Yarın Hiç Gelmez: Dün Gece Çok Gençtim

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Onur Akyıl’ın ilk kez 2016 yılında yayınlanan öykü kitabı Dün Gece Çok Gençtim, karşılarına çıkan tüm güçlüklere rağmen mücadele etmekten hiç vazgeçmeyen insanların hikayelerine odaklanan bir kitap.

Dün Gece Çok Gençtim, özellikle dili ile ön plana çıkan, okura “şiirsel bir dil” vaadinde bulunan bir kitap. Akyıl’ın şair yönünü sık sık vurgulayan kitap, içerisinde bütün bu öykülerin düzyazıdan çok şiire yakın bir dil ile kaleme alındığını düşündürür. Sürekli tekrar eden devrik cümle yapıları, söz öbeklerinin hep şiirsel bir form oluşturacak şekilde orta yerlerinden kesilmesi, belirli aralıklarla yinelenen sözcükler bu anlamda dikkat çekiyor. Kitaptaki ilk öykü olan “Dün Gece Çok Gençtim” ile başlayıp “Her Şey”e kadar devam eden bu durum, Onur Akyıl’ın bütün bir kitabı bu dil üzerine inşa ettiğini gösterirken aynı zamanda bu meselenin bir üslup sorunsalını da beraberinde getirdiğini düşündürür. Bütün öykülerin tek bir üslup ve dil ile inşa edilmesi, aynı zamanda kitapta yer alan tüm metinleri birbirine bağlayan, onların arkasında bir yazar olarak Akyıl’ın yazar kimliğini ve kararlarını da açıkça hissettiren bir durum. Sözgelimi kitabın ilk paragrafı “Dün gece. Nasıl oldu anlamak zor; koynunda Meryem’in, uzanmış, yorgun. İçmişiz biraz; yeryüzü içmiş, öfkeler, kırgınlıklar, her şey sarhoş. Aldatıyor kocası; buluşuyoruz arada. Çok sevmenin şehri, çok sevmenin odaları, çok sevmenin yalnızlığı,” da (Akyıl, 2016: 13), son paragrafı olan “Her şey. Sonsuzluğa kadar süren her şey. / Taşlıkta, bir sabah yıllar sonra, çıldırtan incelikte ama alevden bir yaz rüzgârı. / Bir haber, bir umut, bir uzun boylu ihanet,” de (Akyıl, 2016: 94) da aynı lirik dilin bir örneği konumundadır ve bu dil, bütün bir kitabı kapsayan ana örgüyü meydana getirir.

Dün Gece Çok Gençtim‘de yer alan öykülerin ana hatlarıyla belirli temaları takip ettiği söylenebilir. Dil ile benzer şekilde, öykülerde işlenen konuların da kitaba bir bütünlük kattığını, bu bütünlüğün de kitabın geneline yayılan bir atmosferden kaynaklandığı söylenebilir. Kitapta yer alan öykülerin temel çıkış noktası kişinin yaşamı boyunca onca sorunla boğuşmasına karşılık mücadelesini devam ettirmesi ve tüm bunları kendi içerisinde sorgulaması olarak belirtilebilir. Bu anlamda Meryem de Nail de Saadet de Naz da Suzan da Nihat da bu türden karakterlerdir. Bu karakterlerin kimisi derin iç dünyaları ile dikkat çeker, kimi ise olaylara dışarıdan bakan, sorunları derinlemesine irdelemeyen, üstünkörü geçiştiren tavırlarıyla. Ancak burada önemli olan, mücadelenin, arayış ve meseleler/sorunlar üzerine kafa yormanın hiç geçmeyişidir. Kitabın ruhu budur: Arayış hiç bitmez, son hiç gelmez. Sözgelimi Meryem ne kocasından ayrılabilir, ne de sevgilisiyle gidebilir. O belirli bir düzen kurmuş, bunun üzerine düşünmüş ve bu durumu kabul etmiştir. Kimi durumlarda mücadele kimi durumlarda ise kabulleniş ön plana çıkmış, bununla birlikte iki aradalık hep devam etmiştir. Anlatıcının sürekli olarak vurguladığı hakikat de budur ve bu durumun bütün bir kitaba sirayet ettiği söylenebilir.

Anlatıcı, Dün Gece Çok Gençtim‘de dikkat çeken bir diğer konudur. Bütün bir kitabın tek bir anlatıcı tarafından, dışarıdan, olaylara belirli bir mesafeden yaklaşan, lirik anlatımı yeğleyen bir anlatıcı tarafından kaleme alındığı söylenebilir. Kitaptaki hemen her öyküde yakından hissedilen bu varlık, tüm sorgulamaların merkezinde yer alan ana faktördür aynı zamanda. Olaylara dışarıdan bakar, yeri gelir karakterlerin iç sesi olur yeri gelir onların sözcülüğünü üstlenir, onların aklından geçenleri, en derinlerinde duyduklarını olduğu gibi (tabii işin içerisine kendi şiirselliğini de dahil ederek) okuyucuya aktarır. “Yarına Kaç Gün Var?” öyküsüne “Şiirci’nin yağmurlu camlarından terk edilmiş bir ülkeye benziyordu Tarlabaşı. Bir kalenin duvarlarını andıran Tarlabaşı girişindeki apartmanların rengarenk perukları, kale duvarlarını süsleyen bayraklar gibi duruyordu. Böyle bir şeydi yalnızlığın, yoksulluğun ihtişamı,” diyerek giriş yapan anlatıcı (Akyıl, 2016: 61), biraz sonra Nail ile Saadet’i okurla buluştururken onların hususiyetlerini, beklenti ve arayışlarını da aynı perdeden söze döker: “Biraz sonra arar Nail. Belki bu sokaktan geçip çıkar Taksim’e; ıslanmıştır iyice. Evden de zibik gibi çıkmıştır, bilmez mi Saadet. Bir tişört, bir mont; bu havada hem de. Hep böyleydi ama bu oğlan; başına gelenleri, çektiklerini hak eden başkaları gibi…” (Akyıl, 2016: 62) Öykü bittiğinde de anlatıcının bu tavrı, yarı alaylı yarı ciddi alabildiğine devam eder ve her şey sona erdikten sonra dahi kendi varlığını açıkça hissettirir: “Başı sonu belli olmayan bir şehirde, başı sonu belli olmayan insanların, başı sonu belli olmayan mevzuları da böyleydi işte. / Demek sonundan sonra bitiyor her şey.” (Akyıl, 2016: 71) Akyıl’ın bütün bir kitap boyunca tercih ettiği anlatıcı profili baştan sona bu şekilde hareket eder. Dolayısıyla tüm öykülere aynı anlatıcının elinden çıkmış ortak anlatılar şeklinde yaklaşmak mümkün. Bu durum da daha önce vurgulandığı gibi kitabı bütünlüklü kılan bir yapıya işaret eder.

Aşk ve muhalefet, Dün Gece Çok Gençtim‘deki öykülerde yakından hissettiğimiz ve iç içe geçen iki temel kavram, mesele, duygudaşlık hâli olarak yorumlanabilir. Bu konuda ilk söylenebilecek şey belki de Onur Akyıl’ın karakterlerinin kendi içerisinde hep bir “muhalif ruh” barındırmaları ve bu ruhu içlerinde bulundukları her ortama kendileri ile birlikte taşımalarıdır. Üstelik bu tavır salt belirli bir karakter grubunda olmaz. Küçük büyük, kadın erkek, genç yaşlı tüm Akyıl karakterlerinin benzer bir ruh hâli içerisinde olduğu, belki bir adım daha ileriye giderek, tüm bu karakterlerin birbirlerinin evvelleri sonraları, öncülleri ardılları, gençlikleri ihtiyarlıkları, geçmişleri gelecekleri, gerçeklikleri hayal perdesindeki siluetleri oldukları söylenebilir. Kimi metin içinde kalan, kimi ise metinden sızarak okurun zihninde tamamlanan tüm bu karakterler için bu durum aşağı yukarı böyledir. Zira hiçbir zaman bir karakter bütün yönleriyle anlatılmaz, onların anlatılan hikâye içerisindeki rollerine uygun yönleri ön plana çıkarılır. Bu da çoğu zaman muhalif kimlikleri ve aşk hikâyeleri üzerinden olur.

Muhalifliğe paralel bir şekilde ön plan bir diğer konu ise aşktır. Denebilir ki Dün Gece Çok Gençtim bütün bir aşk öyküleri kitabıdır. Akyıl’ın metinlerinde hikâyesine yer verdiği tüm karakterler başlarından kırık bir aşk hikâyesi geçmiş, bunu muhalif ruhlarıyla birleştirmiş, aşka da dünyaya da topluma da benzer pencerelerden bakan karakterlerdir. Bu da kitaptaki tüm karakterleri ruhsal olarak birbirine bağlarken ana izlekte ortaya belirli şablonların çıkarılabileceğini gösterir. Muhalif olma hâli ve aşk, bu anlamda birleşen ve Onur Akyıl’ın karakterlerinin ruhunu oluşturan iki temel mesele, hâldir. “Dün Gece Çok Gençtim”in anlatıcısı da “Ağan”ın anlatıcısı da benzer bir ruh hâli içerisindedir. Kendi içlerinde aykırı olmayı, toplumdan ayrışmayı, farklı olmayı, ötede bir yerde kalmayı kabul eden, bunu arzulayan karakterlerdir bunlar. Aşk ise onların hamurunda yer alan ve onlara kişilik kazandıran en büyük eğilim durumundadır.

Sevmek ve sevişmek, iki büyük edimdir Dün Gece Çok Gençtim‘e biçim veren. Denebilir ki sevişme yoksa da sevişmenin/sevişememenin verdiği gerilim kendisini sık sık hatırlatır, karakteri yoklar. İçi şiir ile, yaşama sevinci ile, umut ile dolmuş onca karakter bu tutkularını aşklarında, sevişmelerinde göstermek ister gibidir. Bu durum onlar için bir tür dışavurumdır. Sevişme, Dün Gece Çok Gençtim’in âşık karakterleri için bir gösteri alanıdır ve bu gösteri sevgililerle yapılır, kocalarla değil: “Sevişti sayılmaz yani kocasıyla; başka bir şey sevişmek; belki de en son kocalarla… / Sevgililer daha masum.” (Akyıl, 2016: 15) Ve bu arzu o kadar güçlü bir şekilde vuku bulur ki akıl baştan uçar, dünya unutulur: “Seviştik. Aklımızda başkalığı günlerin, sabahın. Sesler; yontan acıyı, karanlıkta ışık. Doyurdu, büyüttü beni.” (Akyıl, 2016: 51) Sevişmenin olmadığı durumlarda ise karakterler arasındaki gerilim her zaman kendisini hissettirir. “Cinselliğe gizlenmiş bir öfke, kontrolsüz. Amaçsız. Ahlaksız.” (Akyıl, 2016: 53) Ateşle barut yan yana durmaz, sürekli birbirini yoklar.

Onur Akyıl’ın 2016 yılında yayımlanan öykü kitabı Dün Gece Çok Gençtim, içerisinde onca âşık, muhalif, divane karakteri barındıran; büyük bir şiir arzusu ile yazılmış bir kitap.