Beril Ateş: “Resim yapmak, benim kendimle ve başkalarıyla konuşma şeklim.”

Esin Hamamcı

esinhamamci@sanatkritik.com / esinhamamci@gmail.com

Esin Hamamcı: Lisans derecenizi Grafik Tasarım alanında Bilkent Üniversitesi’nde birincilikle aldınız. Üniversite eğitiminiz sırasında İspanya’da IED Barselona’da moda, editoryal, karikatür illüstrasyon dersleri aldınız. Sizi çizmeye, tasarlamaya sevk eden arzu neydi?

Beril Ateş: Çocukluğumdan beri içgüdüsel olarak benimle olan çizme hâli, zaman içinde söyleyecek bir şeylerimin olmasıyla bir diyalog hâline geldi. Resim yapmak, benim kendimle ve başkalarıyla konuşma şeklim.

Beril Ateş

Esin Hamamcı: Mezuniyetinizin ardından illüstrasyon tabanlı tasarım markası KAFA Cizimhane’yi kurdunuz. KAFA’nın gelişim hikâyesini anlatmak ister misiniz? Nasıl doğdu?

Beril Ateş: KAFA, 2011’de benim bitirme projem olarak doğdu. Mezun olduğumda illüstrasyonlarımı ürünleştirerek bir marka kurma hayalim vardı. Neden ön hazırlığımı şimdiden yapmamayım ki diye düşünerek, 4.sınıfta kolları sıvadım. Kartpostal kitapları, el baskısı fularlar, içki torbası, rozet, poster gibi birçok ürünün olduğu geniş bir yelpazem var. Bir süre İstanbul Modern, İKSV, Lunapark, CerModern gibi tasarım mağazalarında satıldıktan sonra, şu an Beril Ateş SHOP ismiyle e-ticaret sitesi olarak devam ediyor.

Esin Hamamcı: Sonrasında eğitiminize New York Parsons School of Design’da baskı teknikleri alanında devam ettiniz. Metropolitan Museum of Art dahil olmak üzere çeşitli müzelerde atölyelere katıldınız. Fiziksel olarak da sınırları aşmanın, dünya ile etkileşim hâlinde olmanın sanatınızda dönüştürücü bir etkisi oldu mu?

Beril Ateş: Tam olarak New York’a gitme amacım buydu diyebilirim. Başka topraklara adım atmanın, yepyeni insanlarla tanışmanın müthiş bir dönüştürücü gücü olduğuna inanıyorum. 2012 senesinde de yeni mezun bir sanatçı olarak, doğru nokta benim için New York’tu. Dünyanın her yerinden her çeşit karakterin buluştuğu bir misafirhane gibi görüyorum ben bu şehri. Hatta burada bulunduğum etkileşimler sonucunda resimlerim renklenmeye ve büyümeye başladı. Metroda, sokakta, parkta her yerde çiziyordum. Şehirden ayrılmadan önce, bulunduğum süre boyunca tanıştığım insanları davet ettiğim bir stüdyo sergisi açtım ve adını da “misafir” koydum. Benim misafiri olduğum kocaman bir misafirhanede, onlar da benim sergime misafir olmuşlardı.

Esin Hamamcı: Sanat eseri tasarımında çeşitli kurumlarla iş birliği yapmaktasınız. Bunların en bilineni ise Yeni Rakı tasarımlarınız. Bu birliktelik nasıl doğdu? Eğlence ve sanatı bir araya getirirken çıkış noktanız, felsefeniz neydi?

Beril Ateş: Biz Yeni Rakı’yla birbirini arayan iki aşıkmışız bence:) Benim tasarımcı olarak hayalim hep bir rakı şişesi tasarlamaktı. Markanın da renklenmeye hazır olduğu bir dönemde enerjimiz bizi bir şekilde bir araya getirdi ve 2016 yılında rengarenk bir dünyaya girdik beraber. Benim yaz, deniz, sofra tutkumu da denkleme katarak sadece yaz sezonunda sınırlı sayıda üretilen “Yeniden Yaz” koleksiyonunu çıkardık. Yalnızca şişesini değil; bardak, buz kovası gibi birçok ürünüyle tasarladığım, 2017-2018-2019 yazlarında çıkan bir Trilogy koleksiyonu oldu. Benim arzum; sofrada insanların gözüne hitap edecek, mezesine eşlik edecek nitelikte bir “göz mezesi” çıkarmaktı. Amacına ulaşmış olacak ki; şu ana kadar 4 şişe tasarlamış olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Esin Hamamcı: Siz aynı zamanda bir gezginsiniz. Seyahatlerinizin sanatınız için geliştirici bir yönü var mıdır? Yolda olmanın keşfettirici gücü sanatınıza nasıl yansıyor?

Beril Ateş: Son birkaç senedir en çok beslendiğim yer seyahatlerim. Yolda olmak, beni düşüncelere sevk ediyor ve sanırım çaktırmadan büyütüyor. Hiç tanımadığım bir şehirde, beni tanımayan insanlarla bir yolculukta olmak, o yenilik hissi ruhumu acayip tazeliyor. Dolayısıyla işlerime de bu ruh hali yansıyor.

Esin Hamamcı: Tasarımlarınızda en çok balıklara ve deniz temalı, neşeli figürlere rastlıyoruz. Bu temaların sizin için önemi nedir?

Beril Ateş: Denizaltı benim çocukluk dünyam. Çok uzun süre “insan” üzerine eğildiğim çizimlerimden sonra, insanın kirli yanından biraz ayrılıp mutlu hislere, çocukluğuma dönmek istedim ve eskiden çizdiğim balıklar, denizkızları yeniden canlandılar. Şimdi hepsi birleşiyor yavaş yavaş. Ben bir şeyler yaşadıkça onlar da şekilleniyorlar. Görüntüde renklerin, figürlerin neşelendirdiği fakat biraz derine inince farklı hissiyatların olduğu işler diyebilirim.

Esin Hamamcı: New York, Dubai, İstanbul ve Ankara gibi önemli şehirlerde pek çok sergide eserlerinizle yer aldınız. En iyi poster ver tasarım ödüllerine layık görüldünüz. Tasarımlarınızın geniş kitlelerde karşılık bulmasının sizdeki karşılığı nedir?

Beril Ateş: Bir kişiye dokunabilmek bile büyük mutluluk.

Esin Hamamcı: Uzun zamandır tuttuğunuz, tuzlu su ve suluboyayla çizdiğiniz günlüklerinizden birine bir gün “Tuzlu Kadın makbuldür.” yazdığınızı söylüyorsunuz. “Tuzlu kadın” hayat görüşünüzü yansıtan bir alt-kimliğinizdir diyebilir miyiz?

Beril Ateş: Evet bir nevi alter-egom diyebiliriz galiba:) Tuzlu Kadın üzerinden keyif aldığım şeyleri anlatmak beni epey mutlu ediyor. Seyahati seven, denizi öpen, sofralarda çizen biri o. Hayatın en güzel anlarını onunla yaşıyorum.

Esin Hamamcı: Peki bu kimliğin tasarımlarınıza yansıması konusunda ne söylemek istersiniz?

Beril Ateş: Seyahatte yapılan keşiflerin veya ilk kez tadına bakılmış leziz yemeklerin sayfaya yansıması da aynı oranda keyifli oluyor. Sürekli yenilik peşinde olduğum için de bu tasarımlarıma tazelik olarak yansıyor diyebilirim. Gastronomi beni çok besliyor. Adeta sanatın tadımlık hâli. Bu alanda, güzel insanlarla çeşitli iş birlikleri yapmamı, yani en sevdiğim aktiviteyi işim hâline getirmemi sağlıyor.

Esin Hamamcı: Samsung’un Akaretler No:37-39’daki Samsung Eco-Package Sergisi kapsamında sizin de bir eseriniz yer alıyor. Burada deniz kirliliği ve nesli tükenmekte olan balıklarla ilgili farkındalık yaratmak istiyorsunuz. Canlı popülasyonunun giderek azalması ve son dönemlerde İstanbul’un sularında biriken müsilaj gibi deniz kirliliği olayları tasarımlarınızı nasıl etkiliyor?

Beril Ateş: Sadece üzüyor. İnsanoğlunun kendi elleriyle yapabileceği tahribata bu kadar yakından şahit olmak çok can sıkıcı. Özellikle İstanbul’un balık ve su ekosistemi açısından eski bereketli dönemlerini görememek, bu denli kısa bir sürede verdiğimiz zarar; geleceğe çok da parlak bakamamama sebep oluyor. Yine de bu alanda çalışan, ciddi emekler veren müthiş güzel insanlar var. Ben de elimden geldiğince sanatımla bu konulara değinerek, farkındalık yaratmaya gayret ediyorum.

Esin Hamamcı: Samsung’un EcoPackage Sergisi, televizyon kutularının ileri dönüşümünden oluşuyor. Tasarımda ileri-dönüşümün sizin için önemi nedir?

Beril Ateş: Tasarımın en temel amacı fonksiyonellik. Bugün yaşadığımız tüketim kaosunda, bu kavram içerisine sürdürülebilirlik de eklendi. Artık kullandığımız ürünler, içinde birkaç pozitif amaç barındırmalı. Bir yandan da, tüketicinin bilinçlenmesi kadar üreticinin de aynı bilinçte olması gerekiyor. Hatta birçok sektörde sınırlı sayıda üretimin yapılması, tüketiciyi de satın alma alışkanlıkları konusunda eğitebilir diye düşünüyorum. Tasarımın buradaki rolü ise, su, enerji, plastik, kâğıt vb. kaynakların minimumda kullanılması için yeni ufuklar geliştirmek olmalı.

Benim için de, çöpe gidecek kâğıt ve kartonları ileri dönüştürerek çizimlerimde kullanmak zaman içerisinde disiplinimin bir parçası hâline geldi. Bu malzemelerin hepsi benim için yeni bir yüzey, yeni bir dünya demek. O yüzden ayırt etmeden, çöpe atmadan hepsini kullanmaya çalışıyorum.  

Esin Hamamcı: Televizyon kutularını yüzeyinden çıkan ve nefes alabilen balık heykellerine dönüştürüyorsunuz diyebiliriz. Bu dile getirişin sizin için önemi nedir?

Beril Ateş: Zemini deniz olarak konumlandırdığımızda, balıklar bir nefes alma ihtiyacıyla yüzeye çıkıyorlar. Fakat ağızları bağlı. Onlar adına bizim bu sorunları dile getirmemiz gerektiğine ve bakış açılarımızı biraz olsun değiştirmemiz gerektiğine dikkat çekiyorum.

Esin Hamamcı: Beril Hanım, sonraki projelerinizden bahsetmek ister misiniz? Bizi neler bekliyor?

Beril Ateş: Şu an sürpriz birkaç proje üzerinde çalışıyorum. Umarım en kısa sürede görücüye çıkacak. Bir de yeni bir sergi hazırlığı içerisindeyim. Heyecanlıyım.

*‘In-Between Tasarım Platformu’ küratörlüğünde Samsung’un geliştirdiği ‘Eco-Package’ Sergisi 30 Haziran tarihine kadar Akaretler No: 37- 39’da sergilenecek.