Çiçek Kılıç: “Sanat yapıtı ve kitap birleşince ortaya üçüncü bir şey çıkıyor: Gelecek kuşaklara aktarılacak, kıymetli, kendi içinde bir yapıt.”

Slideshow

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Sanat yayıncılığı dünyada ve Türkiye’de oldukça farklı biçim ve tarzların denendiği özel bir tür. Gerek diğer yayıncılıklardan farkları, gerekse doğrudan sanatçılarla birlikte çalışılması, bu anlamda sanat-galeri-müze yayınlarında daha farklı sonuçların ortaya çıkmasını sağlıyor. Biz de sanat yayıncılığı ve Dirimart ve RES Yayıncılık üzerine Dirimart Yayınlar Yöneticisi Çiçek Kılıç ile konuştuk.

Çiçek Kılıç

Dirimart, 2002 yılından beri Türkiye’deki sanatseverleri özel sergi ve etkinliklerle buluşturan önemli bir kurum. Yayıncılık dünyasında da kendisine özel bir yer edindiği söylenebilir. Peki galeriden yayıncılığa geçiş nasıl oldu, Dirimart’ın yayın hikâyesi nasıl başladı?

Öncelikle kısaca Dirimart’tan bahsetmek isterim. Dirimart, 2002 yılında Hazer Özil tarafından Nişantaşı’nda kuruldu. Thomas Bayrle, Hermann Nitsch, Shirin Neshat, Bernard Frize, Julian Rosefeldt, Candida Höfer, Franz Ackermann, Peter Zimmermann, Sarah Morris, Ghada Amer, Karin Kneffel gibi dünya çapında sanatçılar Türkiye’de ilk defa Dirimart’ta sergilendi. Sarkis, Ayşe Erkmen, Hayal Pozantı, Nasan Tur, Güçlü Öztekin, Nuri Bilge Ceylan, Özlem Günyol-Mustafa Kunt, Fahrelnissa Zeid gibi hem uluslararası alanda tanınan hem yükselen Türkiyeli sanatçıları temsil ediyor. Nişantaşı’ndaki ilk galeri, 2002-2018 yılları arasında 100’den fazla sergiye ev sahipliği etti. Dirimart Dolapdere Mayıs 2016’da açıldı. Bütün faaliyetlerin 2019 yılı itibariyle sadece Dolapdere’deki galeride yürütülme kararı alındı. Galerinin bir açık hava heykel bahçesi ve kapsamlı bir sanat kütüphanesi de var.

Hazer Özil’in yayıncılıkla ilişkisi 1980’lere, Zafer Çarşılı, Dost Kitabevili Ankara’ya, dergicilik günlerine dayanıyor. Özil’in bu tutkusu galeri kuruluşundan itibaren sergilere paralel olarak sürdürülen yayıncılık faaliyetlerine de yansımış durumda. Dirimart markası altında sanatçı kitapları, sergi katalogları ve kitapçıklar; Eylül 2007’de çıkmaya başlayan RESdergisinin sonrasındaki süreçte markalaşan RES’te ise kültür kitapları yayımlıyoruz. Michele Robechi, Hans Ulrich Obrist gibi isimlerin editörlüğünde İngilizce yayımlanan RES’in eski sayılarında Obrist’in Yüksel Arslan’la, Semiha Berksoy’la, Amin Maalouf’la yaptığı nefis röportajları bulabilirsiniz. Dergi 12. sayıda kesintiye uğradı. 2021 planlarımız arasında onu geri getirmek var. Web sitemizden bütün sayıların pdf’lerine ulaşılabiliyor. 

Shirin Neshat, Bernard Frize, Franz Ackermann ve Peter Zimmermann gibi sanatçıları Türkiye’de ilk kez temsil etmenin yanı sıra onların kitaplarını da yaptınız. Bu anlamda birçok ilk ve özel çalışmaya sahipsiniz. Peki yeni sanatçıları gerek galeri gerekse yayıncılık anlamında Türkiye’deki sanatseverlerle buluşturmak nasıl bir duygu?

Ben şahsen yaptığımız bu yayınlardan büyük bir tatmin duygusu yaşıyorum. Geçmişte bir dönem sosyal bilimlerin bazı alanlarında kurgudışı kitap editörlüğü ve çevirmenlik, yanı sıra uzun yıllar çağdaş dünya edebiyatı yayıncılığı yaptım. Sanat kitapları profesyonel ve entelektüel hayatımda esin verici, yeni bir açılım oldu. Bazı sanatçıları ilk defa Dirimart’ta tanıdım, üstüne bir de bazılarıyla birebir çalışıp kitaplar yapmak, tazeleyici bir tecrübeydi. Yirmi yıldır bildiğim, bir tür konfor alanı oluşturan yayıncılık paradigmasından ayrılıp bambaşka bir dünyaya girdim. Şahsi duygularımdan galeriye geçersem; dünyaca ünlü sanatçıların yapıtlarını Türkiyeli sanatseverlerle tanıştırmanın yanı sıra yapıtlarını bir kitapla kalıcılaştırmak, galeri olarak güçlenerek yolumuza devam ettiğimiz duygusu veriyor. 

Sanat yayıncılığı birçok açıdan hem özel hem de riskli bir yayıncılık. Zira bu tür çalışmaların hitap ettiği kitle belli sınırlılıklar gösteriyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, uzun yıllardır bu sektörde yer alan bir isim olarak, sanat yayıncılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Genel anlamda yayıncılığın zorlukları, gidişatı herkesin malumu, bir de sanat yayıncılığı gibi niş bir alanda olduğumuz düşünülürse bu zorlukların katlanarak arttığını söylemek yanlış olmaz. Ama yukarıda da değindiğim gibi farklı bir paradigma içerisindeyiz. Farklı bütçeler, basım miktarları, farklı dağıtım ağları, farklı bir okur kitlesi söz konusu. Kültür yayıncılığı için gerekenden daha yüksek bütçeleri üstlenebilen galeriler, sanat müzesi gibi arkasında bir sermaye olan oluşumlar sanat yayıncılığını sırtlanıp götürebiliyor. Bu bütçelerin karşılanabilmesi sayesinde yaratıcılığın, çeşitliliğin önü açılabiliyor, cesur girişimlerde bulunulabiliyor. Bu bağlamda sanat yayıncılığının önünün çok kapalı olmadığını, önemli potansiyeller barındırdığını düşünüyorum. Sanat yapıtı ve kitap birleşince ortaya üçüncü bir şey çıkıyor: Gelecek kuşaklara aktarılacak, kıymetli, kendi içinde bir yapıt.

RES bünyesinde gerçekleştirdiğiniz yayınlara paralel olarak Norgunk gibi önemli yayınevleri ve Bülent Erkmen gibi özel isimlerle çalışıyorsunuz. Bu tür iş birliklerinin size ve yayınlara katkısı nasıl oldu? Bu tür kolektif işler okurlara nasıl bir anlam ifade ediyor?

Elbette çok katkıları oluyor. Farklı yerlerden gelen fikirler, güçler birleşiyor, ortaya bazen kendisi bir sanat yapıtı olan bir yayın çıkıyor. Bana katkısı sorusuna yukarıda söylediklerimin yanına bir de büyük keyif verdiğini ekleyebilirim. Yayınlarımıza ise şöyle bir katkısı oluyor: Birikerek gittikçe bir diziye dönüşen sergi kataloglarımızdan farklı olarak bu tür iş birlikleriyle yayımladığımız özel sanatçı kitaplarının her biri kendine has yayınlar. Böylece yayınlarımız renkli, zengin bir bahçeye dönüşüyor. Bu kitaplar, sanatçının yapıtıyla zaten ilgili olan okuru daha derin bir perspektife taşıyordur. İlk defa tanışıyorlarsa belki de yüzme bilmeden bir anda derin sulara dalmak gibi bir his yaşıyorlardır.

Dirimart’ta gerçekleşen sergilere paralel olarak hazırladığınız kataloglar ciddi bir emek ve zamanın ürünü. İçerisinde birçok önemli iş gücünü ve yaratıcılığı da barındırıyor. Bu kapsamda Türkiye’den ve yurt dışından birçok isimle birlikte de çalışıyorsunuz. Peki katalog hazırlamanın zor ve sizin için keyifli yanları nelerdir?

Sergi kataloglarımız belirli bir tasarıma oturtulan, söz konusu sergideki yapıtları ve bazen yurtdışından bazen Türkiye’den bir sanat eleştirmeninin metinlerini içeren yayınlar. Burada büyük bir iş gücü söz konusu değil. Sanatçı kitaplarının her biriyse nevi şahsına münhasır yayınlar. Bunlar çok daha kapsamlı, her seferinde farklı bir tasarımcı ve kalabalık bir ekiple çalışılan, dolayısıyla çok daha fazla yaratıcılık, iş gücü ve koordinasyonun söz konusu olduğu kitaplar. Sanatçıların kendi kitaplarına dair güçlü fikirleri oluyor; tasarımcının da yaratıcılığı devreye giriyor; çeşitli ülkelerden, dolayısıyla farklı kültürlerden yazarlar, çevirmenler, editörlerin de işin içine girmesiyle süreç epey çetrefil bir hale gelebiliyor. Çok sayıda görselle, teliflerle, izinlerle, değişik dillerden düzeltilerle uğraşılıyor. Bütün yayınlarımızın İngilizce-Türkçe iki dilli olduğunu; bazı yayınlarımızı ise İngilizce ve Türkçe iki ayrı edisyon yaptığımızı, Avrupa ve Amerika’da dağıtıma girdiklerini belirtmek isterim. İster bir sergiye yetişsin, ister bağımsız hazırlansın, bütün yayınlarda bir zaman baskısı oluşuyor. Sonra bu kaos dönüp dolaşıp bir düzene kavuşuyor, düğümler çözülüyor, ortaya her defasında biricik bir kitap çıkıyor. Hem zor, hem keyifli.

Biraz RES’ten çıkan kitaplarınızı konuşalım mı? Heinz Peter Schwerfel’in sinema üzerine yazılarını ve röportajlarını bir araya getiren Sinema ve Sanat, Bir Aşk Hikâyesi, RES’in ilk kitabı olarak 2013 yılında okurla buluştu. Leo Castelli ve Çevresi, sanat dünyasında özel bir yeri olan galericilik konusunda çıkan ender kitaplardan. Fahrelnissa Zeid: İç Dünyaların Ressamı, Zeid’in iç dünyasını ve sanatını farklı açılardan sunuyor. Bu üç kitap üzerinden RES’in yayın çizgisini anlatır mısınız?

RES kitapları, sergi katalogları ve sanatçı kitaplarından ayrı bir yayıncılık kanalından ilerleme arzusunun ete kemiğe bürünmüş hali. RES dergisi gibi bu kitaplar da Dirimart sanatçılarının dünyasından bir veya iki halka dışarı çıkarak, onlarla ilişkili sanatçıların, küratörlerin, galericilerin, eleştirmenlerin sözünü okurla buluşturmayı amaçlıyor. Heinz Peter Schwerfel, Dirimart’ın geçmiş sergilerine ve dergiye önemli katkılar sunmuş olan bir sanat insanı. Sinema-sanat kesişimindeki yazılarını bir araya getiren Sinema ve Sanat, Bir Aşk Hikayesi’nin RES’in ilk kitabı olmasını anlamak zor değil. Leo Castelli, Amerikan sanatının kıta Avrupa’sının sultasını yıkarak farklı mecralarda akmasında önemli rol oynamış bir galerici. Günümüz galericiliğine önemli perspektifler sunuyor. Dirimart tarafından temsil edilen Fahrelnissa Zeid, yirminci yüzyıl resmine damgasını vuran büyük bir sanatçı. Londra, Paris, İstanbul, New York gibi dünya şehirlerinde açtığı sergilerin kataloglarının yanı sıra hakkında çok sayıda yayın yapılmış, bir de monografisi var. Sanatçının 2017’de Londra Tate’te düzenlenen retrospektifiyle eşzamanlı çıkan biyografisi İç Dünyaların Ressamı’nın çevrilerek Türkiyeli okurla buluşması bizim açımızdan kaçınılmazdı.

Dirimart’ta gerek yayın yönetmeni gerekse çevirmen olarak görev alıyorsunuz. Bir çevirmen olarak metinlerin içine girmekle genel olarak diziye ve yayınlara yön veren kişi olmak arasında ne tür benzerlikler, nasıl bir ilişki var?

Bu ikisi arasında hiç benzerlik yok. Yayın yönetmenliği ne kadar telaşeli, kaotik, dış dünyaya, insanlarla ilişkilere açık bir işse çevirmenlik de bir o kadar sakin, meditatif, iç dünyaya dönük bir iş. Ve sanırım bu ikisi bende hep birbirini tamamladı. Çalışma hayatımda çeşitli yerlerde, pozisyonlarda çalıştım ama sonunda dönüp dolaşıp sığındığım, dinlendiğim, huzura kavuştuğum yer her zaman çeviri oldu. Pek çok çevirmenin aksine böyle hissediyorum. 

Son olarak okuyucuyla buluşan Ayşe Erkmen Şimdilik Hepsi Bu / All So Far başlıklı kitap, çağdaş sanatçımız üzerine bugüne kadar yapılmış en ayrıntılı çalışma olarak ön plana çıkıyor. Bize Erkmen’in catalogue raisonnéeniteliğindeki bu eserinden söz edebilir misiniz?

Norgunk ve Walther König iş birliğinde yayımladığımız bu Ayşe Erkmen kitabı çok iddialı bir yayın. Sanatçının 1969’dan günümüze bütün işlerini kapsayan kitap Ayşe Erkmen Weggefährten (Walther König, Köln, 2008) sergisi kapsamında basılan kataloğu temel alarak sanatçının son on yıla yayılan üretimlerini derinleştirerek içeriyor. Kronolojik bir düzende kurgulanan Weggefährten kataloğundan farklı olarak Şimdilik Hepsi Bu tematik olarak kurgulandı. Sanatçının bir işi, farklı bir tema altında, farklı bağlantılar ve kesişimlerle birden çok çıkabiliyor okurun karşısına. İşlere ait 500’ü aşkın görsele, metin fragmanları, pasajlar ve sanatçıyla geçmişte yapılan söyleşilerden alıntılar eşlik ediyor.

Birçok açıdan hâlâ içerisinde yer aldığımız pandemi süreci hem kültürel-sanatsal faaliyetleri, hem de yayıncılık dünyasını derinden etkiledi. Gerek galeri gerekse yayınlar pandemiden nasıl etkilendi? Önümüzdeki süreçte bizi neler bekliyor? Neler yayımlamayı planlıyorsunuz?

Elbette biz de etkilendik. Ama güzel açılımlara da yol açtı. Pandemi Dirimart’ı, uzun ayların emeğiyle hazırladığımız Farhelnissa Zeid Üç Kişilik Oyun sergisi sırasında vurdu. Galeri kapılarını kapattı, portreler içeride kendi başlarına kaldı. İlk haftalarda evden çalışma düzenine geçtik ve pek çokları gibi bu koşullarda üretimlerimizi insanlara nasıl ulaştırırız, nasıl dijitale taşırız sorularına kafa yorduk. Serginin sanal turunu hazırlarken e-yayın fikri de yeşerdi. İlk e-yayınımız, 92 sayfalık Üç Kişilik Oyun sergi kataloğu oldu. Ekipten herkesin katkısıyla, bu işi öğrendiğimiz, ciddi bir editoryal süreçten geçen kapsamlı bir yayın. O sergiden geriye doğru yürüyüp, Ebru Uygun Bir Gökyüzü ki Gümüş ve Michel Comte sergilerinin e-yayınlarını hazırladık. Sonra yaz sergimiz olan Dirimart Sunar VII: Natürmort ile birlikte güncelden ilerlemeye başladık. Şu an Sarkis UNTITLED sergimizin e-yayınını hazırlıyoruz. Pandemi döneminde Nuri Bilge Ceylan’ın Sinemaskop Türkiye kitabının ikinci basımını yaptık. Sırada Kasım ayında yapacağımız Karin Kneffel sergisinin yayınları var. Bu serginin basılı kataloğunu hazırlarken bir yandan bundan tamamen farklı e-yayınını da tasarlıyoruz. E-yayınlarımızın da Türkçe ve İngilizce iki ayrı edisyonu olduğunu belirteyim. Böylece pandemi bize yeni bir yayın kanalı açmış oluyor. Basılı yayınlarımızın yanı sıra e-yayınlarımızın da SALT Araştırma’ya girmesi, çok daha fazla sayıda okura ulaşabilecek olmak bizi mutlu ediyor. Basılı yayınlarımızı bünyelerine alan Bilkent, Arter ve İstanbul Modern kütüphaneleriyle de e-yayınlarla ilgili görüşmelerimiz devam ediyor. 

Önümüzdeki dönemde yayınlamayı planladığımız kitaplarsa şunlar: Norgunk iş birliğinde, Bülent Erkmen tasarımıyla, Cem İleri’nin kaleminden Sarkis’in gelmiş geçmiş bütün Türkiye sergilerini kapsayan Başlangıçta, İstanbul 19380-20200 mutfakta pişiyor. Karin Kneffel Haymatlos sergi kataloğu hazırlanıyor. Ebru Uygun sanatçı kitabı ve Hayal Pozantı sergi kataloğu da programımızda. Daha uzun erimli ve iddialı bir proje olarak Fahrelnissa Zeid sanatçı kitabının da müjdesini vermek isterim. Pandemi sayesinde yine catalogue raisonée’ye yaklaşacak bu kitabın talep ettiği derinlemesine araştırmalara, arşiv çalışmalarına, yazışmalara da daha çok vakit ayırabildiğimi belirterek bitireyim.