Süreyyya Evren: “Türkiye’de Sanat Galerisi ve Müze Yayıncılığının Yeni Yükseliş Dönemindeyiz”

Slideshow

no images were found

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Geçtiğimiz günlerde 50. kitabını yayımlayan Arter, Türkiye’deki sanat dünyasına sunduğu katkı kadar yayıncılık faaliyetleriyle de fark yaratmayı sürdürüyor. Biz de bu faaliyetlerden yola çıkarak Arter Yayınlar ve İçerik Koordinatörü Süreyyya Evren ile Arter, Arter Yayınları ve galeri bünyesinde gerçekleştirdikleri faaliyetler üzerine konuştuk.

Arter 2010 yılından beri Türkiye’de sanat ve kültür hayatına oldukça önemli bir katkı sunuyor. İstiklal’deki mekândan Dolapdere’deki yeni binaya geçiş de şüphesiz kuruma daha geniş olanak tanımıştır. İlk olarak bu noktada bize biraz Arter’den ve Arter’in vizyonundan bahsedebilir misiniz?

Arter, Vehbi Koç Vakfı’na bağlı bir çağdaş sanat kurumu olarak 2010’da İstiklal Caddesi’nde kuruldu ve 2019’da tasarımını Grimshaw Architects’in üstlendiği Dolapdere’deki yeni binasına taşındı. Geçtiğimiz zorlu yılda, 2020’de, pandemi altında ve kâh çevrimiçi mecralarda kâh kısıtlar içinde de olsa yeni mekânında 10’uncu kuruluş yıldönümünü kutladı.

Çağdaş sanat alanında sürdürülebilir üretim ve sergileme altyapısı sunmak üzere Arter’in Dolapdere’de açılan yeni binası bir buluşma yeri olarak tasarlanmıştır. Nihai hedefi İstanbul’a kalıcı bir kültür yapısı kazandırılmasıdır. Bu kurumun hem çağdaş sanat alanındaki üretimi desteklemesi hem de bu coğrafyada üretilen sanatın belleğini bir arada tutacak bir koleksiyon oluşturması ve gelecek nesillere aktarması hedeflenmiştir. Bu konuda ilk adımların atılması tarihi 2010’dan daha da geriye gider, 2005’e kadar uzanır.

Süreyyya Evren

Arter sergi ve etkinliklere paralel olarak yayıncı kimliğiyle de ön plana çıkan özel bir kurum. Bugüne kadar birçok değerli kitap ve katalog yayımlayarak önemli bir iş başardınız. Peki bize biraz Arter Yayınları’nın tarihsel gelişimini de anlatabilir misiniz?

Arter Türkiye çağdaş sanat alanının gelişimini önemseyen bir kurum. Bir müzenin bu amaçla yapabileceklerini üç ana kanalda okumak mümkün. Birincisi koleksiyon için yapılan yeni alımlar ve sergiler bağlamında yapıtlar için verilen üretim destekleri; bir müze yeni alımlarla ve yeni eserlerin üretimine katılarak çağdaş sanat alanını güçlendirebilir. 1.400’den fazla eseriyle Arter Koleksiyonu ve yıllara yayılan çok sayıda yeni üretim desteği bu hattın Arter tarafından ne kadar önemsendiğini ortaya koyar. İkinci kanal sergilemelerdir. Arter’in öyküsü Arter’in 2010’dan bugüne açtığı çok sayıda sergiyi kapsadığı gibi Berlin’deki Tanas ve İstanbul’daki “İstiklal Serüveni” gibi sergileme pratikleriyle de iç içedir. Üçüncü kanal da sanata dair düşünce üretimi, sanata dair bilginin nasıl yapıldığıdır diye görülür. Arter bu kanalı da gene en baştan beri önemsemiş ve editoryal özeni, yeni metinlerin üretimini, metinlerin sergilemelere anlam alanı açan eşliğini üretim desteği yaklaşımına katmış bir kurum.

Bu çerçevede Arter bünyesinde 2010’dan bugüne sergilere eşlik eden yayınlar üretiliyor. Sergi kataloğundan ziyade “serginin kitabı” anlayışına yakın duran yayınlar bunlar. İstiklal Caddesi’nden Dolapdere’deki yeni binasına geçmesiyle Arter’in yayın yelpazesinde de yenilenmeler görüldü. Öncelikle Türkçe ve İngilizce iki dilli yayınlar yapmayı bıraktı ve Türkçe ve İngilizce edisyonları ayrı ciltler olarak yayımlamaya başladı. Arter, 2019’da koleksiyonuna dayanan sergiler için küratoryal düşünüşün izlerini, bir serginin hazırlanmasının metinsel serüvenini veren Arter Arka Plan adlı bir yayın dizisi başlattı.  Ayrıca Sarkis’in Çaylak Sokak işi üzerine aynı zamanda Arter’in başküratörü de olan Emre Baykal’ın kaleme aldığı kitapla gene Arter Koleksiyonu’ndaki işlere odaklanmayı örnekleyen Arter Yakın Plan dizisini başlattı. Bu diziyle tek bir yapıt üzerinde tam bir kitap oylumunda duran bir yoğunlaşma serisi hedefleniyor. Son olarak elektronik yayınlar konusunda da yeni sürprizler hazırlanıyor.

Aslında Arter ticari kaygılarla hareket eden bir kurum değil. Bu da bana göre daha nitelikli kitapların basılmasını sağlıyor. Peki sizi yayın dünyasının diğer paydaşlarından ayıran temel özellik olarak neden bahsedebiliriz? Arter Yayınları nasıl bir yayın politikası benimsiyor?

Sanat galerisi ve sanat müzesi yayıncılığı yayıncılık içinde ayrı bir kulvar. Başka öncelikleri var ve Türkiye’de son on yılda bu alanın yayıncılık dünyamız içinde de fark edilen bir gelişme yaşadığını görüyoruz. Dolayısıyla sanat kurumu yayıncılığının dinamikleri üzerine de daha fazla düşünme eğilimi doğuyor. Arter’in yayın politikası Arter’in genel olarak sanat üzerine ve sanat içinden nasıl konuştuğuyla bağlantılıdır. Kurumlar “sanat üzerine söz” konusunda da bir öneriler demetiyle geliyorlar artık, sadece “nasıl bir sanat” konusundaki farklarıyla değil.

Sanat kurumlarının yayıncılığı gerçekleşen sergilemelerin ve kurumun koleksiyonu varsa satın almaların ve planlananların bilgisini yapmayı, belleğini tutmayı, kayda geçirmeyi içerdiği gibi bütün bu işlerin üzerinde anlamını bulabileceği yetkin bir platform sağlama uğraşının da sahnesi. Yapılanları tanıtmak için kullanılan dille kayda geçmek için kullanılan dil ve tartışmak için kullanılan dil arasındaki mesafelerin fazla açılmadığı bir oyun yeğleniyor. Belirli bir anlamlandırma çerçevesi günümüzde artık sanat alanında okura önden sunulduğunda bu tekrar eden bir tanıtım döngüsünden öteye geçemiyor, o yüzden sanat kurumlarında faaliyetleri anlamlandırma için olabildiğince su almayan bir zemin çatma dikkati ne denli öne çıkarsa yayıncılık da o denli güçleniyor.

Dolayısıyla aslında kitapların daha nitelikli olmasını ticari kaygı gütmemek garanti etmiyor, ticari kaygı gütmeyen, eski usul bize sanatın doğrularını öğreten, dondurulmuş bir anlamı iyi sunmaya odaklanan yayınlar yapmak da mümkün. Fark daha çok yayınların yoruma alan açabilmenin inceliklerine odaklanmasından doğuyor olabilir. Öte yandan ticari kaygı gütmemenin gözle görünür bir nitelik farkını mümkün kıldığı bir kriter de var tabii: Nesne olarak kitapların çok daha iyi tasarlanmış, iyi malzemelerle, usta ellerde, en iyi işçilikle, en iyi donanım ve saha bilgisiyle üretilmesi mümkün oluyor. Ancak Türkiye’de sanat galerisi ve müze yayıncılığının yeni yükseliş dönemindeyiz, daha oturduğunda daha fazla okur ilgisiyle buluşacaktır ve o zaman maliyetli işlere girmenin ticari kaygılar gütmek durumunda olan yayıncılar için de göze alınabilir hâle geleceğini tahmin edebiliriz, fazla iyimser bir beklenti değilse günün Türkiyesi düşünülünce. 

Yine bu noktada aslında sektörün içinden biri olarak sanat yayıncılığını diğer yayınlardan ayıran özellikler nelerdir?

Yukarıda da kısmen değindim, belki şunu ekleyebilirim: sanat yayıncılığı ile kültür yayınlarının bir kolu olarak, bir yayınevinin sanat dizisinden de kitaplar yayınlamasını anlamıyoruz sanıyorum. Daha çok, bir sanat faaliyetinin arkasında duran yayıncılığı anlıyoruz: Sanat galerisinin, müzesinin, kurumunun yaptığı yayıncılığı. Bu yayıncılığın belki anılması gereken önemli bir özelliği, sanat faaliyetinin yetkinliğine dair değerlendirmelerde belirleyiciliği, izleyicinin, katılımcının, okurun, kurumla kurduğu güven ilişkisinde hayati bir rol oynaması. Ve kitapta üretilen sözün, kurumun genel olarak anlamlı bulduğu sanat üzerine konuşma biçimini örneklemesi ve yeri geldiğinde inşa etmesi.

Sanat yayıncılığı aslında ön plana çıkan bir yayıncılık biçimi değil, daha çok belirli bir kitleye hitap ediyor. Son yıllarda Arter gibi güzel gelişmeler olmakla birlikte Türkiye’de de bu biraz daha zaman alabilirmiş gibi gözüküyor. Sanat yayıncılığı dünyada ve Türkiye’de ne durumda? Nasıl daha fazla gelişebilir?

Evet, buna da yukarıda biraz değindim, yeni yeni gelişip serpilen, daha fazla ciddiyetle, dikkatle üzerinde titizlenen ve okurun da hayatına yavaş yavaş daha yaygın olarak giren bir yayıncılık alanı bu Türkiye’de. Bir örnek vereyim, kimi dünya sanat kurumlarında görüldüğü gibi, sanat kurumunun sergi yayınını bir ticari yayıneviyle işbirliği yapıp ortak yayın olarak yapması ve bu yayınların sergi süresince onbinlerce satması şimdilik belki çok yakında değil, ama o yöne doğru gidişin başladığı sanat kurumu yayıncılığındaki ilgi yoğunlaşmasına bakılarak hayal edilebilir.  

Bu işin arka planında bir de editoryal süreç, bir ekip çalışması söz konusu. Bir yayın/katalog hazırlanırken arka planda nasıl bir çalışma yürüyor? Arter ekibi nasıl çalışıyor?

Bu başlı başına sanat kurumu yayıncılığını herhangi bir kültür yayınevinde sanat üzerine kitap yayına hazırlamaktan bambaşka kılan bir yanı işin. Sanat kurumlarında yayıncılık yapanlar olarak arada laflaştığımızda hep şunu deriz: “Bizim bir kitabı hazırladığımız emekle x yayınevinde editörler en az 5 kitap yayına hazırlamıştı çoktan.” Bu rakamı ne zaman biri dillendirse bir diğeri arttırır, “ne 5’i, en az 8 der, 10 der.” Neden böyle? Çünkü belirli bir metinler toplamının ve eşlik eden görsellerin doğru bir şekilde yayına hazırlanması değildir mesele salt: Mesele ayrıca o yayın üzerinden bütün faaliyetin düşünülmesi, tartılması, paydaşlarca hemfikir olunması, olasılıkların gidip gelmesidir. Sanat oluşurken, değişerek oluşur, bir yerde çoktan hazırlanmış bir sergi gerçekleşeceği sergi mekânına postayla gelmez, orada kurulur, inşa olur, icat edilir, uyarlanır, yaratılır, bir kuruluş öyküsü vardır her serginin, her yeni üretimin, hatta her eserin; ve eşlik eden yayın da bu hikâyenin parçasına döner ve serginin girdiği bütün türbülanslara ve ilaveten kendi açtığı metinsel türbülanslara girer. Arter’in yayınlar ekibinde İlkay Baliç, ben ve editörümüz Sena Danışman ile editör asistanımız Hatice Gülseroğlu olarak bir yayının olası dalgalanmalarını maksimum dikkatle takip etmek ve yönetmek konusundaki özeni her seferinde en ideal kitaba varmak için yapmaya gayret ediyoruz. Ayrıca yayınlar ekibi kurumun diğer metinsel işlerinde de aynı şekilde görevdedir. Bu da dediğim gibi söz üretme anlayışlarında bütünlüğü ve dikkati korur ve yansıtır.

Bir de tabii ki editoryal sürecin ve tüm yayınların maddi bir boyutu var. Bu açıdan olanaklar yeterli mi? Yayıncılığın ekonomisi nasıl işliyor?

Sanat kurumu yayıncılığının ekonomisi karmaşık bir konu. Türkiye’de sanata dair ekonomik verilerin çoğu karmaşık. Biz kendi alanımıza bakacak olursak nesne olarak kitabın kalitesini arttırmaya dönük her minik adım büyük maliyet kalemleri doğurabiliyor, kitabı bir başka mecra olarak düşündüğünüzde o mecranın gidebileceği çok yer var ve hepsi yeni maliyetler demek. Bir sergiye gelen izleyicinin sergi yayınını satın alma davranışını normalleştirme oranı arttıkça profesyoneller için yayın yapma duygusunda da değişiklikler olacağını öngörebiliriz. Yani aslında kilit olan şey, çoklarına erişmesi güç gibi duran sanat kurumu yayınlarını sanatla ilişkinin bir parçası olarak görenlerin sayısı ve etkinliğinin artması; bu eğilim arttıkça, yaygınlaştıkça bu kitapların ucuzlayabilmesi de kolaylaşacak, kimi yayıncılar daha erişilebilir seçenekleri daha rahatlıkla sunabileceklerdir. 

 “Arka Plan” Arter’in en önemli kitap serilerinden biri. Bu yayınlarla Arter Koleksiyonu’nda yer alan eserleri detaylı olarak sanatseverlerin beğenisine sunuyorsunuz. Saat Kaç? Ve Kelimeler Pek Gereksiz bu açıdan oldukça önemli. Koleksiyonu bu yolla paylaşma fikri nasıl ortaya çıktı?

Arter Arka Plan serisini önemsiyoruz evet. Bugünlerde dizinin üçüncü kitabı, Kevser Güler’in küratörlüğündeki Gökcisimleri Üzerine sergisine eşlik eden seçki de yayınlanacak. Arter bütün koleksiyonunu bir envanter sunma anlayışıyla kitaplaştırmıyor, koleksiyonun bilgisini erişilebilir kılmak için çalışıyor ama yayınlarını bu bilgiyi dolaşıma sokmakla sınırlamak istemiyor. Onun yerine çağdaş müzeciliğin temel öğelerinden sayılan koleksiyonu yeni okumalara, yeni eşleşmelere, yeni yan yana getirmelere nasıl açtığını, buna nasıl hazırlandığını, ne gibi kurguları nasıl geliştirdiğini okura sunuyor Arka Plan dizisiyle. Bir koleksiyona bakma, düşünme biçimlerinin, metinlerden, görsellerden, hayallerden, şiirlerden, makalelerden beslenmelerin, gelişen perspektiflerin izini sürebiliyor okur. Aynı zamanda koleksiyonla ilişkilenme, bir serginin arka planıyla ilişkilenme biçimleri için de öneriler sunuyor. Dizi tasarımını Emre Çıkınoğlu’nun üstlendiği Arka Plan dizisindeki kitaplarda temelde ne var: Küratoryal hazırlık süreci boyunca etkilenilen metin parçaları bir kurguyla biraraya getiriliyor, ve bu sırada yeni yazarlara yeni metin bazen de sanatçılara yeni görsel düzenleme siparişleri veriliyor. Öncelikle serginin bir antolojisi, seçkisi, metinler toplamı çıkıyor ortaya. Bir tür liman gibi tabii, meraklı okur her Arka Plan dizisinden izleklerin peşine düşeceği başka kitaplara başka yayınlara sıçrayacaktır. Ayrıca şu da bir farklılık olarak anılabilir: Sözgelimi Kelimeler Pek Gereksiz kitabında Kelimeler Pek Gereksiz sergisinden tek bir sergiden görünüm fotoğrafı veya sergideki eserleri temsil eden fotoğraf yok.

Arter’in “Yakın Plan” serisi bize birçok önemli sergi ve sanatçıya yakından bakma imkânı sağlıyor. Sanatçılarla yapılan röportajlar ve eleştirmenlerin yorumu da ortaya çok değerli işlerin çıkmasını sağlıyor. Buna sergilerin arka planında nelerin yaşandığını da ilave edilebilir. Bu açıdan bize “Yakın Plan” serisinin ayırt edici özelliklerinden bahsedebilir misiniz?

Arter Yakın Plan dizisi de Arter Koleksiyonu’yla ilişkilenmeye dair kritik bir öneri, ama aynı zamanda sanat eserine yaklaşma konusunda bir öneriler serisi. Ne kastediyorum: Arter Arka Plan dizisi tek bir esere bir kitap boyunca odaklanıyor, bir kitabı tümüyle tek bir işe adamanın serisini zamanla kurmak istiyor. Tek bir işle ilişki kurmanın tek bir işi yorumlamanın, düşünmenin, tekrar düşünmenin, üzerine yazarak düşünmenin, söyleşmenin, araştırmanın, o tek işe bütün okumayı çevirmenin bir anlamı da her bir işe verilebilecek dikkat hakkında denemeler, öneriler içermesi. Dizi tasarımını Esen Karol’un üstlendiği Arter Yakın Plan dizisinin ilki Sarkis’in Çaylak Sokak’ı üzerineydi dediğim gibi. Aynı zamanda Arter kurucu direktörü olan Melih Fereli tarafından hazırlanan ikincisi ise yakında yayımlanacak ve David Tudor ile Composers Inside Electronics, Inc.’in Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) işi üzerine olacak. Serinin üçüncü kitabı içinse akademisyen ve yazar Erdem Ceylan, Canan Tolon’un tek bir işini çalışıyor.

Kutay Yavuz

Arter olarak 50. kitabınızı yayımladınız. Bu, sanat yayıncılığı düşünüldüğünde büyük bir rakam. Bunu nasıl başardınız? 50 kitaba ulaşan bu serüven için ne söylemek istersiniz?

Yakında bütün bu serüveni kayda geçiren bir kitap daha yayımlayacağız ve orada da göreceğiniz gibi Dolapdere’deki binasında faaliyete geçen yeni Arter’e varan çağdaş sanat girişiminin her adımında bilgi üretimine dikkat ve her adımında yeni yayınlar doğurma çabası var. Arter’in yayıncılık serüveni de bu doğrultuyu geliştirerek çeşitlendirmeye ve sürekli kendi üzerine düşünerek yenilenmeye dayanıyor. Arter Yayınları’nın 50. kitaba varması Arter’in 2019’da faaliyete geçen Arter Kitabevi ve Arter Kütüphanesi ile çoğalttığı kitaba alan açma tutumunun bir sembolü gibi. İngilizce yayınların ağırlıkta olduğu, Türkçe kitapların da yer aldığı Arter Kitabevi, özellikle modern ve çağdaş sanat kitaplarına odaklanırken sanatın diğer disiplinlerini, sosyal bilimleri ve çağdaş edebiyatı da okuyucularla buluşturuyor. Arter’in yeni binasıyla birlikte hizmete açılan Arter Kütüphanesi ise, kurumun farklı sanat disiplinlerinde sunduğu programlara paralel olarak güncellenen yayınlara, çağdaş sanat alanında temel kaynaklara, süreli yayınlara, elektronik veri tabanlarına ve muhtelif dijital içeriğe erişim sağlayan bir ortak kullanım alanı sunuyor. Yayınlar da bu kanallara zevkle yeni kitaplar taşıyınca 50. kitaba ulaşılıyor.

Arter iki dilli bir yayınevi. Hem Türkçe hem de İngilizce yayın yapıyorsunuz. İki dilde okurla buluşmak sizi nasıl etkiliyor?

Yukarıda andığım değişimin altını çizmeli belki öncelikle, iki dilli ciltler İstiklal Caddesi’ndeki yayıncılık faaliyetlerimizin ürünlerinde görülüyordu. Şimdi, Dolapdereye taşındığımızdan beri, özel durumlar hariç Türkçe ve İngilizce iki ayrı cilt hâlinde yayın yapıyoruz. Özel durumlar ama oluyor ve gene olabilir. Sözgelimi Arter Araştırma Programı’nın ilk kitabı gelecek iki dilli olarak çok yakında. Tek ciltte iki dili birleştirmek yerine iki ayrı dilde cilt üretmenin hem İngilizce yayınları hem Türkçe yayınları diğer dilin yükünden kurtardığını, erişilebilirliği artırdığını, okunurluğu kolaylaştırdığını, metin takibinin önünü açtığını söyleyebilirim.

Cemal Emden

Sadece Arter Yayınları konusunda değil bir yazar ve çevirmen olarak da edebiyat ve sanat dünyasının içerisinde yer alıyorsunuz. Farklı alanlar/disiplinlerde yer almak sizi nasıl etkiliyor?

En çok deneyimlediğim şeylerden biri edebiyat dünyasıyla sanat dünyasını karşılaştırmak; çok derin farklılıklar var, bazen bu kadar birbirinden uzak olmasına hayret ediyorum ama artık şaşırma evresinde değilim tabii. Her iki dünya arasında geçiş yapabilmeyi bir imkân olarak görüyorum, her birini tekrar düşünmek, dışarıdan bakmak, yeniden değerlendirmek ve okumalar yapmak için fırsatlar, vesileler olarak görüyorum. En çok şiirden umutluyum, şiir çünkü ne edebiyat ne de sanatmış gibi geliyor bazen ve tüm geçişlerde bakışa yerleşebiliyor.

Son bir soru olarak, son dönemde özellikle pandemiyle birlikte yayın dünyası çok zor günler geçiriyor. Bu süreç Arter’i nasıl ve ne derece etkiledi? Bundan sonra yolunuza nasıl devam edeceksiniz?

Pandeminin en kötü yanı hiç kitap lansmanı yapamadık! Halbuki ne hayaller kurmuştuk! Neyse, ars longa vita brevis, diyelim. Pandemi döneminin ilginç yayıncılık sonuçları olduğunu kabul etmek lazım tabii, özellikle çevrimiçine ve internetten kitap satışına ve üretimine açtığı kapılarla. Bizim açımızdan Cevdet Erek’in Bergama Stereotip sergisi vesilesiyle hazırladığımız kitap tam pandemi günlerine denk geldi sözgelimi ve hazırlığı o kadar geniş bir döneme yayıldı ki sanki kitabı birkaç kez yaptık gibi geliyor bazen. Bir de Cevdet’le daha önce de Art-ist Yayınları’nın sanatçı monografileri dizisi için birlikte Az Boş Belki başlıklı bir kitap yapmıştık, 5 yıl sonra bu ikinci kitabı yapmanın kendine göre bir pekiştirme, orada, ilk kitapta başlatılan düşünümleri derinleştirme yanı vardı. Ama ben Bergama Stereotip kitabında farklı bir şey olduğunu ve fazla dramatik tınlamayacaksa her sayfasına pandeminin kendini birkaç damla da olsa bıraktığını düşünüyorum. Ama hızdan kaybetmiyoruz, Alev Ebüzziya Siesbye sergisine eşlik eden ciltlerimiz, KP Brehmer: Sanat ≠ Propaganda kitabımız, Gökcisimleri Üzerine, Arter Araştırma Programı yayını, Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) kitabı, Dinleyen Gözler İçin sergisine eşlik eden kitap ve dijital yayıncılık alanında kendimizi deneyeceğimiz e-metin projeleri derken sürekli bir hareket görünüyor ufukta.