Fırat Devecioğlu: “Temel motivasyonumuz, düşünce dünyasına, evrensel nitelikte katkı sunmak.”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Fırat Devecioğlu ile yakın bir zamanda “İstanbul’un yeni nesil kültür girişimi” olarak faaliyetlerine başlayan THINK HOUSE üzerine konuştuk.

THINK HOUSE, yakın bir zamanda “İstanbulun yeni nesil kültür girişimi” olarak faaliyetlerine başladı. Bu girişim kendi içerisinde sahne, atölye ve ortak çalışma alanı gibi üç farklı faaliyet alanını içermesiyle de dikkat çekiyor. Öncelikle proje fikrinin merkezinde yer alan yeni nesil kültür girişimi” ifadesini nasıl açmak gerekir?

Öncelikle sizlerle bir arada olmaktan mutluluk duyuyorum. Sanat Kritik, yakından takip ettiğim, beslendiğim bir platform. Emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim.

Kültür girişimciliğine yönelik, sürdürülebilir bir iş modelini ortaya koyması bakımından THINK’in varlığının önemli olduğunu düşünüyorum. Sahne, seminer ve coworking (ortak çalışma alanı) bir arada ve bu yapı işliyor.

Kendimizi yeni nesil kültür girişimi olarak tanımlarken, mesafelerin kalktığı, duvarların olmadığı, teknolojik imkanları kullanan bir kültür girişimini işaret ediyoruz. Umarım benzerleri çoğalır ya da biz şubeleşmeye başlarız 🙂

Sunduğumuz etkinlik deneyiminin, yenilikçi yanımızın bir yansımasının olduğunu düşünüyorum. İnsanların, sanatla iç içe bir alanda bilgisayarını açıp çalışabildiği, toplantı yapabildiği, tiyatro izleyip, sonrasında söyleşiye katılabildiği, oyun ekibi ile tanıştığı, sohbet ettiği, felsefeyi, edebiyatı ve psikolojiyi sahiplenen kültürel eğitim programlarını takip edebildiği, çocuklarını, yaratıcılık odaklı nitelikli atölyelere getirebildikleri bir yapı.

THINK House için bir tür yaşam kulübü diyebiliriz. Herkesin bir parçası olabildiği bir alan. Nefes alan, yaşayan, bağ kurabilen, katkıya açık bir kulüp. Bir lovemark olma yolundayız. Tüm bu unsurlar, bizi, “yeni nesil kültür girişimi” olarak tanımlamamıza neden oluyor.

THINK HOUSE fikri nasıl gelişti ve bu süreç zamanla nasıl bir kültür girişimi düşüncesine evrildi?

Biliyorsunuz ofis dışında çalışma yaygınlaştı. Ancak ben bir türlü istediğim gibi, rahat çalışabileceğim, sessiz, sakin bir yer bulamıyordum. Elbette ortak çalışma alanları var ancak tek düze. Yaratıcılığı besleyen, sanatla iç içe bir çalışma alanı hayal ettik önce. Bunun yanında, önemli düşünürleri, felsefi ekolleri, psikoloji ve edebiyat dünyasını rehber edinen eğitim programları vardı aklımızda. Neden Schopenhauer, Engin Geçtan, Stefan Zweig, Bertrand Russell, C.G. Jung üzerine eğitimler yok ki diye düşünürken, THINK House’un ilk adımını atmış olduk. Önce ortak çalışma alanı, arkasından eğitim programları ile süreç gelişti.

THINK House’un ana müfredat eğitim programlarına bugüne kadar üç binin üzerinde kişi katıldı. Bu içerikleri, kurumsal firmalarla da paylaştık. Kültürel eğitim programlarımız ile sektörünün öncü firmalarının eğitim ortağı olduk.

Kültür ve sanat dünyası ile yakınlaştıkça, sahne tarafında önemli bir boşluğu görme fırsatımız oldu. Muazzam insan kaynağına sahip tiyatro dünyamız. Konservatuar mezunu yetenekli oyuncuların, yönetmenlerin varlığını gördükçe bu alana yatırım yapma fikri oluştu. Evrensel nitelikte, insan doğasının labirentlerinde dolaştıran, hikayenin ötesine geçebilen oyunlarımız olsun istedik. Şimdi tiyatro tarafında harika bir kadromuz var. Tiyatrolarımızda emek veren her bir arkadaşı ile kalben gurur duyuyorum.

Zamanla, THINK House’un eğitimlerine gelenler, tiyatro için de bilet almaya, tiyatro için gelenler de, felsefe, psikoloji, edebiyat içerikli eğitimlerimize katılmaya başladı. Böylece kendiliğinden oluşan ama emin adımlar atan kültür girişimine dönüştük.

Genel olarak Fırat Devecioğlu olarak sizin çalışma alanlarınız ile THINK HOUSE projesi tam olarak nerede örtüştü?

Uzun yıllar kurumsal hayatta yönetici olarak çalıştım. Gündelik hayatımı, daha çok ‘yapmam gerekenler’ meşgul ediyordu. Kurumsal sonrası, bu döngüden çıkıp ‘yapmak istiyorum’ a yönelmeye başlamıştım ki, THINK House fikri zihnimde kendini gösterdi, ‘ben buradayım’ dedi 🙂    

İşe, THINK House’un eğitim programlarını oluşturmakla başladım. İçerikler üzerine çalışırken, kaleme aldığım iki kitap (Yüzleşme, Mona Kitap ve Schopenhauer Felsefesi, Destek Yayınları) çabamı kolaylaştırdı. Ortaya Erich Fromm’dan, Friedrich Nietzsche’ye nefis bir ana müfredat çıktı. Bireysel eğitimlerin yanında, kurumsal şirketlere, THINK House markası altında, bu içeriklerle eğitim danışmanlığı yapmaya başladım.

Tiyatronun dünyamıza hızlı girişi ile, aklımdaki kurguları, tiyatro metnine dönüştürmek istedim. İlk olarak, Lazarus adlı oyunu yazdım. Lazarus’un metnini sevgili yönetmenimiz Hasan Demirci, ustalıkla sahneye taşıdı. Kağıtta yazdıklarımı, vücut bulmuş halde sahnede görmek beni çok heyecanlandırdı.

Tiyatro seyircisinin Lazarus’u sahiplenmesi, oyun sonrası yaptığımız söyleşiler, oyunun bazı platformlarda sezonun en iyi seçilmesi, yeni oyun yazma konusunda beni motive etti. Arkasında da Mata Hari’yi kaleme aldım. Mata Hari’ye hayat veren oyuncumuz Aslı İktu da geçtiğimiz hafta, bu oyun ile Üstün Akmen ödülüne layık görüldü. Bu oyunlar, THINK bünyesinde sahnelenmeye devam ediyor.

Tiyatroda gövdelenmek istiyorduk. Yeni metin arayışına başladık. Burada yolumuz yetenekli yazarımız Devrim Pınar Gürbüzoğlu ile kesişti. Onun iki oyununun (Einstein Kumpanyası ve Bestenigâr Yokuşu) yapımcılığını sevgili eşim ile üstlendik. Son olarak Dennis Kelly’nin önemli oyunu ‘Sondan Sonra (After the End)’ oyununu sahneye taşıdık. 

Kısacası THINK House ile kendi oyun alanımı, laboratuvarımı bulmuş oldum. THINK House ile örtüşmemizin geldiği son noktayı özetleyen durum geçenlerde yaşandı. Bir çocuk atölyesinde, küçük bir kız çocuğu bana THINK amca diye seslendi. Sanırım, tamamen bütünleşmiş durumdayız. 🙂

THINK HOUSE projesinin/düşüncesinin merkezinde nasıl bir motivasyon var? Nasıl bir kolektif çalışma ile hareket ediyorsunuz?

Temel motivasyonumuz, düşünce dünyasına, evrensel nitelikte katkı sunmak. Kavramsal düşünebilme yeteneğini geliştirici içeriklerimiz ile yeni nesil öğrenme süreçlerine katkı sağladığımızı, kayda değer bir kültür hareketine imza attığımıza inanıyoruz. Bu inanç, bizi yolumuzda tutan ana odağımız.

Kolektif çalışma, temel değerlerimiz arasında. Örneğin, THINK House’un her bir projesinde görev alan her arkadaşımız, işin kendisine de ticari anlamda ortak oluyor. Belki ben ve Tuba bu yapıyı kurduk ama tek sahipleri değiliz. Emek veren herkese ait bir alan THINK.

Tüm yeni projelerimiz, bir hayal ile başlıyor. Kapıdan içeri biri giriyor, ki tanımadığımız da olabilir, bir fikrinden bahsediyor. Bu bir sahne performansı ya da eğitim içeriği olabilir. Gelen tüm önerileri değerlendiriyoruz. Yapılan çoğu proje, böylesi önerilerle oluştu. 

Genel olarak sahne, atölye ve ortak çalışma alanı üç temel faaliyet alanı üzerinden hareket ettiğiniz söylenebilir. Özellikle de pandemi sonrasında bu tür alanların önemi/kıymeti daha iyi anlaşıldı. Bu noktada THINK HOUSEun post-pandemi sürecinde bu boşluğu doldurmak, İstanbullulara yeni bir alan açmak için gün yüzüne çıktığı söylenebilir mi? Neden faaliyet alanı olarak bu üç başlık üzerinden ilerlediniz?

THINK House, pandeminin başlangıcından birkaç ay önce kuruldu. Stefan Zweig ve Engin Geçtan üzerine iki atölye yaptıktan sonra zorlu pandemi süreci başladı. Bu aşamada eğitimlerimizi online platforma aktardık. Alanımızı ise, sadece giriştiğimiz tiyatro oyunlarının provaları için kullandık. İyi ki vazgeçmemişiz. Post-pandemi sürecinde, kültür hayatımızda önemli bir boşluğu tamamlıyoruz diye düşünüyorum.

Kültür – sanat alanındaki bir girişimin temel gayesinin, sürdürülebilir bir iş modeline ulaşmak olmalı diye düşünüyorum. Çünkü sanatsal üretim ve bunun karşılığını almak için zamana, yoğun emeğe, yeniliğe ve düzenli etkinlik ajandasına ihtiyaç duyuyorsunuz.  Birbirini destekleyen üç farklı faaliyet alanımız varlığı sayesinde, iş modelimiz güçlendiriyor. Her bir projede, ivmelenmemiz bu sayede mümkün oluyor.

THINK HOUSEun felsefe, edebiyat ve psikolojiyi iç içe geçiren oldukça zengin bir atölye programı var. Bu üç disiplinde hareket etmek, yer yer onları birleştirmek alanın kurulum hikâyesi ve düşüncesiyle de oldukça örtüşüyor. THINK HOUSE projesiyle bu üç disiplin arasında siz nasıl bir bağ kurdunuz? Bu atölye çalışmalarının merkezinde nasıl bir düşünce var?

Bu güzel notunuz için çok teşekkür ederim. Ne mutlu bize!

Aslında felsefeyi, edebiyatı, psikolojiyi sahiplenen atölyelerimizi düşündüğümüzde, THINK’i, Kaz Dağları’nın eteklerinde ya da Ege’nin yeşili bol bir kasabasında da kurabilirdik. Ama esas önemli meselenin, böylesi düşünce atölyelerini, içerisinde Engin Geçtan’ın, Dostoyevski’nin, Jung’un, Marcus Aurelius’un olduğu programları, tam da şehrin merkezinde yapabilmek olduğunu düşünüyorum. THINK, ‘bir rağmen var olmak’ düşüncesinin ürünü, kültürel bir misyonla, yapılmaya değerli bulduğumuz bir alanda var olma, katkı sağlama aracı.

Nisan ve Mayıs programında çeşitli tiyatro oyunlarından psikofelsefe atölyelerine kadar birçok önemli etkinlik göze çarpıyor. Son olarak THINK HOUSEun yakın dönem projelerinden söz edebilir misiniz?

Sanırım, insan hayatta yaptığı işlerde karşılık buldukça yolunda devam etme kudretini buluyor. THINK’i sahiplenenleri gördükçe mutluluğumuz katlanıyor. Şu an yoğun bir sezon sürecinden geçiyoruz. Gerek THINK’de, gerekse başka sahnelerde oyunlarımız, bireysel ve kurumsal eğitim çalışmalarımız ile yaza gireceğiz.

Önümüzdeki süreçte ana temamız yardımlaşmak olacak. Özellikle üniversite öğrencilerine ve depremzede vatandaşlarımıza yönelik, yardımlaşma odaklı uzun soluklu bir proje hazırlığı içindeyiz.  Projeden ziyade, THINK’in bir parçası olacak yeni bir model kurgulayacağız.

Önümüzdeki sezon için, yeni metin arayışlarımız başladı. Sizin vesileniz ile buradan çağrı yapmak isterim. Yazar arkadaşlarımız, oyun metinlerini bize ulaştırabilirler. Hepsi ile yakından ilgileneceğimize emin olabilirler.

Bunun dışında, atölye içeriklerimiz için, katılımcıların daha interaktif olacağı bir program tasarlıyoruz.  Son olarak, kültürel eğitim programlarımızı, daha fazla iş dünyası buluşturmak üzerine yeni iş ortaklılarımız söz konusu.

Fırat Devecioğlu

27.04.23

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*