Melis Buyruk: “Teknik olarak hâkim olduğum bir malzeme olan porselen ile içeriği detaylar aracılığı ile izleyiciye sunuyorum.”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Abdullah Ezik, Melis Buyruk ile geçtiğimiz günlerde New York’ta yer alan Leila Heller Gallery’de açılan “Habitat: Bloom” sergisi, sanat pratiği, porselen ile çalışmanın zorlukları ve yakın dönem çalışmaları üzerine konuştu.

“Habitat: Bloom” başlığında sergilenen çalışmalarda insan, hayvan ve bitkilere ait doku ve parçalar bir araya gelerek yeni hibrit yaşam formları oluşturuyor. Altıncı solo sergisini gerçekleştiren Buyruk, Dubai’den sonra yurt dışında düzenlenen ikinci sergisiyle izleyici karşısına çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde New York’taki Leila Heller Gallery’de açılan yeni kişisel serginiz “Habitat: Bloom”da Habitat serisinden 17 yeni eseriniz yer alıyor. Habitat serisi zaman içerisinde oldukça büyüdü ve bugün için çok değerli bir koleksiyon hâline ulaştı. Öncelikle Habitat serisinin doğuşu ve bugünlere ulaşana dek geçirdiği değişim/gelişim üzerine ne söylersiniz?

Geçmişe dönüp baktığımızda neredeyse tüm çalışmalarımda detaylara odaklandığım görülebilir. Teknik olarak hâkim olduğum bir malzeme olan porselen ile içeriği detaylar aracılığı ile izleyiciye sunuyorum.

2018 yılında doğada tekrar eden dokulara merak duymaya başladığımı fark ettim.

Bitkilerin, insanların, hayvanların dokuları nelerdir gibi bir fikrin arkasından gittim ve bunu araştırdım.

Habitat serisi ise bu dokuların bir araya gelmesi ile oluşturduğum yeni yaşam alanlarına, yeni doğa tanımlarına verdiğim genel isim oldu.

Bu süreçte seri gelişirken tabi ki hem teknik anlamda hem de sergileme açısından pek çok farklı yöntem denedim.

Bugün ise üzerinde en çok ilgi duyduğum mesele, bu seriyi farklı disiplinlerle ortaya koymak ve yaşam alanlarının sınırlarını geliştirerek daha büyük ve teknik anlamda da kendi sınırlarımı zorladığım ebatlar üzerinde çalışmak.

Melis Buyruk, “Habitat: Bloom”, Leila Heller Gallery

“Habitat: Bloom” sergisindeki işlerinizde yeni hibrit yaşam formlarının peşine düşüyorsunuz. Bu, içerisinde bulunduğumuz dönemde sanırım önemini daha da arttıran bir konu. Sizi “yeni hibrit yaşam formları” aramaya iten ana faktör ne oldu?

Bu yaşam alanını gerçek yaşamdan ayıran en temel özellik canlı türleri arasında hiyerarşi bulunmaması.

Yaşadığımız dünyada, günümüz koşullarında özellikle de insan olarak diğer canlı türlerinin yaşam alanlarını daralttığımız, türlerin yok oluşuna sebep olduğumuz gerçeğini göz önünde bulundurursak buradaki ütopik yaklaşımın temel sebebi belki insan olarak davranışlarımızı sorgulamak veya dünyaya/başka canlılara daha vicdanlı bir yerden bakarak doğa ile ilişkimizi tekrar gözden geçirmemizi sağlamak.

“Habitat: Bloom”, Dubai’den sonra yurt dışında düzenlediğiniz ikinci sergi. Bu anlamda solo sergilerle Türkiye’de olduğu kadar yurt dışında da izleyicilerle buluşmanız oldukça önemli. Peki bir sanatçı olarak bu durum sizi nasıl etkiliyor? Yurt içi veya dışında bir sergi düzenlemek sizin için farklı bir anlam ifade ediyor mu?

Kesinlikle ediyor. Daha fazla izleyiciye ulaşabiliyor olmak benim için çok önemli. Her ülkenin kendine has bir dinamiği var. Farklı bakış açılarını görmek, farklı izleyicilerden geri dönüşler almak bir sanatçı için de oldukça besleyici bir deneyim.

Özellikle yurt dışında katıldığım fuarlar aracılığı ile daha fazla izleyiciye ulaşıyorum son zamanlarda. Bu sanatçı olarak üretim motivasyonumu da olumlu etkiliyor.

Melis Buyruk, “Habitat: Bloom”, Leila Heller Gallery
Melis Buyruk, “Habitat: Bloom”, Leila Heller Gallery

Bu sergideki işleriniz üzerinden alternatif/yeni bir doğa tasvirine odaklandığınızı söylemek mümkün. Bu anlamda doğa-insan ilişkisi ve söz konusu bu unsurların birbirlerine etkileri son derece önemli. Peki sizin inşa ettiğiniz bu alternatif doğa tasvirinin merkezinde ne yer alıyor? Doğa, sizde kendisine nasıl bir karşılık buluyor?

İşlerimin merkezinde doğaya ait zerrecikler bulunuyor. Doğanın en ince detaylarının sınırsız tekrarlarının alternatif bir doğa oluşturması.

“Biriciklik” insanoğlu özelinde de doğa ve sanat özelinde de oldukça tartışılan, üzerine epey kafa yorulan bir konu. Sizin de sergi üzerinden bu konuya yaklaştığınız, doğanın biricik yönleri üzerinde durduğunuzu, buna işaret ettiğiniz söylemek mümkün. “Biriciklik” konusu sizin sanatınızda ve bu sergi üzerinden doğa temelli işlerinizde nasıl bir anlam taşıyor?

Bana göre doğanın ahengini oluşturan şey aslında birbiri ile aynı işleve sahip ve birbirinin tekrarı olan her detayın biricik oluşudur. Bir ağacın tüm yapraklarının tek tek, özelinde birbirinden farklı olması gibi.

Benim de çalışma prensibim bunu yakalayabilmek üzerine kurulu.

İşlerimi oluşturan her detayı, her parçayı porselen çamuru ile tek tek elde üretiyorum. Bu da oluşturduğum her canlı türünün tıpkı doğadaki gibi biricik olmasını sağlıyor.

Melis Buyruk
Melis Buyruk

Eserlerinizin teknik olarak da barındırdığı detaylar/ayrıntılar itibariyle de üretimi oldukça güç işler olduğu hemen fark ediliyor. Peki üretim süreci sizin için nasıl gelişiyor? Tüm bu detaylar, malzemeler, renkler, detaylar nasıl biçimlenip bütünleşiyor, bir forma sahip oluyor?

Ortalama bir işimin ortaya çıkması 2,5 ay gibi bir zaman sürüyor. Porselen çalışması çok keyifli bir malzeme olduğu kadar gereklilikleri de fazla olan bir malzemedir. Çok ara vermeye, yavaş hareket etmeye pek izin vermez. Bu yüzden bir işe başlamam ile bitirmem arasındaki zaman diliminde atölyede ve o işin başında ciddi zaman geçiriyorum.

Bir işin kurgulanması, ona başlanması, rötuşlanması, fırınlanması, sırlanması, çerçevelenmesi ve son rötuşları gibi şu an hızlıca dile getirdiğim ama aslında çok hassas süreçlere sahip.

Ben ise bu süreci meditatif buluyorum. 1’den bütüne giden bir iş sistemim var. Önce detayların üzerinde çalışıp en sonunda da tıpkı bir puzzle gibi parçaları bir araya getirerek bütüne ulaşıyorum.

David Ebony’nin, “Melis Buyruk’un görsel olarak çekici, teknik olarak göz kamaştırıcı ve kavramsal olarak cüretkâr son çalışmaları; bazen altın varak, bakır veya platin ile vurgulanan ve yanlarda LED aydınlatma ile desteklenen monokrom porselen duvar kabartmaları ve porselenden yapılmış bağımsız heykeller içeriyor,” sözleri sanırım sergiye de işlerinize dair de oldukça önemli tespitleri içerisinde barındırıyor. Teknik, malzeme ile ilişki, üretim süreci, tüm bunlar ayrı ayrı önemli şeyler. Bir de tabii bu işin kavram ve kavramsallaştırma süreci var. Sizin işlerinizin arka planında ne tür bir çalışma ve kavram haritası mevcut?

Yaşam korkulanın aksine hiçbir zaman son bulmaz. Bana göre bu sonsuz bir döngüdür. İnsan bir varlık olarak hayatı boyunca bu döngünün sadece bir dönemine şahitlik eder. Ancak doğa üzerindeki varlığımız tekil olarak son bulsa da hayat başkaları, başka türler, başka canlılar için devam ediyordur.

Benim de ilgimi çeken ve hatta daha evvelki çalışmalarımda da konu ettiğim kavram bu yani yaşam döngüsü.

Bu konuda araştırmalar okuyorum ve izliyorum ve tabi ki koca bir arşiv oluşturuyorum ama bunun ötesinde farklı türlerin birbirleri ile olan ilişkilerini ve bu sırada oluşan detayları işlerime aktarmadan önce esas olarak bilgilerden ziyade kendi hislerime odaklanıyorum.

Melis Buyruk, “Habitat: Bloom”, Leila Heller Gallery

Son bir soru olarak, porselen, birlikte çalışması oldukça güç bir malzeme. Birçok sanatçı bu anlamda porselen ile çalışmanın kendi içerisinde birçok zorluğu olduğunu belirtiyor. Sizin işleriniz içerisinde ise porselenin çok büyük bir değer ve önemi var. Porselen ile çalışma süreciniz nasıldır? Bu malzemeyi nasıl bu kadar etkileyici bir forma dönüştürüyorsunuz?

Öncelikle teşekkür ederim yorumunuz için. Bence genel formu etkileyici buluyor olmanızın sebebi detaylardaki titizlik ve aslında bütünün incecik detaylardan oluşuyor olması. Bu benim hayata bakışıma da çok benziyor. Aslında hayatı detayların ve inceliklerin güzelleştirdiği gibi.

Üniversitede bilinçli olarak seramik bölümünü seçtiğimi söyleyemem ama bugün iyi ki bu malzemenin dilini ve tekniğini bu kadar iyi öğrenme şansım olabilmiş diyorum. Yaptığım iş saatlerce çalışmamı gerektiriyor ve ben bundan sadece keyif alıyorum. Örnek vermek gerekirse şu anda Contemporary İstanbul fuarına hazırlanıyorum ve günde ortalama 12-14 saat çalışıyorum. Bundan bu kadar keyif almadan bunu yapabilmek ve bu çalışma temposunu sürdürebilmek mümkün değil.