Joni Mitchell / Blue (1971)

Hilmi Tezgör

hilmitezgor@yahoo.com

Popüler müzikte ‘itirafçı şarkı yazarı’ diye anılan müzisyenler var. Bu eski bir adlandırma değil ancak ta Bessie Smith’e, Billie Holiday’e kadar geri giderek, Tori Amos, Courtney Love, Amy Winehouse gibi isimlerin ‘itirafçı şarkı yazarı’ olarak yaftalandığı görülüyor. Tabii ‘itirafçı’ sözcüğü, şarkıların içeriğini de açık ediyor. Yaşananların tüm açıklığıyla söze dönüştürüldüğü, dile geldiği, baştan geçenlerin sansüre uğramadan dinleyiciye aktarıldığı şarkılar bunlar. Ve elbette itiraf kavramı, suç ve pişmanlık nosyonlarıyla da yüklü. Burada ilginç olan, erkeklerden daha çok kadın şarkıcıların böyle anılması. Bu durum toplumsal cinsiyet ekseninde sık sık tartışma konusu oluyor.

Bu yaftanın daha gerisinde, 1950’lerde ortaya çıkan ve en tanınmış temsilcileri olarak Amerikan şairler Sylvia Plath ve Anne Sexton’ın sayılabildiği ‘itirafçı’ şiir akımı var. ‘Ruhun arınması’ işlevini gören bu şiirlerden daha geriye gidildiğinde, 16. yüzyılda rahiplerin tuttuğu günlükler akla gelebilir. Eleştirmen Charles Gullans, Anne Sexton’ın şiirleri hakkında şöyle bir cümle kurmuş: “Okurken, hakkım ya da isteğim olmadan onun psikiyatristiyle yaptığı söyleşilere kulak misafiri olmuşum duygusuna kapılıyorum. (…) Kendisini denetleyemediği takdirde yazara acımaktan başka bir şey gelmez elimizden.” Şair ve yazar Octavio Paz’ın ünlü ressam Frida Kahlo hakkında söyledikleri de ilginç. “Sanki bir sanat eserinin değil de bir yakınmanın karşısındaymışım gibi hissediyorum.” Evet, bunlar gerçekten de tartışmaya açık konular.

Simon Reynolds ve Joy Press Seks İsyanları kitabında “mesafelilik ve biçim değiştirme (transfigürasyon) sorularını hiçe sayan rock müzik açısından otobiyografinin asla bir sorun oluşturmadığını, rock için ‘aşırı’ çiğ diye bir şeyin söz konusu olamayacağını” söylüyorlar, ki bu satırların yazarı da bu görüşe katılıyor. Kadın ya da erkek fark etmeksizin, rock müziğinin 70 yıldır iç dökmeyle-poz kesme arasında gidip geldiğini düşünüyorum.

*

1943 doğumlu Kanadalı şarkıcı, söz yazarı, müzisyen ve ressam Joni Mitchell ilk albümü Song to a Seagull’ı 1968 yılında çıkardı. Pop, rock, folk, caz ve klasik müziği kendine has vokaliyle harmanlayan ve kariyerinin başlarında düzenli olarak albüm çıkaran Mitchell 1974’te Court and Spark ile birlikte dünyaca ünlü bir yıldıza dönüştü. Onun başarısı aynı zamanda bir ozan-şarkıcının bir rock yıldızı olabileceğini de (etkilendiği ve etkilediği Bob Dylan gibi) gösterdi ve yazdığı şarkı sözleri ‘persona’ ile ‘özel olan’ arasındaki gerilime ek bir boyut kazandırdı. Björk, Prince, Annie Lennox, Donna Summer ve Suzanne Vega, Mitchell’dan etkilendiğini söylemiş olan birkaç ünlü isim. Ama tabii ‘kalbini açan’ şarkıcıların isimlerini saymaya kalkarsak liste uzar gider.

Joni Mitchell da ‘itirafçı şarkı yazarı’ olarak görülüyor; hatta bu yaftayı ilk yiyenlerden; ama kendisi buna şiddetle karşı çıkıyor: “İtiraf deyince aklıma iki şey geliyor. Sallanan ışık ve yakalanmış birini itirafa zorlamak. İtiraf et, itiraf et! Ya da bir cadı avı. Ya da davalar. İtiraf, birisinin sizin içinizden bir şeyi dışarı almaya çalışmasıdır. Hapsedilmişsindir. Yakalanmışsındır. Sana bir şeyi kabul ettirmeye çalışıyorlardır. Kendini küçük düşürüyor, alçaltıyor ve kötü bir duruma sokuyorsundur. (…) Bir de Katolikliğin gönüllü itirafı var. Bir pencereye gidiyorsun, rahiple konuşuyorsun ve ona cinsel fantezilerin olduğunu söylüyorsun, o da pencerenin diğer tarafında mastürbasyon yapıyor. Bildiğim iki tür itiraf bunlar –gönüllü ve baskı altında– ve ben itiraf etmiyorum.”

*

Joni Mitchell’ın 1971 yılında çıkardığı üçüncü albümü Blue, bu yıl 50. yılını dolduruyor. Birçok müzik otoritesi ve milyonlarca müziksever Blue’nun bütün zamanların en iyi albümlerinden bir tanesi olduğunda hemfikir. Bu albüm ‘en samimi’, ‘en içten’, ‘en otobiyografik’ tanımlarıyla sıralanan listelerde de hep yerini almış yarım asırdır.

Albümün açılış şarkısı ‘All I Want’ta erkeği aşka davet eden bir kadın var. Önce dans, sonra tatlı bir romans ve sonra “kendisinin ve erkeğin içindeki en iyi tarafı ortaya çıkarmak isteyen” bir kadın… “Seninle konuşmak istiyorum / seni şampuanlamak istiyorum / seni en baştan yenilemek istiyorum // Eğlenmek istiyorum / güneş gibi parlamak istiyorum / görmek istediğin kişi olmak istiyorum / sana süveter örmek istiyorum / sana aşk mektubu yazmak istiyorum / seni daha iyi, seni daha özgür hissettirmek istiyorum.”

‘My Old Man’ şarkısındaki erkeğin, parkta bir şarkıcı olma, yağmurda yürümeyi, karanlıkta dans etmeyi sevme gibi birçok güzel özelliği var. Ama belki de en güzeli şu: “Duyduğum en sıcak akorsun / O tatlı akoru çal ve benimle kal bebeğim.” Çünkü o, kadınını hüzünden uzak tutan yaşlı bir erkektir. O gittiğinde ise “yatak fazla geniş, kızartma tavası fazla büyük”tür.

‘Carey’de ise evinden uzak kalmış ve artık beyaz, Fransız kolonyası kokulu çarşaflarını özlemiş bir kadın vardır. Aslında tam olarak nereye gideceğini bilmemekle beraber -ki arada aniden Amsterdam ve Roma’ya da gidebilir- ev dediği yerden uzak kalmış bir kadındır bu.

Albümle aynı ismi taşıyan ‘Blue’ isimli şarkıdaki Mavi, kadın tarafından sevilen erkektir. Kadın, erkeğinin ona sahip çıkmasını ya da denize açılıp uzaklaşması için onu bırakmasını ister. “Mavi, işte bir istiridye senin için / İçinde bir uğultu duyacaksın / Sisli bir ninni / Senin için yazdığım şarkıdır o.”

‘California’ isimli şarkıda gerçekten de memleketi olarak andığı California şehrini özleyen bir söz yazarı vardır karşımızda. Paris güzeldir, Yunan adası da güzeldir, hatta orada gülümseyişine karşılık aldığı, omletini yediği ve evinde kaldığı erkek de güzeldir; ama memleket özlemi hepsinden önemlidir. “Çok yalnız hissediyorsun / Yürürken caddelerin / yabancılarla dolu olduğunu görüyorsun / Memleket haberlerini okuyunca / ki bunlar çoğunlukla savaş hakkında / ve kanlı değişimler / hüzün veriyor bunlar sana.”

‘This Flight Tonight’ ve ‘River’ isimli şarkıların sözlerinde ise kendiyle hesaplaşan ve kendini eleştiren bir kadınla karşı karşıyayız. “Çok çabaladı bana yardım edebilmek için / beni rahat ettirdi / Tanrım, beni öyle şiddetle sevdi ki / dizlerimin bağı çözüldü / Keşke bir nehrim olsaydı / üzerinde kayıp gidebileceğim / Benimle uğraşmak çok zor / bencil ve hüzünlüyüm.”

Blue’nun son iki şarkı ‘A Case of You’ ve ‘The Last Time I Saw Richard’ ise albümün en açık, en ‘itirafçı’ ilişki ve arkadaşlık belgeleri niteliğinde. “Aşkımız bitmeden önce dedin ki: / Ben Kuzey Yıldızı kadar sabitim / Ben de dedim ki: Yani hep karanlıkta mı? / E, neredesin yani? / Beni istiyorsan barda olacağım // Kanımdasın kutsal şarap gibi / Tadın öyle buruk ve öyle tatlı ki / Senden bir kasa dolusu içebilirim sevgilim / ve hala ayakta durabilirim / evet hala ayakta durabilirim.” (…) “Bir kadına rastladım: / ağzı seninkine benziyordu / hayatını biliyordu / şeytanlarını, kirli işlerini / Dedi ki bana: Git ona / ve eğer kalabiliyorsan kal onunla / ama kanamaya da hazır ol / Ama sen zaten kanımdasın benim, kutsal şarap gibi…”

Joni Mitchell, konuşma ve röportajlarından oluşan Written In My Soul isimli kitapta 1971 tarihli Blue albümü hakkında şunları söylüyor: “Etrafta böyle dolanmayı (yani tamamen çıplak bir halde) istemez insan. Dünyada ayakta kalabilmeniz için kendinizi savunma yollarınız olmalı… Hayatımın o döneminde tüm savunma mekanizmalarını yitirmiştim… Bu albümü kaydedebilmek için stüdyonun kapılarını kilitlemek zorunda kaldık. Sendikadan bir herif aidatları almaya geldiğinde yüzüne bile bakamadım, gözyaşlarına boğuldum. O kadar hassastım ki. Tepeden tırnağa sinir uçlarından ibarettim.”

*

Simon Reynolds ve Joy Press “Joni Mitchell kariyerinin devamında daha mesafeli bir üsluba geçince, erkek eleştirmenlerin keyfi kaçtı, çünkü onu (kadını) kurtarma fantezisi kurmaları da mümkün olmaktan çıktı. Kadını sık sık mağdur, hassas, savunmasız gösteren klişelere yerleştiriveren itirafçı üslubun tehlikesi de işte burada yatıyor” diyorlar. “İtiraf bir anlatıdır; en özel güncelerimizde bile yaşadıklarımızı tıpkı bir resim yapar gibi yorumlar, seçer ve bir çerçeveye yerleştiririz.”

Bitirirken, Joni Mitchell’ın Blue albümü hakkında müzikal açıdan ise şunları söyleyebilirim: Blue, kusursuz bir bütünlüğe sahip, 36 dakikalık, pürüzsüz bir başyapıt. Basit görünen ama derinliği olan şarkılar ayrı ayrı, ama bir nehirde gibi iç içe akıp gidiyor ve verdikleri o ‘belli’ duygu, kesintisiz devam ediyor. Yayınlanışından 50 yıl sonra Blue, hiçbir eskime emaresi göstermeden ışıldayıp duruyor.

Kaynaklar:

Reynolds, Simon & Joy Press. Seks İsyanları: Toplumsal Cinsiyet, Başkaldırı ve Rock’n’Roll. Çev. Mehmet Küçük. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2003.

Tezgör, Hilmi. Şarkıdaki Şiir, İstanbul: İletişim Yayınları, 2012.

https://www.theguardian.com/music/2015/apr/09/why-are-only-women-described-as-confessional-singer-songwriters

https://jonimitchell.com/library/view.cfm?id=3509

https://forums.stevehoffman.tv/threads/the-male-songwriter-confessional-a-contrast-to-women-pouring-out-their-soul.811627/

Joni Mitchell / Blue – CD/LP, Warner Bros Records, 1971.