.

Neriman Polat: “Her bir parçanın diğerine pas atması, göz kırpması gibi şeylerle ilgileniyorum.”

nerıman-polat-parca-parca-sergısı-merdıven-art-space

Abdullah Ezik

abdullahezik@gmail.com

Defne Parman, Doğa Çal ve Hilal Balcı’nın çalışmalarını bir araya getiren “Parça Parça” başlıklı grup sergisi, 8 Haziran tarihine kadar Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor. Neriman Polat’ın küratörlüğünü üstlendiği sergide, Polat’ın bir araya getirdiği üç kadın sanatçı, feminist pratik ile aralarında gerçekleştirdikleri iletişim üzerinden sergideki seçkiyi oluşturuyorlar. Sergi, video ve yerleştirme işlerle, farklı kadın oluş deneyimlerine odaklanıyor.

Abdullah Ezik, Neriman Polat ile küratörlüğünü üstlendiği “Parça Parça” sergisi üzerine konuştu.

Geçtiğimiz günlerde Merdiven Art Space’te açılan ve küratörlüğünü üstlendiğiniz “Parça Parça” başlıklı grup sergisi üç kadın sanatçının farklı dönemlerde ürettikleri işleri bir araya getiriyor. Öncelikle “Parça Parça” ne tür bir hikâyenin peşinden gidiyor ve serginin merkezinde sizin için hangi odak nokta yer alıyor? Bu üç ismi (Defne Parman, Doğa Çal, Hilal Balcı) sizin için “Parça Parça”da birleştiren/buluşturan ne oldu?

Defne Parman ve Doğa Çal’ın üretim süreçlerine yakından tanık oldum. Doğa ile Nesin köyünde sanat atölyesinde tanışmıştık. Defne ve Doğa benim gençlerle sürdürdüğüm atölye derslerine farklı zaman dilimlerinde katıldılar. Hilal Balcı ile Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde verdiğim bir sunumda tanıştık ve hep iletişimde kaldık. Bu üç kadın sanatçı birbirini tanımıyorlardı ve ne tür işler ürettiklerini de bilmiyorlardı. Üçünün çalışmalarını kendim işlerimle de ilişkilendirerek onları tanıştırmak ve bir sergi oluşturmak fikrinden hareket ettim. İşlerinin, çalışma yöntemlerinin farklılıklarına rağmen işleyen bir birliktelik kurabileceğimizi düşündüm. Doğa Helsinki’den, Hilal Sakarya’dan, Defne İstanbul’dan katıldıkları online toplantılarla 1,5 sene düzenli olarak çalıştık. Öncelik birbirimizin bakış açılarını anlamak ve onların kendi çalışmalarını hatta kendilerini birbirlerine anlatmalarıydı. Sergi adım adım gelişti. Yani bir yan yana durma hikayesi diyebiliriz buna, yanındakini dinleyerek, anlamaya çalışarak nasıl bir arada olabilirizden yola çıktık. Daha sonra Merdiven Art Space’ e sergi fikrimizi götürdüm, Banu ve Hakan Çarmıklı’nın bize güvenmesi ve desteklemesi bizim için çok önemli bir fırsat oldu. Amacım yatay düzlemde, hiyerarşi kurmadan tecrübe paylaşmaktı.

“Parça Parça”, bir grup sergisi olmakla beraber kendi içerisinde bütünlüklü ve işlerin/sanatçıların birbirleri ile doğrudan veya dolaylı yoldan diyalog kurduğu bir sergi. Sergide yer alan işlere ve konumlarına küratör olarak nasıl karar verdiniz? İşlerin birbirleri ile kurdukları bağ ve diyaloga nasıl yaklaşmak gerekir?

İşlerin hangilerini seçeceğimize, serginin adının ne olacağına ve birçok detaya birlikte karar verdik. Bir sanatçı olarak bir küratörden ya da birlikte bir sergi yapma fikrinden neler beklediğimi hesaba kattım hep. Feminist pratik, işler arasında bağ kurmak, bağları birleştirmekten de geçiyor. İşlerin mekanla ilişkisi en önemli mevzulardan biri. Girişte, bir duvarı kırmızı iplerle örülmüş, güzel manzaralı, inşaat ev karşılıyor izleyiciyi. Giriş kat; daha ev içine yönelik kurgulandı. Oda içlerinde parçalı bedenler, parçalı yaralı haberler, adeta kendi bedeninin bir parçası haline getirilmiş sarı bez yer aldı. Sıkışık bir koridorda bir yutkunma bizi dik merdivenlerden üst kata çıkartıyor, üst kat karanlık daha tekinsiz, iktidarın çevirdiği sandalye, iki kadın arasındaki sırların, ya da travmaların kulaktan çekildiği ve ezildiği an, yaraları ya da tedaviyi anımsatan pamuk, delerek işlenmiş yarı saydam örtü. Ve üç jenerasyonun birbirini sevme hali. İşlerin içerikleri kadın oluş halleri, yaşamın içinde sıkışık kaldığımız yerlerle çoğunlukla yakından ilişkili.

Serginin başlığı (“Parça Parça”) aslında sergide yer alan işlere ve öne çıkarılmak istenen temel vurguya dair içerisinde özel atıflar da barındırıyor. Gerek bir sanatçı gerekse küratör olarak sizin için bu parçalılık ve bütünlük hâli/meselesi nasıl bir anlam ifade ediyor?

Parçaya ve parçaların ilişkisine bakmak ama bunun içinde nihai bir bütün aramamak beni ilgilendiriyor. Parçalar bir şeyi tamamlamıyor, yani bir puzzle değiller. Tek tek yaşıyorlar ya da bazı parçalar yaşamıyor, hayat ve ölüm gibi. “Parça Parça” bir yanıyla da lime lime ya da ilmek ilmek. Sergide daha çok her bir parçanın yani yapıtın diğerine pas atması, göz kırpması gibi şeylerle ilgileniyorum. Bütünlüklü bir hikâye kurma niyeti hiç yok.  

Bir sanatçı olarak sizin işlerinizi daha önce görmekle beraber küratör olarak Neriman Polat ile bu tanışıklığın benim için yeni olduğunu söyleyebilirim. Bu noktada sanatçı ve küratör Neriman Polat arasında nasıl bir mesafe ve ne tür düşünsel benzerlikler/farklılıklar söz konusu?

Sanatçı kimliğimle, birçok kez sergi düzenleyen ekiplerde, ya da ikili olarak düzenlediğimiz sergilerde yer aldım. Ama bu kez tek başıma, bu işi üstlendim. İlginç bir geçişlilik oldu. Aynanın diğer tarafına geçmek gibi. Tanımlara ve konumlara şüphe ile bakan biri olarak çok da zorlanmadım. Yani küratörüm diye düşünmek yerine gençlerle nasıl çalışabilirim, dozajı nasıl ayarlayabilirim hem onların hem benim istediğim bir sergi nasıl ortaya çıkabilir diye düşündüm. Bir tür kolaylaştırıcı olmaya çalıştım. Kendi sergilerimi nasıl kuruyorsam bu sergiyi de aynı anlayışla ve titizlikle ve motivasyonla kurmaya çalıştım ve tecrübelerimi paylaştım. Bu sergide benden iki jenerasyon genç feminist kadın sanatçılarla çalışmak ilginçti. Farklılıklara ve benzerliklere bakmak için iyi bir fırsat oldu.

Son bir soru olarak üç sanatçının da feminist bir pratik ile iletişim meselesini merkezine alması, sergide bu konuya referans veren işlere yer vermesi önemli bir konu. Bu iki bağlam/açılım sergide nasıl birleşti? Nasıl gün yüzüne çıktı?

Feminist pratik birbirini anlamak, dinlemek, hissetmek, empati kurmak ile yakından ilişkili, bence bu tür konularla çalışan sanatçılar ve küratörler birbirleriyle iletişim kurmak üzerinden çalışmalılar. Bunun bir tarihçesi var, feminist sanatın bize kazandırdıkları var. O yüzden bir şeyi yeniden keşfetmemekle birlikte yeniden deneyimliyoruz.