Turgay Anar: “Huzur Atlas’ı roman metniyle ilgili hiçbir soruya kendini tamamen kapatıp ‘katılaşmak zorunda olan’ cevaplar üretmiyor. “

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi Doç. Dr. Turgay Anar, Huzur Atlası- Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Romanını Okuma Kılavuzu kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar severleri heyecanlandıracak bir çalışmaya imza atmış. Tanpınar’ın kültür-sanat dünyasının haritasını çıkaran bu büyük çalışma, yazarın sıkça kullandığı kavramları, kelimeleri, yazarları, şairleri, kitapları, müzikleri madde madde çıkarıyor. Bu maddeler ansiklopedik bir atlasa dönüşürken yorumlarla birlikte Huzur’dan alıntılarla veriliyor. Huzur Atlası’ndaki maddeler sadece Huzur romanından değil, diğer kitaplarında da aynı maddelerin geçtiği yerlerden açıklamalar yapılarak bir bütünlük oluşturuluyor. Binbir Gece’den, Eflatun’a, Dede Efendi’den Mozart’a, Huxley’den Peguy’a kadar geniş bir dünyası olan Tanpınar’ın Huzur romanını merkeze alarak onun kişisel ve estetik dünyası için bir okuma kılavuzu yazmanın nasıl bir çalışma olduğunu Turgay Anar ile konuştuk.

Huzur gibi çok anlamlı ve çok katmanlı romanları okumak, tehlikeli bir göreve çıkmak zorunda olan bir insanın tedirginliğiyle de okunur.” dediğiniz Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bu romanı için bir atlas hazırlama fikri nasıl oluştu?

Huzur romanı, Tanpınar’ın içine “hayatını, sıkıntılarını, mesellerini” yerleştirdiği bir entelektüel coğrafyaya benzer. Huzur, bir kurmaca evren olarak tasarlanmış olsa da onu anlamaya başlamadan önce okurun onu doğru okumak için bile belli bir kültürel/edebî/sanatsal seviyeye ihtiyacı vardır. Üniversitedeki işim dolayısıyla neredeyse her dönem, Türk romanı derslerimde Huzur’u okutuyor ve romanı birkaç haftada inceliyordum. Bu derslerde, öğrencilerimin ne kadar zorlandıklarını gözlemleyebiliyordum. Ayrıca Huzur öyle kolayca okunabilecek bir roman da değildir. Bunun birçok sebebi vardır, ama şunu çok net söyleyebilirim ki bu romanın yazıldığı dünya, bu dünyanın meseleleri, hayata ve insana bakışları, gelecek projeksiyonları birçok açıdan değişmiştir. Bir de tabii ki romanın dili de okurları zorlar. Tanpınar, üslup sahibidir, o uzun cümleleri okumak her roman okurunun kolayca üstesinde gelebileceği kolaylıkta değildir. Bir atlas, yazarın hem düşüncesinin girinti ve çıkıntılarını görünür hale getirir hem merkeze aldığım eserden yola çıkarak Tanpınar’ın diğer eserleriyle Huzur arasında kurulan bağlantıları okurlara gösterir hem de onun ışıltılı yerlerinin altını daha da incelikle çizebilir.  

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unun kültür-sanat haritasını çıkarmak hem araştırmacılar için hem de okurlar için kolaylık oluşturuyor. Huzur Atlası’nın maddelerine baktığımızda nasıl bir anlam bütünlüğüne ulaştığınızı düşünüyorsunuz? Tanpınar’ın kültür dünyası nasıl bir dünya?

“Huzur” meselesi olan, bir nevi düşüncenin çok önemli olduğu bir deneme-romana benzetilebilir. Bu tür romanlarda, romanın asıl üzerinde durduğu, ısrarla tartışmak istediği soru(n)lar bulunur. Bu açıdan Huzurromanına baktığımızda bu romana kültür, sanat, edebiyat, siyaset, ekonomi, görsel sanatlarla kol kola ilerleyen çok cepheli bir eser tabii ki diyebiliriz. Bu durum doğaldır ki roman dışında kalan birçok konu/mesele/tartışma/esere hâkim olduğunuzda romanı daha da kolay kuşatır, ondan farklı bir estetik zevk alabilirsiniz. Bu türden eserlerin malzemeleri ise sıradan roman okurunun çok da üzerinde duramayacağı ayrıntılar ve çeşitli göndermelerle “yüklüdür”. Tanpınar, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında kendini yetiştirmiş, zengin bir hayal dünyası olan ve bunları çok güzel Türkçe ile dile getiren bir sanatçıdır. Onu anlayabilmek için onun dikkatiyle meselelere, kişilere ve olgulara bakabilmek de şüphesiz önemlidir.

Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir yazarın kullandığı kelimelerin altını çizmek biraz da yazarı yeniden yazmak ya da çevirmeye benziyor sanırım…

Kelime, sizin içine baktığınız uçsuz bucaksız bir evrendir. Eğer doğru bakarsanız kelimeye, o da döner size bakar. “Huzur Atlası”nı yazarken bu mesele üzerinde çok düşündüm. Atlas’ın önsözünden alıntılayacak olursam, “Huzur Atlas’ı roman metniyle ilgili hiçbir soruya kendini tamamen kapatıp ‘katılaşmak zorunda olan’ cevaplar üretmiyor. Aslında bu atlas, Huzur romanı gibi çok-yüzlü, çok-katmanlı, çok-biçimli bir yapıyı ve yeni bir bakış açısıyla metnin anlamını yeniden inşa etme uğraşıdır. Bu yüzden, çalışmamız nihai bir okumanın uğrak noktalarını gösteren yönüyle de bir kurmaca metni nasıl okuduğumuzu gösterir.” Amacım, romanı hem yorumlarımla açmak ve açıklamak, ama bunu yaparken mutlak/katılaşmış/değişmez bir anlamı tüketmek asla değil; aksine Huzur’un anlamlarını, Huzur dışındaki başka anlamlarla yeniden üretmeye çalışmaktır.

Neden Huzur’u seçtiniz? Diğer kitapları için de bir okuma kılavuzu hazırlamayı düşünüyor musunuz?

Tanpınar, bir röportajında Huzur için “Garip bir zihnî tembellik içinde yaşıyoruz. Eğer bu roman istediğim tesiri yapar ve bizi meselelerin münakaşasına alıştırırsa mesut olurum.” diyor. Huzur romanı, Türk edebiyatındaki beğenilen/değerli romanlarla ilgili anketlerde, araştırmalarda her zaman ilk onda yer alan bir eser. Bu eserin niçin değerli olduğunu, romanın güzelliklerini görmek ve göstermek istedim. Tanpınar, “Görmek düşünmektir.” diyor ısrarla. Gördüklerimi, yani düşündüklerimi göstermek de istedim diyebilirim. Uzun zamandır Tanpınar’ın eserleri ve onun eserleriyle ilgili yazılmış yazıları okuyup inceliyorum. Bu çalışma aslında bir Tanpınar Ansiklopedisiyazma hazırlığımın ilk basamağı. İlerde eğer planladığım gibi çalışabilirsem Tanpınar okurlarına başka sürprizlerim olacak. 

Huzur Atlası’nın Önsöz’ünde de belirttiğiniz üzere Huzur, “Tanpınar hayattayken ikinci baskı yapacak kadar bile satmaz.” Akademisyen gözüyle baktığınızda, Huzur’u, döneminde ve şimdi nasıl bir yere oturtuyorsunuz?

Huzur, okunması ve anlaşılması kolay bir roman değildir. İlk bunu söylemek lazım. Ayrıca onu okuyup anlamak için belli bir kültür/sanat ve edebiyat seviyesine çıkmak da gereklidir. Kitap olarak yayımlandığında yıllar boyunca ikinci baskıyı yapamaz Huzur. Bu Tanpınar’ın vefatından sonra da çok değişmez. Tanpınar’ın “yeniden” okunmasının çeşitli sebepleri vardır, ama en dikkat çekici yön, bir mücevher gibi hâlâ ışıltısından hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır.

750 sayfalık muazzam bir çalışmayla karşı karşıyayız. Müzikten şiire, kitaplardan semtlere kadar geniş bir yelpazede maddeleri araştırırken, kaynak araştırmaları yapmak nasıl bir süreçti?

Huzur Atlası’nı yazarken tabii ki ben de daha önce farkına varmadığım birçok konu/mesele/kişi ve sanat eseriyle ilgili bilgiler edindim. Bu beni kültür, sanat ve edebiyat açısından da besledi. Tanpınar’ın niçin önemli bir sanatçı olduğunu bu araştırmalar sırasındaki edebî seyahatlerim sırasında çok daha yakından gözlemleyebildim.

Okura büyük bir birikim sağlayan Huzur Atlası’nın İstanbul’unu anlatmak ister misiniz? Huzur’a eşlik eden Boğaz manzarası ile bugünün İstanbul’u arasında nasıl farklar gözlemlediniz? 

Tanpınar, İstanbul’a baktığında, yani geçmişi olağanüstü bir iklim, mimari ve güzelliklerle havanda döven o estetik terkibe hayrandır. Onun “maziye” bakışında bir “şuur buhranı” yaşayan entelektüelin ıstırapları, bir nevi Hamlet gibi “olmak ve olmamak” dilemması yer alır. İstanbul’u anlatan yazarlarımız arasında onu geçmiş yaşama kültürüyle bilen ve sevgiyle anlatan başka kaç yazar vardır? Beş Şehir’de İstanbul’u nasıl sevdiğini çok güzel ifade eden bir cümlesi vardır: “İstanbul her süsün, her kumaşın kendisine yaraştığı, ayrı ayrı hususiyetlerini açtığı o cömert yaratılışlı güzellere benzer.” Geçmiş, ona bakışımızla da anlam kazanır. Bir nevi kültürel/sanatsal ve edebî retrospektife hepimizin ihtiyacı var. İstanbul bu retrospektif bakışımızın merkezi ve eşsiz bir incisidir.

Siz de, kitabınızı hazırlarken, bir yandan değişen bir kültürle karşılaşıyorsunuz. Bugünden baktığınızda sizi çok şaşırtan bilgilere rastladınız mı?

Tanpınar, hocası Yahya Kemal’den aldığı “imtidad” fikrini romanda genişleterek kullanır. Bu fikir, romanı günümüzde daha da anlamlı hâle getiriyor. Mümtaz, romanın üçüncü bölümünde, Nuran’dan ayrılmış olmanın da verdiği moral bozukluğuyla İhsan’ın evine uğrar. Evden daha sonra üzüntüyle ayrılır. Anlatıcı Mümtaz’ın surlara doğru yürüdüğünü belirtir. Kara veya deniz surlarıyla ilgili açık bir bilgi yoktur. Mümtaz, gittiği yerde harap bir mezar görür. Mezarın ortasından bir çitlembik ağacı kök vermiştir. Ben bu mezarı ve çitlembik ağacını İstanbul’un kara ve deniz surlarını dolaşa dolaşa buldum. Çitlembik ağacı hâlâ o mezarın içinde, mezar harap değil artık… Tanpınar’ın “değişerek devam etmek, devam ederek değişmek” fikri, bu mezar ve çitlembik ağacıyla yerli yerinde duruyor ve insanlara sessizce sesleniyor.

Huzur Atlası gibi çalışmaların yazarların kendi dil evrenini okumak açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sizce bu tarz çalışmalar neden önemlidir? Hangi yazarlar için de aynı çalışmaların yapılmasını isterdiniz?

Edebiyat metinlerine hangi mesafeden ve nasıl baktığınız, o metni hangi boyutta kuşatmaya/anlama çalıştığınızla doğrudan ilgilidir. Bir yazarın “kurmaca” eserine farklı bir perspektiften bakmak, onu nasıl anlamaya çalıştığınızı ispat eder. Ben, Huzur’da gördüklerimi okurlara göstermek istedim. Bunu uygularken ise kendi bakış açımın metnin anlam ufkunu kapatmasını da istemedim. Huzur Atlası, Huzur romanını merkeze alarak, önce Tanpınar’ın diğer romanları olan Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler, Suat’ın Mektubu’na açılıyor, sonra yazarın diğer eserlerine ve oradan da Tanpınar’ın hayatına, sanatına yöneliyor. Bu yönüyle merkez aynı kalmakla birlikte pusulanın ibresi sürekli yer değiştiriyor. Türk edebiyatında ciddi anlamda önemli roman yazarları var. Bunlardan birkaçının ismini- bunların vefat etmiş olmalarına lütfen dikkat edin- bir çırpıda şöyle sıralayabilirim: Halit Ziya, Yakup Kadri, Refik Halit, Ahmet Midhat, Abdülhak Şinasi, Kemal Tahir, Peyami Safa, Tarık Buğra, Orhan Kemal, Yusuf Atılgan, Tezer Özlü, Sevim Burak, Oğuz Atay…