O Sizin Bildiğiniz Çalıkuşu Değil! : Çalıkuşu’nun Yeniden Yazımı Üzerine

Nihan Abir

Yazarı Reşat Nuri’ye büyük şöhret kazandıran ve onu Cumhuriyet figürlerinden biri haline getiren Çalıkuşu, Türk romanının klasiklerinden biri kabul edilir. Kırık bir aşk hikâyesi dolayısıyla Anadolu’ya öğretmenlik yapmaya giden Feride’nin hikâyesi okuyucuda büyük bir coşku uyandırır, romandan etkilenerek Anadolu’ya öğretmen olarak giden kız sayısında artış olur hatta Feride’nin Anadolu’ya geçişini Kurtuluş Savaşı’yla ilişkilendiren okumalar yapılır. Roman, birçok edebiyatçıyı etkiler, farklı edebî kurgularda Çalıkuşu ve Feride okuyucunun karşısına çıkmaya devam eder. Özellikle Çalıkuşu’nun romantik havası, Feride’nin zamanın eskitemediği maceraları hem romanı Türk klasikleri içerisinde değerlendirmeye hem de diğer eserleriyle birlikte Reşat Nuri’yi “Cumhuriyetin Bellek Kişileri” arasında düşünmeye yol açar. (Bilgin, 2013, s.55.)

            I.

Çalıkuşu’nun çekirdeği aslında Reşat Nuri’nin İstanbul Kızı adıyla yazdığı piyestir. Ancak piyes çeşitli sebeplerle oynanmaz ve Reşat Nuri bu piyesi romana çevirir. Böyle bir konu seçmesinin sebebi ise “bir büyük çocuk demek olan genç kızda biraz tahsil, biraz neşe, hafiflik ve serbestliğin pek korkulacak bir şey olmadığını” göstermektir. (Simavi, 1937, sayı 251.) Romanın ilk tefrikası Vakit gazetesinde 1 Ağustos 1921’de başlar, 1 Aralık 1921 tarihinde son bulur.  

Roman 1928’e kadar dört baskı yapar. Latin harfleriyle ilk baskısı 1935’te yapılan Çalıkuşu 1937’de bizzat Reşat Nuri tarafından büyük ölçüde değiştirilerek tekrar yazılır. Roman Yedigün’de tefrika edilmeden önce Reşat Nuri Sedat Simavi ile konuşmasını naklederek romanı niçin değiştirdiğini okuyucuya şöyle açıklar: (1937)

İstanbul Kızı tamamıyla autobiographie şeklinde yazılmıştır. Perihan başından geçen vakaları kendi kalemiyle anlatır. Fakat onu sonradan Çalıkuşu’na çevirmek istediğim zaman, sözü ondan alarak muharrire vermeyi daha uygun buldum. Fakat doğrusu bundan kendim de memnun kalmadım ve birinci kısmı yazdıktan sonra sözü tekrar kahramana terk ettim. Bu bana sonradan Çalıkuşu’nun kusurlarından en büyüğü gibi görünmüştür. Fakat ne çare ki, iş işten geçmiş, roman tefrika edilmeye başlanmıştı. (sayı 251.)

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Reşat Nuri, romanı teknik açıdan kusurlu görmekte ve bundan rahatsız olmaktadır. Ancak röportajın devamında Sedat Simavi’nin Reşat Nuri’ye önerisi değişikliğin basit bir teknik değişiklikten fazlası olabileceği izlenimini vermektedir. Şöyle der Sedat Simavi: (1937)

Eserin conceptionunda hiçbir değişiklik yapacak değilsin… Roman yine o zamanki sen’in romanı olacak… Bugünkü sen yalnız İstanbul Kızı’nın otobiyografi şeklindeki müsvedde parçalarını teslime razı olacaksın… Sonra da bu vesile ile bu kısımlarda, gerek diğerlerinde lisan vesâiredeki değişikliklere göre bazı tadiller ve retuşlar yapacaksın. Ben de onun tab’ını üzerime alacağım. (sayı 251.)

Bu teklifi değerlendiren Reşat Nuri böylece “tadiller ve retuşlar”la romanı ciddi bir biçimde değiştirerek tekrar yayımlar. Çalıkuşu’nun bu baskıdan sonra popülerliği daha da artar. 

            II.

Reşat Nuri’nin yaptığı bu değişiklikleri N. Ahmet Özalp “dirijizm” yani yönlendirme, güdümleme olarak tanımlar. Ona göre “operasyonun gerçek amacı, biçimsel bir değişiklik değil, siyasal otoritenin “dirijizm”inden kaynaklanan tamamen ideolojik bir yeniden yapılandırma. Biçimsel değişiklik, bu amaca ulaşmayı kolaylaştırmaya, biraz da kamufle etmeye yönelik bir düzenleme yalnızca.” (Özalp, 1999, s.32.) Özalp’ın belirlediği değişikler romanın yazıldığı döneme yani Osmanlı dönemine ait tarihsel- sosyal ayrıntıların çıkarılması, bu dönemle ilgili olumlu izlenim bırakan unsurların ayıklanması veya tersine çevrilmesi ve dinsel anlamı olan öğelerin değiştirilmesidir. (s.32.)

Ancak 1922 ve 1937 baskısı karşılıklı okunduğunda romandaki değişikliklerin bu kadarla sınırlı olmadığı fark edilir. Romanın başlangıcından Feride’nin Zeyniler Köyüne gidişine kadar olan kısım büyük ölçüde değiştirilmiştir. Romanın III. tekil şahıstan I. tekil şâhısa geçmesi birçok olayın kaybolmasına yol açmış, üstelik Çalıkuşu tamamıyla günlük türü şeklinde kurgulanmıştır. Bu durum bize Feride’nin sadece hatırlamak istediklerini günlüğüne aktaracağını gösterir. Ya da Feride’nin hatırlayabildiklerini sadece onun yorumuyla okuyabileceğimizi… 

Roman üzerinde yapılan bu değişiklikler N. Ahmet Özalp’ın belirttiğinden daha büyük ve kapsamlıdır. Bunlar genel hatlarıyla şöyle tasnif edilebilir: (Abir, 2012, s.25.)

  1. Feride’nin çocukluğu, ailesi ve okul yılları üzerinde yapılan değişiklikler
  2. Kâmran ile olan ilişkisinin değiştirilmesi
  3. Dinî kavram ve durumlarla ile ilgili değiştirilen noktalar
  4. Kılık kıyafet ile ilgili ayrıntılar
  5. Feride’nin Kâmran’ı terk edişi

Bu başlıklarda 1922 ve 1937 baskısında eklenen, çıkarılan ve değiştirilen bölümler vardır. Her biri için ayrı ayrı örnekler vermek bu yazının kapsamını aşacağından her madde bir örnekle sınırlandırılacaktır.

1- Feride’nin Çocukluğu, Ailesi ve Okul Yılları Üzerinde Yapılan Değişiklikler:

1922 ve 1937 baskılarında paralel olan şu metne bakalım. 1922 baskısında Feride’nin özellikleri şu cümlelerle okuyucuya aktarılır: 

Feride o vakit on dördünü sürüyordu. Hayat ve sıhhatle dolu vücudunda parlak, taşkın bir bahar başlamıştı. Kısaca, tıknaz fakat zarif bir vücudu; kuzgunî siyah saçları; parlak elâ gözleri vardı. Sevimli yüzünde bir bahar tazeliğiyle pırıl pırıl yanan rengi için ona “Perkal basması… Ne solacak, ne eskiyecek” derlerdi.

Feride kendini hiç beğenmezdi: “Topaç gibi insanı ne yapayım… Allah mademki beni kız doğmak felaketine uğratmış bari boyum uzun, belim ince, saçlarım sarı, gözlerim yeşil falan olsaydı..” diye söylenir, aynada kendine baktıkça: “Aman ne  fena.. Yüzümü fırça ile boyamışlar gibi. Bu ne renk böyle… Kendimi bonmarşe bebeği sanıyorum hele şu kaşlara, ağza bakın aman yarabbi ne maskara…” diye  meyus olur, kendi kendine dilini çıkarır, maskaralık ederdi.

   1937 baskısında ise Feride kendisini şöyle tarif eder:

Sakallı dayı, ara sıra ellerimden tutup beni pencere kenarlarına çekerek yüzümü    miyop gözlerine sokacakmış gibi yüzüne yaklaştırarak, “Kız bu ne cilt, bu ne renk böyle… Perkal basması mübarek! Ne solacak, ne eskiyecek!” diyordu. 

Hadi canım, kız dediğin böyle mi olur? Topaç gibi bir vücut, fırça ile boyanmış bir yüz… Aynaya baktıkça bonmarşe camekânında bebek seyrediyorum zanneder, dilimi çıkarıp gözlerimi şaşılatarak kendimle eğlenirdim.

1922 baskısında yer alan “kuzgunî siyah saçlar” ve “parlak ela gözler” 1937’de çıkarılmıştır. Feride kendisini beğenmediği için bu şekilde tanımlamaz. Onun hafızasında sadece kendisine “Perkal basması” dendiği kalmıştır. 1922 baskısında yer alan ” Allah mademki beni kız doğmak felaketine uğratmış bari boyum uzun, belim ince, saçlarım sarı, gözlerim yeşil falan olsaydı.” cümlelerinin metinden çıkarılması da anlamlıdır. Değiştirilen baskıda yeniden kurgulanan Feride, “kız doğmak felaketine” uğradığını asla düşünmez. O ne olursa olsun güçlü ve kararlı bir Türk kızıdır. Başka bir açıdan değerlendirecek olursak cumhuriyetin ilan edildiği ve kadınlara bir sürü hakların tanındığı Türkiye’de rejimi ve inkılâpları destekleyen Reşat Nuri’nin romandan böyle bir cümleyi çıkarması şaşırtıcı olmayacaktır.

2- Feride’nin Kamran ile İlişkisinin Değiştirilmesi:

Feride ile Kâmran’ın aşkı Çalıkuşu‘nun merkezini teşkil eder. Bu aşkın ortaya çıkmasında önemli bir vazife üstlenen Müjgan’ın etkisi 1937 baskısında hafifletilmiştir. 

1922 baskısında Müjgan ve Kâmran arasında geçen konuşma şöyledir: 

Siz mutlaka bir şey biliyorsunuz Müjgân Hanım?

Müjgân cevap vermeden yürüdü. Kâmran fazla bir şey sormaya cesaret edemeyerek onu takip ediyordu.

Küçük bir çukurun üstünden atlamak için eteklerini toplayan genç kız birden bire Kâmran’a döndü, biraz mahcup ve korkak bir tavırla: – Kâmran Bey, dedi. Size bir şey söyleyeceğim, bana tevdi’ edilmiş bir sırrı fâş etmekle belki iyi bir şey yapmayacağım. Fakat hissediyorum ki bu lazım…

-Buyurun Müjgân Hanım…

Müjgân en sadık bir şeyden bahseder gibi safvetle cevap verdi: 

– Feride sizi seviyor Kâmran Bey…

Kâmran birdenbire inanamadı. Bu mutlaka zalim bir çocuk şakasıydı. Yüzü bembeyaz, hafifçe titreyen dudaklarında sönük, acı bir tebessümle:

– Bu nasıl olur Müjgân Hanım… İmkânı yok, dedi. 

Genç kız müteessir bir ciddiyetle başını salladı:

 – Vallahi böyle Kâmran Bey… Bana kendisi söyledi… Fakat siz bir başkasını seviyormuşsunuz… Ne yazık…

1937’de ise Feride günlüğünde olayı şöyle aktarır:

Evvela gülerek konuşuyorlardı. Sonra ikisi de ciddileştiler. Müjgân söyleyeceği   şeyleri bulmakta güçlük çekiyor gibi şemsiyesiyle toprağa çizgiler çiziyor, kuzenim bir heykel gibi dimdik duruyordu. Nihayet ikisinin de dönüp bana baktıklarını ve fenası, yanıma doğru yürümeye başladıklarını gördüm.

Feride’nin Müjgan ve Kâmran’ın konuşmasının içeriğini bilmemesi olayın daha yüzeysel nakledilmesine yol açar. 1922’de okuyucu Feride’nin Kâmran’a olan aşkını ilk defa duyarken 1937’de sadece okuyucuya bu yönde bir imada bulunulur.

3- Dinî Kavram ve Durumlarla İlgili Değiştirilen Noktalar:

1922 baskısından bir parça:

Konuşa konuşa deniz kenarına yürümeye başlamışlardı. İhtiyar bir balıkçı iki kaya parçasının arasında ateş yakmak, kumsala çekilmiş bir kayığı katranlamaya çalışıyordu. Uzaktan Müjgân’a âşinalık etti. 

– Ne var ne yok küçük hanım… Marika nerede? İki gündür hiç görünmedi.

– Marika bugün kiliseye gitti.

– Yahu küçük hanım… Şu kızı kandırıp Müslüman edelim be… Sevaplı iştir. Hem ona âlâ kısmetler de var. Geçen gün bizim İsa kaptanın oğlu görmüş… “Tövbeler olsun şu kızı Müslüman edip alacağım” diyor.

Aynı bölüm değiştirilerek 1937’de şöyle verilir:

Bu esnada yanımızdan çıplak ayakla bir balıkçı geçiyordu. Bir gün kendimi Marika diye tanıttığım ihtiyar balıkçı. Başı yine kırmızı mendille sarılı. Bana aşinalık etti. 

– Çoktan görünmüyorsun, Marika, dedi.

– Bir gün sizinle balığa çıkmaya hazırlanıyorum, dedim. 

Konuşa konuşa bayırın kenarına doğru yürümeye başladım.

Biraz sonra tekrar yanlarına döndüğüm zaman, Müjgan kuzenime bu Marika hikâyesini anlatıyordu. Sözünü bitirdikten sonra bileğimden tuttu.

– Beni değil ama, galiba Feride’yi büsbütün Tekirdağ’da bırakacağız, dedi. Kısmeti çıktı. İsa Kaptan diye bir balıkçının oğluna istiyorlar. Balıkçı deyip geçmeyin. Son derece zengin bir insan.”

1922 baskısında balıkçıların sadece Müjgan’la konuştuğunu ve Feride’nin Müslüman olmasını istediklerini görürüz. 1937’de ise bu temenniler kaldırılır ve odak Feride’nin balıkçının oğlu ile evlendirilmek istemesine kaydırılır. Türkiye Cumhuriyet’inde laikliğin ilan edilmesiyle birlikte din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması hedeflenir, herkes inançlarında özgür bırakılır. Dolayısıyla Feride’nin Müslüman olması, bunun sevap olacağı metinden çıkarılır. İnanç gibi hassas bir meseleye yazar muhtemelen değinmek istememiştir. 

4- Kılık Kıyafet ile İlgili Ayrıntılar:

Aşağıdaki parça 1922 baskısında yer alır ve 1937’de yazar tarafından romandan tamamen çıkarılır:

  • Çalıkuşu’na dün diplomasını verdik… Bugün ailesi nezdine dönüyor… Biraz evvel onu ilk defa giydiği çarşafın içinde gördüğüm vakit ben de sizin gibi şaşırdım, gözlerime inanamadım… Boyu birdenbire uzamış, yüzü mahzun bir ciddiyet almıştı.

Matmazel Urani ağır ağır başını salladı: -Çok tuhaf… Bu çarşafta garip hassalar var… Kadını yalnız daha güzel göstermekle kalmıyor… Ona dediğiniz gibi mahzun bir ciddiyet de veriyor.

Cumhuriyetin Türk kadınına yönelik değişikliklerinden biri de kılık kıyafet değişikliğidir. Kadınların çarşaf giymesi, bir rahibenin bunu onaylayarak güzel bulması, kadına yakıştığını dile getirmesi Türkiye Cumhuriyeti inkılâplarına uygun bir yaklaşım olmaz. Dolayısıyla Reşat Nuri, romanı “yeniden yazarken” bu bölümü metinden tamamen çıkarmayı tercih eder.

5- Feride’nin Kâmran’ı Terk Edişi:

Kâmran’ın Feride’ye ihanet etmesi ve Feride’nin bunu öğrenerek Anadolu’ya geçişi onun hayatında bir dönüm noktası olur. Ancak 1937 baskısında Feride’nin bu ilişkiyi öğrendiğinde tavrı kesin, mesafeli ve metanetlidir. Zaten Reşat Nuri’nin adeta Türkiye’nin ideal kadın tipini yarattığı Feride’nin başka türlü davranması da okuyucu tarafından beklenmez. Oysa 1922 baskısında aldatılma hadisesini öğrenen Feride’nin verdiği ilk tepki 1937’deki gururlu tavrından çok farklıdır. Aldatılmanın olağan olduğunu, bunu kabul edebileceğini okuyucuya hissettiren Feride, Kâmran’ın ihanetini anlatan aşk mektuplarını getiren kadına şöyle der:

Yabancı hanım mahcup bir rikkatle: – Feride Hanım… Yavrum… Sizi çok üzdüm… diye söze başlamak istedi. Fakat Çalıkuşu birdenbire silkindi, yavaş yavaş omuzlarına çöken görünmez bir yükü silkip atar gibi: “Hanımefendi… Sizi bana acımaktan menederim… Nişanlım beni aldatmış… Bu o kadar ehemmiyetli bir şey değil canım… Üzülmeyiniz… Her gün bin türlüsünü işitiyoruz… Bunlar olağan şeyler…” dedi. Tavırları, sesi umulmaz bir huşunet alıyordu:

III.

Çalıkuşu üzerinde yapılan değişiklikler bu kadarla sınırlı değil, örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak yazının konusunu aşacağından bütün örneklere burada yer vermenin imkânı yok.[1]

Değişikliklerle ilgili en görünür olan ve ilk dikkat çeken nokta romanın 1937’de tümüyle Feride’nin günlüğü olarak kurgulanması ve Feride’nin yepyeni bir roman karakterine dönüşmesidir. 1922 baskısındaki naif, çocuksu ve uçarı Feride’nin yerini 1937 baskısında kararlı ve daha sert bir Feride alır. Bu durum romandaki teknik ve içerik farklılıklarından kaynaklanır. “‘Kendine referans etkisi’ (yani benliğimizle ilgili olanların daha iyi hatırlanması) nedeniyle bellek, kimliğe doğrudan eklemlenmektedir. Otobiyografik bellek konusunda belirtildiği üzere, kimliğimizle uyumumuz büyük oranda ‘hatırladıklarımız’ın kimlik anlayışımızla veya benliğimizle çatışmamasına bağlıdır.” (Bilgin, 2013, s.23.) Böylece Feride’nin hatırladıklarından oluşan, onun gözünden yazılanlar roman kişisine başka bir kimlik kazandırır. Bu da dönemin atmosferine uygun olarak Feride’nin karakter özelliklerinin ve olaylara bakış açısının değiştirilmesini ve “ideal Türk kadını” haline getirilmesini sağlar. (Abir, 2012, 310-316.)  

Yapıdaki bu değişiklik roman karakterlerinden sadece Feride’yi etkilemez. Günlük türü olarak kurgulanan yeniÇalıkuşu, özellikle Kâmrân’ın kişiliğinin Feride’nin anlattığı kadarıyla bilinmesine ve onun karakter özelliklerinin çoğunun kaybolmasına yol açar. 1937 baskısıyla Feride gibi Kâmrân da yeniden yazılır. Bu “yeniden yazım” Feride’yi okuyucunun gözünde daha da sempatik hale getirirken Kâmrân; Feride’yi aldatan, kalpsiz, duygusuz bir “sarı çıyan” olarak Türk edebiyatının en çok kızılan erkek roman karakterleri arasına girer. Oysa 1922 baskısında Kâmrân’ın Feride’ye olan duygularını, onun için ne kadar üzüldüğünü ve çabaladığını görmek mümkündür. 1937’de ise Feride-Kâmrân ilişkisi büsbütün Kâmrân aleyhine değiştirilir ve o, bu aşkın günah keçisi haline getirilir. Bu sebeple romandaki değişikliklerden en zararlı çıkan Kâmrân olmuştur denebilir.

IV.

Çalıkuşu’nun yapısındaki değişikliğe ilk kez dikkat çeken ve bu sayede roman üzerine ayrıntılı bir yüksek lisans tezi hazırlamama vesile olan N. Ahmet Özalp, yukarıda bahsettiğim yazısında Reşat Nuri’nin romanı değiştirme sebebini dirijizm olarak yorumlar ve romandaki bu değişikliklerin Yeşil Gece‘nin yazılış hikâyesine benzer şekilde bir güdümleme, baskı ile yapıldığını ifade eder. Yazarın herhangi bir baskı gördüğüne ya da bu yönde bir emir aldığına dair elimizde bir kaynak bulunmamakla birlikte yapılan değişikliklerin boyutu göz önüne alındığında bunların sadece roman tekniğine ait değişiklikler olmadığı da açıkça görülmektedir.[2]

Jan Asmann (2001), Kültürel Bellek kitabında iktidar ve unutma arasındaki ilişki için şunları söyler: “Baskı doğrusal tarih anlayışının, anlamsal çerçevenin uyarıcısı durumundadır ve buradaki kırılma, devrim ve değişim gibi oluşumlar anlamlı gelişmeler olarak algılanır. Dolayısıyla eğer iktidarın rolünden söz edilecekse öncelikle iktidarla unutma arasındaki ittifaktan söz edilmelidir.” (s.75.) 

Romandaki değişikliğin kritik bir tarihte yapılması cumhuriyet iktidarının öncesinin unutulması/unutturulması düşüncesini güçlendirir. Değişikliklere bütünüyle baktığımızda böyle bir ilişkinin mevcut olduğu gerçektir. Buna karşılık iktidarın mı Reşat Nuri’nin belleğinde unutmaya yol açtığı yoksa yazarın mı roman aracılığıyla iktidarın ittifakını güçlendirdiği şüphesinden kesin kaynaklara ulaşamadığımız sürece emin olmamız mümkün gözükmemektedir. Zira Reşat Nuri, cumhuriyet rejimini benimsemiş ve bunun içinde aktif görev almış bir öğretmendir. Rejimin kurucusu Atatürk’ün, romanı 1922 baskısından okuyup beğendiği de kaynaklarda yer alır. (Kanter, 2006, s.28.) Dolayısıyla Reşat Nuri’nin romanı dirijizmin yanı sıra inandığı rejim ve yaşam biçimine uygun olarak değiştirdiği de düşünülebilir. O, öğretmen ve müfettiş olarak eğitim alanında yapılandırılmasına yardımcı olduğu bu toplumun roman aracılığıyla da eğitilmesini amaçlar. Bu sebeple değişiklikler, toplumda yeni bir bellek yaratmak üzere düzenlenir.

Romanın “yeniden yazıldığı” döneme baktığımızda I. Dünya Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti’nden yeni bir devlet kurulduğu, rejim değişikliği ve inkılâpların toplumda büyük değişikliğe yol açtığı görülür. Ulus-devlet inşası sürecinde eski ile bağlar bir ölçüde koparılır ve yeni bir toplumsal bellek oluşturulmaya çalışılır. “Bellek ve hatırlamanın öznesi her zaman tek tek bireylerdir, ama onlar anılarını kurgulayan ‘çerçeveye’ bağımlıdırlar. Bu teorinin iyi tarafı hatırlama ile birlikte unutmayı da açıklayabilmesidir. Bir insan -ve bir toplum- geçmişi sadece bağlantı kurduğu ilişki çerçevesinde yeniden kurabiliyorsa, bu ilişki çerçevesinin dışında kalan her şeyi unutacaktır.” (Assman, 2001, s.40.) 

Burada Çalıkuşu aracılığıyla Reşat Nuri için iki yönlü bir etkiden söz edilebilir: Birincisi, yazar romanı aracılığıyla geçmişe dair yeni bir bellek kurar. İkincisiyse, içinde yaşadığı toplumun değişimi ve dönüşümü dolayısıyla kendisi de yeni bir belleğe sahip olur. Çünkü onun da geçmişle kurduğu ilişki değişir ve kendisine yeni bir “çerçeve” oluşturur.

Bu bağlamda yazıda örnek olarak verilen çarşaf meselesi de farklı bir anlam kazanır. 1922’deki metinde çarşaf, kadınların özgürlüğüyle ya da giysi tercihleriyle ilişkilendirilmezken 1937 baskısında bunun üzerine düşünmek bile söz konusu olmaz. Cengiz Çağla’ya göre (2007)

bellek, eski nesneyi eskiden nasıl algılamışsak o algılama biçimiyle uyumlu bir    şekilde geçmişten sahneler içerir. Ama o nesnenin görüntüsü, şimdiki zaman içinde duyularımızla yeniden üretilir. “Şimdi” ya da “şu anda” diyerek konuşmaya           başladığımızda hep bazı tekil anlara gönderme yaparız.            Yani “o an” dediğimizde kastettiğimiz an esasında daha önceki an’ı o anda nasıl algıladığımızla o an’ı “şu  anda” algıladığımız şeklin bir şekilde kaynaşmasıdır. (221-222.)

 Reşat Nuri, 1922’de yayımlanan Çalıkuşu’nda çarşafın kadını güzel gösteren özellikleri olduğuna yer verse de 1937’de bu nesne ile ilişkisi toplumsal dönüşümler dolayısıyla büyük farklılık gösterir. Bu da elbette romana yansır. 

V.

Çalıkuşu Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisi veya kadınlara rol model olabilmesi açısından eskisi kadar önemli bir noktada değil belki; ama günümüzde hâlâ popülerliğini korumaya devam eden Türk klasiklerinden biridir. Daima artan baskı sayısı, defalarca televizyona uyarlanması, metinler arası ilişkiler bağlamında birçok farklı sanat eserinde kullanılması göz önünde bulundurulduğunda romanda yapılan değişikliğin önemi daha da belirginleşir. Reşat Nuri bu değişiklik ile romanı “güncellemiş” yıllara meydan okumasını sağlamıştır. 

İnsan düşünmeden edemiyor: Bugün yeniden yazsa Çalıkuşu’nda neleri değiştirirdi acaba? 

KAYNAKÇA:

Abir, N. (2012). Çalıkuşu’nun Hikâyesi. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Assman, J. (2001).  Kültürel Bellek Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik, İstanbul: Ayrıntı.

Baydere, M , Karadağ, A . (2019). Çalıkuşu’nun öz-çeviri serüveni üzerine betimleyici bir çalışma. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 314-333 

Bilgin, N. (2013). Tarih ve Kolektif Bellek. İstanbul: Bağlam.

Çağla, C.  (2007). Bellek Üstüne Düşünmek, Cogito, 50, 217-229.

Güntekin, R. N. (2010), Çalıkuşu. İstanbul:  İnkilâp.

Güntekin, R. N., (1338), Çalıkuşu. Dersaadet: Orhaniye Matbaası,.

Kanter, M. Fatih, (2006), Ölümünün 50. Yılında Belgelerle Reşat Nuri Güntekin. İstanbul: İnkılâp Yay.,.

Özalp, N. A. (1999), “Edebiyatta Dirijizm: Çalıkuşu Operasyonu”, Kaşgar, 2, 29-36.

Simavi, S. (24 Aralık 1937), “Reşat Nuri Güntekin ve Çalıkuşu”, Yedigün, sayı 251.


[1] Yapılan değişikliklerle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Nihan Abir, Çalıkuşu’nun Hikâyesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul 2012.

[2] Çalıkuşu’ndaki bu değişiklikleri dil içi çeviri bağlamında inceleyen bir yazı için bkz. Muhammed Baydere- Ayşe Banu Karadağ, “Çalıkuşu’nun öz-çeviri serüveni üzerine betimleyici bir çalışma”, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Ağustos 2019, s.314-333.