Sessizliğin Sesi: Suspus

Dilek Büyük

Bazı resimli kitaplar vardır, kısacıktır metni. Ama kitabı bitirip, kapadığınızda derin bir nefes alır ve hayli hacimli bir romanı bitirmiş gibi hissedersiniz. İşte Suspus da böyle bir kitap…

Yazan ve resimleyen aynı kişi ; David Ouimet ve sokak sanatı, sinema, müzik ve çocuk kitapları resimlemek gibi pek çok farklı alanda çalışıyor. Belki farklı kaynaklardan beslenmesi nedeniyle metin ve resim arasındaki paslaşma, dengeyle birlikte müzikal bir ahengi de taşıyor okurun ruhuna.

Kahramanımız içine kapanık, çekingen ve kendini diğerlerinden farklı hisseden bir kız çocuğu. İsmini kitap boyunca hiç bilmeyiz.

Yazar kitabın ilk sayfasında, ilk cümleyle oyalanmadan konuya girmiş: “Susup kalıyorum bazen.”  Devamında kahramanımızı kalabalığın içinde ama aynı zamanda haricinde görüyoruz. Kalabalığın tüm gürültüsüne rağmen o, en az insan ve ses olan yerde. Üstelik bu yer sayfanın kenarı. Tam da burada kimsenin kendisini anlamadığı için susup kaldığını söylüyor ya da bir odaya girdiğinde fısır fısır sesler duyduğunu fısıldıyor kulağımıza. Bu sayfadaki resimde evet, pek çok çocuk görüyoruz ama küçük kızın söylediği gibi fısır fısır konuşan kimse çarpmıyor gözümüze. Çünkü aslında kahramanımız bize çekingen olmanın aslında fısıldanmayanları da duymamıza neden olacağını ya da dışarısı sustuğunda bile bazen içimizdeki fısıltılara kulağımızı kapatmanın zorluğunu hatırlatıyor. Ouimet hazır bu kanalı açmışken devamını da hızla getiriyor: Küçük kızın nasıl olması gerektiğini bilmediğini, utangaç ve küçük olduğunu sıralayıveriyor ve bu özeleştirinin olduğu sayfada, yazının puntosu giderek küçülüyor. İçimizden bir cesaret fırlatıverdiğimiz gerçeklerin, hızımızı giderek kesmesini hissediyoruz tam da burada.

Küçük kız, çıngırağın içindeki taş gibi hissetmesine rağmen yine de sesinin çıkmadığını anlatıyor. Yazar, içinde cesaretin varolduğunu bize çıngırağın taşı gibi hissetmesiyle gösteriyor. Derinlerde bir yerde gücünü hissetmekte ama sesinin çıkması için bu yeterli değil.

Farklılığını şiir gibi iki sözcükle ifade ediyor: “Akortsuz notayım.”  Sessizliğini başka bir canlınınkine; fareye benzetiyor. Bir fare gibi küçük hissetmekte kendini. Bir fare gibi kolayca tedirgin olmaktadır. Tedirgin olan bir fare gibi hemen suspus olur. Duygusunu anlatmak için farenin renginden biraz daha koyu bir rengi seçer : “Kurşuni bir kasvet kaplıyor içimi.” Kurşuni renk okura aynı zamanda kederin derinliğini de işaret eder.

Hepimizin zaman zaman ihtiyaç duyduğu yalnız kalma duygusunu belli ki kahramanımız çok daha fazla hissetmektedir. Böyle durumlarda diğer seslerden uzaklaştığını söylüyor. Bunu söylerken sayfada sözcüklerin birbirini kovalarcasına alt alta ve düzensiz yerleştirildiğini görüyoruz. Sözcüklerin bu düzensiz görüntüsü okura küçük kızın uzaklaşma isteği ya da çabasının nasıl koşar adım olduğunu pek güzel anlatıyor. Yalnız kalacağı köşeyi bulup, sakince oturduğundaysa dudaklarından ruhumuzun derinliğine işleyen başka bir şiirsel cümle dökülüyor: “Avaz avaz sessizliği haykırıyorum.”  Yazar cümleyle okuru bir anlığına durduruyor, bir tür saygı duruşuna benzer bir sükûtla, küçük kızın kalbinin derinlerindeki sessizliği duymak için çabalamasını sağlıyor.

Kahramanımızın çoğunluğa göre farklı hissetmesi dışında hayalleri olduğunu da öğreniyoruz. Uçabilse başka yerlere gidebileceğini, bu yerleri hayal ettiğini görüyoruz sonrasında. Siyah pelerini ile bir kuzgun gibi havada süzüldüğünü hayal ediyor örneğin. Burada Ouimet, pelerinin siyah olması gibi bir karga türü olan kuzgunun da kapkara renginden ötürü tercih edildiğini, her ne kadar hayaller dünyasını bir parça renklendirse de, o kurşuni kasvetin içindeki yerini bırakmadığını  hatırlatıyor.

Hayallerinin yanı sıra kahramanımızın dünyasındaki en önemli şeyin kitap okumak olduğunu görüyoruz. Sekiz karelik bir resim dizisi boyunca küçük kızla kimsenin olmadığı, karanlık denebilecek kadar loş, kocaman kütüphanede onunla baş başa kalıyoruz. Yazar bize bu loşluğun içinde ışığı uzaktan görebildiğimiz bir pencere açıyor, kahramanımızın içindeki umudu onun sesiyle ve usulca fısıldıyor: “Kitap okurken gün gelip de konuşacağım diller olduğunun farkına varıyorum.” Ouimet, kitaplar aracılığıyla başka dünyalara uzanıp, başka hayallere yelken açabileceğini, umutla bakabileceğini, aslında o kadar da farklı olmadığının farkına vardığını sadece yazdıklarıyla değil -hatta ondan daha fazla- çizdikleriyle de bir masalı anlatır gibi metnin tamamına ait olan sessizlikle ama bu kez umut eklenmiş olarak anlatıyor.

Artık küçük kız insanı yutmaya hazır bekleyen şehrin kalabalığına ve gecenin karanlığına rağmen, henüz gücü sesini dışarıya bırakmaya yetmese de,  içinde bir yerlerde harekete geçen bir yer vardır: “Sesimi duyduklarında, şehirler yaratacağım kelimelerimle.” der. Bazen susup kaldığını yineler bu güçlü söylemin ardından ama final cümlesiyle okuru masal kahramanının zorlukları aşıp zafere ulaşması gibi mutlu eder:  “Ama gün gelecek ışıl ışıl bir gürültü koparacağım.”  “Işıl ışıl gümbürtü” şiirselliği dışında, fiziksel olarak da çok anlamlıdır; kitabın neredeyse tamamına hakim karanlık renkler de bu cümleyle değişmektedir. Aslında o gümbürtüyle birlikte ışıl ışıl olan küçük kızın iç dünyasıdır.

David Ouimet gotik sayılabilecek görselleri, metni oldukça şiirsel bu çarpıcı kitapta aslında küçük ya da büyük çekingenliği  ve/veya içe kapanıklığı nedeniyle hep diğerlerinden bir adım geride duranların iç dünyasını açmış bize. Çizimlerde kalabalıkların okul, fabrika, yemekhane gibi topluluk mekânları olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu duygular pekâlâ bir yetişkin için de geçerli olabilir. Üstelik bu ortamlardaki tektipleşmeyi de gösteriyor bize. Bunun için kullandığı maskeler de çok anlamlı. Çoğunluğun maskesi kediyi hatırlatan maskeyken, küçük kızınki  fare maskesi.  Aynılaşma ile farklılaşmayı maske sembolü ile vermesi etkileyici. Hikâyenin bu noktasında maske kullanımı Art Spiegelman’ın Pulitzer ödüllü Maus’unu anımsatıyor.

İsimsiz kahramanımızın sesi aklıma Adnan Yücel’in mısralarını getiriyor:

Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum

En sessizimizin bile ışıl ışıl bir gürültü ya da ışık yumağı bir pınar olması dileğiyle…

SUSPUS

Yazan ve resimleyen: David Ouimet

Çeviren: Seda Ersavcı

Çınar Yayınları