Fatih Bakırcı: Tanpınar’a göre Mütercim Asım Efendi

Serimizin 28. gününde Fatih Bakırcı, Tanpınar’ın On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde Mütercim Asım Efendi’yi ve Türkçeye yaptığı katkıları nasıl ele aldığını anlatıyor.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Tanpınar’a Göre Mütercim Asım Efendi

Herkese selamlar. “Yaz Sıcağında Bir Esinti: Ahmet Hamdi Tanpınar” adlı podcast serisinde birlikteyiz. Öncelikle kendimi tanıtayım: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyesiyim. Uzmanlık alanım Türk dili, Türk filolojisi üzerine.

Ahmet Hamdi Tanpınar denilince akla ilk gelen 60 yıllık ömründe şair, romancı, deneme yazarı oluşu. Bunun yanı sıra siyasetçi, akademisyen, edebiyat tarihçisi… Tabii ben Türk dili uzmanı olduğum için özellikle Tanpınar’ın Türkçe üzerine, dille ilgili bazı dikkatleri üzerinde duracağım.

Bu podcast için seçmiş olduğum konu şu: Özellikle Mütercim Asım Efendi örneği üzerinden Türk leksikografisi ve Türkçe terminoloji ile ilgili Tanpınar’ın bazı fikirleri. Tanpınar, 19. asır Türk Edebiyatı tarihinde Tanzimat dönemi, Tanzimat döneminin öncesi ve onu hazırlayan birtakım amilleri anlatırken çok kısa da olsa Mütercim Asım Efendi’ye de yer verir.

Mütercim Asım Efendi kimdir? Bugün Gaziantep diye bilinen ama döneminde “Ayıntap” adıyla bilinen şehirde dünyaya gelmiş (1755), 1820 yılında vefat etmiştir. Yani 18. ve 19. asırda dönemin çeşitli bilimleriyle ilgilenmiş bilim insanı, tarihçi, sözlükçü, mütercim unvanından da anlaşıldığı üzere özellikle Arapça ve Farsçaya son derece hâkim (bu dillerde şiir yazacak kadar hâkimdir bunun altını çizmek isterim) bir iktisatçı. Bu noktadan baktığımızda çok yönlü bir isimdir Mütercim Asım Efendi.

III. Selim döneminde yaptığı çevirisi Farsçadan Türkçeye hazırlanan sözlüğüyle şöhrete kavuşmuştur. Hatta III. Selim, kendisine bu anlamda maddi manevi birtakım taltiflerde de bulunmuştur. Farsçadan Türkçeye hazırlamış olduğu bu sözlüğü literatürde Burhan-ı Katı diye bilinir. Burhan-ı Katı’yı hazırlarken Mütercim Asım Efendi çok titiz davranır. 30’a yakın sözlükten istifade eder. Tanpınar tam da bu dikkatleri üzerinde durur.

Bunu nerede, nasıl ele almıştır Tanpınar? Özellikle 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde “nesir” başlığı açmıştır, yani Türk nesri nasıl gelişmiştir. Türk nesrinin gelişmesinde öncelikle resmi dilin, burada tarih yazıcılığını biraz kastediyor: dönemin vakanüvisleri ve bunların kullandığı dil ve daha sonra Tanzimat’la birlikte gazetecilik meselesini ele alıyor. Yani gazeteciliği Türk nesrinin gelişmesinde, değişmesinde, dönüşmesinde önemli bir kol olarak değerlendiriyor. Bunun yanı sıra Garp’tan yapılan çeşitli çevirilerden söz ediyor. Bütün bunlar Türk nesrinin gelişmesinde ya da yeniye doğru gidişte önemli etkenlerdir Tanpınar’a göre. Pek çok alanda çeviriler yapılırken özellikle III. Selim döneminde yapılan Burhan-ı Katı adlı sözlüğe yer vermiştir.

Burhan-ı Katı Farsçadan Türkçeye bir sözlüktür, dediğimiz gibi. 1791 yılında çevirmeye başlıyor, 1797 yılına kadar devam eden yani 18. yüzyılda Türkçeye kazandırılmış bir lügattir. Bu lügat sayesinde Türk leksikografisi açısından haklı bir şöhrete kavuşmuştur Mütercim Asım Efendi. Bunu, II. Mahmut döneminde yine bir başka çevirisi olan Kamusu’l Muhit ya da Kamus Tercümesi diye bilinen, bu kez Arapçadan Türkçeye 1814 yılında hazırlanıp II. Mahmut’a takdim edilen sözlüğü takip eder.

Tanpınar şöyle diyor özellikle Burhan-ı Katı ve Kamusu’l Muhit çevirileriyle ilgili: “Pek çok yazar bundan bahsediyor haklı olarak” diyor, “Hakiki Türkçeye doğru en umulmadık bir zamanda büyük bir adım atılmış olur”. Bu tespiti son derece yerindedir. “Hakiki Türkçe” olarak çevirdiği Farsçadan Türkçeye yaptığı çeviri dilini (hedef dil) hakiki Türkçe olarak nitelendiriyor. Sonra bunun gerekçelerini sunuyor, niçin böyle değerlendirdiğini anlatıyor. “Filhakika Asım, Farsça ve bilhassa Arapça gibi zengin dillerin müfredatını Türkçeye çevirirken ister istemez mühim merkezlerde ve münevver muhitte kullanılan Türkçenin dışına çıkmıştır.” Yani dönemin aydınlarının kullandığı dilin dışına çıkmış, halk diline gitmeye mecbur kalmıştır. Burası en önemli ve en çarpıcı olan kısmı. Mütercim Asım’ı özgün kılan da, özellikle Türkçecilik adına bence burasıdır, halk diline gitmesidir.

“Kendisinin birçok dil hususiliklerini olduğu gibi saklayan Cenup Anadolu Türkleri arasından yetişmesi, bu taraflarda bazı gelenekleri en saf şeklinde gündelik hayatlarında devam ettiren Yörüklerin bulunması, her iki eserin zenginliğini temin etmiştir.” Yani burada Mütercim Asım Efendi’nin tercih ettiği dili ya da kullandığı Türkçenin sebebi biraz kendisinin yaşadığı kültür coğrafyasıyla alakalıdır. Güney bölgesindedir ve burada kullanılan dil, özellikle halk diline yaslanan, o dili/söyleyişi referans alan bir Türkçe ile karşı karşıyayız. Burada Yörüklerin özellikle Türkmen nüfusunun ağırlıkta bulunduğu bir demografiye ve bunların her birinden etkilenmesine dikkat çeken Tanpınar bize aynı zamanda bir kriter de sunmuş oluyor. Üstelik bunu başarılı bulduğu bir çeviri, sözlük çevirisi, üzerinden yapıyor. Mesela burada daha çok gelenekleriyle ve dil hususiyetleriyle muhafaza edilen bir bölge, ki Mütercim Asım Efendi’nin yaşadığı bölge böyle bir yerdir, yani yaşadığı kültürel muhite uygunluk çeviride kullanılan dil açısından son derece örtüşmelidir. Bu noktalarda mesela kullandığı dili yine dönemi içinde, 18. ve 19. asrın yazı diline göre sade ve dikkatli bulur. Bu dikkatten kastı şudur: En ufak ayrıntıya, farklılıklara bile Burhan-ı Katı’da Türkçe karşılıklar verilirken tek tek büyük bir özen gösterilmiş ve bunlara riayet edilmiştir. Zaten eseri hazırlarken kaynaklarda bunu kendisi de ifade ediyor, 30’a yakın sözlükten istifade ettiğini belirtiyor. Bu bile gösterdiği özeni gözler önüne sermesi açısından önemlidir.

Yine Tanpınar’ın ifadeleriyle devam etmek istiyorum. Mesela, “Özellikle şurası unutulmamalıdır ki: Asım lügatlerinde ifade itibariyle tarihinden çok daha sade ve dikkatlidir”. Az önce bunun sebebini izah etmeye çalıştım. “Onun çalışması devri üzerine tesir edebilse, yani daha Tanzimat’ın başında düşünüldüğü gibi bu iki lügatten Avrupa tekniğiyle bir sözlük yapılsa ve ilk ilim ıstılahları çalışmalarında bunlardan faydalanılsa idi Türkçe’nin bir asırlık macerası büsbütün başka olurdu. Yazık ki Asım’ın bu lügat tercümeleri zanaatkârı bulunmayan bir alet gibi uzun zaman sadece geleneğin mahpusu muayyen bir zümrenin elinde kalmıştır.” Bu ifadelerle Tanpınar aynı zamanda sınırlı bir kitle tarafından bunun bilindiği ya da farkında olduğuna da dikkat çekiyor ama burada bence en önemli tespiti şu: Özellikle Tanzimat döneminde ısrarla vurgulanan, fikri bazda bile olsa, Türkçenin sadeleşmesi meselesi. Yazı dili ile halk dili arasındaki o aşırı uçurumun bir an önce giderilmesi meselesi… Ama bu bir türlü hayata geçmemiştir ve Tanpınar da özellikle mesela Tanzimat’tan hemen önce, 18. asırda Burhan-ı Katı’da kullanılan Türkçeye dikkat çekerek bunun daha önce denendiğini ama Tanzimat pratiklerinin bu konuda maalesef geride kaldığını, bunu başaramadığını da belirtmiş oluyor. Aslında 100 yıl sonra Tanpınar bu şekilde Tanzimat pratiklerini de, özellikle Türkçe adına, kullanılan dil adına böylece eleştirmiş oluyor. Bu noktalarda da bunlara dikkat çekmek isterim.

Ayrıca Tanpınar, ilk ilim ıstılahları çalışmasında da keşke yine Burhan-ı Katı’da tutulan metot uygulansaydı diyor. Türk terminolojisi, terim üretme ya da terim bulma bizim bugün hâlâ dil çalışmalarında özellikle kanayan yaralardan birisidir. Bunlarla ilgili çalışmalar elbette yok değil mevcuttur, pek çok alanda terim sözlükleri hazırlanmaktadır. Ancak daha erkenden bu halk diline gitme, Mütercim Asım’da olduğu gibi, bunlar denenmiş olsaydı Türkçe terminoloji konusunda da ya da birçok alanda Türkçe terim bulma gibi problemlerimiz daha aza inmiş olurdu.

Böylece hem Türk leksigokrafisi hem de Türkçe terminoloji üzerine ve buradan hareketle Türk nesir dili, Tanzimat Dönemi’nin Türkçe ile ilgili pratikleri hakkında Tanpınar’ın görüşleri üzerinde durduk. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Herkese keyifli dinlemeler. Sağlıcakla kalın. İyi günler.

Fatih Bakırcı: Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Yüksek lisansını Tefsirü’l-Kuran (80a-120b) Giriş-Metin-Dizin-Tıpkıbasım üzerine yapmıştır. Doktora çalışması ise Salâhî Gül ü Bülbül üzerinedir. Halen aynı üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Sanat Kritik için “Türkçenin Kadim Metinleri” podcastini hazırlamakta ve sunmaktadır.