Mustafa Çevikdoğan: “Bugüne ulaşamamış ya da yara bere içinde ulaşmış metinleri titizce çalışarak gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz.”

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Mustafa Çevikdoğan ile Can Yayınları tarafından yayımlanan Miras Dizisi ve dizideki Türkçe klasikler üzerine konuştuk.

Editörlüğünü yaptığınız Can Yayınları Miras dizisinde Türk klasikleri yeniden basılıyor. Tanzimat, Servet-i Fünun zamanından beri süregelen “klasik” kavramı günümüzde de epey tartışmalı. “Klasik” nedir ve “klasik basmak” ne demek?

“Klasik nedir?” sorusunu cevaplamaya çalışmış çok daha yetkin isimler var. Onlara başvurulmasını tercih ederim. Hem yayıncı olarak bizim tartışmamız çok önemli değil, biz tartışmaları okurlara iyi ulaştıralım yeter. Bu dizide önem verdiğim tek şey var, edebiyatımızın değerli metinlerini hak ettikleri şekilde yayımlamak. Bunlara isterseniz klasik deyin isterseniz başka bir şey. Bugüne ulaşamamış ya da yara bere içinde ulaşmış metinleri titizce çalışarak gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz.

Klasikler nasıl seçilir? Türkçe klasikleri basmanın zorlukları nelerdir?

Miras dizisinde üç sınıfı önemsiyoruz. Birincisi, tarihî değeri olan, ilklerden sayılan, lise eğitimi görmüş herkesin bildiği metinler. İntibah, Sergüzeşt ve Araba Sevdası gibi kitaplar buna dahil. Üretilen ilk otomobile binip bugün 200 kilometre hızla yol alamazsınız, iyi edebiyat okurlarının da bu romanlardan çok büyük beklentiye girmemesi lazım. Ama araştırmacılar için ve edebiyatının kaynaklarını merak edenler için hâlâ önemli ve değerli. İkinci sınıf, bilinen yazarlarımızın pek de bilinmeyen kitapları. Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu’yu herkes bilir ama Halid Ziya’nın ne kadar büyük bir öykücü olduğundan hiç bahsedilmez. Aynı durum Mehmet Rauf için de geçerli. Büyük yazarlarımızın bilinmeyen metinlerini de basmaya çalışıyoruz. Üçüncü sınıf da unutulmuş, hak ettiği ilgiyi görmemiş yazarlar. Kenan Hulusi, Osman Cemal, Güzide Sabri gibi yazarlarımızın metinlerini de bu anlayışla tekrar basmaya çalışıyoruz.

Yazarları nasıl belirlediniz?

Her yıl, bir sonraki yılın programını büyük ölçüde belirliyoruz. Bizim dizide görmek istediğimiz metinlerin yanında çevremizdeki araştırmacılardan gelen teklifler de etkili oluyor. Alanınıza ne kadar hâkim olduğunuzu düşünürseniz düşünün illaki ilk defa duyduğunuz kitaplarla karşılaşabiliyorsunuz. Bu yüzden birlikte çalıştığımız hocalarımızın, arkadaşlarımızın tavsiyelerini önemsiyoruz.

Sizin için dizinin olmazsa olmazı yazar-kitap nelerdir?

Eylül. Hazırlamaya karar verdiğimde o kadar korkunç bir tabloyla karşılaşacağımı düşünmemiştim. Kitabın tefrikası, 1901 ve 1925 baskıları üzerinde çalıştım, sonraki yıllarda basılmış onlarca kitaba göz attım. Yeni harflerle basılmış tüm baskıların aynı hatalı edisyonun devamı olduğunu üzülerek fark ettim. “İlk psikolojik roman”ımız –bunun ne demek olduğunu da asla anlamayacağım– aslında yeni harflerle hiçbir zaman doğru okunamamıştı. Bu yüzden hayatımda en fazla mesai harcadığım kitap olan Eylül’ü eli yüzü düzgün bir şekilde yayına hazırlamış olmaktan dolayı çok mutluyum.

Ayrıca Halid Ziya’nın yazdığı her şeyi basmaya niyetliyiz. Oluşturduğumuz bu kitaplıkla da gurur duyuyorum.

Kitaplar hazırlanırken tefrika mı ilk baskı mı yoksa son baskı mı esas alınıyor?

Yazar hayattayken yapılan son baskı esas alınıyor. Ama tefrikasından son baskısına maceralı bir yayın hayatı geçirmiş bir metinse döneme göre metindeki değişimleri okura gösterebilmek için karşılaştırmalı basmayı tercih ediyoruz. Bu konuda birlikte çalıştığımız arkadaşlarımıza, hocalarımıza da geniş bir alan bırakmaya çalışıyorum. Onların tercihleri etkili oluyor.

Belirli bir yıla kadar mı gelmeyi düşünüyorsunuz? Klasikler tanımı hangi zamanı aralığını kapsıyor?

Kâğıt üzerinde şuradan başlarız, şurada bitiririz diye bir plan yapmadık. Bu işlerle ilgilenen herkes de edebiyatta “dönemleme” işinin ne kadar güç olduğunu bilir. Halide Edib kitaplarını da Miras’ta basıyoruz ama Mor Salkımlı Ev kitap olarak ilk defa 1963’te basılmıştı. Bu yıllarda basılan kitaplar genelde Modern dizimize dahil olsa da Halide Edib’in diğer kitapları Miras’ta olduğu için yazarın kitaplarını diziler arasında bölmedik.

Halid Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi, Mehmet Rauf gibi yazarların piyasada aynı kitaplarının farklı baskıları mevcut. Miras dizisinin farkı nedir?

Asla kolaya kaçmıyoruz. Bu kitapları yayına hazırlarken sadece bugünün okurunu değil, yüz sene sonraki okuru da düşünüyoruz. Bu metinler artık tertemiz hazırlandı, bu baskıları rahat rahat okuyabilirsiniz diyoruz. Edisyonların korunabilmesi, yasal bir güvence olması için yayına hazırlayanlarla da telif sözleşmesi yapıyoruz. İlerleyen yıllarda daha geniş açıklamalı metinler de hazırlanabilir ama yazarın kaleminden çıkan metin budur demenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Arap harfleriyle yazılmış Türkçe klasik roman ve hikâyeler, hem açıklamalı orijinal metin hem de sadeleştirilmiş, günümüz Türkçesi ile basılıyor. Burada gözettiğiniz kriterler nelerdir?

Bastığımız kitapların büyük kısmını belirttiğiniz gibi iki versiyon olarak basıyoruz. Sadece sadeleştirilmiş ya da sadece orijinal olarak basılan metinler de var. Kitabın hitap ettiği kitleye göre tercih yapmamız gerekebiliyor. Aşk-ı Memnu, Ateşten Gömlek gibi kitaplar lise öğrencilerinin de okuduğu romanlar, anlamayıp kitabı bir kenara bırakmalarını istemeyiz. Bu yüzden bu tür kitaplarda orijinalin yanında sadeleştirme de mutlaka yapıyoruz ama Saray ve Ötesi gibi kitaplarda sadeleştirmeye başvurmuyoruz. Yine Mahmut Yesari, Kenan Hulusi gibi daha “genç” yazarlarda da sadeleştirme söz konusu olmuyor tabii ki.

Sadeleştirmeye karşı çıkan, kitapların sadece orijinal hallerinin basılması gerektiğini savunanlar var. Çoğunun kitapların orijinallerini hiçbir zaman görmediklerini düşünüyorum. İntibah, Sergüzeşt gibi romanlar ilk halleriyle sadece konunun uzmanları tarafından ama illaki sözlük yardımıyla okunabilecek kitaplar. Bu ısrarda olanlar muhtemelen kendi çocukluklarında, gençliklerinde okudukları edisyonların orijinal olduğunu düşünüyorlardı. Bugün ciddi yayıncılar daha disiplinli. Hangi baskıda hangi metin üzerinde çalışıldığı, metne ne derece ve nasıl müdahale edildiği künyede, sunuşlarda belirtiliyor. Eskiden ise metnin biricikliği değil sadece vereceği mesaj önemsendiği için baskıların çoğunda edisyona dair açıklayıcı bilgiler verilmiyordu. Yayıncı kitabın her şeyine ortak oluyor, keyfince tasarrufta bulunuyordu. Bu yüzden de bugün basılan kitaplarda “sadeleştirilmiş” ifadesini görenler kendi zamanlarında okudukları edisyonların orijinal olduğunu düşünüyor. Ama değil.

İlla orijinal okumak isteyenler için bu kitapları orijinal haliyle de basıyoruz tabii ama dildeki büyük kırılmayı görmezden gelmemiz, İntibah’ın yazıldığı dile dönmemiz de söz konusu olamaz. Bu kitapların okunabilmesi için ehil eller tarafından en az ve hassas müdahalelerle sadeleştirilmeleri gerekiyor.

Dizide sadece kurgu metinler yok. Tuncay Birkan’ın Adnan Adıvar’ın yazılarını derlediği kitabı Dünyayı Düzeltmek, siyasetten tarihe, edebiyata kadar kaynak bir kitap olarak yer alıyor. Bu gibi edebiyat tarihine disiplinler arası katkı sağlayacak kitaplar diziden çıkmaya devam edecek mi?

Tuncay Birkan’ın hazırladığı İzler dizisinden yeni kitaplar çıkmaya devam edecek. Adnan Adıvar’dan sonra Ahmet Ağaoğlu’nun Ben Neyim? ve Sermet Muhtar Alus’un İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme kitaplarını bastık. Tuncay Birkan çok kıymetli bir iş yapıyor ve bu kitaplarla bir dönemin fikir haritasını çıkarmaya çalışıyor. Bu diziye ekleyeceğimiz başka kitaplar üzerinde de çalışmalarımız devam ediyor.

Mustafa Çevikdoğan

Kitapları hazırlayan ekiplerden bahsetmek ister misiniz? Kimler katkı sağlıyor ve sağlayacak?

Alanında uzman çok fazla saygıdeğer isimle çalışıyoruz. Bağımsız araştırmacılar da var akademisyenler de. Hepsi de bunun herhangi bir iş olmadığının, gerçekten bir miras üzerinde çalıştığının farkında olan kıymetli isimler.

Miras dizisi klasiklere farklı yaklaşımıyla birçok kitabı ıskaladığımızı gösterecek gibi. Türkçe klasikleri yeteri kadar tanıdığımızı ve bildiğimizi düşünüyor musunuz?

Yeterince biliyoruz. Tabii ki her kuşağın temel metinleri okuması beklenir ama sadece klasik okuyarak da ömür geçmez. Yenilerin de okunması ve değişen dünyaya ayak uydurulmaya çalışılması gerek. Burada son yıllardaki yayıncılık anlayışını uzun uzun konuşmak gerekiyor belki ama bu başka bir konu.

Bizim Miras’ta bastığımız kitaplar, genelde edebiyatın Anadolu’ya açılmadığı, bir anlamda şanslı, eğitimli dar bir kitlenin elinde olduğu bir dönemde yazılan kitaplar. Aralarından iyi olanlar zaten yeterince anılıyor. Toplam satışları da hayli yüksek. Kıymeti bilinmemiş olanlar da yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor. Yıllardır bu kitaplar üzerinde birçok akademik çalışma da yapıldı. En büyük eksik yayıncılıktaydı. Yüz yıldır bu kitaplar basıldı ama özenli bir çalışma bulmak neredeyse imkânsızdı. Yazarlar öldükten sonra kitapları yayına hazırlayanların Osmanlı harflerini yanlış okuduklarını, okuyamadıkları hatta beğenmedikleri bölümleri kitaplardan attıklarını, sadeleştirirken yazarı tamamen metinde görünmez bir hale soktuklarını görüyorduk. Dönemin ideolojisine göre sansür de söz konusuydu. Bugüne kadar basılan birçok kitapta bu hatalar sürdürüldü. Yayıncılar, “Ne de olsa miri mal, istediğimiz gibi basarız,” düşüncesiyle, özensiz baskılarla rafları doldurdular. Bugün Can Yayınları’nın ve birkaç iyi yayıncının bu hataları teker teker ayıklayarak güvenilir metinler ortaya çıkardıklarını görüyoruz.

Daha önce bazı metinleri basılmamış, dergilerde yazı olarak kalmış Mahmut Yesari, Osman Cemal Kaygılı gibi yazarların okurları bekleyen başka sürpriz kitapları basılacak mı?

Osman Cemal Kaygılı ve Mahmut Yesari romancı, hikâyeciliklerinin yanında gazetelerde yayımladıkları yazı dizileriyle de konuşulmayı hak eden yazarlar. Dönemlerinin İstanbul hayatına dair birçok bilgiyi bu yazılardan öğrenebiliyoruz. Daha önce Mahmut Yesari’nin bazı yazılarını İstanbul’un Antika Tipleri ve Bâbıâli Hatıraları’nda bir araya getirmiştik. Şimdi de 1930’ların başlarında Yeni Gün’de yayımlanan “Hanife Hanım” yazılarını derliyoruz, bu yılın temmuzunda basılacak. Değişen Türkiye’nin eski bir İstanbul hanımefendisinin gözünden nasıl göründüğünü anlatan, keyifli yazılar. Osman Cemal Kaygılı’nın eski âlemcilerle yaptığı ve 1932’de Vakit’te çıkan güzel söyleşileri de haziranda Eski İstanbul Akşamcıları adıyla kitaplaşıyor. Saydığım tüm kitapları Tahsin Yıldırım hazırladı. Bu kitaplar gibi başka projelerimiz de var.