.

Fırat Engin ile “Mesafeyi Aşmak” Üzerine

Elif Hopyar, Fırat Engin ile Derya Yücel küratörlüğünde Merdiven Art Space’te gerçekleşen yeni kişisel sergisi “Mesafeyi Aşmak” üzerine konuştu.

Merdiven Art Space’te devam eden “Mesafeyi Aşmak” sergisi, Derya Yücel’in yazarlığını ve editörlüğünü üstlendiği aynı adlı kitaptan hareket ediyor. “Mesafeyi Aşmak” bir anlamda 20 yıllık sanat pratiğinin yolculuğu olarak yorumlanabilir. Kitabın çıkış noktası nedir ve nasıl bir çalışma sürecinden geçtiniz?

Kitap senin de dediğin gibi 20 yıllık bir birikime odaklanıyor. Bu birikimin toparlanması, arşivsel anlamda değerlendirilmesi ve literatüre kazandırılması benim için bir ihtiyaçtı. Şu an ben de 40’lı yaşlarımın başındayım ve yeni bir dönem var önümde. Bu döneme başlamadan önce bana beni hatırlatan da bir yanı oldu kitabın. Şimdi yeni mesafelere doğru yol almam da rehberlik edecek. 

Bu ihtiyacın üzerine non-profit özelliği ile Çağdaş Sanata katkı sunmak üzere faaliyet gösteren Merdiven Art Space’in kurucusu, Türkiye’nin önemli koleksiyonerlerinden Hakan Çarmıklı ile görüştük ve kitabın yayımcısının Merdive Art Space olmasına karar verdik, sonrasında ise kitabın editörlüğünü ve yazarlığı Derya Yücel, tasarımını Vahit Tuna üstlendi. 

“Mesafeyi Aşmak” sergisi Merdiven Art Space’te iki kata yayılan farklı dönem ve multidisipliner işlerden oluşuyor. Küratörlük evresinden bahseder misiniz?

Sergi, kitaba eşlik eden bir yapıda kurgulandı. Genelde sergilere eşlik eden katalog ve kitapları görürüz. Biz ise kitaba eşlik eden bir sergi yaptık. Kitap; arşivsel nitelikte ama kronolojik olmayan, hafızayla ilişkili bir okuma pratiği sunuyor. Bu kurguya paralel olarak sergide de yeni tarihli bir iş göstermedik, işler; farklı tarihler ve temalar üzerinde ve farklı koleksiyonlardan ödünç alınarak bir araya getirildi.  

Heykel çıkışlı bir sanatçı olarak malzeme repertuvarınız farklılık gösteriyor. Hazır nesne özellikle dikkat çekici. Neden hazır nesne? 

Hazır nesne sanat tarihinde çok uzun süreden beri kullanılan bir anlatım aracı. İlk akla gelen Marcel Duchamp’ın “Çeşme, 1917” çalışması. Aradan 100 sene geçmiş ve hala hazır-nesne sahip olduğu özellikleriyle sanatta güçlü bir ifade alanı. Bence bu durum hazır nesnenin sahip olduğu güçlü anlam katmanlarıyla ilişkili. İşe katılan nesne; kültürel, sosyolojik, ekonomik vb. gerekçelerle dahil oluyor bu da onun doğasını ilginç kılıyor. Bu durum her zaman ilgimi çekti. 

Kentte yaşamını sürdüren sanatçı olarak doğa ile ilişkimiz konusunda neler söylemek istersin?

Biz iki doğaya sahibiz aslında hem organik hem de kültür evrenimizle inşa ettiğimiz yapay doğamız. Her ikisi de bir sanatçı için benzer oranda besleyici. Ben tabi sorunuzdan daha çok organik olan doğayı kastettiğinizi anlıyorum. Benim bu anlamda bir kentli olarak doğayla ilişkim daha çok sorumlu bir vatandaşlık düzeyinde gerçekleşiyor. Üretim sürecimde ise ağırlıklı kültürel evrenimizin bize araladığı ikincil doğayla yani inorganik yapay doğamız ve onun soyut boyutları ile uğraştığımı söyleyebilirim. 

2010 tarihli “Gregor Samsa Anısına” serginin önemli yapıtlarından. Franz Kafka’nın “Dönüşüm” adlı kitabı kendinden sonra sanat yapıtlarına ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Hakan Bıçakcı’nın Doğa Tarihi’ne de etki eden Franz Kafka size nasıl ilham verdi?

Kafka’nın dönüşüm romanı aslında sanatın temel meseleleri üzerine çok önemli bir başyapıt. Ben de çalışmamı; romanda bok böceğine dönüşen, sabah uyandığında yeni bedenini tanımaya çalışan Gregor Samsa karakterinden yola çıkarak kurguladım. Bu çalışmada; buzdolabına yani gündelik nesneye dönüşmüş bir karakter görüyorsunuz. Bu karakterde yeni bedenini tanımaya çalışıyor, yanındaki diğer nesnelerle iletişim kurmaya çalışıyor. Az önceki sorunuza da atıfta bulunarak cevaplayabilirim ki birey – nesne ve onların doğası arasındaki ilişkileri kurgularken, kent yaşamının ve sistematiğinin bizleri yeni prototiplere dönüştürdüğünü görebiliyoruz. Her birimiz aslında bazı açılardan birer Gregor Samsa’yız. 

Kitapta da değinildiği üzere, kültürel imler, bellek, anı, hafıza, göç, kapitalizm gibi meseleler sanatınızın temel kavramları arasında yer alıyor. Thomas Bernhard, Walter Benjamin bu konularda yazdılar. Bellek kavramının sanat pratiğinizdeki anlamı nedir? 

Bellek kolektif ve bireysel özellikleriyle sanatçılar için son derece önemli bir alan. Sanatın kendisinin de hafızayla olan ilişkisi düşünüldüğünde belleğin son derece güçlü bir motif olduğu görülebiliyor. Benim toplumsal hafıza mekanları ile de bireysel bilinçaltı ile de ilgilendiğim çalışmalarım var. Sonuçta hafıza; insanın kültürel evreninde sürekli gelişen, değişen ve dönüşen dünyasında bıraktığı izlerin toplamına işaret ediyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki bağların hepsi bellekle ilişkili bir anlam arayışının uğraşı, çabası. Bu anlamda sanatı ve yaşamı birbirinden ayırmadığım sürecimde bellek; her zaman, hatta ister istemez önemli yeri olan bir kavram olarak göze çarpıyor. 

Mesafeyi Aşmak adlı kitaba da taşınan neon oto portre sergideki en etkileyici işlerden. Neon teknikle oluşturduğunuz dil için neler söylemek istersiniz? 

Neon benim çok uzun süredir çalıştığım bir malzeme. Bu anlamda neon ile kurgulanan bir otoporte yapmak benim için çok da sürpriz değil. Ama bu çalışmanın farklı özellikleri de var. Son derece bireysel bir iş olarak kurgulanmış olsa da zamanla hem ulusal hem uluslararası düzeyde Dünya’da yaşanan olumsuz gelişmeler; utanma duygusunu en başat hislerden biri haline getirdi. Çaresizlik ve utanma sanırım bu yüzyılın insanının da kaderi. Hem bu açılardan hem de otoportrenin kimlikle olan ilişkisi kitabın kapağında bu çalışmayı kullanmamızdaki ana gerekçeler oldu. 

Sanat dünyasına eleştirel yaklaştığınız bir yapıtınız galeri mekânında izleyiciyi karşılıyor. Dünden bugüne küreselleşme, bellek, hafıza gibi kavramları ele alırken malzeme kullanımına getirdiğiniz yenilikçi bakışınızla sanatı nasıl tanımlıyorsunuz?

Sanat daha önce de dediğim gibi benim yaşama pratiğimle iç içe. Gombrich’in meşhur sözünü hatırlatmak gerekirse; “Sanat yoktur, sanatçılar vardır.” Ben çağımın bir tanığı olarak, yaşadığım zamana ve döneme izler bırakmayı; sansürsüzce, olabildiğine özgür bir biçimde onunla iletişime geçerek başarmaya çalışıyorum. İçimdeki anlam arayışını kavramlar ve nesnelerle dile getiriyorum. 

Son olarak yeni projelerinizden bahseder misiniz? 

Aralık ayında Avrupa’nın önemli çağdaş sanat merkezlerinden biri olan Avusturya’nın Bregenz kentinde Künstlerhaus Palais Thurn und Taxis’de Kolekta’nın düzenlediği, Derya Yücel’in küratörlüğünü yaptığı “Her şey tıpkı şimdiki gibi olacak -sadece biraz farklı-“ başlıklı karma sergide yer alacağım. Sonrasında ise 2024 içinde yapmayı planladığım kişisel sergimin hazırlık süreci başlayacak.