.

Nedret Öztokat Kılıçeri: Huzur’da Proust iklimi

Serimizin 21. gününde Nedret Öztokat Kılıçeri Tanpınar’ın Huzur romanındaki Proust etkilerini anlatıyor.

Huzur’da Proust iklimi 

Huzur romanında geçen dost buluşmaları eskilerin deyimiyle meclisler, bana Proust’un yedi ciltlik Kayıp Zamanın İzinde’sinin bazı pasajlarını anımsatır. Bu nedenle Huzur’da bir Proust iklimi bulduğumu söyleyebilirim. Proust’un romanınnda olduğu gibi Huzur’da da müziğin icra edildiği toplantılar vardır. Sofralar kurulur, dostlar bir araya gelir, müzik, duygu ve düşüncelere açılır, ruhlara dokunur. Anlatıcı da kişileri içinde bulundukları anda ve ortamda gözlemler, betimler ve o dünyanın kodlarını okura sunar. Bunlar toplumsal, kültürel sanatsal ve aynı zamanda ruhun hareketini, yani tutkuları ve arayışları tanımlayan kodlardır. 

Örneğin Huzur’un ikinci bölümünde yedinci alt bölüm; Adile Hanım’ın Taksim’deki evinde başlar (s.130). Bir yaz günü Mümtaz, Adile Hanım’a uğrar, derken Nuran gelir, Sabih de oradadır. Ardından, gecenin bir vakti Sabih’in iki misafiri de gruba katılınca anlatıcının deyişiyle “sofra bir içki meclisi haline girdi” (s.134). 

Bu bölümde anlatıcı, Adile Hanım ile Nuran’ın aralarındaki örtük gerilimi de tasvire katmadan edemez (s.133). Adile Hanım’ın baskın, güçlü, nazik ve aynı zamanda buyurgan; Nuran’a karşı imalarını esirgemeyen, biraz manipülatif diyebileceğimiz ev sahibeliğinde, Proust’un Madame Verdurin’inden izler buluruz. 

Hatırlayalım; Mösyö ve Madame Verdurin’in salonu kibar çevrelerin bir araya geldiği, kapalı ve seçkin bir ortamdır. Romanın önemli kişileri Swann, Charlus, Odette gibi kişilerin yanı sıra müdavimler arasında müzisyenler, yorumcular, yetenekli sanatçılar da vardır. Madame Verdurin romanın her cildinde karşımıza çıkan bir figürdür. Mahpus başlıklı beşinci ciltte Madame Verdurin’lerin salonunda gerçekleşen bir dinleti, çok sayıda yoruma ve analize konu olmuştur. Besteci Vinteuil’ün ölmeden önce yazdığı bir septuor (ya da yedi notalı müzik parçası) bir gece Verdurin’lerin evinde icra edilir (s.225 ve devamı). Küçük bir müzikal cümleyi duyan anlatıcı, o anda olağanüstü etkilere kapılır. Mahpus’un ortalarında yer alan bu bölümde müzik, besteciler sanatsal yaratım, algı ve duyular dünyası uzun uzun anlatılır.

Ufak bir alıntı yapalım: “Sonat, kırlarda zambak gibi bembeyaz bir şafak vakti açılarak şafağın hafif saflığını bölüyor. Ama beyaz sardunyaların üzerinde hanımellerinden rustik beşiğin hafif fakat ısrarlı dolaşıklığında asılı kalıyordu.” (s.227) Burada şafağı ve çiçek bolluğunu aklımızda tutalım; özellikle de ‘’şafağın ışığı”nı.  

Edebiyat Fakültesi’nde düzenlenen bir Tanpınar toplantısında Huzur’un üçüncü bölümünde yer alan Ferahfeza ayinini analiz eden meslektaşım Prof. Dr. Mehmet Samsakçı’yı dinlediğimde romandaki bu epizodun Mahpus’ta geçen Vinteuil cümleciğini düşündürdüğünü kendisiyle paylaşmıştım. Tanpınar’da Vinteuil gibi kurmaca bir bestekar değil, Hattat ve Neyzen Emin Dede’dir söz konusu olan. Yani bir tarafta kurmaca bir kişilik, diğerinde yaşamış bir kişi var. Mehmet Samsakçı’ya göre musikişinas, hattat ve neyzen Emin Dede’yi. Ahmet Hamdi Tanpınar’ı tanımış ve dinlemiş olması kuvvetle muhtemel ve Emin Dede’nin müziği ve kişiliği yalnızca Mümtaz için değil, Tanpınar için de erişilmez bir figürdür. Ferahfeza ayini bölümünde Emin Dede tasvirinin ardından, ayini dinlemekte olan Mümtaz ve Nuran’a yer verir anlatıcı. Verdurin’lerin  salonunda o gece, anlatıcının, dalga dalga kişisel izlenimlerine, başka zaman ve başka yerlere ait etkilere açılan Vinteuil’ün küçük cümleciği gibi “berrak ve muhteşem” Ferahfeza makamının her cümlesinde kulağın tattığı hazza eşlik eden  ruhun şevki betimlenir, bir tür mistik deneyime dönüşür dinleti: “Ferahfeza bütün bu hasret sıtması yolculukta kâh umulmadık dönemeçlerde mücevher kadehini tek cümleden tek savruluştan kadehini birdenbire uzatıyor kâh çok değiştirici desenlerde seyredilen bir hayal gibi kendi kendine hatırası ve rüyası gibi görünüyordu” (s.241). 

Proust’un anlatıcısı da sonatı; şaşırtıcı, beklenmedik ve trajik bir akış olarak şöyle betimler; “Ve işte bir şarkı sessizliği deliyordu; yedi notadan oluşmasına rağmen asla hayal edemeyeceğim kadar değişik, yepyeni bir şarkıydı ve bu kez sonattaki gibi bir güvercinin dem çekmesi değil, tarifi mümkün olmayan, ama aynı zamanda bağırgan, havayı yırtan, başlangıcı kaplayan lal rengi kadar parlak bir ezgi, adeta esrarengiz bir horoz ötüşü, ezeli ve ebedi sabahın tarifsiz, ama aşırı tiz çağrısıydı. Yağmurla yıkanmış, soğuk ve elektrikli hava –sonatın bakir, bitkilerle dolu âleminden çok uzaktaki bir âlemin, basıncı tamamen farklı, bambaşka nitelikteki havası– her an değişiyor, şafağın kızıl vaadini siliyordu” (s.227)

Tanpınar’ın anlatıcısı Nuran ve Mümtaz’ın müziği dinlerken içsel savrulmalarını şöyle anlatır: “Çünkü bu acayip musikide her şey hareketsiz, derinden, adeta gölge halinde bir trajediye değişiyordu. Sofa, duanın denizinde çalkalanan büyük bir gemi olmuştu. Herkes tanıdığı sahillere, kendi ömrünün sahillerine, son ışıklarını dağıtan bir güneşi 

selâmlar gibiydi. Mümtaz hiç duymadığı cinsten bir kendinden geçişe bu güneşe ve etrafa bakıyordu. İki adım ötesinde oturan Nuran’ı ebediyen kaybedecekmiş gibi, korkuyordu” (s.243).  Proust’un anlatıcısı ise septuor’un cümleciğinde son aşkı Albertine’le ilgili düşüncelere dalmış, duygularını analiz etmektedir, Nuran ve Mümtaz gibi o da kendi kıyısındadır. 

Mahpus ve Huzur’un anlatıcılarının müziğin etkilerini aktarırken başvurdukları başka duyu kaynakları da vardır; ışığın algılanışı gibi. 

Gökkuşağına ne dersiniz? Vinteuil’ün piyanoda yorumlanışı, anlatıcıda şu izlenimi uyandırır: “Vinteuil’ün piyano yorumunu tanıdığımız ve o esnada orkestradan dinlediğimiz senfonik bir pasajı, bir yaz gününde, karanlık bir yemek odasına girerken pencerenin prizmasında ayrışan bir güneş ışını gibi, Binbir Gece Masalları’nın bütün mücevherlerini, akla gelmedik, rengârenk bir hazine halinde gözler önüne seriyordu” (s.231)  

Gelelim Emin Bey’in neyden yükselen sese: “Emin Bey’in neyi, nefes ve rüzgâr mahiyetini hiç kaybetmeden garip ve renkli çoğalışında mücevher parıltılarıyla nebat yumuşaklığını birleştiren bir ses çıkarıyordu. Fakat ne kadar tok, hacimli ve genişti. Büyük sofa onunla dı-oluyor, pencerelerden dışarı taşıyor, âdeta bahçe son çiçeklerinin, sararmış yapraklarının üzüntüsü onda değişiyordu. Bazen her şey, kendi cevherine ve oradan da daha derin bir asıl’a iade edilecek gibi eriyor, tavandaki küçük avize bu gül yağmuruna benzeyen ses çağlayanında acayip kavs-i kuzahlarla tutuşuyor[du]” (s.240) 

Burada kavs-i kuzah, gökkuşağı, mücevher parıltısı gibi çoğul ve değişken ışık kaynakları ve çiçeklerin bolluğu dikkatimizi çekiyor. Gül kokulu gül yağmurlarının, yukarıda yer alan Proust alıntısında geçen hanımeli sarmaşıklarının kurduğu “rustik beşik”le yakınlığı dikkat çekmeyecek gibi değil. 

Tek bir kaynaktan gelen ışığın çoğul yansıması olan gökkuşağı ya da mücevherden yansıyan ışıltılar ya da müziğin uyandırdığı çiçek kokuları, müziğin ve duyuların ruhun üzerindeki etkilerine verilen önem Proust kadar Tanpınar’da da stilistik bir özellik olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynak: 

Marcel Proust, Mahpus, Çeviri: Roza Hakmen YKY, 15. Baskı 2020.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, Tercüman 1001 Temel Eser.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Nedret Öztokat Kılıçeri: 1962 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitei Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan 1985’te mezun oldu. Aynı kurumda 1988 yılında göreve başladı. 1989 yılında Yüksek Lisans tezini, 1995 yılında Doktora tezini savundu; 1997’de Yardımcı Doçent oldu. 1999 yılında Fransız Dili ve Edebiyatı bilim dalından Doçent olan Nedret Öztokat, 2006 yılında Profesör oldu. Edebiyat göstergebilimi alanında gerçekleştirdiği tez çalışmalarından sonra, 1997’den başlayarak, göstergebilimsel yöntem ışığında, edebiyatın yanı sıra, tiyatro ve görsel sanatlara ilişkin yapıt çözümlemelerine yöneldi. Çağdaş Türk edebiyatına ilişkin yapıtlar üzerinde de araştırmalar yayımlayan Nedret Öztokat, aynı zamanda Todorov, Camus, Duras, Berberova gibi yazarların yapıtlarını Türkçeye kazandırdı. İstanbul Üniversitesi bünyesinde yayımlanan Dilbilim Dergisi ve Uluslararası Fransız Dili Araştırmaları Grubu Gerflint’in yayın organı olan Synergies-Turquie dergilerinin editörlüğünü yapmaktadır. Fransız Göstergebilim Derneği, AFS (Association Française de Sémiotique ) üyesi olan Nedret Öztokat 2006 yılında Fransız Devlet Liyakat Nişanı olan Chevalier de l’Ordre des Palmes Académiques unvanına layık görülmüştür.