Gil Scott-Heron / I’m New Here (2010)

Hilmi Tezgör

hilmitezgor@yahoo.com

‘Rap’in Babası’ olarak anılan Gil Scott-Heron 1994’te çıkan Spirits albümüyle 2010’da çıkan I’m New Here arasında 16 yıldır boyunca albüm yapmadı. Daha doğrusu yapamadı çünkü uyuşturucudan kurtulması için gördüğü tedavi sürecinde yapmaması gereken şeylere kalkışıyor ve bunların sonucunda bazen hapse girmek durumunda da kalıyordu. Birçoklarının sandığı gibi ‘HIV pozitif’ değildi, ama bu süreçte ‘normal’ bir hayattan da uzaktaydı. 2000’li yılların başları çok sıkıntılı geçti Gil Scott-Heron için. Kariyerinin başındaki avangard, radikal şair kimliğinin yanına bilinçli bir caz-funk şarkıcısını eklemiş olan müzisyen, yıllar boyunca öğütler verdiği, tavsiyelerde bulunduğu konularda kendisi takılıp kalarak yıllarını harcadı.

2007’de yeni bir albüm üzerinde çalıştığını duyurdu; bunun yanında yeni bir kitap da yazmaktaydı. Söz konusu albüm I’m New Here üç yıl sonra çıktı. Bu albümün turnesinde onu seyretme fırsatını bulan azınlık içindeydim. Londra (Brixton) konserinde geçmişten olduğu kadar gelecekten de bahsetmiş; bilgeliğini ümitleriyle harmanlamıştı. 2010’da adından söz ettirdi yine, kalabalık karşısına çıktı, eski sıcaklığı yakaladı ve yeni dinleyiciler de kazandı. Ama ne yazık ki kısa bir süre sonra, 27 Mayıs 2011’de bu dünyadan ayrıldı. Belki de çemberi tamamlamıştı.

*

1949 Chicago (ABD) doğumlu Gil Scott-Heron Batı Antiller kökenliydi ve müziğinde bu hissediliyordu. 1970’te hem ilk romanını (The Vulture) hem de ilk albümünü (Small Talk at 125th and Lenox) çıkarmıştı. Siyah insanın sıkıntılarını ve öfkesini mizahla yoğurarak dile getirdiği albümlerinde homofobiden siyah devrimcilerin ikiyüzlülüğüne, tüketim çılgınlığından orta sınıfın cahilliklerine uzanan temaları işliyordu. Etkilendiği isimler olarak Langston Hughes’u, Malcolm X’i, Nina Simone’u, John Coltrane’i gösteriyordu. Brian Jackson’la iyi bir ikili oluşturan ozanın 1974 tarihli dördüncü albümü Winter In America büyük beğeni kazandı ve başyapıtı olarak görüldü. Gil Scott-Heron albümlerinde hiciv yüklü şiirlerini de seslendiriyordu ve bu sırada ikinci romanı (The Nigger Factory) da çıkmıştı. Onu dönemin Marvin Gaye ya da Curtis Mayfield gibi militan soul şarkıcılarından ayıran, bu hiciv gücüydü. “Gil Scott-Heron bir söz yazarı ve müzisyen olarak, çağdaşı diğer siyahi müzisyenlerin birçoğundan materyalist ve müstehzi tarafıyla sıyrılır. Black Power hareketiyle yakınlığı ve ‘mektepliliğinin’, onun sürekli ve yoğun bir muhalefetin siyahi müzik içindeki en tutarlı savunucularından biri olmasındaki payı büyüktür.” (Atılgan)

80’li yıllarda dört albüm çıkaran rap şairi, verdiği mesajlarıyla politik rap’in de kurucusu olarak görülüyordu; bunun yanı sıra ‘asit caz’ türüne de öncülük ettiği söylendi. Çağdaş rap müzisyenlerine öğütler vermekten hiç geri durmayan Scott-Heron, sahicilik, daha sanatsal bir yaklaşım ve içinde bulunulan duruma eklenmektense onu değiştirmeye yönelik tavır almaktan yanaydı. “Rap müziğin oluşumu bakımından açtığı yol, 1979’da ilk resmi rap 45’liği olarak kabul edilen Sugarhill Gang’in Rapper’s Delight’ına kadar en azından müzik endüstrisi içinde aşındırılamayacak, siyahi müzikte benzer bir asabiyetin dengine ancak 1987’de politik rap’in kadim duayenlerinden Public Enemy’nin çıkışıyla rastlanabilecekti.” (Atılgan)

‘Siyah Dylan’ olarak da anılan ozanın en sevilen şarkısı (ve şiiri) hiç kuşku yok ki The Revolution Will Not Be Televised idi: “evde kıçının üzerinde oturamayacaksın dostum / ekranın karşısına geçip ayaklarını uzatamayacaksın / uyuşuk uyuşuk oradan oraya zaplamayacaksın / reklamlar başlayınca bira almaya koşturamayacaksın / çünkü devrim televizyondan yayınlanmayacak // devrim dudaklarına seksi bir kıvrım kazandırmayacak/ devrim selülitlerinden kurtulmanı da sağlamayacak / devrim bir ayda on kilo verdirmeyecek, ince göstermeyecek seni / çünkü devrim televizyondan yayınlanmayacak.”

*

Evet, 1994’teki son stüdyo albümünden 2010’da ‘geri dönene’ kadar Gil Scott-Heron bir zamanlar tüm sıcaklığıyla parçası olduğu gerçekliğin bir bakıma yıllar boyunca dışında kalmış, albümün bitme aşamasında etrafına sağlıklı bir gözle bakabildiğinde “yeni olduğu” hissiyatına kapılmış ve albümüne ‘Burada Yeniyim’ ismini vermişti. 61 yaşında adeta yeni bir hayata başlıyordu şair.

Londra’da onu canlı izlediğim gece I’m New Here albümünün kapağındaki gibi gri, bol bir takım ile beyaz gömlek ve tabii alkışlar içinde çıktı sahneye. Çıktığı gibi de hemen sahne önüne gelerek konuşmaya başladı: “Bir CD çıkardığınızda farkınıza varırlar ve hakkınızda yazmaya başlarlar. Bu yıl kendim hakkında bilmediğim birçok şey okudum. Görünen o ki ben ‘kaybolmuşum’. Yani eğer bu geceki performans sırasında aniden yok olursam özür dilerim.” Sonra laftan lafa atladı, hayatından anekdotlar verdi, güldürdü ve ortada duran Rhodes marka keyboard’unun başına geçti. İlk notalar duyulduktan sonra da devam etti: “Oysa ben hep buradaydım.”

Saçları ağarmıştı, sesi belki biraz yıpranmış ama hala güzeldi, şapkası ve karizması ise yerindeydi. Son yıllarını zorluklar içinde, zevklerden uzak geçirmiş biri için hayli neşeliydi. “Eğer sen kendini eğlendiremiyorsan, insanlar da seni eğlendiremez,” diyordu. Gece indikçe, başarılar kazandığı eski takımına dönen bir sporcu gibi hızla ısındı, salonu da ısıttı.

*

I’m New Here albümü, ozanın çocukluğunu anlattığı eski bir şiiriyle başlıyor: On Coming from a Broken Home (Parçalanmış Bir Aileden Olmak Üzerine). Şiir, albüm için ‘müziklendirilmiş.’ Zaten albüm, klasik şarkı formatında, durmuş oturmuş bestelerden ziyade müzikal doku ve ‘sample’ların kullanıldığı, ‘spoken-word’ parçalardan oluşuyor. “Genel kabullerle çelişen, kuralları bilen ama reddeden bir aileyi selamlamak istiyorum” diyor Gil Scott-Heron şiirinin başında. Biraz özetleyerek ve düzyazı olarak buraya alıyorum şiiri: “Beni yetiştiren kadınları selamlamak istiyorum. Büyükannemi, ki küçükken Güney’e, onun yanına gönderilmiştim. Büyükbabam cennete daha yeni gitmişti o sıralar, yani ‘güçlü bir erkek figür’ olmadı benim hayatımda. Ama büyükannem Lily, o bildiğiniz oda-servisi-büyükanneler gibi değildi. Dört çocuğuna ben de eklendim ve hiç ayırmadan, onlarla birlikte beni de büyüttü, okuttu, yetiştirdi. Sarıldığımızda, hissediyordum onu iliklerime kadar sevdiğimi. Beş duyudan fazlası vardı onda, kitapların öğretebileceğinden daha fazlası da… Öyle bir sezgisi vardı ki, sanki yıldızların, kuşların, rüzgârın ve bulutların neler söylediğini bilirdi. Bir Afrika ruhu, Afrika sezgisi… ‘Çalışırken, kendin için bir şey yapıyormuşsun gibi çalış’ derdi. Bir gün cennetten bir limuzin gönderdiklerinde, şaşırdım, darmadağın oldum, korktum. Ben parçalanmış bir ailenin çocuğuydum.”

Bu uzun şiirde, ihtiyacı olan sevgiyi ve yönlendirmeyi, büyükannesine çok benzeyen annesinden de aldığını ve bu sayede ayakta kaldığını; annesinin ona yalnızca bir doğum değil, hayat da verdiğini yazmış şair. “Siyah kadınlar güçlüdür klişesi değil bu, çünkü zaten zayıfsan yok olursun. Evet, kadınlar yetiştirdi beni, ama yalnız değildiler çünkü büyükbabamın evinde, hakikat zinciri kopmuş değildi. Anne, teşekkür ederim sana da. Yeterince sevebilmek mümkün mü seni? Bana hak ettiğimden de fazlasını veren sensin anne; her zaman gerçekten yanımda olan tek kişi sensin anne.. Bir sürü yuva var, içinde kadını ya da erkeği eksik, ama sevgisi eksik olmayan. Biliyorum. Çünkü ben de parçalanmış bir ailenin çocuğuyum. (…) Kadınlar yol gösterdi bana hayatımda ve onlar sayesinde bir erkeğim ben. Tanrı seni korusun anne, teşekkür ederim sana.” Şiirin tamamı, hiç kuşkusuz benim buradaki özetimden çok fazlasını söylüyor ve hissettiriyor.

Bir de albümle aynı ismi taşıyan şarkıya yaklaşmak istiyorum. Aslında Amerikalı bir başka ozan-şarkıcı Bill Callahan’a ait olan bir beste bu. Şöyle başlıyor: “Hayır, hayır, hayır, hayır / Farklı birine dönüşmedim ben / Bunu istemedim / Ama burada yeniyim.” Ve şöyle devam ediyor, ki bu dizeler, Gil Scott-Heron’un geçirdiği uzun ve zorlu fiziksel ve ruhsal sürecin ardından dünyaya dönüşünü çok iyi yansıtıyor: “Bana etrafı dolaştırır mısın? / Ne kadar yanlış yol gittiğinin önemi yok / Her zaman geri dönebilirsin // Barda bir kadınla tanıştım / Ona beni tanımanın zor olduğunu söyledim / Ve unutmanın neredeyse imkansız olduğunu… / O da bana egomun / Teksas kadar olduğunu söyledi // Burada yeni olduğumdan / Unutmuşum, bilmiyorum bu büyük mü demek / Yoksa küçük mü? // Geri döndüm, geri döndüm, geri döndüm / Bir yılan gibi kabuk değiştiriyorum // Ve çılgınca gelebilir ama / Sahip olduğum en yakın şey, ben kendimim / Geri döndüm, geri döndüm, döndüm geri / Aklın, mantığın sesine // Çemberi tamamlayıp, tekrardan, siz de olabilirsiniz burada yeni.”

*

Hayat yolu tıkandığında bazen mücadeleye devam etmek, bazense ‘durup’ bekleyebilmek ve sabredebilmek gerekiyor. Sonrasında, ki bu bazen Gil Scott-Heron’un hayatında olduğu gibi çok uzun sürebiliyor, yeniden başlayabilmek, eksik kalan parçaların farkında olarak, kabullenerek ve onlara rağmen yeniden başlayarak çemberi tamamlayabilmek önemli.

God bless you, Gil.

Kaynaklar:

Atılgan, Mehmet. “Asabi Bir İstihza Ustası”, http://wolawolawol.blogspot.com/2006/05/asabi-bir-istihza-ustas-gil-scott.html

Scott-Heron, Gil. “The Revolution Will Not Be Televised”, Pieces of a Man-LP, 1971.

Tezgör, Hilmi. Şarkıdaki Şiir, İstanbul: İletişim Yayınları, 2012.

Gil Scott-Heron / I’m New Here – CD/LP, XL Records, 2010.