.

N. Taner Büyükarman ile “Akıl İzi” üzerine

taner-buyukarman-akıl-ızı-sanat-krıtık-yayınları-dılhan-ege-ezer-eryurt

Abdullah Ezik

N. Taner Büyükarman, geçtiğimiz günlerde Sanat Kritik Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı ve aynı isimle sahnelenen Akıl İzi’nde “bir cumhuriyet kadını” olarak ön plana çıkan Dilhan Ege Ezer Eryurt’un hikâyesine odaklandı. NASA’da görev yapan ilk Türk bilim insanı olan Dilhan Ezer’in hayatına, mücadelesine, kişisel yaşamına farklı noktalardan ışık tutan kitap/oyun, aynı zamanda Türkiye’nin geçirdiği sosyal dönüşümü yansıtmasıyla da dikkat çekiyor.

Abdullah Ezik, N. Taner Büyükarman ile Akıl İzi, kitap/oyunun serüveni ve Dilhan Ege Ezer Eryurt üzerine konuştu.

Geçtiğimiz günlerde Sanat Kritik Yayınları tarafından yayımlanan yeni kitabınız Akıl İzi, “bir cumhuriyet kadını” olarak Dilhan Ezer Eryurt’un hayat hikâyesine odaklanıyor. Öncelikle Dilhan Ezer Eryurt, sizin için nasıl bir profil olarak ortaya çıktı? Size nasıl bir ilham ile bu oyunu yazdırdı?

Akıl İzi yayımlanan üçüncü kitabım. Daha önceki iki kitabım Mitos-Boyut Yayınları’ndan çıkmıştı. Her iki kitabın içinde de birkaç oyun birden yer alıyordu. Bu kez kitapta tek bir oyunun olmasını istedim. Aslında bu Prof. Dr. Dilhan Ege Ezer Eryurt’un astrofizik alanındaki öncü kimliğinden, dünya çapındaki ününden, biricikliğinden kaynaklanıyor. Dilhan Hoca, Nüzhet Gökdoğan’la birlikte ülkemizin ilk astrofizikçilerinden, ODTÜ’nün ilk kadın dekanlarından ve Ankara’da kurulan ilk rasathanenin Ankara Üniversitesi Kreiken Gözlemevi’nin kurucularından. Ayrıca Antalya Bakırlıtepe’de yer alan ve dünyanın sayılı rasathanelerinden Tübitak Ulusal Gözlemevi’nin kurulmasında büyük emekleri olan çok önemli bir bilim insanı. Tüm bunların yanı sıra Dilhan Ezer Eryurt bir Cumhuriyet Kadını, aydını. Cumhuriyetin ilk yıllarında dünyaya gelen ve yeni cumhuriyetin yetiştirdiği önemli kadın şahsiyetlerden biri. Daha çok erkek kahramanlara yer verdiğimi fark ettiğimden beri, oyunlarımda kadın kahramanlara yer vermeye çalışıyorum. Özellikle kadının değersizleştirilmeye çalışıldığı, ve kadınlara yönelik şiddet haberlerinin yoğunlaştığı bu dönemde kadın kahramanları öne çıkartmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Yıllar önce kızım küçük bir anaokulu öğrencisiyken okullarında Milli Değerlerimiz ve Kahramanlarımız adında bir müsamere düzenlendi. Orada bütün erkek çocuklar Türk tarihinin önemli şahsiyetleri canlandırdı; kimi Fatih Sultan Mehmet oldu, kimi Alparslan, kimi Ulubatlı Hasan… Fakat kızların hepsi şalvar giyinip Nene Hatun oldular. Nene Hatun… Kadının yine adı yoktu. Sonra bu bende giderek travmatik bir hal aldı. Onca hamasetle övündüğümüz tarihimizde Nene Hatun’dan gayrı bir tane daha kadın kahramanımız yok muydu? İsmi olan bir kadın kahraman? O günden beri çocuklarımıza ilham verecek kadın kahramanlar yaratmamız gerektiğini düşünüyorum. Ve aradan yıllar geçtikten sonra bir gün Google’da Dilhan Ege Ezer Eryurt’a ait bir doodle/canlandırma gördüm. Biraz araştırınca karşıma inanılmaz bir şahsiyet, müthiş bir bilim insanı, büyük bir azim ve mücadele çıktı. Karşıma çıkan sayfaları hayranlıkla okuduğumu hatırlıyorum. Dilhan Ezer Eryurt NASA’da çalışmıştı, dahası NASA’da çalışan ilk kadınlardandı ve Ay’a ayak basan ilk astronot Neil Armstrong’u, Apollo 11 ile Ay’a gönderen ekibe yaptığı katkılar nedeniyle NASA tarafından ödüllendirilen bir avuç insandan biriydi, yegâne kadındı. Dilhan Hoca’nın özgeçmişinden çok etkilendim ama yine de bu, bir oyun yazmak için beni hemen harekete geçirmedi. Beni asıl etkileyen bu denli önemli bir bilim insanının, bir Cumhuriyet kadınının, ölümünden sonra tüm külliyatının, tüm anılarının, biriktirdiği tüm akademik çalışmaların bir “Atık Kâğıt Geri Dönüşüm” alanında bulunduğunu öğrenmemle oldu. Böyle değerli bir bilim insanını, Atatürk döneminin bize mirası olan bu Cumhuriyet Kadınını biz kaldırıp çöpe atmıştık. Bu kolay hazmedilebilir bir şey değil. Bu insanın canını yakan bir şey, insanın kabul edemeyeceği, isyan edebileceği bir durum. Ve bir hukukçu: Cemal Fazıl Karakaş tüm külliyatı bulmuş, bu buluşunu bir makaleyle herkese duyurmak istemiş, çırpınmış ve sesini kimselere duyuramamıştı. Ben Cemal Fazıl Bey’in makalesine tesadüf eseri bir internet sitesinde rastladım. Sonra da olaylar bambaşka bir şekilde gelişti.  

[Dilhan Eryurt, NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışırken.]

Dilhan Ezer, NASA’da görev yapan ilk Türk bilim insanı olmanın yanı sıra birçok önemli araştırma yürütmüş, farklı projelerde yer almış, yakın geçmişin önemli figürlerinden biri. Ezer’in hayatını araştırırken sizin dikkatinizi neler çekti? Onun hayatındaki dönüm noktalarını siz nasıl görüyorsunuz?

Bence onun hayatındaki dönüm noktalarının ilki daha henüz lise öğrencisi iken dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından kendisine hediye edilen Atatürk’ün Büyük Nutku. Bunu kendisi de pek çok kere, pek çok yerde söylüyor. O dönem Ankara’da az sayıdaki başarılı öğrenci Hasan Âli Yücel tarafından ödüllendiriliyor. Bu öğrencilerin arasında Gazi Yaşargil, Erdal İnönü, Cemil Meriç, Can Yücel gibi isimler var ve bu öğrencilerin içinde tek kız çocuğu Dilhan Ege. Dilhan Hoca bunu ömrü boyunca unutmuyor, genç bir lise öğrencisiyken kendisine hediye edilen Atatürk’ün Nutuk’unu, Apollo 11 çalışmalarına yaptığı katkılardan dolayı NASA tarafından kendisine verilen ödülden üstün görüyor. Bütün ömrü boyunca cumhuriyet değerlerine, bilime ve aklın üstünlüğüne sadık kalıyor. Dilhan Hoca’nın hayatının sonraki dönemlerinde İstanbul Üniversitesi Matematik bölümünü kazanması ve yan dal olarak Astrofizik Bölümünü tercih etmesi de önemli dönüm noktalarından biri. Sonra Ankara’ya gelişi, Profesör Kreiken’in asistanı olması ve elbette Kanada Atom Enerji Kurumu’na stajyer olarak kabul edilmesi ve ardından o yıllarda yeni kurulan NASA’ya davet edilmesi. 40’lı yaşlarında Erdal İnönü’nün çabalarıyla tekrar ODTÜ’ye dönüşü, ilk kocası Turgut Ezer’i erken yaşta kaybetmesi ise bence yaşamındaki diğer önemli dönüm noktaları.  

Akıl İzi, kurgu ile kurgu dışını birleştiren, temelinde gerçek bir hayat hikâyesi yatan özel bir oyun/kitap. Peki Dilhan Ezer Eryurt’un hayatını oyunlaştırırken nelere dikkat ettiniz? Özellikle üzerinde durduğunuz, Ezer Eryurt’a dair ön plana çıkarmak istediğiniz temel meseleler/başlıklar neler oldu?

Cumhuriyet kadını olmak meselesini önemli buluyorum. Peki, Cumhuriyet kadını/kadınları derken neyi anlatmayı denedim. Bence bu kavram sadece Cumhuriyet’in ilk dönem kadınlarını kapsamıyor, bütün bir süreci tanımlıyor. Çünkü Atatürk devrimlerinin temelinde, merkezinde akıl var. İlk dönemin şiarı, ana özelliği bu: Aklın yolundan, izinden gitmek. Hatırlarsanız bizim okul karnelerimizde “Cumhuriyetin temeli kültürdür,” yazardı. Cumhuriyet, Osmanlı’nın ardından gerçekleşen bir kültür devrimidir, akıl tutulmasına karşı çıkan bir akıl çağıdır. O halde aklı kendisine rehber edinen ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her kadın Cumhuriyet kadınıdır. İşte, ben de Akıl İzi oyununda yalnızca cumhuriyetin ilk yıllarında yetişmiş bir kadını, Dilhan Ege Ezer’i anlatmanın ötesinde, bir başka kadına daha yer vermek istedim. O, günümüzde yaşayan ve Dilhan Hoca’nın izini süren bir öğretmen olmalı diye düşündüm. Oyunumun ikinci izleği; Dilhan Hoca’nın külliyatını çöplükte bulan ve bir tıpkı dedektif gibi onun izini süren bir başka cumhuriyet kadınını, bir ilkokul öğretmenini, Nevâl’i anlatıyor. Nevâl ve eşi Azim çöplükte buldukları külliyatın üzerinden Dilhan Ege Ezer’in izini sürüyorlar, bir dönemi ve bir bilim kadınının emek ve çabayla örülmüş hayatını öğrenmeye, anlamaya çalışıyorlar.     

[Dilhan Eryurt (sağ arkada), hocası Prof. Dr. Egbert Adriaan Kreiken ile]

2 perdelik oyunda Dilhan, Nevâl, Azim, Alastair G. W. Cameron, Turgut Ezer, Bradley, Mike gibi birçok karakter söz konusu ve bu karakterler gerçek hayata dair de çeşitli temsiller üstleniyor. Oyunda işlediğiniz karakterlere ve onların temsillerine/özelliklerine karar verirken gerçek hayattaki karşılıkları ile ne tür bir bağ kurdunuz/geliştirdiniz?

Şovenizm ve hamaset aklı ortadan kaldıran bir olgu. Ben bir dönemi anlamaya çalışırken öne çıkarmak istediğim bilimin alanı, aklın evrensel sınırlarıydı. Hayatın içinde nasıl bu olgulara karşı çıkanlar varsa elbet oyunda böyle kişiler var. Oyundaki her iki izlekte de kadın kahramanların en önemli özellikleri zorluklar karşısındaki kararlı tutumları, defalarca reddedilmelerine karşın sürdürdükleri mücadeleleri ve tükenmek bilmeyen umutları. Sonunda oyundaki tüm erkekler giderek bu kadınlara saygı duymak durumunda, hatta saygı duymak zorunda kalıyorlar.

Bu kitabın/oyunun arka planında önemli bir arşiv çalışmasının olduğu gerek içerikten gerekse kitabın sonunda yer alan ayrı bir makaleden de anlaşılabilir. Akıl İzi’ne çalışırken arka planda nasıl bir arşiv ve araştırma süreci yürüttünüz?

Aslında oyundaki izleklerden günümüz Ankara’sında geçen ve Nevâl’in dünyasına tanıklık ettiğimiz bölüm biraz beni anlatıyor. Nevâl’in oyun boyunca yaptığı gibi ben de aylarca Dilhan Hoca’nın izini sürdüm. Önce internette araştırma yaptım, pek çok akademik makale okudum, video izledim. Dilhan Hoca’nın hayatında önemli yer tutan Prof. Kreiken ve Prof. Cameron’un makalelerine ulaştım. Ardından Dilhan Hoca’nın yetiştirdiği doktora öğrencileriyle bağlantı kurmaya çalıştım. Maalesef bu süreç çok zorlu oldu. Bir başka zorlu süreç de Dilhan Hoca’nın akrabalarına ulaşabilmekti. En sonunda yeğeni Melek Şener’e ulaşabildim. Sağ olsun kendisi Dilhan Hoca’ya ait pek çok eski anıyı, objeyi benimle paylaştı, ilginç ve bir o kadar hüzünlü ayrıntılardan bahsetti. Mesela Güneş’in iç yapısını araştırmak için dönemin en büyük bilgisayarlarını kullanmasına rağmen Dilhan Hoca’nın ancak yaşamının son döneminde bir kişisel bilgisayara sahip olabildiğinden söz etti, onu da ikinci eşi Sabahattin Eryurt’un anılarını yazmak için edinebilmişti. Bu, oldukça hüzünlü ve manidar bir anı parçası. Ardından Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünden Prof.Dr. Mutlu Yıldız ile bağlantı kurabildim. O da bana çok yardımcı oldu. Türk Astronomi Derneği’ne olan katkılarından, üniversitede öğrencileriyle olan ilişkilerinden bahsetti uzun uzun. Oyunun yazımı sona erdiğinde metni Cemal Fazıl Karakaş’la birlikte Mutlu Hoca’ya da gönderdim. Sağ olsunlar her ikisi de gözümden kaçan pek çok noktada yaptıkları düzeltilerle oyuna katkı verdiler. Hem Dilhan Hoca’nın yeğeni Melek Şener’e hem de Prof.Dr. Mutlu Yıldız ile Doç. Dr. Cemal Fazıl Karakaş’a katkılarından ve yardımlarından dolayı minnet borçluyum.

[Dilhan Eryurt, NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışırken.] 2

Dilhan Ezer Eryurt’a dair oldukça hazin ve çarpıcı bir olay da kendisinin bütün külliyatının atılmak üzereyken bulunup değerlendirilmesi. Bu anlamda Cemal Fazıl Karakaş’ın çabaları ve Ezer Eryurt hakkında kaleme aldığı makale son derece kıymetli. Bu olay ve Karakaş’ın çalışması size nasıl bir yol gösterdi, neler düşündürdü?

En başta da belirttiğim gibi beni hareket geçiren şey Dilhan Hoca’nın ölümünden sonra tüm külliyatının bir “Atık Kâğıt Geri Dönüşüm” alanında bulunmasıydı. Bir Cumhuriyet Kadını, bir Cumhuriyet değeri çöpe atılmıştı. Hadi hepsini geçtim bir hayat çöpe atılmıştı; mektuplarıyla, belge değerindeki fotoğraflarıyla, bilimsel makaleleriyle… Ne acıdır ki Hasan Âli Yücel’in hediyesi olan Büyük Nutuk da Yargıtay’ın arkasındaki o çöplüğe atılmıştı. Tüm bu keşfi yapan, külliyatı bulup temizleyen, saklayan, bir madenci titizliğiyle deşip kıymetini anlayan kişi ise Cemal Fazıl Karakaş’tır. Cemal Fazıl Bey o dönemde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hâkimi olarak görev yapıyor. Bir tesadüf sonucu arabasını Yargıtay’ın arkasındaki Geri Dönüşüm Alanı’nın yanına park ediyor ve o gün oraya atılan hurda kâğıt evraklar ilgisini çekiyor. Evrakları incelemeye başladığında ise hem onun için hem de benim için büyük macera başlıyor. Ardından Cemal Fazıl Karakaş bulduğu külliyat ile ilgili bir makale kaleme alıyor. Böylelikle birtakım çevreleri harekete geçirebileceğini umuyor ama nafile. Beklediği ilgiyi göremiyor. Makaleyi ancak ODTÜ Bülteninde yayımlatabiliyor. Ben makaleyi tesadüfen bu bültenin internetteki bir bağlantısından okudum. Makale o kadar ayrıntılıydı ki Cemal Fazıl Bey buradaki pek çok dip notla benim yolumu ardına kadar aydınlatıyordu. Bundan sonrası çok zor olmadı. Derhal kendisi ile e-posta yoluyla iletişime geçtim. Sağ olsun ulaşabildiği bütün bilgileri benimle paylaştı. Kendisiyle defalarca konuştuk. Oyunu birkaç kez kendisine yolladım, her defasında büyük bir hassasiyetle okuyup düzeltiler yaptı. İkimiz birlikte heyecanlandık, telefonun iki ucunda, ikimiz de aynı anda hiç tanışma şansı bulamadığımız bu büyük insan için birlikte üzüldük, başarılarına birlikte sevindik, külliyatının bulunuş hikayesine birlikte hüzünlendik.  

[1968 yılında ODTÜ’de düzenlenen 1. Ulusal Astronomi Toplantısı (Dilhan Eryurt önde)]

Cumhuriyetin yüzüncü yılında böyle bir konunun işlenmesi ve bir cumhuriyet kadınını sahnede de temsil edilmesi önemli bir konu. Son olarak oyunun sahne ekibinde kimler yer aldı, oyuna nasıl çalışıldı?

Oyunun Cumhuriyet’in 100. yılında oynanması elbette ki en büyük dileğimdi. Özellikle ODTÜ’nün önemli sembollerinden ve ömrünün büyük bölümünü Ankara’da geçiren Dilhan Hoca’nın hayatını anlatan bu oyunun öncelikle Ankara’da ve Cumhuriyetin 100. Yılında oynanması gerektiğini düşünüyordum. Bu yüzden Ankara Şehir Tiyatrosu sanatçılarından eski dostum Ali Sağ ile bağlantıya geçtim ve onun gayretleriyle Ankara Şehir Tiyatrosu bu oyunu oynamaya karar verdi. Ancak ne yazık ki Ankara Şehir Tiyatrosu salon tadilatı nedeniyle oyunu bu sene sahneleyemeyecek. Önümüzdeki yıl için söz aldık ama bakalım o zaman geldiğinde ne olacak? Şimdilik bilemiyorum. Oyunun Devlet Tiyatrolarında kabul süreci uzun süreceğinden bu yıl içerisinde Ankara Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmesini arzu etmiştim. Yine de oyunun kitap olarak bu yıl içinde yayımlanması çok önemli. Bu nedenle Sanat Kritik Yayınları’na, Seval Şahin’e ve Bağlam Yayınları’nın tüm çalışanlarına, özellikle kitabı baskıya hazırlama sürecindeki hassasiyetleri, emekleri ve hızları için teşekkür ederim. Çok kısa sürede oyunu baskıya hazırladılar ve yayımladılar. Bana ve Dilhan Hoca’ya vakit ayırdığınız için, ilgi gösterdiğiniz için size de çok teşekkür ederim Abdullah Bey.