Burak Onaran: Tanpınar’da kronolojilerin iflası

Serimizin 18. gününde Burak Onaran, Tanpınar’ın 1960 darbesinin ardından yazdığı yazılardan yola çıkarak onun politik konumu ve zaman kavramını anlatıyor.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Tanpınar’da Kronolojilerin İflası

“Hakikatte bu idare, bir devlet idaresi olmaktan çoktan çıkmıştı. O Ojiyas’ın ahırları idi. Ordumuz uyanıklığı ve iyi niyetiyle bu şenaatten, bu taaffünden milletimizi kurtardı. Vatanda esen sevinç havası beyhude değildir. Bu bayram, en güzel bayramlarımızdan biridir. Tarihimizde döviz devri diye anılacak şenî bir devir açan bu idareyi Atatürk’le başlayan Cumhuriyet tarihimiz kolay kolay içine alamayacaktır. Burada bütün kronolojiler iflas eder. Sâbık idare, ve bu taaffün, doğrudan doğruya Osmanlı tarihinin en kötü taraflarının nüksüdür. Onlar Bektaş ağaların, Musluların, Patrona ve bilhassa Kabakçıların, hülasa cefakeş milletimize bir türlü kendisine layık bir seviye yaratmıya imkan vermiyen her güzel ve doğru şeyi başından önliyen insanların kim bilir hangi atavizm ile bugüne sıçramış bir devamıydı.”

Okuduğum bu paragraf, Tanpınar’ın 1960 yılı yazının başlarında, 14 Haziran 1960 günü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Suçüstü” başlıklı yazısından. Yani 27 Mayıs’tan yaklaşık iki hafta sonra yazılmış, devrik Demokrat Parti idaresini yeren ve askeri müdahaleyi coşkuyla destekleyen bir yazı. Okuduğum alıntıyı iki hususa, birbiriyle ilişkisi içinde temas etmeye vesile olacağını düşünerek seçtim. Birincisi Tanpınar’ın politik konumu, tutumu… İkincisi ise zaman kavrayışı…

Malum, 1990’lardan itibaren Tanpınar bir anlamda yeniden keşfedildi. Ya da başka bir deyişle, sağ-muhafazakâr dünyanın ötesinde de yaygın bir biçimde tanınır oldu. Tanpınar düşünce dünyamızı keskin siyasi ayrımlarla tanımlama kolaycılığına düşen ve aslında kendisini pek de tanımayanların siyasi yelpazenin “kabaca” sağ cihetinde saydığı biriydi. Geçmişe, kültürel geleneğe verdiği önem onun muhafazakârlığının, dolayısıyla siyaseten sağcılığının alameti sayılıyordu. Tanpınar hem bir edebiyatçı olarak, hem de bir düşünce adamı olarak yeniden keşfedilirken siyasi görüşleri, tutumu da tartışıldı. Aslında edebiyatçı olarak yeniden keşfi siyasetteki değişimden tamamen bağımsız bir mesele değildi. Tanpınar’ın yeniden keşfedildiği 1990’ların Türkiye’sinde hem siyasette hem de sosyal bilimlerde muhafazakârlık ve modernlik kavramları etrafında hararetli tartışmalar dönüyordu. Bir yandan modernitenin, modernleşme tecrübelerinin çoğulluğu giderek daha çok vurgulanırken, muhafazakârlık da yeniden tarif ediliyor, olumsuz yan anlamlarından giderek sıyrılıyor, bir siyasi sıfat olarak kullanımı yaygınlaşıyordu. Siyasette ve sosyal bilimlerde hem modern hem de muhafazakâr olunabileceğinin, bunların birbirini dışlamadığının tespit ve tekrar edildiği bir dönemdi.

Tanpınar’ın muhafazakârlığının da modernliğine mani olmadığı teslim edildi böylece. Ancak 1990’lar ve 2000’ler Erken Cumhuriyet dönemine dair eleştirel yorumların yaygınlaştığı yıllardı da. Sanıyorum biraz da bu nedenle CHP’ye yakınlığı, Tek Parti döneminin sonlarındaki Maraş milletvekilliği ve nihayet 27 Mayıs’a verdiği can-ı gönülden destek biyografisine dair şaşırtıcı bilgiler olarak hatırlanmaya devam etti. Romanlarında, şiirlerinde, düz yazılarında “eski medeniyetimiz” dediği kültürel mirası öne çıkaran, onu nostalji, yer yer melankoliyle yâd eden pasajların yazarı, iş siyasete gelince Osmanlı mirasını reddeden, radikal bir kopuşu hedefleyen (Türkiye’de yaygın olarak kullanıldığı anlamıyla) Jakoben siyasetle bir arada mı tutum almıştı?

Öncelikle, mevzubahis iki düzlem arasında, yani Tanpınar’ın bir edebiyatçı ve siyasetçi olarak portreleri arasında illa ve mutlak bir uyum olması gerektiğini düşünmediğimi söylemeliyim…  Tanpınar üzerine yapılan çalışmalarda farklı biçimlerde tespit edildiği üzere, Tanpınar kültürel ve siyasi dünyamızın, tarihimizin tahlilinde kullanılagelen klişelere, kalıplara sığmaz ve tam da bu nedenle tutarlılığı test etmek için kullanılan kriterlere uymayacaktır.   

Ayrıca Tanpınar’ın CHP’liliğini hatırlarken, Tek Parti döneminde CHP kadrolarının çeşitliliğini de hesaba katmak gerekir. Her şeyden evvel Demokrat Parti’nin kurucuları da oradadır… Muhafazakâr kimliğiyle öne çıkan başka edebiyatçılar da… Mesela Yahya Kemal de milletvekilliği yapar. Hatta daha sonra Demokrat Parti’yle yakınlaşacak olan Peyami Safa 1950 seçimlerinde Demokrat Parti karşısında CHP’den vekilliğe talip olur…

Tanpınar’ın 27 Mayıs taraftarlığı ve keskin Demokrat Parti karşıtlığına gelince… Tanpınar’ın mazi anlatılarına veya din vurgusuna bakıp… Mesela Bursa’da Zaman’daki, cami, türbe ve Kur’an sesi göndermelerini esas alıp, onun siyasette Demokrat Parti’den yana tavır alması gerektiğini düşünmek de yine klişelere teslim olmaktır kanımca. Oysa, epeyce siyasi tahlil de içeren 19. Asır Türk Edebiyatı’na bakılsa,  Midhat Paşa’ya karşı Abdülhamid’e destek verenler hakkındaki tutumuna, Cevdet Paşa ve Ahmed Midhat Efendi hakkında yazdığı küçümseyici satırlar göz önünde tutulsa, 27 Mayıs’taki tavrının pek şaşırtıcı olmadığı; hatta uzun dönemli Türk modernleşmesi tahliliyle uyumlu olduğunu söylemek gayet mümkündür.

Bir de, Tanpınar’ın kültürel evreninin hem batı kültürüne ait görülen, hem de gayet modern bileşenleri olduğunu da unutmamak gerekiyor tabii…  Tanpınar kendi döneminde kabul gören, kendisinin de sahiplendiği keskin doğu-batı ayrımı fikrine rağmen ne şarkçı ne de garpçı cenaha mensuptur.  Biz bugün Edward Said ve onun ardıllarının çalışmalarının katkısıyla doğu ve batı kategorilerini kolaylıkla sorgulayabilir, nasıl muhayyel olduklarını, inşa edilmiş olduklarını tespit edebiliriz elbette. Ama Tanpınar’ın kabul ettiği ayrımlara bağlı kalırsak, ben yine de gelecek tahayyülü söz konusu olduğunda heybesinde garbın ve modern referansların daha ağır bastığını düşünüyorum. Maziyle duygusal bağı ihyacı bir politik projeksiyonun parçası değildir… Levent Yılmaz kısa bir yazısında Tanpınar’da geçmişi diriltme hedefinin olmadığını, onun (ve Yahya Kemal’in) eski Şark’ın ölümünü teşhis ettiğini söyleyerek tespit eder.  Levent Yılmaz’ın bu tespitine Nurdan Gürbilek’in bir yorumunu da ekleyebiliriz: Tanpınar “geçmişin sahiden geçtiğini” görür der Gürbilek…

27 Mayıs’ın ardından yazdığı, size bir paragrafını okuduğum yazıda beni en çok düşündüren kısım da bu yüzden  “Burada bütün kronolojiler iflas eder.” ifadesidir. Tanpınar bu cümleyle 1950 ve 1960 arasının, Demokrat Parti iktidarı yıllarının Cumhuriyet kronolojisinde yeri olmadığını ifade eder…27 Mayıs propaganda materyallerinde de Demokrat Parti sıklıkla ülkeyi cumhuriyet devri öncesine döndürmeye çalışmakla itham edilir. Tanpınar’ın “kronolojilerin iflası” iddiası bu yaygın propagandayla uyumludur yani. Bu bakımdan ayrıksı bir analiz olmadığını teslim etmek gerekir kuşkusuz.  Ama Tanpınar özelinde asıl soru, modernist, doğrusal bir zaman anlayışını esas alan böyle bir ifadenin genel olarak onun zaman kavrayışıyla nasıl bağdaştırılabileceği olmalı sanıyorum? Doğrusu bu soruya kestirme bir cevap vermek zor benim için… Yine de söylenebileceğim şeyler var ama.  Tanpınar’ın meşhur şiirinde billurlaşan, yekpare ve parçalanamaz akış halindeki zaman kavrayışı, ilerleme fikrini yadsımaz. Bergson’dan ilhamla kurulan bu zaman kavrayışında zamanın akışı geri döndürülemezdir (yani geçmiş geçmiştir) zaten. Okuduğum alıntıda Demokrat Parti için kullandığı “Atavizm” kavramı da bu fikirle uyumlu görülebilir.Evrim sürecinde gereksizleştiği için ortadan kalkmış olması gereken özelliklerin, Osmanlı geçmişinin kötü taraflarının Demokrat Parti tarafından yeniden diriltilmek istendiğini, gayet evrimci bir terminolojiyle iddia etmek için kullanır Tanpınar Atavizm kavramını. Öte yandan hem kronolojilerin iflası iddiası, hem de atavizm kavramına müracaatı Tanpınar’ın en azından edebi yazılarında görmeye alışık olduğumuzdan çok daha düz, çizgisel, pürüzsüz bir modern ilerlemeci zaman kavrayışını açığa çıkartır. Tanpınar’a göre 27 Mayıs müdahalesi 6-7 Eylül’den, baskıcı bir polis devleti kurulmasından, çürümüşlükten ve daha bir dolu politik sorundan mesul olan Demokrat parti rejimini devirdiği için zaten olumlu bir gelişmedir. Kronolojilerin iflası, atavizm gibi, ilerlemeci, evrimci zaman kavramlarına müracaatla, Osmanlı tarihine, mitolojiye verdiği referanslarla Tanpınar askeri müdahaleye evrensel, zamansal ve tarihsel bir meşruiyet atfeder. Askeri müdahale evrimi rayına oturtmuş,  zamandaki hatayı düzeltmiş, kronolojiyi tekrar düzene koymuştur.

Burak Onaran: Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans (1997), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans (2002), École des hautes études en science sociales Tarih Bölümü’nde doktora (2009) eğitimini tamamladı. Osmanlı-Türkiye siyasal ve toplumsal tarihi, tarihyazımı, yemek kültürü temel çalışma alanlarıdır. MutfakTarih: Yemeğin Politik Serüvenleri başlıklı kitabı 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından basılmıştır. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaktadır. Eserleri: MutfakTarih: Yemeğin Politik Serüvenleri (2015), Padişahı Devirmek (2018).