Diri Belleklerden Gün Yüzüne Çıkan Anlatılar: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler

Yalçın Tosun

Sevcan Tiftik

sevcantiftik@gmail.com

Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler Yalçın Tosun’un 2009’da yayımlanan ilk öykü kitabı ve 2011 “Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü”nün sahibi.  16 öyküden oluşan bu kitap “en yakın” sayılanların ve kan bağıyla kurulan ailelerin,  karakterlerin yaşamında nasıl gedikler oluşturduğunu özellikle anı, çağrışım, hayal ve rüya aracılığıyla okura sunuyor. 

Yalçın Tosun, K24’te Murat Şevki Çoban’a verdiği “Gelip Geçiyor İşte Öyküler de”[1] başlıklı röportajda yaraları kaldırmayı ve onlara hava aldırmayı sevdiğini söyler (web).  Nitekim karakterlerin hayatlarındaki kırılma anlarından taşıdığı izler, kimi öykülerde hiç kapatılmayan açık yaralar halinde kimi öykülerdeyse kabuk bağlamış ama bütünüyle iyileşmesine mahal verilmeden sürekli deşilmesiyle karşımızda. Demek ki Tosun’un karakter yaratımlarındaki cesaret ve cüretkârlık yazarın bu güdüsünden kaynaklanıyor.

Kitaptaki öykü karakterlerinin çoğu, geçmişin yükünü “pat!” diye evlerin orta yere bırakıveriyor. Bu, bazen “Kereviz” öyküsünde Nesli’nin yaşadığı gibi elinde bir bavulla uzun ve dik bir yokuşu çıkmanın birikimiyle anne evindeki hesaplaşma şeklinde gerçekleşiyor. Bazen de “Pasta” öyküsündeki gibi atıl bir yük olarak salonun ortasındaki baba cesedi halinde görülüyor.  Kimi zaman da “Aynada”ki kadın gibi kişinin kendisi, hafiflemek adına sınırlandırıldığı duvarlar arasından fırlayarak bedenini camdan aşağıya, evin dışına bırakıyor, bilincini ve gözünü hiç kırpmadan.  Öte yandan öykülerdeki karakterler, o âna kadar yaşadıklarının bedelini saiklere ödetmemişse kırgınlıkların, şiddetin, taciz ve istismarın bellekteki devinimi hız kazanarak bir çağrışım veya hatırlama ânında ya da rüyalarda ortaya çıkıyor. Anlar değişiyor geçmiş, metnin şimdisinde vücut buluyor. Aynı zamanda birbirlerine sıkıca bağlı duyguların sahiplerinin beden ve kimlikleri yer değiştiriyor “Unutmabeni Çiçekleri” adlı öyküde: Yaralar ortaklaşıyor, deneyim, acı ve direnç diğer bir kişiye aktarılıyor. Diğer taraftan kuvvetli duyguların bağının, yükü paylaşmaya yeterli gelmediği öyküler de mevcut. Örneğin “Sinema” ve “Kıpırtılı Bir Yorgan” öykülerinde aşk ve dostluk, çocukların yaralarına merhem olmuyor. Onları kendilerine yabancılaştırdığı gibi yalnızlaştırıyor da. Ancak yalnızlık “Ölüler Uzar” ve “Apollon”daki gibi başka biçimlerde de karşımıza çıkmakta: Bedenleri alışıldık normların dışında olan kişilerin deneyimleri sonrası değil ta en başta, onları önlem almaya iten eylem ve eylemsizliklerde. Ayrıca özellikle “Kale Direği” ve “Sahi, Adı Neydi” adlı öykülerdeki kişiler onlara zarar veren, kötücül kişileri, kendilerine giderek ağırlaşan travmaları, hesaplaşmaları yükleme potansiyeli taşıdığından ilk olay ya da bir his anında hayatlarından çıkarmakta, hatta hayatlarını almakta. Kısacası Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler yaşamlardaki kırılmaları ayrıntılı biçimde, hem büyük bir gürültüyle hem de sessizlik ve eylemsizlikle gözler önüne seriyor.


[1] Çoban, Murat Şevki. “Gelip Geçiyor İşte Öyküler de”. K24. 29 Ekim 2015. http://t24.com.tr/k24/yazi/yalcin-tosun,426. 14.02.2018

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*