Cem Tüzün: “Bugün bizim savunduğumuz ‘bağımsız, özgür ve eleştirel üniversite yayıncılığı’ sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada akademik yayıncılığın çerçevesini çizmekte ve üniversite yayınevlerinin titizlikle sarıldığı bir ilkeler bütünüdür.”

Abdullah Ezik

abdullahezik@gmail.com

Abdullah Ezik, Cem Tüzün ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, yayınevinin yayın politikası ve gelecek programı üzerine konuştu.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, üniversite bünyesinde 2000 yılından beri yayıncılık faaliyetleri yürüten bir kurum. Öncelikle İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın hikâyesini ve yayın politikasını bizimle paylaşabilir misiniz?

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, yayına başladığı günden bu yana üniversite yayıncılığına yeni bir anlayış getirmiş ve Darülfünûn’dan günümüze uzanan akademik yayın birikimini bugüne taşıyarak yeni ilkeler geliştirdiğini savunmuştur. Ülkemizde uzun yıllardır bu alanda yayınlar yapan yayınevimiz, akademik yayıncılıkta çalışmalarını da itinayla sürdürmektedir. Bugüne kadar 22 yıl içerisinde farklı alanlarda 700’den fazla hem Türkçe hem de İngilizce eserler yayınlanmıştır.

Bugün bizim savunduğumuz “bağımsız, özgür ve eleştirel üniversite yayıncılığı” sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada akademik yayıncılığın çerçevesini çizmekte ve üniversite yayınevlerinin titizlikle sarıldığı bir ilkeler bütünü haline gelmiş bulunmaktadır. Bunların ışığında yaptığımız yayın, bastığımız kitaplar, benimsediğimiz yayın çizgisi örnek olmakta; kitaplarımız saygın kuruluşların değişik ödüllerine layık görülmektedir ve 24 farklı eserimiz ödül kazanmıştır.

Diğer yandan, belli alanlarda (Osmanlı Çalışmaları, Göç Çalışmaları, Tarih, İktisat, Siyaset Bilimi, Psikoloji, Felsefe, Sosyoloji, Sanat, vs.) ürettiğimiz eserler de genel çerçevemizi oluşturmuştur. Son yıllarda bunlara Bilim ve Teknoloji gibi alanlarda eklenmiştir.

Üniversite yayıncılığı, son yıllarda İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi gibi kurumlar eliyle birçok önemli eseri Türkçe’ye kazandırdı, yeni bir soluk getirdi. Türkiye’deki akademisyenlerin metinlerini okuyucuyla buluşturma ve akademik metinlerin de yayın dünyasına dâhil olması bu anlamda çok önemli. Kurumsal bir kimlik etrafında bir üniversite yayınevi olarak çalışmanın size sunduğu olanaklar ve diğer yayıncılıklardan farkları nelerdir?

Birçok farklı durumdan bahsedebilmek mümkün. Öncelikle bir üniversite yayınevi olduğumuz için her eseri titizlikle hazırlamak gibi bir misyonumuz var. Bir çalışma geldiğinde hakem değerlendirmesi, yayın kurulu değerlendirmesi gibi süreçlerden sonra hazırlık aşamasında da editörün ve redaktörün ciddi bir şekilde çalışması gerekiyor. Diğer yandan sıkı denetimlerden geçtiğimiz için birçok prosedürü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Ortalama bir yayınevinde olmayan bürokratik işler üniversite yayınevlerinde olabiliyor.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, üniversite yayıncılığı yapan üniversitelerdeki yayınevleri, Anglosakson dünyada olduğu gibi bağımsız bir yapıya büründüğü takdirde, daha nitelikli, daha çok kişiye ulaşan, bürokratik süreçlerde boğulmayan bir yapıya ihtiyaç duymaktadır. Ancak elbette Türkiye şartları düşünüldüğünde üniversitelerin mali katkılarına da ihtiyaç duymaktadır.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 20 yılı geride bıraktı ve bu süreçte birçok önemli eserin Türkçe’ye çevrilmesine, birçok Türkçe metnin de okuyucuyla buluşmasına vesile oldu. Peki yayınlanacak eserlere nasıl karar veriyorsunuz?

Okulumuzun akademisyenlerinden oluşan bir Yayın Kurulumuz var. Başvuruyla gelen, önerilen ya da bizim bulduğumuz eserleri bu kurulda değerlendiriyoruz. Bir eserin niteliği, alanda boşluğu doldurması, yayın politikamıza uyumu elbette değerlendirmede önem teşkil ediyor. Ancak diğer yandan da yayın programımızın uygunluğu ve diğer ekonomik koşullar da önem arz ediyor. Bazen gelen bir başvuruyu reddettiğimizde bu yazar tarafından eserinin bizim tarafımızdan niteliksiz gözüktüğü yanılgısına yol açabiliyor. Ancak burada birçok detay söz konusu. Bugüne kadar iyi olup da bizim yayın programımızın doluluğu ya da bizim o alanda etkin olmamamız nedeniyle başka yerlere yönlendirdiğimiz eserler de oldu.

Aynı anda hem Türkçe hem de İngilizce kitaplar yayınlıyorsunuz ve bu çok dilli yayıncılığın kendi içerisinde farklı yanları da vardır. Bu çok dilli yayıncılık yayınevini ve sizin çalışmalarınızı nasıl yönlendiriyor?

Doğrusu bu noktada bizi yönlendiren ya da programımızı değiştiren bir durum yok. Gelen eserin yayınlanma dili yazarın talebine göre oluyor, biz de buna göre değerlendiriyoruz. Bazı yıllarda İngilizce yayın yapmazken bazı yıllarda 10 İngilizce eser yayınladığımız da olmuştur.

Bu aşamada sadece şundan bahsedebiliriz. İngilizce yayın yapmamız uluslararası alanda da bizi önplana çıkarıyor. Örneğin Sense Academic Publishers Ranking’de (https://sense.nl/quality-and-criteria/ – en alttaki link) Türkiye’den bu sıralamada yer alan 5 kuruluştan biriyiz. Bu elbette sadece İngilizce yayın da yaptığımızdan değil, elbette Türkçe yayınların atıflarının da önemini ortaya çıkarır; ancak İngilizce yayının da bu tür katkıları olmuştur.

Kitaplarınızın bir bölümünü “açık erişim” olarak internet siteniz üzerinden okuyucuların ilgisine sunuyorsunuz. Dijital kitapçılık ve açık erişim, özellikle pandemi döneminde bizim daha da yakından ilgilenmeye başladığımız ve bilginin kamulaşmasını hızlandıran unsurlar. Bu noktada pandemi süreci İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nı nasıl etkiledi ve “açık erişim” kitaplarınız üzerine ne söylersiniz?

Bizim açımızdan bu güzel bir proje oldu doğrusu. Aslında pandemi döneminde bir fikirle başladı. Tekrar baskısı yakın dönemde olmayacak eserler üzerine konuşuyorduk. Bunların bazılarını, telif sorunu yaratmayacak eserleri okurlara ulaşılabilir kılmayı düşündük. Burada karşımızda birkaç seçenek vardı: E-kitap üretmek, sitemizde PDF kiralamak ya da herkese açmak. Burada üçüncü seçenek hem daha hızlı bir çözümdü hem de okurlara hizmet anlamında daha çok yararlı olabilirdi. Biz de bu yolu tercih ettik, planladığımız kitapları yazarlarla görüştük, onlar da kabul ettiler. Her bir eser bizim olduğu kadar yazarların da okura hizmet anlayışıyla onay vermesiyle okurlara açılmıştır.

Diğer yandan, bazı eserlerimiz hiç satışa çıkmadan ilk yayınını açık erişim olarak yapabiliyor. 2021 yılında birkaç yeni kitabımız doğrudan açık erişime yayınlanmıştır. Bunun gibi yeni açık erişimlere de devam etmeyi planlıyoruz.

Cem Tüzün

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın sınırları oldukça geniş bir yayın havuzunun olduğunu söyleyebiliriz. Hukuktan edebiyat bilimine, siyasetten tarihe, eğitimden ekonomiye, kültür çalışmalarından psikolojiye kadar birçok farklı türde kitap yayınlıyorsunuz. Yayınevinin üzerine yoğunlaştığı belirli disiplin ve konu başlıkları var mı?

Bahsettiğiniz alanlar bizim doğrudan yayın yaptığımız alanlar zaten. Bunlara felsefe, sosyoloji, göç çalışmaları, uluslararası ilişkiler, bilim ve teknoloji alanlarını da ekleyebiliriz. Mümkün olduğu ölçüde geniş bir yelpazede yayın yapmayı arzu ediyoruz.

Editöryal ekip olarak, bunca farklı disiplin üzerine çalışırken nasıl bir yöntem belirliyorsunuz? Editör ekibi nasıl çalışıyor?

Aslında burada büyük bir ekipten ziyade, çekirdek bir kadroyla, eser yönetimi üzerinden düşünebiliriz. Dışarıdan çalıştığımız birçok insan çeviri, yayına hazırlama, editörlük, redaktörlük, dizin hazırlama gibi alanlarda bize destek oluyor. Dolayısıyla bazı işleri, alana göre dışarıdan destekle yapıyoruz. Birçoğunda ise akademisyenlerin katkıları oluyor.

Uygur Kocabaşoğlu ve Aysun Akan tarafından hazırlanan Mütareke ve Millî Mücadele Basını, Türk basın tarihini yakından tanımak açısından oldukça önemli bir eser. Kitap, söz konusu dönemdeki toplumsal ve siyasal gelişmelerin değişik aşamalarını temel alarak Türk basınını inceliyor. Bu kitap, Türk basın tarihi çalışmaları içerisinde nasıl bir yerde duruyor?

Bu çalışma ilk başta 1918-1945 yılları arasında düşünülmüş fakat daha sonra 1918-1922 arasında sınırlandırılmış bir kitap. Elbette bu dönemin toplumsal ve siyasal gelişmelerini ele alarak dönemin tarihini inceliyor. Aynı zamanda gazeteciler, yazarlar, çizerler, muhabirler, yöneticiler gibi dönemin önemli birçok gazete çalışanının profilini ortaya koyuyor. Kapsamı nedeniyle bu tarihsel süreci ele alan nadide eserlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Muhakkak ki tüm bunları öne çıkan eser olarak düşünmek yerine, alana değerli katkı olarak görmek daha önemli olacaktır.

Franco Moretti, 20. yüzyıl edebiyat eleştirisi bağlamında akla ilk gelen, “edebiyat eleştirisinin putlarını yıkan” isimlerden birisi. Moretti’ye göre kolektif bir sistem olarak edebiyatta anlam; iletişim ağları, edebi yapıların sınıflandırılması, z-puanları, temel bileşen analizi, kümelenme katsayısı, ağ kuramı ve olay örgüsü analizi ile niceliksel bir bütünlük olarak kavranmalıdır. Uzak Okuma da tüm bu kavram ve meseleleri kapsamasıyla ön plana çıkan bir çalışma. Geçtiğimiz yıl yayınladığınız bu eser, edebiyat bilimi adına bize neler sunuyor?

Doğrusu bu benim alanım olmadığı için neler sunduğu konusunda çok bir fikir verebileceğimi sanmıyorum. Kitabın editörü ya da çevirmeni, yahut edebiyat çalışmaları yürütenler daha iyi cevap verebilir. Ancak kısaca cevap vermem gerekirse, Moretti burada bize bir metnin katmanları ortaya çıkarmak, yapıyı, üslubu, argümanları analiz etmek için merkezi temanın belirlenmesi ve olay örgüsünün analizi konusunda bugüne kadar gelişen yakın okumaya karşı uzak okumayı öneriyor. Birçok alanda olduğu gibi bir alanda yeni bir yöntem ortaya koymak cesurca bir iştir ve çığır açabilir. Bu da düşünme şeklimizin yıkılmasına ve yeniden yapılanmasına neden olabilir. Bu nedenle de bu çalışmayı ortalama bir edebiyat okuru, ancak aynı zamanda bir yayıncı olarak çok değerli buluyorum.

Bu resim ne anlatıyor?: İkonografi, Mitoloji ve Günlük Hayat gibi eserler, Türkiye’deki sanat tarihi ve eser okumaları bağlamında büyük bir boşluğu dolduran kıymetli bir seri. Bu eserlere birer “kaynak kitap” olarak yaklaşmak da mümkün. Zerrin İren Boynudelik ve Emine Önel Kurt ile başladığınız bu serinin hikâyesi nedir?

Aslında bu serideki metinlerin bir kısmı daha önce Toplumsal Tarih’te yayınlanmıştı. Bunların birer kitap olarak yayınlanması için Zerrin İren Boynudelik’le görüşmüştük. Böylece ortaya 4 kitaplık bir seri fikri ortaya çıktı: İkonografi, Mitoloji, Günlük Hayat ve Alegori. Titiz çalışma yürütülüp iyi bir tasarım ortaya çıkarıp yayınlamaya başladık. Geçtiğimiz ay son kitap olan Alegori yayınlandı.

Son bir soru olarak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları yoluna nasıl devam edecek? Yakın dönemde bizi neler bekliyor?

Birçok alanda yeni yayınımız olacak. Siyaset bilimi, sanat, psikoloji, sosyoloji alanlarında planladığımız kitaplar var. Hepsini saymak pek mümkün değil ancak Namık Sinan Turan’ın sanat tarihi araştırmasını hazırlıyoruz, yakın zamanda yayınlanacak. Bunun yanında Bourdieu’den, Smil’den, Wacquant’dan çeviriler hazırlıyoruz. Ayrıca, açık erişim yayınlarımız da devam edecek.