Müzik Dergileri Arasında Eleştirel Bir Durak: Opus

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Bir Dergi köşesinin bu ayki konuğu: Opus. 5 Ekim 1962’de ilk sayısı yayınlanan Opus dergisi “aylık müzik dergisi” olarak çıkar. Çağdaş anlamda müzik eleştirisinin Türkiye’deki ilk örneklerini veren dergi 33 sayı devam eder (1962-1965). Türkiye’nin müzik sorunları, müzik eğitimi ve dinleyici kitlesi üzerine eleştirilere yer verir. Müzik ve enstrüman sözlüğü, sanatçı sözlüğü gibi bilgi veren köşeler yayınlanır. Derginin sahibi, müzik eleştirmeni, viyolist, 15 yaşında Nebil Otman’dan keman dersleri alan, Ankara Radyosu’nda (1956) Batı müziği programcısı ve tonmeister olan, daha sonra ise Ankara Oda Orkestrası’nı kurucularından olup Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın müdürlüğünü üstlenen, TRT Yönetim Kurulu üyesi olan, Sunan Kan’ın eşi Faruk Güvenç’tir.

Dergi, Mimar Kemaleddin’in oğlu, elektronik müziğin Türkiye’deki öncü isimlerinden İlhan K. Mimaroğlu’nun yazısıyla açılır. Mimaroğlu’nun “Başlangıç Sanrıları” başlıklı yazısı, Faruk Güvenç hakkındadır. Opus’un nasıl çıktığını anlatır. Mimaroğlu, Faruk Güvenç’in teklif mektubunu aldığında New York’ta çağdaş müzik dergisi “Score”u aramak için Public Library’e gitmiştir. Ancak derginin yayınının durduğunu öğrenir. Mimaroğlu, bu duruma şaşırmaz çünkü “para etmeyen bir ’mal’ın, çağdaş musikinin, adını ayakta tutmaya çalışan bir yayın, hangi dayanağa dayanıp da ufak tefek sallantılara karşı koysun” ki. Score’un yayıncısı William Glock, o sırada BBC yönetimine geçmiştir ve masa başı işinden kazanacağı para ile belki de derginin giderlerini karşılamak istemektedir, tıpkı Faruk Güvenç gibi. Güvenç’in de, Ankara Radyosu’nun Musiki Yayınları Şefliği işini kabul ettiğini, böylece masa başı işinin dergiyi idare edebileceğini söyler. Mimaroğlu, Güvenç’in “Devlet Baba”da, ilintili görevinde başarılı olup ve adına yaraşır nitelikte yönetip aynı zamanda nitelikli bir sanat yayını yapacağını söyler. Yani “tek taşla iki kuş vurmak gibi” der:

“Opus, Türkiye’nin ilk musiki dergisidir. Bunu söylerken, size bir bilgi değil, bir değer yargısı ulaştırmış oluyorum. Daha önce, bir ya da iki musiki dergisi çıktı, biliyorum bunu. Ne denli iyi niyetlerle çıkarılmış olduklarını biliyorum bunların ama “Çıkmalardı da olurdu” diyeceğim geliyor. Opus’un ilk musiki dergiliği üzerinde bir değer yargısı öne sürerken bunun hem de bir ön yargı olduğunu unutmuyorum. Provalarını bile görmedim derginin. Ama Faruk Güvenç’in iş birliğine sonsuz güvenim var. Ne denli iyi bir dergi olursa olsun, batacak Opus günün birinde, çünkü bayağı hedefler gözetmeyecek, çünkü ağırbaşlı bir dergi olacak, çünkü çoğunluğun “eğlence”dn anladığını sağlamayacak, çünkü -üstelik-bir bedavacılar topluluğuna seslenecek, çünkü yayıncısı -özellikle yeni aldığı görevin bir yandan yüklü sorumları, öte yandan ülküsel kaygıları doyurma olanakları içinde- dergi yayıncılığı işinin buz üstüne yazı yazmaya benzediğini görecek. Dedim size, ben bir karamsarım diye. Yanlış buluyorsanız dediklerimi, beni yalancı çıkarmak elinizde.”

Diğer sayfada müzikbilimci, tarih ve dil araştırmacısı Gültekin Oransay “Tekseslilik Kusur Değil Ki” başlıklı yazısında geleneksel sanat müziğine, divan müziğine, halk müziğine değinerek “tekseslilik bir kusur değildir,” der. Geleneksel sanat müziğinin, salt teksesli olduğu için Batı müziğinden değersiz olmadığını düşünür: “Kuzu postuna bürünen o kurt, bugün kendine “Türk müziği” ya “millî müzik” dedirten piyasa müziği; ya baygın ya oynak olmaktan başka amacı olmayan o nesne, Batı’nın olsa olsa hit’leri, Schlager ya Schnulze’leri kadar değerlidir: Kırmadır, zevksizdir, bayağıdır, bunlardır onun kusuru.”

Bir diğer yazı ise Türk klasik ve elektronik müzik bestecisi, Cemal Reşit Rey, Sezai Asal, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin gibi önemli hocaların da öğrencisi olan İlhan Usmanbaş’a aittir. İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Müzik Festivali, 2021 yılında “Türkiyeli çağdaş besteciler arasında ikinci kuşağın temsilcisi, ABD’de Fromm Müzik ve Koussevitzky, Polonya’da Wieniawski, Paris’te Besteciler Tribünü ile uluslararası çapta en çok ödül sahibi bestecimiz; aynı zamanda 2004 İstanbul Müzik Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi” İlhan Usmanbaş’a 100. yaş vasıtasıyla programında yer verir. (Kendisiyle 100. yaşı için yapılan söyleşiye buradan bakabilirsiniz.) Usmanbaş, henüz Opus dergisinde yazdığı yıllarda Türk bestecilerin yazmaya davrandıkları an aklına gelen ilk konunun Türkiye’nin müzik sorunları olduğunu, bestecilerin kendilerini özgür hissetmediklerini söyler. Burada en önemli eleştirilerinden biri de Türk sanatçısı ve düşünürünün evrensele geçme ihtiyacı hissetmediği, gündelik yaşam döngüsünden çıkmadığı için yalnızlığa düştüğüdür:

“Daha da açıklamak istiyorum. Elimde bir musiki dergisi var, Fransızca bir dergi. Yazıların başlıklarına bakıyorum, şunlar: “Soyut Musiki”, “Musikinin Musiki Kalması İçin”, “Vurgulu Çalgı Musiki, Musiki Midir?”, “Çalgılar ve Elektronik Araçlar”, “Atom Çağında Musikinin Gücü”, “Besteci ile Dinleyici Arasındaki Bağ”, “Romantik Musikiyi Yakalım Mı?”… İlk bakışta, hiç değilse başlıklardan, konuların evrensel yönü, sanatçının çevresini çok geniş tutan, onu bütün insanlık tarihi, bütün sanat tarihi ile karşı karşıya bırakan bir yön belli oluyor. İşte sanatçıyı, yaratışında da, düşüncesinde de özgür kılan, kendinin yapan davranış bu çeşit konulara girebilmesidir.”

İlk sayıda yayınlanan bir mektuba göre, Faruk Güvenç, Cemal Reşit Rey’den Alfred Cortot hakkında bir yazı yazmasını ister. Mektup 19 Temmuz 1962 tarihlidir ve İstanbul’da yazılır. Rey, cevabında Cortot hakkında yazmanın zorluğundan bahseder. Aynı sayfada ise 15 Haziran 1962’de vefat eden Alfred Cortot hakkında virtüöz olarak Avrupa’da resital ve konserler veren piyanist ve besteci Mithat Fenmen’in yazısı göze çarpar. Rey’in cevabı karşısında Fenmen’in Cortot hakkında bir yazı kaleme aldığı görülür.

Yedinci sayfada Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda 31 yıl boyunca keman sanatçılığı, 2 yıl müdürlük yapıp TRT 3’te müzik programları sunan Ayhan Erman’a rastlarız. “Sesin Doğuşu” başlıklı yazısında ‘akustik’in ne olduğundan bahseder. Fizikte ve müzikte akustik denilen ses konusunu inceler. Sekizinci sayfada Otto Matzerath ile bir söyleşi gerçekleşir: “Tanınmış orkestra şefi Otto Matzerath, geçen mevsimin sonunda Ankara’ya gelmiş ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile iki konser vermişti. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı bu yıl Matzerath yönetecektir. Ankara’daki ilk konserlerinden sonra değerli sanatçıyla Opus adına aşağıdaki konuşmayı yaptık.” şeklinde duyurulan söyleşide konserinde neden çağdaş bestecilerin eserlerini çalmadığı, 20. yüzyıl müziği hakkındaki görüşleri sorulur. Matzerath, 20. yüzyıl müziğinin farklı teknik bilgiler gerektirdiğini düşünür. Ulvi Cemal Erkin’in Rahmaninof’dan daha yetenekli olduğunu, renkli bir orkestra düzeni olduğunu söyler.

Opus’ta müzik üzerine pek çok noktaya değinilir. “Plak Dolabı” köşesinde müzikler çalınır, “Bize Gelen Kitaplar”da yeni çıkan kitaplar, “Bize Gelen Dergiler”de yeni müzik dergileri tanıtılır. Kitaplar arasında The Story of One Hundred Symphonic Favorites, (Paul Grabbe, New York: Grosset and Dunlop, 1940) vardır. Köşenin yazarı, kitabı da çeviriyi de beğenmez. Yazarı Grabber, kitaba “Yüz Gözde Orkestra Eseri” gibi bir isim koymuşken çevirmen Selma Kurdakul ‘müzik ve dil bilgisi yetersizliğinden’ “Yüz Ünlü Senfoni” şeklinde çevirmiştir. Kitapta 29 senfoni eseri vardır ve başlık köşe yazarına göre ‘senfonik’ olmalıdır. Geri kalan eserler ise konçerto, orkestra şiiri, uvertürdür. Yazara göre, kitabın müzik terimi çevirileri hatalarla doludur.

Gelen dergiler arasında ise NZ für Musık vardır. Batı Almanya’da çıkan dergi şöyle tanıtılır: “Ernst Thomas’ın yardımıyla Karl Amadeus Hartmann tarafından çıkarılan aylık müzik dergisi. Sayısı 2,20 DM. 1834’te ünlü bağdar Robert Schumann tarafından kurulan, 1906 yılında “das musikalische Wochenblatt” (haftalık müzik dergisi) 1953’te “der Musik-student (Müzik öğrencisi), 1955’te “das Musikleben” (Müzik Hayatı) dergileriyle birleşen ve şimdi Frankfurt a.M. kentindeki Robert Schumann Derneği’nin organı olan bu derginin elimize son olarak 123. yılının 9. sayısı (Eylül 1962) geçti. Her sayısında olduğu gibi bu sayının da yuvarlak hesap otuz sayfası müzik hayatından haberlere, yeni çıkmış plak, kitap ve notaların eleştirilmesine ayrılmış.”

Onuncu sayfada Faruk Güvenç “Eleştiricinin Köşesi” başlıklı köşesinde konserleri ve müzik etkinliklerini eleştirir. Ankara ve İstanbul’u ayrı ayrı ele alır. Güvenç, köşesine şöyle başlar:

“Geçen mevsim olup bitenleri hatırlıyor musunuz? Şimdi ben size söylemesem Cartaina Silvestri, Gerd Kaemper, Roberto Martinelli’nin kim olduğunu bilebilir misiniz? Kötü çalgıcılar pek akılda kalmaz; ama ben Mainardi gibi iyilerini bile unutmuşum. Onun için şimdi, havada kaybolup gitmiş eski konserleri anmak niyetinde değilim. Ama geçen mevsim, kolay kolay akıldan çıkmayacak şeyler de oldu. Bunların bir kısmı Türkiye’nin müzik hayatını etkileyecek, bir kısmı müzik tarihine geçecek olaylar. İşte bir iki cümleyle onlardan söz açacağım bugün.”

İlk eleştirisi Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na olur. İstasyon Caddesi’ndeki (Ankara) yeni yerinde 29 Ekim 1961 tarihinde Cumhuriyet’in 38. yıldönümü kutlanırken, küçük bir konser yapılmıştır. Bu konser serisi pek övülecek, sağa sola yüksek sesle yayılacak bir seri olmamıştır. Çünkü bu konser, Batılı olduğunu, devrimci olduğunu ileri süren bir toplum için büyük bir gecikmedir. İstanbul’da ise Güvenç’e göre, müzik mevsimi boyunca yapılan konserler kentin müzik hayatına canlılık katmıştır. İstanbul Belediyesi ile ilgili olan İstanbul Operası çalışmaları önemli yer tutmuştur. Türkiye Filarmoni Derneği’nin kapısına kilit vurulması ise oldukça vahim, müzikseverleri üzen bir durumdur. Yabancı kültür kurumları ise İstanbul’da müzik alanında önemli yer tutmaktadır. Bunlar arasında İtalyan Kültür Heyeti, Türk-Alman Kültür Merkezi, İngiliz Kültür Heyeti, Kontiya Konser ve Tiyatro Bürosu vardır. Cemal Reşit Rey’in “Fatih Sultan Mehmet” adlı “senfonik destanı” memleketimizde ilk kez çalındığı için bu olay mühim yer kaplamıştır. Konser, orkestranın repertuarına Vivaldi’nin “Mevsimler (Dört Mevsim)”inin ilk defa girmesi ve genç kemancı Suna Kan’ın çalması açısından önemlidir. On dördüncü sayfada konserler, besteciler, operalar, yorumcular, yarışmacılardan haberler yer alır.

Diğer sayfada Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü Şefi Ed. Zuckmayer’in derginin doğum günü şerefine yazdığı bir yazıya daha doğrusu bir tebrik mektubuna yer verilir. Bir diğer köşe ise “Müziğin Hikâyesi”dir. Burada Alman müzikolog Curt Sachs, mitolojiden 20. yüzyıl müziğine, müziğin tarih yolculuğunu kaleme alır. Müzik tarihinde dönemler, sanatçılar ve önemli olaylar dergi yayınladığı süre boyunca bu köşede ayrıntılı işlenir.

İzmir Devlet Opera ve Balesi Çocuk Korosu’nun kurucularından şef Fehamettin Özgüç ise “Bir Besteci” köşesinde bestecileri tanıtır. İlk besteci Heinrich Schütz olur. “Müzik Sözlüğü” köşesinde derginin adıyla bağlantılı olarak “opus”un anlamına, “Konser Kılavuzu” köşesinde ise Çaykovski’nin Op.36, fa minör 4. senfonisine yer verilir.

Bir diğer mühim yazı ise Metin And’ın derginin ikinci sayısında yayınlanan “Mozart’ın Türk Balesi” yazısıdır. And’ın “Bale Tarihi” köşesi ise diğer dikkat çekici köşelerdendir. “Plak Dolabından” köşesinde bu sayıda “Debussy’nin eserine yer verilir: La Mer ve İki Dans. Besteci Debussy’nin en büyük ideali bir denizci olabilmek ve hayatını çok sevdiği denizlerde geçirmektir. Onun bu doyurulmamış ilgisi, denizi konu alan bestelere dönüşmüştür. İkinci sayıda “Müzik Sözlüğü” köşesine Köchel ile devam edilir. “Köchel”, her zaman Mozart’la beraber anılır. Çünkü Dr. Ludwig Alois Friedrich Ritter von Köchel, Mozart’ın (1756-1791) eserlerini besteleniş tarihine göre sıralayan ve numaralandıran kişidir.

Derginin üçüncü sayısı, Türkiye’nin üçüncü kuşak bestecisi, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu ve TRT’nin Müzik Dairesi’nin kurucusu olan Muammer Sun ile açılır. Sun, Türkiye’de 166 çocuk ve gençlik korosu kurmuştur. Opus’taki yazısının başlığı ise “Tarih Boyunca Müziğin Önemi ve Fonksiyonları”dır. Burada Sun’un değindiği temel nokta, müziğin insanın iç-oluşumunun etkilenmesi bakımından önemidir.

Derginin ilerleyen sayıları hem günceli takip eden hem de tarihten kopmayan bir yapı ile ilerler. Japonya’daki Batı Musikisi’nden, elektro müziğin tarihine, müzikte “yeni” kavramının ne olduğundan eleştirmenlerin güncel etkinlikler hakkındaki görüşlerine, müzik aletlerinin tarihinden sözlüklere değin nitelikli yazılar okunabilir. Müzik alanında şeffaflık adına, kimi kurumların aldığı bazı kararlara rastlamak mümkündür. Müzik alanında yapılması gereken ihtiyaçlara, bu konuda hangi ismin hangi konuda neye karar verdiğine değin çıkan kararlara Opus’tayer verilmiştir. Derginin tüm sayılarına İBB Atatürk Kitaplığı’ndan ulaşılabilir.