Sinizm Perspektifinden Bir Bildungsroman: İstisnai Buluşmalar

İpek Bozkaya

İçine fırlatıldığı dünyada olup bitenler üzerine fikir yürüten çocuk/su roman karakterlerinin, mental ve fiziksel büyümesi ve olup bitenlere karşı konumunu belirleyerek dünyayı deneyimlemesi; ifade kanalı olarak edebiyatı seçen kalem sahiplerinin muntazaman başvurduğu bir konsept. Stern’ün Tristram Shandy’si, Salinger’in Holden Caufield’ı, Twain’in Huckleberry Finn’i, Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’i, Dickens’ın Copperfield’ı dünya hakkındaki kavrayışları, yolculukları, onlara yolculuklarında yol gösteren eğitmenler ve karakterlerin toplumla bütünleşmelerini konu edinmeleri bakımından bu konsept altında kendine yer bulan romanlardan. Alman edebiyatında çerçevesi çizilerek dünya edebiyatında dolaşıma giren Bildungsroman kavramı çocuk(su)luktan olgunluğa, antinormatiflikten idealizeye, kaostan düzene bir inşa sürecini konu alarak bir zamansal çizgide kahramanın mental, fiziksel, sosyal veya psikolojik bütünleşmesiyle bu konsepti tanımlar. Bu tür romanlarda normalleşme projesine dahil olan/edilen, muhtelif cihetlerden henüz gelişmemiş karakter sisteme yolculuğunun sonunda bir şekilde dahil olur. Sistemin dışına fırlatılması da sistemin dolayımıyladır yine. Aklın, davranışların normalizasyonu bir deneyimsel sürece tabi olur ve toplumca onaylı özneler havuzuna, baştaki çocuksu dünyabilmez karakter dahil olur.

Ayça Güçlüten’in İstisnai Buluşmalar romanı bildungsroman kavramına başvurulabilecek bir eser. İstisnai Buluşmalar’da -ikinci bölüm de dahil olmak üzere fakat özellikle birinci bölümde- bir yol/yolculuk teması eşliğinde olgunlaşma süreci anlatılır. Bu süreçte tam da bildungsromanın değerlendirme ölçütlerine uygun biçimde kahraman, çocukluğundan hayatının sonuna anlatısını kurar. “Uçurumun Çocuğu” adlı ilk bölümde anlatı zamanında “haddinden fazla yaşlı bir adam” olan sona yaklaşmış kahraman, varlığının başlangıcına dönerek var olma deneyiminde topladığı, ısrar ettiği, üstesinden geldiği, süzdüğü, evirdiği yaşamsal bilgiyi aktarır. Çocuk kahraman yolculuğunu doğum öncesinden başlatır: “Rahme düşülen o andan beri ruh belaları, açlığı, kıyımı… (14)”. Ve hemen sonra içinde bulunduğu ve oluşumunu artık tamamladığı ana dönerek sürecin tamamlanmasını onaylar: “Ölümün kıyısında yaşadığım şu zamanlarda gerçekliğimin ağrısını dindirmek zorundayım artık. (14)”

Çocuk kahraman yolculuğuna mülkün reddiyle başlar, yaşadığı evi yakarak kaosu seçer. Ama kaos da görecelidir. Bir dağa çıkmak, ağaç kavuğunda yaşamak, dağda ulumak, sokakları ve yolları mekân bellemek çocuk karakterin baktığı perspektiften düzendir. Kaos ve düzen, yalan ve gerçek, sıcak ve soğuk, şehir ve doğa, doğru ile yanlış, iyi ve kötü, yapay ve doğal bu yolculukta gelişimle birlikte yeniden değerlendirilecek, yeniden anlamlar atfedilecek yaşamsal elementlerdir. İlk bölümdeki çocuk kahramanın varoluşu ve dünyayı keşfi kat ettiği yol ile birlikte genişler. Karşısında bu yolda masallardan mülhem devler, büyücüler, ejderhalar çıkmasa da körler, kamburlar, şairler, antropologlar, bir ağaç dibi düşünürü, bir fotoğrafçı, bir sofu, bir kumpanya şarkıcısı, maymunlar, yavru filler, sığırlar, atlar çıkar ve kahramanın dönüşümüne yardım ederler.

Bu dönüşümde yürümek ve yol, en az çocuk kahraman kadar önemli bir yer tutar metinde. Çünkü yaşama pratiğini bu yolla gerçekleştirerek zihin yapısını, düşünme-varolma tarzını ikrar eder, sürekli ve sürekli (ta ki şehirle karşılaşana dek). Yürümek ilk ön-insan sürülerinden beri doğayla ilişkilenmenin en bereketli ve yaratıcı yöntemlerinden biri olagelmiştir. Doğanın akıl almaz heybetine, acımasızlığına, merhametine ancak verimli bir tefekküre aracı olan yürüme/yolda olma sayesinde ulaşılabilir. İstisnai Buluşmalar’ın ilk bölümünde çocuk kahramanın içeriyi, çatıyı, duvarı reddederek yürümeye başlaması doğanın bütün elementlerine açık hâle gelmesi yaşamda bulunma yöntemini, bu yöntemin mahiyetini gösterir, bu bilinçli politik tercih, yapayı ve onaylı kitleyi dışlar: “Yola koyuldum. Bataklıkları, ıssız ormanları, dikenli çalıları, dik yamaçları kararlı adımlarla aştım. Bulutların kâh neşeli kâh kasvetli arkadaşlıklarına sığındım. Suyumu yağmur verdi, yiyeceğimi ağaçlar ve toprak, devam etmek için inadı pus ve sis. (20)”

Yürüme eyleminin dönüştürücü gücü flanörler, hacılar, filozoflar, mülteciler, sürgünler ve daha birçoklarınca önemle işaret edilir, bu güç bu eylemin yarattığı sabitlik yanılsamalarının kırılmasından mülhemdir. Hızdan ve verili hazdan sıyrılmak, bilinmezliğe teslim olmak; iki ayağı sırayla öne atmak suretiyle ilerlemenin, kısıtlayıcılığın zincirlerinden koparan yapısıyladır. Çocuk kahramanın keşfettiği bu büyülü hareket onu düzenden sıyıran ve üzerine kafa yorduğu, bilinçli bir olma biçimidir: “O son defa, yürümeyi mühim bir iş yapıyormuşçasına odaklı, kesintisiz ve ciddi hâle getirmiştim. Okudum, yürüdüm, okudum, yürüdüm, okudum, yürüdüm… Böyle böyle için için büyüdüm, olgunlaşmaya başladım. (…) Bunu size olsa olsa yol öğretebiliyor.” (46).

Doğayla ilişkilenmede mağara metaforları, kuytular, çukurlar, kovuklar önemlidir. Çocuk kahramanın saklandığı, korunmuş hissettiği mağaralar ve ağaç kovukları anne rahmini temsil etmesi sebebiyle kahramana ait olmadığı bir ötekiyi hatırlatır. Buralarda deneyimlenen duygular anne ile ilişkilenmede kurulamayan düzenin tezahürüdür: “Fırtınalı ve karlı bir günde bir ağaç kovuğuna sığındım. Ateşler içinde yanıyordum. Düş görme zamanı. (36)” Kitapta bastırılmış öteki olarak annenin mağara metaforuyla erkek çocuğun yolculuğunun anlatıldığı birinci bölümde ortaya çıkması, ikinci bölümde yolculuğunun anlatıldığı kız çocuğunun yaşamsal deneyiminin bu türden metaforlara uzak olması da ayrı bir çiftkutupluluk okumasını gerektirir. “Uçurumun Çocuğu” adlı ilk bölümde cinsiyet kimliğinin daha sonraları farkına varacak olan çocuğun kurucu dişille ilişkilenmesi baştan problemlidir. Anne evden kaçar, aklın sınırlarını deneyimler. “Düş Güzeli” adlı ikinci bölümde de kız çocuğunun annesi çatışma ve uzlaşmaların, gerçeklerin ve gölgelerin büyük etkenidir.

Çocuk kahramanın dünyada kendine bir yer bulması serüveni, sinizm okumalarına da açıktır. Erdem, mülkiyet, güç, ün gibi onaylanmış ve münasip yollarla kazanılması gereken değerleri reddeden çocuk kahraman hem şartların onu getirdiği nokta sebebiyle hem de bir noktadan sonra bunun artık niyet edilmiş bir tercihe dönüşmesi sebebiyle içinde bulunduğu anın medeniyet değerleriyle çatışma içindedir. Doğa çocuk için en önemli yol gösterici ve sığınaktır, şehrin bilgisiyle zaman zaman heyecanlansa bile sefaletini doğanın yardımıyla deneyimlemek onun için daha caziptir. Gelenekler ve görkemin çocuk kahramanda önemli bir karşılığı yoktur. Şehirdekilerin “çok giyinmeleri(59)”ni garipser. Kıyafetleri çürük, ayakkabıları eski çocuk utanç duygusundan da arınmıştır. Karşısına çıkandan bu konuda ya yardım ister ya da çalar. Sözgelimi eski ayakkabılarının artık eridiği ve çıplak ayakla yürümenin artık dayanılmaz hâle geldiği bir noktada karşısına çıkan bir kör satıcıya derdini anlatır, satıcı ona bir bıçak verir ve gerekli deriyi bulduğu taktirde bir çift ayakkabı dikebileceğini söyler, çocuk karşısına çıkan ve deriyi almanın mümkün olabileceği hayvanlarla göz göze gelir fakat onlara kıyamaz: “Atları ve geyikleri bile isteye kaçırdım, onları ayrı seviyordum. İnsan olmaya çalışmanın savaşına kapıldığımı bugün anlıyorum.” (47) Ayaklarının acıdan kanayacağını bilse de körün yanına eli boş döner. Bir anlamda gereksinmelere yüzünü çevirir ve kendi erdemini yeniden kurar. Sinik felsefeye göre insanın geldiği noktada pratik ettiği toplumsallık, onu yozlaştırmış ve savurganlaştırmıştır, bu yolda gözden çıkarılacak ilk odak doğa olmuştur. Çocuğun sefaletinin onu düşünmeye ve merhamete sevk etmesi, hiçbir şeye sahip olmamanın verdiği asgari yaşam standardı dolayımıyladır. Doğaya uygun yaşamaya ve özgürlüğe alışan/alışmak zorunda kalan çocuk kahraman dünya bilgisini deneyimle doğrularken erdem, akıl, özgürlük gibi mefhumların içeriğini yeniden ve yeniden şekillendirir. Yolculuğu sürekli bir dönüşümü gerektirdiğinden sözgelimi onu sokaktan kurtaran ve yoldan alıp eve koyan, ona şefkat gösteren Kambur’a karşı yalnızlığın ve bir başınalığın cazibesini sürdürmeye karar verir ve sıcak yuvayla ilişkisini bitirir. Düzenbozuculuğu onu bir tür özgürlüğe ittiğinden ilerleyen yaşlarında, düzen tarafından talep edilen şekilde toplumsallaşsa bile onaylanmışın dışındakini bireyliğini korur ve bu yolculukta en önemlisi yapay ve maddi değerlerden uzaklıkla bütünlenmektir: “Sesten, gösterişten arınmış bir hayat yaşadım gitti işte ve bitti, bitiyor.” (80).

Sinizme içkin, normatif dünyanın dışladığı ve utanç duygusuna karşılık yaratabilecek durumlar çocuk kahramanın sıklıkla pratik ettiği ve bundan gocunmadığı umursamazlıklardır. Sözgelimi nasıl göründüğünün onun için bir önemi yoktur: “Ben insan mıydım? O yolu yaparken bunu bir kez olsun düşünmedim. Kendime acıdım mı? Bu duyguya yerim yoktu. Su birikintilerindeki yansımam, dünya dilinde iğrenç ve aykırının karşılığıydı. Bakılası, sevilesi, herhangi bir ortama dahil edilesi bir varlık değildim.” (35) Yolculuğunda maddi zorluklara göğüs germek için doğadan yardım almaktan hiç çekinmeyen çocuk kahraman düzene hâkim olan otoriter talanın da farkındadır: “Çiçekler ve böceklerle sohbet edip, sonra onları yemek tuhaf bulunabilir. Yıllar geçtikçe insanların bunu birbirlerine yaptığını görmek suçluluk duygumu yok etti. Doğanın bizi affettiğini varsayıyorum çünkü onun bize hiç mi hiç ihtiyacı yok.” (35).

Bu yazıda İstisnai Buluşmalar kitabının daha çok ilk bölümü (Uçurumun Çocuğu) üzerinden bir okuma yapılmasının nedeni, ikinci ve üçüncü bölümde meselenin ve dilin savrulması, dağınıp silikleşmesi ve anlatı takibinin imgelem yükü nedeniyle zorlaşmasından sebeptir. İstisnai Buluşmalar iki ayrı çocuğun olgunlaşma deneyimini iki ayrı bölümde, bir noktada hikâyenin birleştiği bir biçimde anlatma yoluna giden bir kitap. Fakat “Uçurumun Çocuğu” adlı bölüm bütünlüğü ve kompaktlığıyla salt bir novella olabilecek tarzda içerikten mürekkepken, “Düş Güzeli” ve “Vuslat” adlı diğer bölümlerde dil ve kurgu ilk bölümde alınan hazza ket vurmanın tedirginliğiyle genişler, ilerler. Yine de İstisnai Buluşmalar birçok farklı okumanın yapılabilmesine barındırdığı işaretler aracılığıyla imkân veren verimli, haz beklentisini tatmin eden, üzerinde daha çok düşünülmesi gereken zengin bir kitap.