Yitik Çocukluğun İzinde: Bir Bejan Matur Denemesi

Bengi Düşgör

Bejan Matur, Rüzgâr Dolu Konaklar şiirinde hüzünlü bir aile hikâyesi anlatır. Doğan, büyüyen -bazen büyüyemeyen- ardından ağıtlar yakılan çocukların, babaların ve “annesel” bir bekleyişin süregeldiği, ayrılığın, üşümenin ve avunma çabasının kol gezdiği bir kayıp hikâyesidir bu şiir. Pontalis (2000), çocukluğun tanımını şöyle yapar, “Yemyeşil cennet veya karanlık cehennem, altın çağ ya da ızdırap çağı (biz öyle diyoruz) çocukluğumuzu çok seviyoruz. Bazen olduğumuz çocuğu ama daima çocukluğumuzu.” Pontalis, Roland Barthes’tan, ve onun “uchronie” kavramından, çocukluğa duyulan aşkı anlatışından söz eder. Ve aktarır:

“Çocukluk zaman dışıdır, bir zaman ütopyasıdır, bir “uchronie”dir (Yunanca –olmamış olan) veya sözcüğün fizyolojik anlamında değil, mitolojik anlamında bir çağdır.”

Çocukluk, yalnızca bize ait olan bir söylencedir ve Pontalis’e göre çocukluğun zaman dışılığı ile bilinçdışının zaman dışılığı arasında bir benzerlik vardır.

Matur’un şiirinde de çocukluk, düşsel bir zaman dışılıkla beraber ortaya çıkar. Nerede, ne zaman yaşandığı bilinmeyen ama çabucak geçivermiş olan bir çocukluktur.

“Doğduğumuzda

Bizim için yaptırdığı sandıklara

Gümüş aynalar

Lacivert taşlar

Ve Halep’ten kaçak gelen kumaşlar

Dolduran annemiz

Bir zaman sonra

Bizi koyup o sandıklara

Yol

Rüzgâr

Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza

 Yalnız kalmayalım diye karanlıkta

Çocukluğumuzu ekleyecek

Avunmamızı isteyecekti

O çocuklukla…”

Bejan Matur şiiri birçok yönden de bir düş çalışmasına da benzer. Çocukluğun, “olmamış olan” biçiminde bir anımsamasını ve düşselliğini aktarır. Gerçekliğin acımasızlığına karşı bir düş gibidir, Rüzgâr Dolu Konaklar. Çocukluğun çaresizliğinin ya da Pontalis’in dediği gibi “ızdırap zamanının” yanı sıra, avutucu olduğunu da hatırlatan ve karanlıkta sığınılan bir çocukluktan söz edecektir. Düşlerse başka bir sığınak olacaktır…

Sigmund Freud, 1900 tarihli Düşlerin Yorumu adlı kitabında, bilinçdışına giden düşleri “Kral Yolu” olarak tanımlar. Ve düşlerin, ruhsal aygıtın önemli bir üretimi olduklarına değinir. Onlar sayesinde bilinçdışının görünür olduğuna ve düşleri oluşturan malzemelerin bir araya gelerek, ruhsal yaşamı anlamaya yardımcı olduklarını söyler. Andre Green de düşlerle ilgili şöyle der, “Düş çalışması, psikanalizin gerçek bir örneğidir. Eğer Freud, tek ama tek bir şeyi kurtaracak olsaydı, bu düş olmalıydı…düşler bilinçdışında gelişir, gerçek bir bilinçdışı olaydır. Uygulanan sansür azalmıştır ve bu nedenle arzu açığa çıkmıştır. Bion, çocukla çalışmada düşleri tercih eden ilk Kleincı psikanalist olmuştur ve Winnicott da, çocukla çalışmanın en önemli anının, çocuğun bir rüya anlatmaya hazır olduğu an olduğunu söyler…” Çocukluk belki de şöyle de tanımlanabilir o hâlde, zaman dışı ve “olmamış olan” bir düş çalışması.

“…Dünya eksilmiş etrafımda

Bir düş sanki olanlar

Uzayan ve uzadıkça acıtan…”

Bejan Matur

Dış gerçeklik kendini olanca sertliğiyle hissettirdiğinde deprem, pandemi, savaş ya da sevilenlerin kaybına yol açan travmatik olayların hepsinde olduğu gibi, içsel gerçekliğe sığınma ihtiyacı artacaktır. Karanlıktan korkan bir çocuk ona güven veren anları anımsamaya çalışacak, endişeli bir yetişkin de gündüz düşlerinde avunmaya çalışacaktır. Dış gerçekliğin inkârı da başka bir savunma biçimini ortaya koyar, kişi, kısa süreliğine ya da uzun sürecek bir kaçış bulmaya çalışır acıdan. Matur’un şiiri de bu acıyı, eksilenler, gidenler, kalanlar ve düşsel olan ile bağlantılı anlatır. Hem gerçeklik hem de düşsel bir biçim katar hayata.

“…Annemiz

Babamızın ve kardeşimizin ortasında

Usulca uyurken

Uzaklaştık yaşlı atlılarla.

Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktan

Gözlerimiz uzadı her kıvrımda.

Ama boşuna

Boşuna bizim ağlayışımız

Hastalığımız boşuna

Yönü yitirmişti atlılar

Dönemedik bir daha…”

Ayrılık ve yurtsuzluk hissinin kol gezdiği şiirinde, dönülemeyen bir çocukluktan da söz eder gibidir. Kederli bir şiirdir bu. Freud (1917), keder duygusunun sevilenin kaybında doğal bir durum olarak yaşandığını söyler ve bu keder bazen yerini yurdunu kaybetmek, bazense özgürlüğün veya bir idealin kaybedilmesi durumlarında da ortaya çıkabilir. Bu nedenle keder duygusu patolojik değildir ve tedavi gerektiren bir yanı yoktur. Keder duygusu zamanla geçecektir ve buna müdahale etmek aslında belki de zararlı olabilecektir. Tedavi edilmesi gerekense, kederli bir duruma ayrılan sürenin uzaması ve dış dünyadan ilginin yitirilmesiyle belirginleşen melankoli durumudur. Yeni Türk Şiirinde Melankoli adlı kitabında şiirde melankoliyi psikanalizin kavramlarıyla ele alan Ferhat Korkmaz (2015) oldukça detaylı bir çalışma sunar. Melankoli kavramı ilk defa Hipokrat tarafından açıklanmış ve İ.Ö. IV. yüzyılda Antik Yunan metinlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Kavram Yunanca “melankholia”dan gelmektedir ve birleşik bir kelime olan melankoli, “kara safra”anlamındadır (Prigent, 2009, s. 14). Korkmaz’a göre, kayıplardan duyulan üzüntü şairlerin şiirlerinde işledikleri belli başlı temalar arasındadır. Yeri gelir, bir çiçeğin solması bile kişide empati duygusu güçlüyse büyük üzüntülere sebep olabilir. Şair, yüceltme mekanizması sayesinde estetik açılımlar yapar. Melankolik sanatçının sığındığı liman ise güzellik limanıdır: “Acıyı adlandırmak, onu övmek, en küçük bileşenlerine dek açımlamak kuşkusuz yasa hâkim olmanın bir aracıdır” demektedir. (Julia Kristeva, 2009).

Matur’un şiirinde de bu melankoli ve keder duygusu aslında çocukluğun yitirilişine ve sonraki tüm kayıplara bağlı bir duygu olarak her yeri kaplar.

“Güneş solumda ve dikenlerin yolunu aydınlatıyor.

Çocukluğumla aramda ölüm var…”

Ölüme ise elbette bir yas çalışması gerekir ve Matur’un şiirinde bu yasın, anımsamanın ve geçmişe duyulan özlemin izlerini görmek olasıdır. Özlenen çocukluk, henüz kayıpların gerçekliğinden etkilenmemiş bir ruhsallık anlamına gelecektir. Pontalis’in varsaydığı şekliyle “olmamış olan” bir çocukluk ise daima özlenebilir, düşlemlenebilir, geri dönme arzusu uyandırabilir ve geçmiş zamanı yeniden bulmak arzusu kişiyi ele geçirebilir.

Matur’un “Eskiden” şiirindeki gibi…

“Eskidendi

Kelimelerin kalbini açar bakardım.

Eskidendi

Uçar üzerinden bozkırın

Çocukluğa giderdim…”