The Ringo Jets: “2020’lerde Rock’n Roll daha çok yüzeye çıkma şansı bulabilir, en azından bulmalı, çünkü buna ihtiyacımız var.”

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Art arda Primavera Sound, Les Rencontres Transmusicales, Gutter Island gibi önemli festivallerde yer aldınız. İskandinavya, Fransa, İtalya, İspanya gibi bölgelerde turneler yaptınız. Aralarında Pixies, The Battles, Portishead, The Sonics ve Gogol Bordello’nun bulunduğu birçok grupla sahne paylaştınız. 2019 yılında Sziget Festivali’nde çalan ilk Türk grup oldunuz. Türk rock müziğinin uluslararası alanda görünür olmasını da sağladınız. Sizin için nasıl bir duygu?

TRJ: Siz böyle sorunca biz de bir durup düşünüyoruz; bunları yaparken fark etmemişiz, sadece daha iyi şarkılar yapmaya ve daha güzel konserler vermeye odaklanmışız. Durunca, hele ki iki sene çalmadan durunca ne kadar aktif, elementimizde ve mutlu hissettiğimizi hatırlıyoruz tabii. Amacımız özellikle ülkemizi temsil etmek değildi ama bunu başardıysak ne mutlu bize. Bundan sonrasında ise ne yapıyorsak onu yapmaya, daha iyisini yapmaya odaklıyız genelde.

“The Ringo Jets”, “Assorted” “Open Sesame” gibi İngilizce albümlerin dışında adını Yeşilçam efsanesi Yadigâr Ejder’den alan “Yadigâr Ejder” parçanız çıktı. İlk Türkçe single’ınız oldu. Türkçe söz yazıp çalmaya nasıl karar verdiniz?

Tarkan Mertoğlu: Almancı olduğum için evde sürekli Cüneyt Arkın, Kemal Sunal kasetleri izlenirdi ve ben oradaki figüranların dahi fanıydım, hepsinin ismini ezbere bilirdim. Babamın da Almanya’da film yapım şirketi vardı. 1988’de bir gün eve Yadigâr Ejder’le geldi. Hatta kıyafetini bile söyleyebilirim; kot tulum ve kırmızı beyaz boğazlı Reebok’ları vardı, çok cool görünüyordu. Bu kadar trajik bir hayatı olan adamın bu kadar yüksek enerjili ve neşeli olmasından da etkilenmiştim. Birlikte oturup Şark Bülbülü ve başka birkaç filmi izlediğimizi hatırlıyorum.

İki sene önce Wes Montgomery dinlerken bulduğum oktavlı bir riff’i “Yadigâr Ejder” ismiyle kaydettim. Türkçe bir şarkı yapmak istediğimizde de menajerimiz ve yapımcımız Can Sertoğlu şarkının gerçekten de Yadigâr Ejder hakkında olması fikrini ortaya attı. Aklımıza yatınca da sözleri Memet İncili’yle beraber yazdık ve ortaya bu şarkı çıkmış oldu.

Rock müzik Türkiye’de uzun zamandır çok ön planda değil. Belki son zamanlarda bazı hareketlenmeler söz konusu. Ancak 2010’lar öncesinde çok daha fazla görünür bir haldeydi. Zamanla Rock’N Coke Festivali gibi bazı festivaller sona erdi. Bunun biraz da siyasî alt yapısı da var tabii. Siz Türkiye’de rock müzik icra etme üzerine ne söylemek istersiniz? Nasıl bir süreçten geçiyor rock müzik?

Deniz Ağan: Rock müzik için dünyada da paralel bir durum vardı aslında, 2010’lar pek iyi geçmedi. Rock’n Roll basit ama yine de eklektik bir müzik. Temelini siyah müziğinden alan “Roll” kısmının oradan çekilip beyaz “Rock”ının tek başına kaldığı dönemlerde popülaritesi azalıyor sanki. Özünü oluşturan duygulardan biri de isyan ve başkaldırı bence ve onun sınıfsal bir temeli de var. Sınıf bilincinin yok olduğu, umutsuzluğun baskın olduğu veya sistemle mücadele etme yollarının kapandığı dönemlerde Rock müzik gücünü kaybediyor. 2010’larda da durum biraz böyleydi. 2020’lerde Rock’n Roll daha çok yüzeye çıkma şansı bulabilir, en azından bulmalı bizce çünkü buna ihtiyacımız var.

Şarkılarınızda pshychodelic ve grunge temalara da rastlamak mümkün. Nasıl ortaya çıkıyorlar?

TRJ: Açıklamak zor çünkü bizim için çok doğal bir biçimde gelişiyor ve ortaya çıkıyorlar. Yani şarkıyı yaparken şimdi buraya biraz saykodelik bir riff girelim diye düşünmüyoruz, şarkı öyle bir şey istiyor gibi geliyor belki ve elimiz bir anda ona gidiyor. Rock bizim için sınırları olan bir müzik değil, 60’ların başında Cavern’de bütün gece genelde 3-4 akorlu eski rock’n roll şarkıların uyarlamalarını çalan The Beatles, beş sene içinde Sgt. Peppers gibi bir albüm yarattı, ondan sonra da bütün kalıplar yıkıldı zaten. Zevki de biraz burada, birçok farklı tarzı, stili kolaylıkla içine katabiliyor ve kaynaştırabiliyorsunuz.

The Who grubuna benzer bir duruşunuz var. Sizi etkileyen gruplardan biri midir?

Lale Kardeş: Kesinlikle. The Who da, The Beatles gibi müthiş çok yönlü bir gruptu. Haliyle üzerimizde etkisi olabilecek çok fazla özellikleri var ama aklımıza ilk gelen, kimseye benzemeyen grup kimyaları. Bireysel olarak hep sınırları zorlayıp en uç yerlerde gezen aşırı karakteristik enstrümanistler olmalarına rağmen birlikte ortaya çıkardıkları ses ve kimya inanılmaz uyumlu ve yekvücut bir şeye dönüşüyor. O zaman da çok güçlü bir müzik çıkıyor ortaya. Müthiş cüretkarlar, birlikte gidebilecekleri bir yer hep var, sınır olmadığını hissettiriyorlar. Gürültüyle yaptıkları sanatın hayranı ve takipçisiyiz.

Son zamanlarda sizi müzik adına heyecanlandıran olaylar nelerdi?

TRJ: Nihayet canlı performanslara ve sahneye döndük, ayrıca seyirci olarak katıldığımız konserler de oldu ve hepsinde salonlarda pandemi öncesine göre daha belirgin bir heyecan, coşku ve katılım hissettik. Bu durum bizi heyecanlandırıyor çünkü bizim yaptığımız müzik, özellikle canlı performanslarda salonda dönen enerji ile başka bir şeye dönüşme potansiyeli olan, organik bir müzik. Güzelliği de biraz burada, mesela The Who’nun en sevdiğimiz albümlerinden biri, bir konser albümü olan Live at Leeds. Orada yaptıkları müzik bambaşka bir şeye dönüşmüş. Çok turladıkları ve formda oldukları bir dönem zaten ama o müzik o gün o salonda zirveye ulaşmış ve elbette orada olan herkesin katkısı var.

Dinleyicilerinizi bekleyen yeni projeler, konserlerden bahsetmek ister misiniz?

TRJ: Kafamızı bu ara en çok meşgul eden ve heyecanlandıran şey kaydedeceğimiz yeni albüm. Bunu yapmayalı uzun zaman oldu. Zaman içinde albümler, müzik platformları ve piyasa için önemini ve anlamını belki biraz yitirdi ama bizim gibiler için bitecek bir hikâye değil. Albüm konseptini her şeyiyle çok seviyoruz ve yeni bir albüm yapmak için çok heyecanlıyız.

The Ringo Jets, 28 Mayıs’ta İnönü Stadyumu’nda gerçekleşecek Mor ve Ötesi konserinde gecenin açılışını yapacak, bu özel geceyi kaçırmayınız.