Ulya Soley: “Beğeni Günümüzde Hâlâ Sınıfa İşaret Edebilecek Bir Gösterge.”

Slideshow

no images were found

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Pera Müzesi, Ulya Soley’in küratörlüğünde düzenlenen “Zevk Meselesi” başlıklı sergi ile “kitsch” kavramının bugün nasıl bir anlam ifade ettiğini sorgularken sergi etrafında bir araya getirdiği uluslararası sanatçılarla ortaya sıra dışı bir iş çıkarmayı da başarıyor. Yerli ve yabancı birçok sanatçının katılımıyla oluşan sergi, kitsch kavramının günümüz görsel kültürüyle kurduğu yakın ilişki ve beğeninin şekillenmesindeki kritik rolünü de farklı açılardan vurguluyor. Sergi kapsamında Alex Da Corte & Jayson Musson, Bruno Miguel, Cameron Askin, FAILE, Farah Al Qasimi, Gülsün Karamustafa, Hayırlı Evlat, Miao Ying, Nick Cave, Olia Lialina & Mike Tyka, Pierre et Gilles, Slavs and Tatars ve Volkan Aslan’ın eserleri sanatseverlerle buluşuyor. “Zevk Meselesi” başlıklı karma sergi, 6 Haziran 2021 tarihine kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

Ulya Soley

Pera Müzesi’nin “kitsch kavramının günümüz görsel kültürüyle kurduğu yakın ilişkiye ve beğeninin şekillenmesindeki kritik rolüne” odaklanan yeni sergisi “Zevk Meselesi”, 13 uluslararası sanatçıyı bir araya getiriyor. Öncelikle bize bu sanatçılara nasıl karar verildiği ve serginin hazırlık sürecinde neler yaşandığından bahsedebilir misiniz?

Zevk Meselesi, dediğiniz gibi konu olarak beğeniyi ele alıyor ve özellikle de kitsch kavramının bugün nasıl tartışılabileceğini araştırıyor. Kitsch sokakta, evlerde, günlük hayatımızın çok içinde bir kavram. Sergi fikrinin ortaya çıkmasında bir süredir hem güncel sanatın kitsch’le yakın bir ilişki kurduğunu gözlemlemem hem de internet üzerindeki görsel dilin kitsch’ten beslendiğini düşünmem etkili oldu. Bu yüzden sergiyi kurgularken hem ev ve gündelik yaşamda karşımıza çıkan kitsch görselliği işlerinde kullanan sanatçıları, coğrafyalar-arası kaymalardan beslenen bu kavramın kültürel arka planlarla ilişkisini sorgulayan sanatçıları, hem de dijital dünyanın kitsch estetiğinden ilham alan sanatçıları bir araya getirmek istedim. Sergide yer alan sanatçıların çoğunun işlerini uzun bir süredir yakından takip ediyordum, bazılarıyla ise araştırma sürecimde tanıştım. Sonuçta 13 sanatçı ve kolektifin heykel, fotoğraf, yerleştirme, video gibi farklı mecralarda ürettikleri işleri bir araya getiren bir seçkiyle, beğeni konusuna farklı açılardan yaklaşan bir sergi ortaya çıktı.

Nick Cave
Drive-by, 2011
Video, 10’05’’
© Sanatçı I The artist, Jack Shainman Gallery

Sergi, “kitsch” kavramının bugün sahip olduğu anlam ve geçirdiği tarihsel süreci farklı şekillerde gözler önüne seriyor. Siz de sergi kapsamında aslında bu meseleye farklı bir açıdan yaklaşıyorsunuz. Bize biraz “kitsch” kavramından ve sizin için nasıl bir anlam ifade ettiğinden bahsedebilir misiniz?

Endüstri devrimi sonrası Almanya’da ucuz ve popüler resimleri veya eskizleri betimlemek için kullanılan kitsch sözcüğü, zamanla çeşitli dillerde çevirisi yapılmaksızın kendine yer bulan karmaşık bir kavrama dönüşmüş. Kitsch üzerine yazan görsel kültür çalışan akademisyenler veya sanat tarihçilerinin her biri öncelikle yazılarına kitsch’in ne kadar tanımlaması güç bir kavram olduğunun altını çizerek başlıyor ve genelde belli objeler veya görseller üzerinden kitsch’in doğasını betimlemeye çalışıyorlar. Benim için de kitsch’i tanımlamak bir o kadar güç, bu yüzden ben de sergi metnimde kitsch’in durağan bir tanımını yapmaktan, onu bir kalıba sığdırmaktan özellikle kaçındım. Bu bağlamda bana göre kitsch bir protesto veya aktivizm yöntemi: toplumsal cinsiyet ayrımcılığına ve ırkçılığa karşı, yüksek sanatın tarihi boyunca bastırdığı sesleri yücelten ve özgürleştiren bir araç.

Karpuz I Watermelon, 1986
Kumaş, buluntu nesne I Textile, found object
100 x 143 cm
Fotoğraf I Photo: Barış Özçetin
© Sanatçı I The artist, BüroSarıgedik

Avangart ile kitsch arasındaki ilişki de aslında birçok açıdan ilgi çekici. “Normları sarsan” avangart sanat ile “olumsuzlama üzerinden neyin sanat olduğunu tanımlayan” kitsch, nasıl oldu da “Zevk Meselesi”nde bir araya geldi?

Greenberg 1939’da Avangard ve Kitsch başlıklı önemli bir makale kaleme alıyor ve kitsch’i “yüksek sanat”ın karşısına konumlandırarak dönemin eril ve seçkinci sanat üretimini destekliyor ve yüceltiyor. 1960’lardan itibaren ise özellikle feminist sanatın sesinin yükselmesiyle beraber bu bakış açısı etkisini kaybetmeye başlıyor. 60’lardan sonra kitsch üzerine yazılanların hemen hepsi, artık kitsch’in dinamik doğasını kabul ediyor ve onu sanatın karşısında konumlandırmak yerine sanatla arasındaki diyalektiğe odaklanıyor. Benim de ilgimi çeken ve Zevk Meselesi sergisi aracılığıyla odaklanmak istediğim tam olarak bu diyalektik ve karşılıklı ilişki. İkisi de birbirinden ödünç alabiliyor, ikisi de birbirini etkiliyor.

Çiçekler ve Gözyaşları
Flowers and Tears (Lolly Wish), 2016
Tuval üzerine inkjet baskı ve boya
Inkjet photograph printed on canvas and painted
174 x 126 cm
© Sanatçı I The artist, Galerie Templon

Gerek sergi gerekse ele aldığı meseleler üzerinden “Zevk Meselesi”nin ön plana çıkardığı bir başka önemli konu ise farklı kitlelerin/sınıfların beğeniyle olan ilişkisine atıfta bulunması. Sergi kapsamında ziyaretçilerle buluşan eserler kapsamında, farklı sınıfların beğeni meselesi/eğilimleri ile ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Beğeni günümüzde hâlâ sınıfa işaret edebilecek bir gösterge. Bu sergiyi yaparak gündeme getirmek istediğim soru ise, acaba bu işaretlerin bağlamlarını değiştirdiğimizde, örneğin “kitle kültürüne” ait olduğunu düşündüğümüz bir simgeyi “yüksek kültür”ün sergilendiği müzeye taşıdığımızda, sınıfsal olarak kodladığımız beğenilere de daha özgür bir gözle bakabilir miyiz? Farklı sınıfların beğenileri belki de düşünüldüğü kadar farklı olmayabilir.

“Yüksek sanat” ile “kitle kültürü” arasındaki muğlaklaşan sınırları ele alan sergi, Doğu-Batı kültürel değer sistemindeki farkları da görünür kılıyor. Peki farklı kültürel kodlar estetik beğeni anlayışına nasıl etki ediyor?

Beğeni, coğrafi olarak şekillenen, ama özellikle dijitalleşmeyle beraber de küresel olarak yayılan bir kavram. Yerel zevkler hızlıca herkes tarafından benimsenip kabul gören beğenilere dönüşebiliyor ve bu durum monokültür olarak tanımlanıyor; dünyanın her yerinde İskandinav tarzı döşenen evler gibi. Estetik, Batı’dan yükselen temel bir kavram, Doğu kültürlerini “aşağı kültür” olarak kodluyor ve bu durumun ne kadar sorunlu olduğu fark edilince adeta yeni bir kalibrasyon yapılıyor. Doğu’nun dönem dönem cool olması, yoga, meditasyon, şal deseni, batik, ebru gibi geleneksel pratiklerin güncel bir dilde yeniden konumlandırılmasına sebep oluyor. Türkiye özelinde ise köy–kent estetik ikiliği farklı şekillerde karşımıza çıkıyor: Örneğin bir duvar halısının güncel sanat işine dönüşmesi veya yoğurt kabı kalıbı alınarak tasarlanan seramik bir tasarım objesi saksı. Hem spiritüel açıdan hem beğeni anlamında Doğu’ya dönülen bir dönemde tuhaf bir yeniden sahiplenme yaşanıyor olabileceğini düşünüyorum.

Görülmek Kolay Değil 7
It’s Not Easy Being Seen 7, 2016
Arşivsel inkjet baskı I Archival inkjet print, 120 x 96 cm
© Sanatçı I The artist, The Third Line,
Dubai & Helena Anrather, New York

İkonik öğelerle biçimlenen görsel dil ile sanat anlayışı, özellikle de içerisinde bulunduğumuz sosyal medya çağında çok büyük bir değer taşıyor. Tam da bu noktada, kitsch kavramıyla söz konusu bu görsel dil arasında ne tür bir ilişki var?

Kitle kültürünü yaygınlaştıran en önemli gelişme kuşkusuz 1990’larda internetin yaygın kullanımının başlaması. Bu bağlamda nesne kültüründen internet sonrası görsel kültüre geçtiğimizde, ikisi arasında bir diyaloğun geliştiğini ve bu durumun hala sürdüğünü fark edebiliriz. Fiziksel dünyanın görselliği dijital olarak paylaşılarak çoğalırken, bir yandan internet üzerinde paylaşılan GIF’ler ve meme’ler aracılığıyla dijital imgelerin kendi içinde bir alt kültürü oluşuyor. İnanılmaz bir hızla yayılan ve bazen aynı hızla da unutulan bu görseller, kullanıcılar arasında gerçek anlamda bir topluluk oluşturuyor. Örneğin sosyal haber ve tartışma platformu Reddit üzerinde popüler olan bir görselin ne ifade ettiğini biliyor olmak, bu neredeyse yersiz, cinsiyetsiz, yaşsız topluluğun bir parçası olmak anlamına gelebiliyor. İnternet üzerinde şekillenip yayılan kitle kültürünün gücü, güncel sanatla doğrudan ilişkileniyor. Kitsch ile de doğrudan bağlantı kuran bu simli çiçeklerin ve eski internet alışkanlıklarına sık sık atıfta bulunup kendi içinde belli bir nostalji yaşayan görsel dili, dijitalin gerçeklik aramayan kimliğiyle örtüşüyor. Belki de dijitalin yeni estetiğinde gerçeklik aranmadığından, internet üzerinde yapay veya sahte olanın yükselişi çok daha hızlı olabiliyor. Bu durum beraberinde şöyle soruları getiriyor: Örneğin kitsch sahtelikle ilişkilenen bir kavramsa, emoji’ler sözcüklerin yerini aldığı için kitsch olabilir mi?

Alex Da Corte & Jayson Musson
Doğusporları I Easternsports, 2014
4 kanallı video I four-channel video, 146’
Yer karosu, halı, neon, metal sandalye,
yapay portakal, difüzör, portakal esansiyel yağı
Tile, carpet, neon, metal chairs, artificial oranges,
diffusers, orange essential oil
© Sanatçı I The artist, Sadie Coles and Salon94

Sergi için kaleme aldığınız metinde kitsch kavramının çoğunlukla “olumsuz” bir sıfat olarak kullanıldığını belirtiyorsunuz ve sergi aracılığıyla da bu algıyı ters yüz ediyorsunuz. Peki bu olumsuzlamanın temelinde ne yatıyor?

Bu olumsuzlamanın temelinde, 1930’larda kitsch’i sanatın karşısına konumlandırarak “yüksek sanat”ı daha değerli kılmak yatıyor olabilir. O dönem kitsch üzerine yazan Walter Benjamin, kitsch’in, sanatın aksine, herhangi bir entelektüel çaba veya eleştirel mesafe gerektirmediğini söylüyor.  Ardından Greenberg sanat ve kitsch’i karşıt iki kavram olarak ele alıyor. Üst sınıfa mensup olmanın ekonomik güçten değil entelektüel birikimden geçmesi, kitsch’i avangardın karşısında konumlandırmayı gerektirmiş ve böylece sanatın mesafeli duruşu da korunmuş olabilir. Beğeni, ekonomik veya sosyal bir grubun üyesi olmaksızın, kişiyi benzer beğenileri paylaşanlarla aynı hizaya getirdiği için bu dönemde de beğeni üzerinden birlik oluşturan erkek egemen sanat dünyasında kitsch’in doğası kabul görmemiş ve dışlanmış, böylelikle sanatın statüsü bu karşıtlık üzerinden yükselmiş.

Mabet I Shrine, 2021
Yerleştirme I Installation
Heykel, çini, yapma çiçek
Sculpture, tiles, fake flowers
© Sanatçı I The artist

“Kitsch, sistemin boşluklarına sızarak izleyiciyi etkilemeyi sürdürüyor,” diyorsunuz. Söz konusu bu boşluklar nelerdir ve kitsch bu boşlukları doldurmayı nasıl başarıyor?

Öğrenilmiş beğenilerin bizleri sınırlandırdığını düşünüyorum. Bir şeyleri daha iyi anlayabilmek için onları bazı kalıplara sığdırmak/oturtmak ve kategorize etmek zorunda hissedebiliyoruz. Beğenileri de bu şekilde sınıflandırıyoruz ve karşılığında sınıflı toplumsal yapıyı güçlendiren bir kavramı daha benimseyip kabullenmiş oluyoruz. Neyi beğendiğimizin bizi toplumda konumlandırdığı bir yer oluyor ve bu yüzden öğrenilmiş beğenilerin peşinden giderek “eğitimli bir göz” olmayı önceliklendiriyoruz. Eğer bu kalıp yargıları biraz olsun esnetebilirsek, karşıt düşünülen kavramların kesişim kümelerine odaklanabilirsek, bunların düşündüğümüzden çok daha iç içe geçtiğini fark edebiliriz. Sistemin boşluklarına sızmaktan kastım da bu oyunbaz aktivizm. Zevk Meselesi, bir anlamda bu kesişim kümelerine daha yakından bakmamıza fırsat tanımayı hedefliyor.

Mike Tyka iş birliğiyle I In collaboration with Mike Tyka
Define I Treasure Trove, 2017
HTML, JS, GIFs
© Sanatçı I The artist

Sanat tarihiyle ilgili bir başka önemli konu, eril ve seçkinci sanat anlayışı. Bu anlayış zamanla birçok sanatçı tarafından yıkılmakla birlikte yine de varlığını hissettiriyor. Peki bu noktada, güncel sanat pratikleri içerisinde kitsch ve toplumsal hareket, eril ve seçkinci sanat anlayışı arasındaki ilişki nasıl şekillendi?

Öncelikle, kitsch’in 1960’lar sonrası geçirdiği dönüşüm, feminist sanatçıların yükselişiyle oldukça bağlantılı. 60’larda aşırılıktan ve ironiden beslenen, kitsch ile de oldukça yakın bulduğum camp kavramı üzerine yazan Susan Sontag, queer ve camp arasında doğrudan bir ilişki olduğunu savunuyor. Kitsch’in bugün sanatı şekillendiren ve cool kitsch gibi bir kavramı oluşturmaya yetecek gücünde queer-feminist yaklaşım da çok etkili. Erkek egemen modernist yaklaşıma karşı güzellik, tarz ve beğeni gibi kavramları tartışmak için yeni çoğulcu bir yaklaşım şekilleniyor. Bu doğrultuda da Sontag’ın da dediği gibi “yüksek” ve “aşağı” kültür ayrımı giderek anlamsızlaşıyor. Sergideki işlerden örnek vermem gerekirse, popüler kültür imgelerini sanat tarihinden alıntılarla harmanlayan Pierre et Gilles, queer kültürün camp estetiğini yücelten, akışkan toplumsal cinsiyeti öne çıkaran görsel bir dil kullanıyor. Sanatçılar, moda, popüler kültür ve eğlence sektöründen queer figürleri büyük boyutlu, çok renkli, çiçekli ve boncuklu portreler aracılığıyla anıtsallaştırarak modernizmin ördüğü duvarları sarsıyor.

Dönmek I To Turn, 2019
UV baskı, PVC, çelik I UV print, PVC, steel
340 × 580 cm
Venedik Bienali Uluslararası Sergi yerleştirme
görüntüsü I Installation view at the 58th International Art
Exhibition of the Venice Biennale, 2019.
Fotoğraf I Photo: Luca Giardini
© Sanatçı I The artist and Kraupa-Tuskany Zeidler, Berlin

Sergideki eserlerin bir diğer ortak özelliği, seyirciye oldukça neşeli ve canlı bir atmosfer sunması. Bu, genel olarak kitsch kavramıyla ilgili bir durum mu yoksa bu görünümün arka planında tercih edilen özel bir neden mi var?

Zevk Meselesi’nin mümkün olduğunca farklı seslerin yükseldiği çok sesli bir sergi olması önemliydi. Irk, toplumsal cinsiyet, inanç sistemleri ve sınıf gibi temsiliyetlere olabildiğince kapsayıcı bir açıdan yaklaşmak, bir anlamda modernizmin minimalist estetiğini sergideki canlı görsellikle kırmak anlamına geliyordu. Bu durum kitsch kavramının doğasıyla da ilgili elbette. “Zevkli” olduğu düşünülen sadeliği zorlamak, duygulara hitap eden, izleyiciye bir şeyler hissettirmekten çekinmeyen, görme, işitme, koku ve tat gibi pek çok duyuyu etkinleştiren bir sergi olması, serginin odaklandığı soruları tartışabilmek için önem taşıyordu.

Cameron’un Dünyası I Cameron’s World, 2009
Javascript, backend development: Anthony Hughes
Müzik I Music: Robin Hughes
Video, 7’58’’
© Sanatçı I The artist

Gülsün Karamustafa’nın farklı evlerden topladığı kumaş kolajlarından oluşturduğu Kaplaniye, Karpuz Halısı, Uçuş ve Sarmal başlıklı eserler, köy estetiğinin kentteki karşılığı olarak özel bir anlam ifade ediyor. İçerisinde farklı sınıflara ait değerleri de barındıran bu eserler, Türkiye’nin geçirdiği tarihsel/sınıfsal dönüşüme dair bize ne söyler?

Gülsün Karamustafa uzun yıllardır kitsch kavramı üzerine düşünen ve üreten bir sanatçı. Beğeni, yüksek ve aşağı kültürün sınırlarını, tam olarak tarif etmeden göstergeler üzerinden belirlerken, kitsch bu sınırları esnetiyor ve iki taraf arasındaki gri bölgeyi genişletiyor. Sanatçının çalışmalarında da köy estetiğinin kente taşınması önemli bir rol oynuyor. 1980’lerde sanat yönetmenliği yaptığı süreçte evlerden topladığı kumaşlarla yaptığı kolajlar Karpuz ve Kaplaniye, kentin yoğun göç alınca tabakalaşan yapısına sızarak, kumaşlardaki çiçek desenleri, kaplan deseni gibi bazı görsel işaretleri yeniden kullanıyor. Uçuş ve Sarmal ise adeta kurgusal bir film setinden, plastik bitkiler ve buluntu nesnelerle boyut kazanan kareleri çağrıştırıyor. Evlerde kullanılan ve dolayısıyla filmlere yansıyan nesnelerin, kumaşların Karamustafa’nın eserleri aracılığıyla sergide yer alması, Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü de sergiye dahil etmesi açısından çok değerli. Ziyaretçiler için çok tanıdık olan bu görselliği, sergi bağlamında yeniden düşünmeye davet etmesi, bu görsel dilin müzede karşımıza çıkıyor olmasının sınıflı toplumsal yapının nasıl esnetilebileceğine dair bir fikir veriyor olduğunu düşünüyorum.

Aradığın Ben Miyim? I Is It Me You’re Looking for?, 2014
HD Video, 1’14’’
© Sanatçı I The artist

Volkan Aslan’ın sergi için özel olarak ürettiği Seni Gördüğüme Sevindim, sanat ve zanaatı farklı şekillerde bir araya getiriyor. Orijinal ve kopya, gerçek ve sahte gibi karşıt düşünceleri bünyesinde başarılı bir şekilde birleştiren bu eser, sırrını neye borçlu? Bu karşıt görüşler bir araya geldiğinde ortaya nasıl bir yapı çıkardı?  

Sergi için bu yerleştirmeyi hazırlayan Volkan Aslan’ın önceki çalışmalarında da çeşitli yerlerden topladığı buluntu objelere, porselenlere rastlayabilirsiniz. Bu çalışmalar Pera Müzesi’nde sergilenen Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu ile ilişki kuran, tuhaf bir akranlık taşıyan çalışmalardı. Aslan ile bu serginin odaklandığı konular üzerine uzun zamandır bir diyalog içindeydik. Bu anlamda Müze’nin koleksiyonundan yola çıkarak sergiye özgü bir yerleştirme üretmesi sergi için çok önemliydi. Koleksiyonda yer alan ve 20. yüzyıla tarihlenen, farklı ustalar tarafından üretilen seramik figürlerin göz alıcı renkleri, Aslan’ın onlardan yola çıkarak sergi için ürettiği yeni eserlerle yerleştirme aracılığıyla bir araya geliyor. Sanatçının üretimleriyle koleksiyondaki eserler bazen ayırt edilemeyecek kadar birbirine yaklaşıyor. Yerleştirmenin başlığı Seni Gördüğüme Sevindim de bu tanışmaya göndermede bulunuyor. Aslında yerleştirme çok temelde, karşıt düşündüğümüz birçok kavramın aslında kesişim kümelerinin düşündüğümüzden çok daha geniş olduğunu gösteriyor.

Seni Gördüğüme Sevindim I Nice to See You, 2021
Sanatçı tarafından üretilmiş porselen figürler ve
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri
Koleksiyonu’ndan oluşan yerleştirme
Installation with porcelain figures produced by the artist,
and Suna and İnan Kıraç Foundation Kütahya Tiles and
Ceramics Collection
© Sanatçı I The artist
Zevk Meselesi sergisi için üretilmiştir.
Commissioned for the exhibition A Question of Taste.

“Melankolik kitsch” kavramıyla bağlantı kuran cezaevi işi boncuk koleksiyonu, arkasında oldukça güçlü ve tarihsel bir hikâye de barındırıyor. Bize geçmişle günümüz arasında özel bir köprü kuran bu eserden bahsedebilir misiniz?

Sergiye dağılan cezaevi işi boncuk koleksiyonu, 1900’lerin başından 90’lara kadar cezaevlerinde mahkumların yaptığı çeşitli boncuk işlerinden oluşuyor ve melankolik kitsch kavramıyla bağlantı kuruyor. Celeste Olalquiaga’nın tanımladığı melankolik kitsch kavramı, her birinin taşıdığı kişisel tarih ve daha geniş baktığımızda temsil ettikleri durum, yani tutuklu olma, özgürlüğün kaybedilmiş olma hali üzerinden yansıyor. Olalquiaga, bu kavramı bir deneyimi obje yoluyla hatırlamaktan yola çıkarak tanımlıyor. I. Dünya Savaşı’nın ardından İngiliz esir kamplarında hüküm giyen askerler tarafından başlatılan bu gelenek, bugün Türkiye’deki cezaevlerinde hala devam ediyor. Cam ve opalin boncuklarla cüzdan, çanta, sigaralık, kolonya kabı veya çesitli süs eşyaları üreten mahkumlar, bu nesneler aracılığıyla dışarıdaki yakınlarına mesaj gönderebiliyor veya onları satarak gelir elde edebiliyor. Detaylı ve dikkatli bir isçilik gerektiren bu boncuk işleri, mahkumların vakit geçirebilmesine de yardımcı olan bir pratik. Sergi, güncel sanat bağlamında kitsch’e bakarken, bu koleksiyon aracılığıyla da güçlü bir hikâyeye sahip gündelik nesnelerde kitsch’in izini sürmeye devam ediyor.

Musdef ile I ft. Musdef
Bırak Kendini I Let Yourself Go, 2019
Beste I Composition: İbrahim Hekim
Video, 6’08’’
© Sanatçı I The artist

Doğusporları adlı video yerleştirme kolektif bir üretim olarak Alex Da Corte ve Jayson Musson’ı bir araya getiriyor. Sınıf, ırk, toplumsal cinsiyet ve tüketim kültürü gibi farklı meseleleri içerisinde barındıran bu tür kolektif işler sergi kapsamında ne tür bir değer taşıyor?

Sergide dediğiniz gibi kolektif çalışan birçok sanatçı var. Alex Da Corte ve Jayson Musson’un yanı sıra, Pierre et Gilles, FAILE, Hayırlı Evlat ve Slavs and Tatars da sergide yer alan, kolektif çalışma pratiğini benimseyen diğer sanatçılar. Serginin odaklandığı konunun ortak üretimi teşvik ettiğini düşünüyorum. Ortak çalışma hem zor hem de çok zenginleştirici bir süreç, sergideki işlerde de bu çok sesliliği ve zenginliği hissetmek mümkün. Doğusporları, sanatçı Alex Da Corte’nin yönetmenligini Art Thoughtz baslıklı web serisiyle tanınan Jason Musson’un metniyle buluşturuyor. Amerikalı oyun yazarı Thonton Wilder’in 1938 tarihli, dönemin gündelik hayatını konu alan Kasabamız oyununun yanı sıra Peter Greenaway, Jim Henson, David Lynch gibi yönetmenlerden de ilham alan yerleştirme, sanat teorisinden sosyal medyanın banalliğine, sınıf, ırk, toplumsal cinsiyet ve tüketim kültürü üzerine teatral yorumlar sunuyor. Yoga yapan, selfie çeken kadınlar, birayla içki oyunu oynayan ikizler, karaoke yapanlar, kaykaycılar, mumya, at binen bir adam ve sigara içen bir cadı gibi gerçek ve gerçeküstü karakterler, kostümleriyle arka plana karışıyor. Pop bir görselliğe sahip video, sahte bir dünya kurguluyor ve sahteliğini saklamaya çabalamıyor. Videodan yerleştirmeye uzanan renkli sandalyeler, sahte portakallar ve etrafa yayılan portakal kokusu eşliğinde, videonun yansıtıldığı duvarların üzerinde yer alan neon semboller ve plastik yer kaplamalarıyla günümüz görsel kültürünü şiirsel ve yer yer absürt bir dille anlatıyor. Batı’nın Doğu’dan esinlenip araçsallastırdığı kültür üzerine düşünürken, kitle kültürü ve yüksek kültür arasındaki hiyerarşiyi sorguluyor.

Yemek Odasındaki Bu İnsanlar
These People in the Dining Room, 2012-2014
Sprey boya, soğuk porselen, poliüretan köpük, tel,
akrilik reçine ve porselen üzerine kâğıt hamuru
Spray paint, cold porcelain, polyurethane foam, wire,
acrylic resin and papier-mâché on porcelain
Çeşitli boyutlarda I Dimensions variable
© Sanatçı I The artist, Sapar Contemporary

Sanatçı kolektifi Slavs and Tatars’ın Turşu Politikaları serisi, turşunun doğal bir tarihçesini sunarken Doğu ve Batı kültürleri arasındaki kültürel farklara da dikkat çekiyor. Yerleştirmenin bir parçası olan Brine and Punishment ise sanatçıların tasarladığı şişelerde ziyaretçilere turşu suyu sunan özel bir eser. Sanatçıların çürüme, yozlaşma ve ekşime gibi çift anlamlı ifadelerden yola çıkarak geliştirdikleri bu yerleştirme üzerine ne söyleyebilirsiniz?

Sanatçı kolektifi Slavs and Tatars’ın Tursu Politikaları serisi bu ifadeler üzerinden fermantasyon sürecinin sembolizmini araştırıyor. Turşu suyu, sanatçıların kültürel farklılıkları okuyabilmek için kullandıkları bir mecra. Doğu’da akşamdan kalmaya iyi geldiği düşünülen ve genelde ev yapımı olarak satılan turşu suyu, Batı’da bir sporcu içeceği olarak pazarlanıyor; Doğu’nun yenik düşmüş melankolik duruşuna karşın, Batı her zaman pozitif bir tavır takınıyor. Dönmek başlıklı çalışma, hijyen sağlama ve ısı kontrolü gibi amaçlarla market veya kasapları mekânsal olarak bölen PVC perdelerden esinleniyor. Perde, fermantasyonun karşıt gibi görünen çürüme ve saklama kavramlarıyla aynı anda ilişkilenmesine ve bir sporcu içeceği şişesini çağrıştıran logosuyla turşu suyunun farklı coğrafyalardaki kullanım pratiklerine dikkat çekiyor. Üzerinde yer alan “Salection de luxe” [Lüks Karışık], “Tursu und termie” [Tursu ve Kapanış], “High Yield Infidillity” [Yüksek Verimli İhanet] gibi kelime şakaları ve salatalık turşusuna yapılan feminist meme ucu müdahalesiyle yerleşik kavramları mizah yoluyla kırıyor. Brine and Punishment [Tursu Suyu ve Ceza] adlı içecek otomatında ise sanatçıların tasarladığı şişelerde tursu şuyu sunuluyor. Bu otomattan turşu suyu alma deneyimi hem sergiye interaktif bir boyut katıyor, hem de serginin yalnızca görsel bir deneyim sunmakla kalmayıp koku ve tat duyularına yönelik çok boyutlu bir deneyime dönüşmesine fırsat tanıyor.

*

​​​“Zevk Meselesi” karma sergisi 6 Haziran 2021 tarihine kadar Pera Müzesi’nin 4. ve 5. katlarında ziyaret edilebilir.