Evrim Altuğ: “Sanatçılar, üretim ve kimliklerini Zilberman bünyesinde dünya gündemine taşıma fırsatını yakaladı”

Slideshow

no images were found

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Zilberman Gallery, son yıllarda İstanbul ve Berlin’deki lokasyonlarıyla sanat dünyasının kalbini tutan önemli mekânlardan. Galleri, ağırladığı yerli ve yabancı sanatçılarla birlikte gerçekleştirdiği çevrim içi yayınlarla da gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da sanat yayıncılığına önemli katkılarda bulunuyor.

Abdullah Ezik, Zilberman Gallery Direktörü Evrim Altuğ ile galeri, kurumun tarihi, benimsediği sanat anlayışı ve sanat yayıncılığı üzerine konuştu.

Zilberman Gallery 2008 yılından beri sanatseverlerle buluşuyor. Bize biraz galeriden ve galerinin kuruluş öyküsünden bahsedebilir misiniz?

Kendisi de ressam olan babası üzerinden, daha küçük yaştan itibaren sanata merak içinde olan, kurucu ortağımız Moiz Zilberman’ın 1991’de, 35 yaşında aktif olarak başladığı koleksiyonerlik heyecanı, zaman içinde Türkiye güncel sanatının geleceği adına yapmak istediği katkıyı somutlaştıracak bir galerinin kuruluşu ile hayata geçti.

Zilberman bugün, bünyesindeki 20’ye yakın ulusal ve uluslararası sanatçısı ile ortaya çıkardığı ve alanında uzman sanat tarihçi, küratör ve eleştirmenler ile kültür-sanat yönetimi kıdemlileri ile oluşturduğu yazılı, görsel, işitsel projeleriyle, gündemi eşgüdümlü bir verimlilik içinde belirlemekten onur ve mutluluk duyuyor.  

Moiz Zilberman

Zilberman Gallery’nin bir ayağı da Berlin’de. Bu da özellikle Avrupa’daki sanat dünyasına da daha yakın olunmasını sağlayan özel bir durum. İki farklı lokasyon üzerinden hareket etmek galeriye nasıl bir değer katıyor?

Türkiye’de bulunan kültür ve sanat kurumları ile, devletin buna yönelik katkısının sınırlılığı, Zilberman olarak en başından bu yana üzüntü ve kaygıyla gözlemlediğimiz bir unsurdu. Galeri olarak, kültür sanatın üretimi ve özgürce tartışılmasına dayalı bir platform sunabilmek, bu anlamda kurumun kendine biçtiği öncül bir sosyal sorumluluk olarak önümüzde duruyordu.

Geçen zaman içinde, 2016’da Berlin’deki galerimizin İstanbul İstiklâl Caddesi üzerindeki tarihî Mısır Apartımanı gibi bir binada, Charlottenburg bölgesindeki açılışı da, bu sorumluluğun sevindirici bir neticesi olarak, kamuoyu ile paylaşılmış oldu.

Bu kapsamda geçmişte hayata geçirip sunduğumuz özel misafir sanatçı programı, sınırlarını Berlin’e ve İstanbul’a esnetti. Yurt dışından gelen sanatçılar ile, Türkiye’den yurt dışına açılan sanatçılar, üretim ve kimliklerini Zilberman bünyesinde dünya gündemine taşıma fırsatını yakaladı.

Zilberman bu anlamda, daha ilk kurulduğu gün kendisine şu üç hedefi gözetti: Türkiye’den sanatçıları uluslararası zeminde tanıtmak, küresel sanatçıları Türkiye’ye taşıyabilmek ve genç sanatçıları destekleyebilmek. Nitekim, kuruluşun 10 yaşına basmış Genç Yeni Farklı (GYF) sergileri de bunun bir delil ve uzantısı olarak, kayıtlarımıza geçti.

Keza, sizin de takdir edebileceğiniz gibi Dünyayı etkileyen Covid  – 19 pandemi sorunu  ve bunun sanat piyasası ajandalarına yaptığı, büyük müze sergileri ile fuar ve bienalleri dahi zorlayıcı kısıtlamaların etkisi, İstanbul ve Berlin ekseninde, kaçınılmaz biçimde bizi de içine aldı ve yazık ki geçen yıl, en son Temmuz-Ağustos 2019’da düzenlediğimiz GYF sergi projemizi hayata geçiremedik.  Yine de sanatçılarımız ve izleyicilerimizle aramızdaki güçlü bağı korumak ve yeni yapıtları gündeme taşımak adına, galeri sezonumuzu ve paralel projelerimizi sürdürmeye büyük özen göstermekteyiz. Tıpkı gerek İstanbul, gerekse Berlin’de yürüttüğümüz ‘Residency’ programımızdaki gibi.

Zilberman Gallery Berlin

Sanat yayıncılığı Türkiye’de gelişmekte olan bir konu. Zilberman Galeri de, internet sitesi üzerinden okurun beğenisine sunduğu çevrim içi yayınlarla, önemli bir iş gerçekleştiriyor. Bu açıdan bize biraz Zilberman Gallery’den ve çevrim içi yayınlanan çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Ayrıca yayınlarınızı Türkçe, Almanca ve İngilizce olarak gerçekleştiriyorsunuz. Bu çok dil ve uluslu yapı, galeri ve yayın anlayışını nasıl şekillendiriyor? Zilberman’ı katalog ve çalışmalarını bu şekilde yayınlamaya yönlendiren ne oldu?

Dilerseniz, birbiriyle bağlantılı bu üç soruya şu özetle yanıt verelim: Galerinin, daha en başından bu yana yeni medya ve iletişim olanaklarıyla iç içe, çevrim içi oluşu, basılı, işitsel ve görsel-dijital yayıncılığın getirdiği çoğulcu, akademik, demokratik tanıtım ve bilgilendirme imkânı açısından da düşünülecek olursa, profesyonelliğimizi yansıtan, aktif bir kurumsal ilkeye dönüştü.

Sizin de vurguladığınız gibi, düzenlediğimiz etkinlik ile sergiler adına üretilen özel kitaplar, galerinin resmî internet sitesinde de çok dilli ve içerikli halleri ile, bir canlı arşiv halinde kamuoyu ile paylaşılıyor. Bu anlamda, sizin yalnız ‘çevrimiçi’ olarak sözünü ettiğiniz kataloglarımızı en başından bu yana basılı olarak ilgili kişi ve kurumlara sunarken, sanal ortamda aktarmaya yine özen gösteriyoruz.

Bu minvalde kurumumuzun şimdiden 10’un üzerinde yerli ve yabancı kültür-sanat figürünü buluşturduğu, moderatör, çevirmen Zeynep Nur Ayanoğlu tarafından hazırlanan ve İstanbul galeri direktörümüz, eleştirmen ve yazar Evrim Altuğ’un yayın yönetiminde oluşturulan ‘Podium Zilberman’ Podcast projemizin de yine böylesi bir ihtiyaçla hayata geçirildiğini ve büyük ilgi gördüğünü belirtmeliyiz.

İstanbul ve Berlin’in küresel sanat gündemine malûm etkisi sebebiyle, galerimizin içerik ve tanıtımının İngilizce – Almanca bazlı düzenlenmesi, zaten uluslararası sanat fuarları ve özel müze işbirlikleriyle kendi tarihini yazmakla hayli meşgul bizler için tartışılmaz bir gereksinim olarak ortaya çıkmış bulunuyor.

Dünden bugüne yayımladığımız sergi kataloğu serimiz ve galerinin bir yıllık emeğini arşivsel kılan Almanak projemiz de, bu çok dilli duruşumuzu, İnternet sitemizde görüldüğü gibi pekiştiriyor ve şeffaf bir erişilebilirliğin imkânını hazırlıyor. Bu açıdan, galerinin 10’ncu yılı adına hazırladığımız özel kitabımızı da yeri gelmişken belirtmeden geçmemeliyiz.    

Aslında Zilberman Gallery’nin çok hoş bir de “book-mark” serisi var. Koleksiyoner, atölye, sezon, anıt gibi çeşitli başlıklar altında hazırlanan bu book-mark fikri nasıl gelişti ve bu serinin sizdeki karşılığı nedir?

Book-Marks – Ayraçlar projesi, şimdi ailemize katılmış bulunan AİCA – Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Birliği Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Altuğ’a yaptığımız öneri üzerine başladı. Güncel sanata içerik sağlayan temel kavram ve anahtar sözcüklerin farklı perspektifler ve eleştirel değerlendirmeler ışığında geleceğe nasıl bir iz bırakacaklarına yönelik, deneysel bir metin alanı olarak öngörüldü. Bu kapsamda özellikle, büyük bir kabullenilmişlik içinde baz alınan ve kültür endüstrisinin çarklarına yön veren temel mekanizmaların bir nevî verimlilik ve dayanıklılık testi içine girmesini hedeflediğimizi söyleyebiliriz. Bu girişimimizde, özellikle günümüzde yaratıcılığın ve kariyerin önünde çok büyük bir engel olarak sürekli beliren kendi şablonuna ya da akademik hantallığın etkisindeki, gündelik gerçekliğe sırtı dönük yabancılaşmış ve seçkinci dile kısıtlanmış olarak hapsolma meselesine karşı nasıl bir panzehir üretebileceğimiz sorusunun da etkisi, büyük oldu. Niyetimiz, belli bir alanda ‘tarih yazmaya’ meyilli iken, bunu nasıl bir kolektif, esnek ve geri dönüşümlü bir okur – yazarlık içinde ‘sivilleştirebileceğimizi’ o an hep birlikte görebilmekti.

Evrim Altuğ

Bir sergi kataloğu veya book-mark hazırlanırken nasıl bir süreçten geçiyor ve iş birliklerine nasıl karar veriyorsunuz? Bize biraz da sergilerin ve onlara paralel bir şekilde hazırlanan kataloglardan bahsedebilir misiniz?

Sergi kataloglarımız adına seçtiğimiz uzman yerli ve yabancı kalemler için, özellikle sanatçılarımızın yapıt, dönem ve kariyerlerine tanıklığı ile, onların yaşamlarındaki doğrudan paydaşlığa öncelik veriyoruz. Küratörler, sanat tarihçi ve sosyal bilimler uzmanları olduğu kadar, kimi zaman sanatçıların şair, yazar ve yine plastik sanatlar alanından meslektaşları ile elbette saygın eleştirmenler, bu yönde emeklerine başvurduğumuz isimler arasında geliyor.

Yayınlarımızı, arşivsel bir titizlik ve görsel bir anlaşılırlık içinde geleceğe katkı adına tasarlayıp, en az iki dilde basıyor ve ilgili koleksiyoner, müze, küratör ya da üniversitelerde bulunan dostlarımızla paylaşıyoruz; katıldığımız uluslararası sanat fuarı ve Zilberman çatısı altındaki tüm sanatçılarımızın yer aldıkları uluslararası sergiler adına birer referans olarak paylaşmayı doğal bir sorumluluk ve tanışma fırsatı olarak değerlendiriyoruz. Bu anlamda, profesyonel sergi fotoğrafçılarıyla çalışarak, yine üç boyutlu sergi turu imkânı sağlayan bir altyapıyı, kurumumuzun dijital yüzünde barındırıyoruz.

2021 yılında Zilberman Gallery’nin İstanbul ve Berlin lokasyonlarında bizi neler bekleyecek?

Büyük bir ilgi gören İstanbul grup sergimiz ‘Unlock’ ve Berlin’deki Manaf Halbouni ‘Level 3’ sergisi ile karşıladığımız 2021’de, Memed Erdener’in ‘Ütopik Bürokratik’ adlı kişisel sergisine 27 Mart’a değin İstanbul galerimizde yer vermekteyiz. 

Bunu, 2 Nisan’da İstanbul galerimizde kişisel sergisini açacak Yaşam Şaşmazer izleyecek. Öte yandan Guido Casaretto da, Nisan ayının üçüncü haftası Berlin’de kişisel sergisini açmaya hazırlanıyor. Casaretto’un eserlerine bir seçki ile İstanbul’da da eşzamanlı olarak yer vereceğiz. Ardından yine İstanbul galerimiz, sanatçımız Başak Bugay’ın kişisel sergisine ev sahipliği yapacak.

Tabii ki bu aşamada hazırlıkları süren İstanbul Bienali ile Contemporary Istanbul sanat fuarı gibi büyük projelerle paralel olarak nasıl bir çalışma yapabileceğimiz konusundaki sıcak süreç devam ediyor. Bildiğiniz gibi galerimiz, Tomtom Gardens veya Bilsart gibi komşu mekânlarda, Goethe Enstitüsü – Tarabya Kültür Akademisi gibi kurumlar ile uluslararası iş birlikleri içinde yaptığı Manaf Halbouni veya Isaac Chong Wai imzalı özel sergi ve panel veya yayın projeleriyle de, kendi çatısının dışında üretken ve çok sesli olmaya açık olduğunu hayli net olarak ortaya koyuyor.

Son bir soru olarak, şüphesiz pandemiye bağlı olarak sanat dünyası da oldukça sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bu süreçten Zilberman Galeri nasıl etkilendi?

Galerimizin böylesi bir dönemde küresel kültür sanat haritasında ortaya çıkan lojistik, iletişim veya üretim tıkanıklıklarını bilakis birer ütopya tasarımı ve yaratıcılık vesilesi olarak ele almasının bir göstergesi olarak, bu sorunuzu da şöyle yanıtlayabiliriz:

Adını daha önce de yukarıda andığımız Podium Zilberman Podcast projesi veya sanatçımız Isaac Chong Wai’nin, tıpkı geçen dönemde Manaf Halbouni gibi burslu olarak İstanbul’da dahil olduğu Goethe Enstitüsü – Tarabya Kültür Akademisi eksenli Bilsart – Lidersiz isimli performans ve sergi projesi, ya da Zilberman Editions başlığı altında, galerimiz sanatçılarının daha çok sanatsevere, mümkün olan en eşitlikçi ve demokratik koşullarda erişme ideali, hep bu pandemi koşullarında gerçekleşti. Buna bir diğer örnek de, sanatçımız Elmas Deniz’in yine yakın zaman önce, Bilsart’ta açtığı sergisi ‘Böcek Adasında Bir Görüşme’ oldu.

Keza, Moiz Zilberman’ın ve galeri operasyon direktörümüz Gizem Demirçelik’in deneyim ve öncülüğünde ortaya çıkan, tamamı İstanbul’da ilk kez görülen işleri buluşturan ‘Unlock’ isimli sergi projemiz de, fuar ve bienallerin iptal edildiği yoğun ve karamsar bir karantina döneminde, kültür sanatın kapılarını tıpkı 7/24 açık ve olağan bir ‘şifa’ kaynağı olarak tutabileceğinin hem soyut, hem de somut bir kanıtı olarak kayıtlarımıza geçti ve sanatseverlerin çok büyük ilgisi ile karşılaştı.

Tabii bu unsurlar da bizler için çok değerli motivasyonlar ve yeni projeler adına ilham kaynağı halini aldı. Tıpkı, şimdiden hazırlığı için düğmeye bastığımız Zilberman özel sanatçı kitapları serimizde olduğu gibi.

Yine gurur verici bir dipnot olarak belirtmemiz gerekir ki, bir çok sanatçımız da, dünyadaki bellibaşlı müzelerin koleksiyonuna yine bu süreçte dahil edildi veya seçkin küratöryel, kurumsal sergilere davet edildi.

Tıpkı, sanatçımız Pedro Gomez Egana’nın Norveç-Bergen KODE Sanat Müzeleri’ne davet edilmesi, Chi Yin Sim’in Jimei x Arles Discovery Ödülü’ne değer görülmesi, Elmas Deniz’in Pera Müzesi’ndeki Kristal Berraklığı sergisinde yer alması veya ‘Duvarların Dili Olsa da Sussa’ isimli kişisel sergisiyle İstanbul’da geçen yaz izlediğimiz sanatçımız Selçuk Artut’un, Simon Woodruff ile Akbank Sanat’ta halen yer alan ‘Distopya Ses Sanatı’ isimli sergiyi düzenleyen iki küratörden biri olması gibi. 

Bu konudaki en güncel haberleri, Zilberman Newsletter ve kurumsal İnternet sitemizden paylaşmaya gururla devam etmekte olduğumuzu da, vurgulamak isteriz.

Bilgi:

https://www.zilbermangallery.com/home.htm

*

Zilberman Gallery’nin çevrim içi katalog yayınlarına buradan ulaşabilirsiniz:

https://www.zilbermangallery.com/kataloglar.html

Zilberman Gallery’nin çevrim içi book-marks yayınlarına ise buradan ulaşabilirsiniz:

https://www.zilbermangallery.com/ayraclar.html