör şeyler çalarak oğullarının ve torunlarının bugününü hazırlamışlardır.”  (Erbil, 2021: 66)

Freud: Sigmund Freud (6 Mayıs 1856 – 23 Eylül 1939), psikolojinin en önemli alt dallarından biri olan psikanaliz biliminin kurucusu, nörologtur. Psikanaliz, hasta ile psikanalist arasında gerçekleşen diyalog yoluyla psikopatolojik vakaları tedavi etmekte kullanılan klinik yöntemidir. Hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurlarla olan bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışır. Freud’a göre, bilinçdışına itimler yaşantıların kendileri değil, anıları üzerinde gerçekleşirler. Ancak, söz konusu istekler gerçeğe dönüştürüldüğünde, daha doğrusu doyurulduğunda karşılaşılacak üzüntü ve pişmanlık duygusundan kaçınılmaktadır.

“Ben, Freud’un Totem ve Tabu’suna başlamıştım. ‘Vaktine yazık,’ dedi. Kendimi yetiştirmek istiyorsam ilk elde okumam gereken başka şeyler varmış.” (Erbil, 2021: 11)

garsoniyer: Bazı erkeklerin, evlilik dışı ilişkiler için kendi konutlarından ayrı olarak tuttukları özel konut anlamına gelen Fransızca kökenli kelime.

“AB, BC, DF kendilerine asıldığımı ama bana yüz vermediklerini söylüyorlarmış. Haydar, erkek erkeğe kaldıklarında aralarında geçen konuşmalarını anlattı bana. Hele bir tanesi düpedüz hazır olduğumu söylemiş. Hazır. Neye? Hay allah kahretsin! Geçende biri de beni garsoniyerine götürmüş.” (Erbil, 2021: 32)

George Sand: Amandine Aurore Lucile Dupin (bilinen adıyla George Sand) (d. 1 Temmuz 1804 Paris – ö. 8 Haziran 1876), Fransız yazar ve romancı. Bazılarınca feminist olarak görülse de, kendisi bu harekete dâhil olduğunu kabul etmemiştir. Büyük çapta ünlenen ilk kadın Fransız yazar olarak bilinir.

“Bugün dersten sonra sinemaya gittik Ayten’le. Chopin’in hayatı oynuyordu. George Sand’a hayran oldum. Ne kadın!” (Erbil, 2021:21)

giyit: Giyilecek şeyler, giysi.

“Giyitlerini asmış şatonun geçilmez duvarına Romrom Anam omuzlarından sarkıtmış el dokuması bir peşkir babamın, sırmalı kolu boş boş sallanıyo duvara.” (Erbil, 2021: 60)

gülibrişim: İpek ağacı.

“Ortalık ağarırken gülibrişim dallarını görüyorum, sonra oynamasını seyrediyorum yapraklarının, sığdığı pencereye.” (Erbil, 2021: 58)

Gülşeni Musiki Mektebi: Gülşen-i Mûsikî Mektebi, Abdülkadir Töre tarafından 1918-1927 yılları arasında İstanbul’un Cerrahpaşa semtindeki evinde açılmıştır. Bazı kaynaklara göre 1925 yılında açıldığı ve 1934 yılında kapatıldığı da belirtilmektedir.

“(…) İstanbol’a gittiğimde Gülşeni Musiki Mektebi’ne yollamış kaptan ağabeyim beni.” (Erbil, 2021: 59)

hamule: Osmanlıca, yük.

“Gemimi kaldırmam gerek ey sakil hamule, şu paçalarıma bak, resmi takımımın tiftik tiftik olmuş paçalarına bak…” (Erbil, 2021: 94)

harçi: Uzun çubuk, sırık, fasulye sırığı.

“…babacığım biz evleneceğizler, sosyalist bir film artistiymiş (sandık sepet içine), harçi girdi içine düğüncü karısı gibi yerleşti bir köşeye.” (Erbil, 2021: 76)

hazin: İçe dokunan, üzüntü verici, acıklı, dokunaklı, üzücü.

“Kuranı Kerim’i ezbere biliyorum, sesim hazin, İstanbol’a gittiğimde Gülşeni Musiki Mektebi’ne yollamış kaptan ağabeyim beni.” (Erbil, 2021: 59)

Heredot: Antik Yunan tarihçi ve yazar. Gezilerinde gördüğü yerleri ve insanları anlattığı, Herodot Tarihi olarak bilinen eseriyle tanınmaktadır. Eserinin esas konusu, Pers İmparatorluğu ile Antik Yunan kent devletleri arasında MÖ 499 ile MÖ 449 yılları arasında yapılan Pers-Yunan savaşlarıdır.

 “Ben ki, çıktım artık ve milattan önce sekiz milattan sonra dördüncü asırlara, Olivya uygarlığıyım Herodot’un eserine Historiarum eseridir Herodot’un benim o çıkıp atladığım suları, (…)” (Erbil, 2021: 104)

heyamola: Eskiden gemicilerin yelkenleri hep birlikte açarken ya da hep birlikte kürek çekerken haydi çek, ha gayret anlamında kullandıkları ve bir ağızdan, yüksek sesle, makamla söyledikleri söz.

“Ben makine dairesindeyim. Tam Fransız zırhlısının yanından geçiyoruz heyamola, zırhlının başında su altında bulunan mahmuz bordamızı delip geçerek makinemizin şaftına giriyor, Edremitli Sezai Bey’le Kara Vasıf Paşa’nın ortaklık ettikleri Havranın şaftına. Ama biz bağırıyoruz.”(Erbil, 2021: 98)

Heyet İlmi: İslâm bilim tarihinde astronomi karşılığında kullanılan terim.

“‘Heyet ilmine vâkıf tarihçilerin sahih sözleri üzere, Karadeniz Nuh tufanının karanlık suyundan kalma bir derin denizdir ki derinliği seksen kulaç bir siyah denizdir…’”

(Erbil, 2021: 72)

hüseyni: Klasik Türk müziğinde dügâh perdesinde karar kılan bir makam.

“Abdülkadir Hoca’dan ders almışım, ben aşır okurkene yüzlerini mendile kapatıp ağlıyor kadınlar, hüseyni, acemaşiran da…” (Erbil, 2021: 59)

İbnibatuta: İbn-i Batuta, (Tam ismi Ebû Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin İbrahim Levâtî Tancî)  (d. 24 Şubat 1304, Tanca – ö. 1369, Fes), Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnâmenin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka’dan Tanca’ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur. Birçok ülkede kadılık görevinde bulunmuştur ve Türkçe, Farsça bilmektedir. Doğduğu şehir olan Tanca’dan Mekke’ye kadarki olan yolculuğu 2009 yılında yayınlanan Journey to Mecca isimli sinema filmine konu olmuştur.

“Yapamazsınız, tek mantıkla deli olur insan, korkutuyorsunuz insanları, kilise çanlarım özleyen bir Müslüman olmaz sanıyorsunuz, kesince ikiye ayrılmaz insan… Bir insan nedir?.. Bir insan. Gürcü, Nuh, Merkil, Laz, Arap… Ben 1294 Marco Polo 30 yıl sonra İbnibattuta’nın ziyaretine gittiği Tebriz miyim? Ermeni, Rus, Tatar, Rum değil midir her insan biraz? Allah aslımızı unutmamızı ister.” (Erbil, 2021: 83)

idadi: Lise derecesindeki okul anlamına gelen Arapça kökenli kelime.

“ İdadiyi bitirmişim, Kuranı Kerim’i ezbere biliyorum, (…)” (Erbil, 2021: 59)

İhsan-ı Hüda: Farsçada Tanrı. Tanrı’nın iyiliği.

“İhsan-ı Hüda römorkuna girip, silah ve cephane taşı MM grubuna.“ (Erbil, 2021: 100)

istiğfar: Tanrı’dan suçlarının bağışlanmasını dileme.

“ ‘Tövbe et, istiğfar et, günaha girmişsin, söyle ne yaptın, söyle kız mısın?’ ” (Erbil,2021: 13)

İttihatçılar: İttihat ve Terakki Cemiyeti, sonraları İttihat ve Terakki Fırkası Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Meşrutiyet’in ilanına önayak olup 1908-1918 yılları arasında kısa kesintilerle devlet yönetimine egemen olan, 21 Mayıs 1889 yılında kurulmuş bir siyasal hareket ve iktidar partisi üyeleri. Parti Triumvira sistemi ile yönetilen bir meclis yapısında egemenlik sürmüştür.

 “Mustafa Suphi teşkilatını Bakû’ya taşımadan, burada çoğunluğunu İttihatçıların teşkil ettiği bir kısım Türkler tarafından Türk Komünist Fırkası adıyla bir teşkilat kurulmuş ve Bolşeviklerle ilişkiye girilmişti. Mustafa Suphi 27 Mayıs 1920’de Bakû’ya gelir gelmez ilk iş olarak bu fırkayı dağıtarak İttihatçıları tasfiye etmiştir.”(Erbil, 2021: 110)

kaknem: Çirkin, huysuz.

“ Doğru derse girdim. Bizim İngiliz Kaknem’in dersine.” (Erbil, 2021: 26)

Kamusü’l-Âlâm: Şemseddin Sâmi’nin hazırladığı biyografi, tarih ve coğrafya ansiklopedisi.

“Kamus ül-Alam’a göre sancağın bütün nüfusu 138.423 kişi olup bunlardan 689’u Rum’du.” (Erbil, 2021: 73)

Kanlı Pazar: 16 Şubat 1969 tarihinde 6. Filo’yu protesto etmek için devrimci gençler tarafından Beyazıt Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlenmiştir. Gerici ve faşist odakların günler öncesinden mitingi hedef gösterip gericileri kışkırtması üzerine protesto mitingi kana bulanmıştır. Bu olay tarihe Kanlı Pazar olarak geçmiştir.

“Aralarında hâlâ var çarşaflılar, yeşil bereliler. ‘Kanlı Pazar’da bizi kovalayanlardan.” (Erbil, 2021: 120)

kancalıkurt: İnce bağırsakta yaşayan bir çeşit parazit türüdür.

“Bizim oralarda verem, yağmur, kancalıkurt boldur” (Erbil, 2021: 75)

kargışlamak: Biri için, Tanrı’nın ve insanların sevgi ve ilgisinden yoksun kalmasını, onların nefretlerine uğramasını dilemek, ilenç dolu sözler söylemek, ilenmek.

“Karımı memlekete gönderip katıldım çeteye, belki de bu yüzden kargışladı Allah beni; Kafkasya’lardan, Tatarlardan, Pontuslardan gelme bir insanlar olup özdillerini bilmeyip, konuşmayıp, bozuldukları için yüzyıllardan gelen dillerini unutup diz çöküp Gazi’ye.” (Erbil, 2021: 83)

kaybana: Pis, uğursuz kimse.

“ ‘İşçisin sen baba, işçiliğini bil, sınıfına ihanet etmiş olursun baba!…” “Defol, defol karşımdan ander kalası kaybana, işçi sensin benim dedem derebeyiydi, benim babam kapıkuluydu, granddı apoleti, onun dedesi 100 bin akçeye ayrıldı emekliye…’” (Erbil, 2021: 86)

kenef: Tuvalet.

“Usulca kolundan dürtüp geleni geçeni, gösteriyor abdestimi. Nermin’le damadımı da soktu kenefe şimdi. Çok baktı bana, uykusuz duraksız çok geceler bekledi.” (Erbil, 2021: 58)

kerevet: Üzerine şilte serilerek oturmaya ya da yatmaya yarayan, tahtadan yapılmış yüksekçe yer.

 “Çapayı attık, sandalın kerevetlerine sırtüstü uzandık.” (Erbil, 2021: 40)

Komünist: Komünizm ideolojisini benimseyen kişi. Komünizm  ise (Latince kökenli communis – ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve kimi zaman devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir.

“Komünistlerden uzak durun, sizinle bir daha karşılaşmayalım, öyle bir iş açarlar ki başınıza, aileniz de siz de mahvolursunuz’ dedi.” (Erbil, 2021: 19)

Konovalof: Konovalov olarak da geçer. Kısa öykü “Konovalov” (1897), Gorki, sessiz bir mahkûm Konovalov’un intiharını betimler ve otobiyografik yazının bir örneğidir. Anlatı, ana karakterin kronolojik yaşamını izler, anlatıcının kendi belleğinden inşa edilir.

“Epey dinledim ses çıkarmadan. Bir çıksa da odama gitsem Konovalof’u okusam. Beş on yaprak kalmıştı. Belki onuncu kez okuyorum. Bazı yerlerini ezbere biliyorum.” (Erbil, 2021: 8)

köhne: Eskiyip yıpranmış, bakımsız kalmış.

“Yağkapanı’na Yaka’dan İsakzade Ahmet Efendi’nin ahşap kahvesinin üzerine köhne bir odada ayda beş kuruşa yat, yatak yorgan senden.”(Erbil, 2021: 64)

kubur: Tuvalet deliğinden lağıma inen boru.

“Sokuyor onu da kubura Nuriye, orada da seyircisini bekleyen kanlı abdestimi gösteriyor.”(Erbil, 2021: 69)

Kuvâ-yi Milliye: Kuvâ-yi Milliye, Anadolu’nun Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Ermeni birliklerince işgal edildiği ve Mondros Mütarekesi ile ağır koşulların dayatıldığı dönemde çeşitli yörelerde Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı günlerde doğan bir millî direniş örgütüne verilen isimdir. Kuvâ-yi Milliye, Kurtuluş Savaşı’nın ilk savunma kuruluşudur.

“914 Birinci Cihan Savaşı bitip Kuvayi Milliye kurulduğunda kaptan ağabeyinle birlikte yazıl ona.” (Erbil, 2021: 64)

Lambo Meyhanesi: 1950’li yıllarda Lambo Çolakoğlu tarafından kurulan meyhane. Meyhane, Alaylılar Akademisi olarak anılır. Orhan Veli, Sait Faik, Cahit Irgat gibi devrin önemli sanatçılarının ve edebiyatçılarının uğrak mekânı olmuştur.

“Bugün Bedri, Meral’le beni Lambo diye bir meyhaneye götürdü.” (Erbil, 2021: 3)

Lenin: Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk – 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci ve politikacı. Marksist-Leninist ideolojinin fikirsel önderi, Ekim Devrimi’nin lideri ve Sovyetler Birliği’nin kurucusudur. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin öncüsü olan Rusya Komünist Partisi (Bolşevik)’nin ilk lideridir. Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin’in en büyük amacı, kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmektir.

 “…Ben bugün de Lenin ve Stalin’in hem Sultan Galiyef’i hem Mustafa Suphi’yi istemediklerine eminim. Çünkü Sultan Galiyef’in Marx yorumu, Büyük Rusya’yı parçalayabilirdi.” (Erbil, 2021: 109)

lobotes: Bir balık çeşidi.

“Lobotesler, lobotesler ardımdaki suda gevrek dirilişlerdir, kavgacı, çeviktirler, hava açık, rotayı bulmuşuz, böyle güzel, çok güzel, gökle su, suyla gök…” (Erbil, 2021: 85)

Londra Antlaşması: Londra Antlaşması, 30 Mayıs 1913 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesiyle sonuçlanan I. Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan Krallığı ile imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre;-Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez hattı olacaktır.-Selanik, Güney Makedonya ve Girit, Yunanistan’a verilecektir.-Orta ve Kuzey Makedonya, Sırbistan’a bırakılacaktır.-Ege Adaları’nın geleceğinin saptanması büyük devletlere bırakılacaktır. (Osmanlı Devleti, Ege Adaları’nı fiilen kaybetmiştir.)

Londra Antlaşması’ndan en kârlı çıkan devlet Bulgaristan Krallığı olmuştur. Savaş sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun yalnızca Bulgaristan ile sınırı kalmış, Bulgaristan Batı Trakya’nın büyük bir bölümünü (Kavala ve Dedeağaç arası) ele geçirerek Ege Denizi’nde hakimiyet kurmuştur. Ancak II. Balkan Savaşı’nda Enver Paşa komutasındaki Türk ordusu Midye-Enez hattını geçerek, bu antlaşmayı ihlal edecek ve Edirne ve Kırklareli’yi geri alacaktır.

“Ev, ama ne ev, mazgallı, kaleli şatomsu bi şey! Yamaçlara tırmanan Karadeniz’e koveriyorum kendimi, alıp indiriyo dibe su beni, köpürtüyo, sürtüştürüyo balıklara; Londra Anlaşması ile Karadeniz balıklarının askersizleştirilmesi hükmü kaldırılmış zati; kırlangıç, kefal, dil, kalkan, pisinin.” (Erbil, 2021: 60)

lostromo: Ticaret gemilerinde tayfaların başı.

“Ölmek istemeyince, benim büyük gayretim ve lostromo Tahsin’in büyük yardımıyla, elli üç yolcuyu kurtarıyorum.”(Erbil, 2021: 98)

mahmuz: Eski tür savaş gemilerinde su kesimi altında, ileriye doğru uzanan, karşısındaki gemiyi batırabilen uzantı.

“Tam Fransız zırhlısının yanından geçiyoruz heyamola, zırhlının başında su altında buluna mahmuz bordamızı delip geçerek makinemizin şaftına giriyor, (…)” (Erbil, 2021: 98)

meç: Keskin olmayan, yalnızca süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan, düz ve ensiz kılıç.

“Bir elimde Yasin-i Şerif, bir elimde meç, kemençe bir elimde, oy ben hangi milletten hangi sınıftanım be!…” (Erbil, 2021: 104)

Mevlana: Muhammed Celâleddîn-i Rumi veya kısaca bilinen adıyla Mevlânâ (30 Eylül 1207- 17 Aralık 1273), 13. yüzyılda yaşamış Fars, Sünni, Müslüman şair, fâkih, âlim, ilahiyatçı ve Sûfi mutasavvıf. Kendisinin etkisi yalnızca bir ulusla veya etnik kimlikle sınırlı kalmayarak pek çok farklı millete ulaşmıştır. Şiirleri dünya çapında onlarca dile birçok kez çevrilmiştir ve zaman zaman çeşitli farklı biçimlere dönüştürülmüştür. Mevlânâ, eserlerini çoğunlukla Farsça kaleme almıştır ancak bunun yanı sıra nadiren Türkçe, Arapça ve Rumca kullanmayı da tercih etmiştir. Konya’da yazdığı Mesnevî, Fars diliyle yazılmış en büyük şiirlerden biri olarak kabul edilmektedir.

“Püff! Hazırcevaplık bunlar! Kaç kez Mevlana’yı anlatmıştım ona, yüksek bir iş değil yaptığın, madem herkese benzememek istiyorsun gündelik düşüncenin dışına çık, şimdi herkes sosyalist bunları geçen bir şey bul, kemale er, ödeteceğiz onlara demekle iş olmaz demişim, Iıq!.. Nuh der peygamber demez!” (Erbil, 2021: 71)

mitralyöz: Hafif makineli tüfek.

“(…) Afgan kılıcı kuşanmasın, gitsin Bolşeviklerin üzerine, mitralyözlerle delik deşik edilmesin diye, yooo, ille gidecek, çünkü bir fal baktırmış: ‘Ey sen, ordulara kumanda edeceksin, bütün düşmanı yeneceksin, taç giyeceksin…’” (Erbil, 2021: 88)

mujik: Rus köylüsü.

“Sen ne yapıyorsun anlaşıp düşmanla, trenlerine binip onların, yaptırıp kendine karşılama törenleri, alayı-valayla nereye geliyorsun, ulan mujik senin gibi yetişmiş mi bu Rusiye bozkırına, sen bir casussun.” (Erbil, 2021: 100)

Mustafa Suphi Olayı: Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kurucusu ve ilk genel başkanıdır. Mustafa Suphi, Rusya’daki iç savaş yıllarında, Ekim Devrimi’ni savunmak için verilen mücadelede aktif yer almış bir enternasyonalisttir. Kararlı bir İttihatçı karşıtıdır. Türkiye’de burjuva-demokratik bir devrimin mümkün olmadığını savunmuştur. Emekçi halkı da ülke yönetiminde söz ve karar sahibi yapacak, doğrudan demokrasinin temel dayanağı olan yerel meclislere dayalı, sosyalizme evrilme imkânına sahip, demokratik bir halk cumhuriyeti kurulmasını savunmuştur. Mustafa Suphi’nin ölüm yolculuğu 19 Aralık 1920’de Ankara’ya ulaşmak hedefiyle Kars’a doğru katliamla sonuçlanacak yolculuktur. Mustafa Suphi ve yoldaşları 18 Ocak 1921 günü Kars’tan trenle Erzurum’a doğru yola çıkarlar. Erzurum’a vardıklarında halkın tepkisiyle karşılaşırlar ve ardından Ankara’ya değil Trabzon’a gönderilmekte olduklarını öğrenirler. On günlük yolculuk süresindeki olası telgraf trafiğine dair elde çok az belge bırakılmıştır. 28 Ocak akşamı Trabzon’a varan TKP heyetinin yolu çevrilir ve kışkırtılan halk tarafından hırpalanırlar ve iskelede hazır bekleyen tekneye bindirilirler. Bu teknenin ardından tebdili kıyafet etmiş jandarmalar ve Yahya Kahya’nın silahlı adamlarıyla dolu ikinci bir tekne daha hareket eder ve katliam yapılır.

“Yalan, yalan, bu milletin kolektif vicdanı yoktur ki öldürsün Suphi’yi, bana bir tek suçlu gerek hem ki alayım hıncımı ondan.” (Erbil, 2021: 94)

muşta: 1. Yumruk. 2. Özel olarak açılmış deliklerine parmak geçirilen, karşısındakine yumruk gibi vurmak için kullanılan demir.

“…küçük bir kız sağa sola sallanarak müziğe uymaya çalışıyordu, anası sırtına bir muşta indirerek durdurdu onu.” (Erbil, 2021: 139)

mürit: Bir tarikat mensubu olarak şeyinin öğretilerini öğrenmek ve aynı zamanda bunları yaymak için çalışan kimseler.

“İşte bizim deniz ticaret filomuz gelişmektedir böyle, hele Hamit Mordon’ların mazot tankeri, tarikattandı bu adam, Abdülkadir Geylani’nin müridi, kıyak bir adam.” (Erbil, 2021: 66)

mütekâmil: Olgunlaşmış, gelişmiş, gelişkin.

“(…) hiç unutmam şu evi alırken bana bin lira borç verdi öyle mütekâmil bir adam… Eee! Emir kullarıydık o vakitler tabii, tabanları sık sık sızlayan, dişine sıkıştırmış dilini evini geçindirmek için forsalar, mum benizli.”” (Erbil, 2021: 66)

Nâzım Hikmet: Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902; Selanik, Osmanlı İmparatorluğu – 3 Haziran 1963; Moskova, SSCB), Türk şair ve yazardır. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısıdır. Uluslararası tanınır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasındadır.

Komünist siyasi düşünceleri sebebiyle birçok kere tutuklanmış ve yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. 1951 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmıştır fakat bu karar 5 Ocak 2009 tarihinde iptal edilmiştir. 1963 yılında Moskova’da kalp krizinden hayatını kaybetmiştir. Mezarı Moskova’dadır.

“Edebiyattan konuştuk epey. İkisi de Tolstoy’u sevmiyor. Koskoca adamı berbat ettiler. Nâzım’dan söz açıldı. Ömer şiirinden çok, davranışlarını, namusunu seviyormuş Nâzım’ın.” (Erbil, 2021: 10)

Orhan Veli: Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), daha çok Orhan Veli olarak tanınan Türk şairdir. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşımıştır. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlanmıştır ve Garip akımının doğmasına sebep olmuştur. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bırakmıştır. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilmektedir.

“Nelerden hoşlandığımı sordu. Şiirden dedim. Hemen o dalda konuşmaya başladı. Bende her şey bulunur der gibi bir tavrı vardı. Efendim Nazım Hikmet güdümlü bir sanat yapmasa büyük bir şairmiş. Ziya Osman Sabayı çok severmiş. Orhan Veliyi hiç sevmezmiş. Ne biçim şey.” (Erbil, 2021: 11)

paye: Değer, derece, aşama, önem, rütbe.

“Onlara merhamet istersen sadaka veririm, ama paye istersen işler değişir.” (Erbil, 2021: 151)

pazen: Dokuması kalın, sık ve yumuşak, bir tür pamuklu bez.

“Konuşabilsem, bi damla sesim çıksa, dilim dönmüyor galiba ya da kımıldayamıyorum, çizgili pazen Sümerbank pijamalarımı…” (Erbil, 2021: 78)

peşkir: Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu.

“Giyitlerini asmış şatonun geçilmez duvarına Romrom Anam omuzlarından sarkıtmış el dokuması bir peşkir babamın, sırmalı kolu boş sallanıyo duvara.” (Erbil, 2021: 60)

pruva: Geminin veya sandalın ön tarafı, baş bölümü.

“Sesten harita çıkarmış bu kulaklar, elli beş yıl koynuna girmiş makinenin, ufacık bir yayı titrese, gevşese bir cıvata, boşluğu alınmalı grangın, bir gemi, bir gemi olsa şimdi, pruva, mizandi, abaşo gabya sereni, borcum, trinket, tirolti valfı aç, kokla kondenseri, stimgeyce bir göz at, bir kolla evaporeyteri…” (Erbil, 2021: 59)

pudriyer: Pudralık.

“Sokağa çıkar çıkmaz pudriyerimi çıkarıp baktım, dudağım şişmiş, dişimden hafifçe kan sızıyor, yanağımın yarısı ağzıma doğru kıpkırmızı.” (Erbil, 2021: 19)

rakıyk: İnce, narin, nazik. Yufka yürekli.

“Çektiklerimden sana ne; onun oğlu İsviçre’de okurmuş okusun, o bir gecede binlerce lira ütülürmüş kumarda ütülsün, yıllardır geçip karşıma bakıyor, gerçeği öğrenecekmiş, hangi gerçeği, suç istiyor o, ben ona güzel şeyleri, ütü, o rakıyk bestekârın ağırdüyek üslübunu diyorum…” (Erbil, 2021: 88)

römork: Başka bir taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt.

“İhsan-ı Hüda römorkuna girip, silah ve cephane taşı MM grubuna.“ (Erbil, 2021: 100)

sahanlık: Yapılarda kapı önünde, merdiven başlarında ya da ortasında bırakılan düz yer.

“Anası kat kapısının sahanlığına, paspası ıslatmadan bir bardak su fırlattı.” (Erbil, 2021: 136)

sahih: Gerçek, doğru, sağın, hakiki.

“‘Heyet ilmine vâkıf tarihçilerin sahih sözleri üzere, Karadeniz Nuh tufanının karanlık suyundan kalma bir derin denizdir ki derinliği seksen kulaç bir siyah denizdir…’”

(Erbil, 2021: 72)

sakil: 1. Tartıda ağır gelen. 2. Sıkıntı veren, sıkıntılı. 3. Güzel ve hoş olmayan.

“Gemimi kaldırmam gerek ey sakil hamule, şu paçalarıma bak, resmi takımımın tiftik tiftik olmuş paçalarına bak…” (Erbil, 2021: 94)

Samsun tütünü: Türkiye’nin 3. Sigara fabrikası 1887 yılında Samsun’da kurulmuştur. Tütün üretimi yoğun bir faaliyeti gerektirdiği için tarımsal alanda geniş bir istihdam olanağı sağlamış ve buna bağlı olarak geliştirilen politika ve uygulamalar uzun yıllar devlet tarafından desteklenmiştir. 2008 yılında Tekel tüm varlıkları ile özelleştirilerek British American Tobacco Firmasına devredilmiştir.

“Samsun tütünü o vakitler, sarardım cıgarayı Samsun tütününe yeşil, Samsın, Amisus Roma Yonan kucağına büyümüş kısa lifli yaprak vermiş iğne gibi birkaç tane toplu iğne (iğne iğne vücudüme) bir beyaz bir kara makara, jilet, düğme (belberiça, belkutitça) işbaşı tulumlarım, sintineye, yırtıldılar, yenilerini aldım Rastanura’dan (…) ”(Erbil, 2021: 79)

sekül: At, eşek ve sığırların ayaklarındaki ak leke.

“Milli görevler yararlı olmak yurduna. İhsan-ı Huda römorkuna girip, silah ve cephane taşı MM grubuna. İkizdere sırtlarına çeşmem kurumamış daha, atım sekül Kızbeni vuruluncaya…” (Erbil, 2021: 100)

serpuş: Başa giyilen şey, şapka.

 “Sevmem Bolşevikleri, Enver’i tutturuklu Enver’i öldürdükleri için değil, enveri şerpuşunu da giymişim ben…” (Erbil, 2021: 88)

Sevr Antlaşması: I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükûmeti arasında 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalanmış antlaşmadır. Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp uygulamaya konulduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir. Antlaşma 433 maddeden oluşmaktadır.

“Bakırla sosyete şilepken devredildim Denizyollarına Sevr Anlaşmasıyla savaş ve barışta kayıtsız şartsız açık kalan Boğazlardan torikler geçmiş kar suyu kaçmış kulaklarına gelmişler Sirkeci sularına…” (Erbil, 2021: 82)

sintine: Geminin içinde en alt bölüm.

“(…) işbaşı tulumlarım, sintineye, yırtıldılar, yenilerini aldım Rastanura’dan,(…)” (Erbil, 2021: 79)

sirayet etmek: Yayılmak, yaygın duruma gelip etkisi altına almak.

“Benden sıkılıyor ya da utanıyor gibiydi, bu hava da birden bana sirayet etti.” (Erbil, 2021: 4)

Suç ve Ceza: Rus yazar Fyodor Dostoyevski tarafından yazılan romandır. İlk olarak 1866 yılı boyunca edebiyat dergisi Rus Habercisi’nde on iki ayda yayımlanmıştır. Daha sonra tek cilt olarak basılmıştır. Suç ve Ceza, yazarın “olgunluk” döneminin ilk büyük romanı olarak kabul edilmektedir. Roman, parası için bir tefeci kadını öldürmeyi tasarlayan, Saint Petersburg’da yaşayan fakir bir öğrenci olan Rodion Romanoviç Raskolnikov’un, manevi ıstırabı ve ahlaki ikilemlerine odaklanmaktadır. Öldürmeden önce, Raskolnikov parayla kendini yoksulluktan kurtarabileceğine ve büyük işler yapmaya devam edeceğine inanır fakat karışıklık, tereddüt ve şans, ahlaki olarak haklı bir öldürme planını bulanıklaştırır.

“Suç ve Ceza’yı okuyorum. Müthiş insanlar.” (Erbil, 2021: 20)

şayka: Türklerin Karadeniz’deki ırmak kıyılarının korunmasında, Rus Kazakların kıyılara saldırmada kullandıkları altı düz, yayvan gemi.

“(…) asil atalarının şaykalarına, büyük dedelerinin kılıçlarına, daha büyük dedelerinin samur kürklerine o çengiyi mi?!” (Erbil, 2021: 77)

Şemsettin Sami: Şemseddin Sami (Frasheri) (1 Haziran 1850, Fraşır – 1 Temmuz 1904, İstanbul), Arnavut asıllı Osmanlı yazarı, ansiklopedist ve sözlükçü. Çok yönlü bir Osmanlı aydınıdır. Edebiyat tarihlerinde uzun yıllar ilk Türkçe roman olarak kabul edilen Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ın (1872), ilk Türkçe ansiklopedi olan Kamusü’l-Âlâm’ın (1889-1898) ve modern anlamdaki ilk geniş kapsamlı Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî’nin (1901) yazarıdır. Yaptığı çalışmalarla devrinde Türkolojinin temellerini atmıştır. Şemsettin Sami, Arnavut sorunlarıyla yakından ilgilendiği halde, Osmanlı devletinin modernleşerek güçlenmesini savunmuş, bunun için imparatorluğun ortak dili olan Türkçenin önemini vurgulamıştır.

“Bakın buraya: Şemsettin Sami’nin mavi gözlü, kırmızı ciltli, sarı saçlı, kemerli burunlu adamlardır, zeki ve çalışkan olurlar, lafları bolcadır dediği adamlardan biri ölmek üzere…”(Erbil, 2021: 85)

şilep: Yük gemisi.

“Bakır’la, Bakır ‘sosyete şilep’ken, Denizyolları’na geçtiydi ‘sosyete şileplikten’(…)” (Erbil, 2021: 81)

taka: Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi.

“Arsanın parasıyla bir taka al. Kaptan ağabeyim, sen ve Memiş dayım, dört tonluk bi şey.”

(Erbil, 2021: 63)

tasfiye etmek: yok etmek, ortadan kaldırmak.

“Mustafa Suphi 27 Mayıs 1920’de Bakû’ye gelir gelmez ilk iş olarak bu fırkayı dağıtarak ittihatçıları tasfiye etmiştir.” (Erbil, 2021: 110)

teneşir: Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahta, salacak, teneşir tahtası.

“Bu götiçi kadar evde ölünür mü? Nere yıkarlar, nere koyarlar teneşiri, damat benim doktor röntgenci.” (Erbil, 2021: 59)

Teşkilat-ı Mahsusa: II. Meşrutiyet döneminde 1913-1918 yılları arasında faaliyet gösteren istihbarat ve propaganda teşkilâtıdır. Teşkîlât-ı Mahsûsa liderlerinin İttihat ve Terakkî Cemiyeti ileri gelenlerinden oluşması iki kurum arasındaki ilişkinin tanımlanmasını güçleştirmektedir. Hukuken Teşkîlât-ı Mahsûsa devlet örgütlenmesi içinde yer alan bir kurum olmakla birlikte İttihat ve Terakkî’nin baskıcı tek parti uygulamalarıyla devlet bürokrasisine hâkim olması ve mensuplarını önemli mevkilere yerleştirmesi sebebiyle bu cemiyetin bir yan kuruluşu gibi mütalaa edilmiştir.

“ ‘(…) Türk komünistlerin öldürülmesini, çoğu Enver Paşa’nın Teşkilat-ı Mahsusa’sında çalışmış olan sağ kanat İttihatçılar gerçekleştirmişti. (…)” (Erbil, 2021: 111)

Toplumcu gerçekçilik: Türk edebiyatında pek çok önemli yazarın dâhil olduğu bir sanat anlayışıdır. Bu akım, sanatın pek çok dalında görüldüğü gibi, edebiyatın farklı türlerinde de kullanılmıştır. Bu sanat anlayışını benimseyen yazarlar, sanatın toplum açısından işlevsel olması gerektiğini düşünürler ve eserlerinde insanları belli konularda bilgilendirmeyi, inandıkları değerler doğrultusunda mesajlar vermeyi, hatta yeri geldiğinde insanları bu konularda harekete geçirmeyi amaçlarlar. Toplumcu Gerçekçiliği kendi içinde önemli bir edebi akım haline getiren şey, bunun genellikle Marksist yazarlar tarafından tercih edilmesidir. İşçi ve köylü sınıflarının ezilmesine karşı olan, bu sosyal sınıfların liderliğinde yapılacak bir devrimi ve daha sonrasında yaratılacak komünist bir rejimi savunan yazarlar, eserlerinde de genellikle bu sınıfları konu alır. Bu nedenle, yoksulluk, ağır çalışma koşulları, hastalık, işçilerin uğradığı haksızlıklar, köylülerin yorucu günlük yaşantıları gibi konular, Toplumcu Gerçekçilik akımının en sık değindiği temalar arasında yer alır. Nâzım Hikmet, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Yaşar Kemal gibi yazarlar toplumcu gerçekçi eserler vermiştir.

“Son numarası toplumcu gerçekçilik. Ağzından düşmüyor bu söz sosyal realizm realist olmadan sosyal olunabilirmiş sanki. Hiç de iyi bir şiirine rastlamadım daha.”(Erbil, 2021: 29)

Totem ve Tabu: Psikanalist Sigmund Freud’un 1913 yılında yayınlanan eseri.  Avustralya yerlileri üzerine yazılan kitap, ilkel insanların dinsel, toplumsal ve ahlaksal olguların yerine nasıl totemizm sistemini kurdukları ve tabuları ürettikleri gösterilir. Freud, eserinde totemizmi Oedipus Kompleksi‘yle açıklamaya çalışır. Oedipus Kompleksi, çocuğun karşı cins ebeveynine karşı hissettiği sahiplenme duygusu ve düşünceleridir, aynı cins ebeveyni kıskanarak karşı cins ebeveyni sadece kendilerine isterler. Bu kitapla totem ve ensest yasağının kökenine inmeyi amaçlar. Kitap 4 bölümden oluşur: Ensest korkusu, Tabu ve Ambivalens, Animizm, Çocuklukta Totemizm‘in dönüşü.

“Ben, Freud’un Totem ve Tabu’suna başlamıştım. ‘Vaktine yazık,’ dedi. Kendimi yetiştirmek istiyorsam ilk elde okumam gereken başka şeyler varmış.” (Erbil, 2021: 11)

Trianon: Beyoğlu’nda bir pastane. Sait Faik, Tomris Uyar gibi edebiyatçıların uğrak yerlerindendir. Güncel adı Urban Cafe’dir.

“Bedri’yle Trianon’da buluştuk. Ayten de tabii. Galatasaray’da bir pastane burası. Kimsenin aklına gelmez bir sokak içinde.” (Erbil, 2021: 26)

trinket: Trinketa. Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.

“Sesten harita çıkarmış bu kulaklar, elli beş yıl koynuna girmiş makinenin, ufacık bir yayı titrese, gevşese bir cıvata, boşluğu alınmalı grangın, bir gemi, bir gemi olsa şimdi, pruva, mizandi, abaşo gabya sereni, borcum, trinket, tirolti valfı aç, kokla kondenseri, stimgeyce bir göz at, bir kolla evaporeyteri…” (Erbil, 2021: 59)

troyka: Rusya’da, üç atla çekilen kızak veya araba.

“(…) kim ister 1 Mayıs’la troykalara yelken açmış kızlarını elin amelelerinin kucağına Tamara, Dünyaşka, Manuşka, Netoçka olmuş kızını? Halıya basma.” (Erbil, 2021: 92)

umacı: Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş, korkunç bir biçimi olduğu düşünülen düşsel yaratık.

“Kara kara giysili umacı gibi kadınlardı.” (Erbil, 2021: 120)

umumhane: Genelev.

“Annem hakaretlerle karşıladı beni. Dil dersine girdiğimi söyledim. Yutmadı, ‘Okul değil orası umumhane,’ deyip durdu.” (Erbil, 2021: 21)

üsera: Arapça esirler. Harpte teslim alınanlar.

“(…) , düşmansız bir vatan bıraktık onlara Atatürk’le birlikte, ne savaş ne kıtlık gördüler, ne üseraya düştüler, ne Yonan dayağı yediler, ne gâvur bandırası düştü yeşil gölgesine gemilerinin.” (Erbil, 2021: 69)

Varlık Dergisi: 15 Temmuz 1933`te Yaşar Nabi Nayır tarafından yayımlanmaya başlayan aylık sanat ve edebiyat dergisidir. Melih Cevdet Anday, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Necati Cumalı, Tarık Dursun K., Ece Ayhan, Attilâ İlhan, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Semih Poroy, Tomris Uyar gibi birçok edebiyatçının eserleri yayımlanmıştır. Dergi kesintisiz yayınıyla günümüze kadar gelmiştir.

 “Hiç de iyi bir şiirine rastlamadım daha. Ortalama memur şiirleri işte. Varlık’a yazıyormuş.” (Erbil, 2021: 29)

vira: Aralıksız bir biçimde, hiç durmaksızın, sürekli olarak.

“Sanayi devrimi boyunca gemi makineleri vira değişti, vira değişti, 1840’ta almaşık (mütenavip) makineler…” (Erbil, 2021: 57)

Viva Zapata!: 1952’de ABD yapımı biyografik-dramatik Amerikan Western filmidir. Yönetmeni Elia Kazan’dır. John Steinbeck’in aynı isimli eserinden uyarlanmıştır. “Viva Zapata”, İspanyolcada “Yaşasın Zapata” anlamına gelmektedir. Meksika Devrimi’nin köylü lideri Emiliano Zapata’nın, gaddar diktatör Porfirio Díaz’a karşı açtığı mücadelenin hikayesini anlatmaktadır. Türkiye’de 1953’te vizyona girmiştir. Başrolünde Marlon Brando vardır.

“Kevser’le sinemaya gittik. Viva Zapata’ya, çok güzeldi.” (Erbil, 2021:17)

Yahya Kemal: Yahya Kemal Beyatlı, (d. 2 Aralık 1884, Üsküp, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 1 Kasım 1958, İstanbul), Türk şair, mütefekkir, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Şiirleri Divan edebiyatı ile modern şiir arasında köprülük görevi üstlenmiştir.

“Bildiğim bütün küfürleri saydım okula giderken. Baktım kantinde kimseler yok. Yukarı çıktım Tanpınar’ın dersine. Yahya Kemal’i anlatıyor kaç derstir.

Dün bezminizin bir ezeli neş’esi vardı

Saz sesleri tâ fecre kadar körfezi sardı

Vaktâki sular şarkılar inlerken ağardı

Bendim geçen ey sevgili sandalla denizden.

Eee ne yapsın yani sen sandalla önünden geçmişsen şimdi onun da seni sevmesi gerekecek değil mi? Hem sandal kimin sandalı? Yahya Kemal’in sandalı var mıydı acaba? Kaça almıştı? Parayı nasıl kazanıyordu? Küreği kim çekiyordu? Sevgilisi ne biçim şeydi? Kimin kızı, zengin mi, güzel mi?” (Erbil, 2021: 19)

yazıhane: Yazı ve danışma işlerinin yürütüldüğü iş yeri, büro.

“Durmadan ‘Beni ararlar,’ diyor. İşi aranmak olan bir adam. Yazıhane de tutmuş aranmak için.” (Erbil, 2021: 29)

yekûn: Arapça kökenli, toplam anlamına gelen kelime.

“Öğle de ye bir tabak kuru fasulya yirmi para, ye bir tabak pilav yirmi para, ye üç yüz gram ekmek ver on para yekûn ver elli para.” (Erbil, 2021: 64)

yobaz: Dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen (kimse).

“Yani bana annenin dizinin dibinden ayrılma mı demek istiyor bu yobazlar, beni bir arkadaş olarak göremezler mi, ya da bir kız kardeş gibi?” (Erbil, 2021: 33)

yontu: Taş, tunç, mermer, alçı, kil, ağaç, bakır gibi maddelerden yontularak, yoğrulup pişirilerek ya da kalıba dökülerek oluşturulan, insan, hayvan vb. görünümünde ya da soyut biçimlerde yapıt.

“Geçmişin de Bayan Nermin’in de parçalanışını simgeleyen, bir ulusun hatalarını, bir ailenin suçlarını gösteren bir yontuydu o.” (Erbil, 2021: 137-138)

Ziya Osman Saba: 30 Mart 1910’da İstanbul’da doğmuştur. 29 Ocak 1957’de İstanbul’da yaşamını yitirmiştir. Lise öğrenciliği yıllarında şiir yazmaya başladığı bilinmektedir. İlk şiiri 1927’de Servet-i Fünûn dergisinde yayınlanmıştır. Bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla “Yedi Meşale” topluluğuna katılmıştır. Lisede bir yıl sınıfta kalınca bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı ile tanışma fırsatı bulması, edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluğun oluşmasını sağlamıştır. Dostu Cahit Sıtkı’nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları bir araya getirmesi ile ilk basımı 1957’de yapılan Ziya’ya Mektuplar adlı ünlü kitap oluşmuştur.

“Nelerden hoşlandığımı sordu. Şiirden dedim. Hemen o dalda konuşmaya başladı. Bende her şey bulunur der gibi bir tavrı vardı. Efendim Nazım Hikmet güdümlü bir sanat yapmasa büyük bir şairmiş. Ziya Osman Sabayı çok severmiş. Orhan Veliyi hiç sevmezmiş. Ne biçim şey.” (Erbil, 2021: 11)

KAYNAKÇA

Güncel Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu. Erişim 1 Kasım 2021. https://sozluk.gov.tr

İmece Deniz Ansiklopedisi. Erişim 1 Kasım 2021. https://www.wikiderya.org/wiki/abaşo-gabya-sereni

Kardam, Ahmet (2021). Mustafa Suphi Karanlıktan Aydınlığa, İletişim Yayınları.

Kubbealtı Lügati Sözlük. Erişim 1 Kasım 2021. http://lugatim.com

T.C. İçişleri Bakanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı Denizcilik Sözlüğü. Erişim 1 Kasım 2021. https://www.sg.gov.tr/denizci-dili

Tauss Marine Denizcilik Terimleri Sözlüğü. Erişim 1 Kasım 2021. http://www.taussmarine.com/index.php/s/

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Erişim 1 Kasım 2021. https://islamansiklopedisi.org.tr

Wikipedia Özgür Ansiklopedi. Erişim 1 Kasım 2021. https://www.wikipedia.org/