Olmak ya da olmamak: Uçmak İstemeyen Kartal

Slideshow

no images were found

Dilek Büyük

Alıştığımızın dışına çıkmak, konfor alanı saydığımız yeri terk etmek hiç kolay değildir. Kendimiz olmaktan vazgeçmek; cesaret etmek ve harekete geçmekten çoğu kez daha kolaydır çünkü.

Kocaman kanatlara sahip bir kartal bile olsanız, tam da bu yüzden gözünüzü ve kalbinizi dünyaya kapatmayı tercih edebilirsiniz. Tıpkı bizim kitabımızın kahramanı gibi…

Uçmak İstemeyen Kartal hem küçükler hem büyükler için olan kitaplardan. İyi yazılmış çocuk kitaplarının o damıtılmış az ama çok anlatmayı başaran sihriyle küçüklere “öğretirken”, büyüklere “hatırlatıyor” ve hepimizin içinde belki de toz tutmuş harekete geçebilme becerisini dürtüyor.

Kitap bir avcının eve götüreceği bir kuş yakalamak üzere ormana gitmesiyle başlıyor. Avcı evde beslenebilecek bir kuş yerine, bir yavru kartalla dönüyor. Yazar burada hikâyesine sıradan birinin, tesadüfen bir kartal yavrusu bulmasıyla başlayabilirdi belki ama bir “avcı” ile başlamayı tercih ediyor. Böylece iyi niyetli bir tesadüf yerine, bir canlının yaşamını değiştirmek üzere, bencilce diyeceğimiz bir niyetle karşılaştırıyor bizi. 

Avcı, kartal yavrusunu eve getirdiğinde ona özel bir yaşam alanı oluşturmayı elbette aklından dahi geçirmiyor. Küçük kartalı alıp tavuk kümesine kapatıyor, tavuk yemiyle besliyor. Küçük kartal da hiç itiraz etmiyor, neden tavuklarla yaşamakta olduğunu sorgulamayı aklından bile geçirmeden beş yıl boyunca, hiç  sorun çıkarmadan bir tavuk gibi yaşamayı sürdürüyor. Ta ki, beş yıl sonra bölgeye bir doğasever gelinceye dek…

Doğasever adam kümesteki üç metrelik kanatlara sahip ve bir tavuk gibi yaşayan kartalı görünce şaşırıp kalıyor ve itiraz ediyor: “O bir kartal, doğası bu değil, yaşaması gereken yer de burası değil!” Yazar  tam da bu noktada bize usulcacık okur olarak hangi tarafta olacağımızı soruyor. Kartalın kendisi olmasından mı yoksa etliye sütlüye dokunmadan her şeyin olduğu gibi kalmasından yana mıyız? Değişim için önayak olabilecek kişiden mi yoksa kendinden emin, muktedirden yana mıyız? 

Bu aşamadan sonra James Aggrey okuru, doğaseverin gayretinin kuyruğuna takıveriyor. Doğasever kartala fırsat verildiğinde kalbinin bir kartala ait olduğunu anımsayacağı inancıyla avcının karşısına geçiyor. Oysa avcı, özü bir kartal da olsa, üç metrelik kanatları da olsa bunca yıl tavuk yaşamı sürdürdüğü için onun artık bir tavuk olduğundan emin olarak dimdik duruyor hikâyenin ortasında ve kartalın uçup gitme ihtimalinin hiç olmadığını düşünerek doğaseverin kartala uçuş denemesi yaptırmasına karşı çıkmıyor. Böylece yazar, okurun karşısında safları netleştiriyor.

Doğasever heyecanla kartalı kucağına alıp, onun bir kartal olduğunu hatırlatmayı deniyor, uçması için cesaretlendiriyor. Artık metnin bu noktasında biz de okur olarak uçmakla durmak arasında hissediyoruz kendimizi. Yazar içimizde bir yeri gıdıklıyor, hissediyoruz ama hadi kanatlarımızı açalım da diyemiyoruz (diyebiliyor muyuz ?).  Birinci denemenin başarısızlığı yıldırmıyor doğaseveri, yeniden deniyor. Ama kartalda hiç değişiklik olmuyor. Avcıyı bir kez daha “ben demiştim” görüntüsü ve kendinden emin haliyle karşımıza çıkarıyor James Aggrey ve avcının o kendinden emin söylemi yineleniyor: “Sana söylemiştim, o artık bir tavuk.” 

Böylece bireysel, kurumsal, toplumsal tüm alanlarda olabilecek kararsızlıklarımızı anımsatıyor bize Aggrey: Kartal olmak, kendimizi bulmak mı olmalı tercihimiz, tavuk olup sadece nefes alarak “yaşıyoruz” saymak mı? Ya da başkası üzerinde tahakküm kurup “uyutan” mı yoksa yılmadan “uyandırmayı” seçen mi olacağız?

Öykünün devamında doğaseverin yılmadığını, onun kararlığının avcınınkinden az olmadığını görüyoruz. Koca kartalı alıp, bu kez şehrin dışına, dağın eteğine götürüyor. Ona bir kez daha ait olduğu yeri ve nedenini anlatmayı deniyor. Kartal içinde ilk kez bir kıpırtı hissediyor ama yine de uçmuyor ya da uçamıyor: “İçine yeni bir hayat dolar gibi olmuş, titremiş ama uçmamış.” Aggrey bu tek cümleyle okura bardağı doldurmaya yarayacak o tek damlanın eksik kaldığı anları usulcacık kalbine damlatarak fısıldıyor. Ardından işte o sınır noktasında yapılacak olanı yaptırıyor doğasevere, kartalın gözlerini güneşe çevirerek gözlerindeki perdeyi kaldıracak metaforu son koz olarak kullanıyor ve kartalın tiz çığlığını sadece kulağımıza değil, kalbimize de ulaştırıyor. Kartalın kanatlarını açarak uzaklaşmakta olan görüntüsüyle, dudağımızda zafer ve mutluluk duygularının karışımı bir tebessümle bakar bırakıyor bizi. 

James Aggrey, Gana’lı. Kitabın son bölümünde yazarın bu kitabı aslında şu cümleyle bitirdiği yazılı: “Afrika halkları! Bizler Tanrı’nın suretinde yaratıldık ama insanlar bize tavuk gibi düşünmeyi öğrettiler, biz de sahiden tavuk olduğumuza inandık. Oysa bizler kartalız. Bu yüzden kanatlarınızı açın ve uçun! Ve asla yerlere atılan mısır tanelerine razı olmayın.” 

1927’de ölen yazar bu hikâyeyi geçmişini unutan Afrikalılar için kaleme almış. İmbikten süzülmüşçesine sade dili ve kullandığı semboller aracılığıyla hem toplumsal hem bireysel boyutu yakalayarak evrensel bir metin tasarlamış Aggrey. 

Elbette bol ödüllü çizer Wolf Erlbruch’un çizimlerini atlamak mümkün değil. Usta illüstratör aslında sadece metin olsa içeriği itibariyle hayli ağırlaşacak hikâyeyi mizah dozu yüksek ama metindeki sadeliğin eşlikçisi bir yalınlıkla öyle güzel desteklemiş ki, metin sizi giderek artan bir heyecanla sona doğru sürüklerken her sol sayfadaki minik sembol ve her sağ sayfadaki tam sayfa resim, dudaklarınızda meraklı bir tebessümle sayfaları çevirtiyor.

Kim olduğumuzu hatırlamak ve değişecek ya da değiştirecek cesareti içimizde her daim korumayı anlatan bu hikâye bana Pablo Neruda’nın mısralarını hatırlatıyor:

Alışkanlıklara esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,

Veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler.

İhtiraslardan ve verdikleri heyecandan kaçınanlar,

Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı

Görmek istemekten kaçınanlar

Yavaş yavaş ölürler.

Kanatlarımızı gökyüzünde alabildiğince açabilecek cesaretimiz hep olsun hayatımızda…

Yazan: James Aggrey

Resimleyen: Wolf Erlbruch

Çeviren: Bahar Siber

Hep Kitap