.

Cihan Çetinkaya: “Duygular, her kitabımın temel öğesi olmaya devam edecek.”

cıhan-cetınkaya-arafta-yedı-gece-tımas-yayınları-roman

Abdullah Ezik

abdullahezik@gmail.com

Yeni romanınız Arafta Yedi Gece, gerek ana karakteri gerekse merkezinde yer alan çatışmalarla dikkat çeken bir kitap. Bu anlamda bütün bir örgünün çatışmalar, karşıtlıklar üzerine kurulu olduğu ifade edilebilir. Öncelikle Arafta Yedi Gece’ye giden yolda roman sizin için nasıl gün yüzüne çıktı? Harp Baladı’nın ardından Arafta Yedi Gece nasıl bir bilincin ürünü olarak gelişti?

Yazdığım her kitabın kendine ait bir iç felsefesi var. Mesela El Kadim’de zamanın izafi oluşu, Harp Baladı’nda insanın özü ve Arafta Yedi Gece’de ise zıtlar kanunu üzerine yazdım. Hikâye anlatmak için yazmıyorum; okura, bende olan bir şeyi vermek istiyorum. Ki bu da muhabbetin ve dahi her türlü yakın ilişkinin ilk kaidesidir. Böylece yazar ile okur arasında, sadece ikisinin anlayabileceği ortak bir lisan aşikâr olur. Arafta Yedi Gece de bu ortak lisanın bir tezahürü olarak ortaya çıktı.

Duygular, karakterlerinizin içerisinde bulundukları duygulanımlar sizin iki romanınızda da hem bir ortaklık hem de bir devamlılık olarak görülebilir. Sizin için karakterlerinizin duygularının dışa vurumu nasıl bir anlam ifade ediyor?

Modern zamanın madde üzerine kurduğu hükümdarlığa bir başkaldırı mahiyetinde, duygunun ve esasında insana bir tecelli olarak bahşedilmiş bu kıymetin varlığını korumak istiyorum. İnsan hissedebildiği ölçüde varlığına bir delil sunabilir. Zira hissetmek, insan olmanın alametidir; ağlamak, gülmek, heyecan, heves, sabretmek veya umut etmek. Hissi insandan alırsan, geriye biraz et ve biraz da kemikten başka bir nesne kalmaz. Bu nedenle duygular, her kitabımın temel öğesi olmaya devam edecek.

Öncelikle Arafta Yedi Gece’nin ana karakteri Kenan, eşini kaybetmesinin ardından farklı türden bir arayışa girişir ve bu durum onu zamanla farklı yollara sürükler. Bu noktada kayıp, kaybetme ve elem, Kenan’ın bilincinin oluşum sürecinde onu nasıl etkiler?

Eşinin ölümü ile onu dünyaya bağlayan hiçbir şey kalmadı. Böylece nihayetini bilmediği bir yolculuğa çıkabilirdi artık. Fakat her adımında eşi Yasemin’i düşünmeye devam etti; bu, onun yola neden revan olduğunu dair de bir cevaptı aslında. Bilir misin, kaybettiğimizde aslında kaybolan bizleriz, yazdım bir satırda. Bu bir kaybın ardından kaybolan Kenan’ın hikâyesiydi. Ve yolun sonuna kadar kendini arayacaktı.

“Depresyon”, “yalnızlık” ve “yorgunluk”, kitabın ruhsal ikliminde dikkat çeken temel meseleler olarak değerlendirilebilir. Kenan sürekli olarak bu ruhsal iklimde dolaşıp durur. Peki Kenan’ın bu iklimi değiştirmesinde, kendisine yaşamak ve hayatı anlamlı kılmak için yeni yol bulma serüveninde kırılma noktası ne olur?

Kitaplığında daha evvel fark edemediği bir kitap keşfeder. Râzabad’a Yolculuk’tur bu kitabın adı. Derin bir kuyuya uzanan ip gibidir; henüz bilmediği alfabesini ve lisanını çözmek, ona bir gaye verir. Ve herkes gibi bir gaye ile tutunur yeniden hayata. Zaten hepimiz, gayemizi kaybedince düşmüyor muyuz en derin kuyulara?

Arafta Yedi Gece

“Kitap”, “gizemli kitap”, “kayıp kitap” imgesi özellikle Umberto Eco’dan sonra farklı türden bir değer ifade etmeye başladı. Bu bağlamda birçok önemli metinden söz etmek mümkün. Arafta Yedi Gece’nin de bir gizemli kitap hikâyesi üzerinden geliştiği ifade edilebilir. Kitabın ana ekseninde yer alan, Pehlevi alfabesiyle yazılmış bu kitap hikâyesi nasıl gelişti? Kenan ve gizemli kitap nasıl bir aks etrafında bir araya geldi?

Yolunu kaybeden herkese bir rehber gerek; bu bir arkadaş olabilir, bir hatıra yahut bir cümle ya da bir kitap. Onun da rehberi bir kitap olur böylelikle. Fakat yabancısıdır bu yolun, anlamak için bazı merhalelerden geçmesi gerekir. Kitabı çözmeye çalışırken aslında kendini de çözmeye başlamıştır. Yazarlar kitaplara en yakın mesafededir; sanırım bu romanda da kitabı bir rehber olarak seçmem, onlara olan hürmetimden ve de sevgimden kaynaklandı.

Kenan ile kitap arasındaki ilişki zamanla farklı şekillerde gelişir ve birbirleri arasında bir “hükmetme” serüvenini de peşinden sürükler. Kenan’ın kitabın gizemini çözme konusundaki ısrarı, kitabın kendisini gizil tutma çabası bir tür varlığını ispatlama çatışmasına dönüşür. Kenan’ı söz konusu kitap konusunda bu kadar ısrarla çaba sarf etmeye yönlendiren temel motivasyon nedir? Bu, eşini kaybeden Kenan için bir tür hayatı yeniden anlamlandırma çabası olarak görülebilir mi?

Elbette, bu roman tamamıyla bir mana arayışıdır; bazı zor sorulara cevaplar aramaktır. Neden varım, nereden geldim ve nereye gitmekteyim? Bu hayatın manası nedir, iki kapı arasında hangi birini tercih etmeliyim ya da neden aradayım daima? Neden araftadır insan hayatı boyunca? Kitap çözülmeyerek onu zorlar ve zorladıkça da zıtlar arasındaki mesafeler kesif bir hâl alır. Bu hakikate dair bazı deliller sunsa da Kenan’a, hakikat örtü altındadır ve tasvire ihtiyaç duyar. Mana tasavvur ile görünür ama sanırım her okur kendi nasibi kadarını görecektir, tıpkı ben gibi, yazarı gibi.

Cihan Çetinkaya

Romanın ana düzleminde bir de ikilikler, çatışmalar zemininden söz edilebilir. Zalim ile mazlum, hayat ile ölüm, varlık ile yokluk, gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık… Tüm bu çatışmalar roman boyunca devam eder ve romanda bir tür ikilikler hâli ortaya çıkarır. Arafta Yedi Gece’deki bu ikilikler, beraberlerinde ne tür bir çatışma ortamı getirir? Romanın ikilikleri üzerine ne söylersiniz?

İnsan daima zıtlar arasındadır; onun bu arafta hali, iki zıt arasındaki çekim ile uzar veya kısalır. Fakat bir noktadan başka bir noktaya meylederken dahi arafta hali değişmez. Yeryüzünün en hakiki sözlerinden biri, her şey zıddı ile kaimdir, sözüdür. Ve haddi aşan her ne varsa zıddına rücu eder. Karanlık varsa aydınlık da olmak zorundadır mesela; birinin varlığı diğerinin de varlığına delildir. Karanlık haddi aşarsa aydınlığa rücu eder, tıpkı hasretin haddi aşıp vuslata rücu etmesi gibi. Bu kitap, bir romandan çok daha fazlası; sanırım zıtlar üzerine yazılmış en kapsamlı metin olma özelliğini taşıyor.

Son bir soru olarak roman üzerinden hayatı sorgulamaya doğru evrilen bir yapı var. Hayatın değeri, anlamı, üzerine kurulu olduğu temel değerler sürekli olarak tartışmaya açılır. Arafta Yedi Gece’de hayata dair nasıl bir sorgulama sürecinden söz edilebilir?

İnsan bir şeyi kaybettiğinde, onu bulmak için bütün bilgilerini sorgulamak durumundadır. Her arayış esasında, bütün bilinenlerin yıkılması ve ardından yeniden inşa edilmesi manasına gelir. Arafta Yedi Gece, insanın zıtlar arasındaki ezeli arayışına bir ayna tutmaktadır.