N-Ş (Puslu Kıtalar Atlası)

O

Otlakiye: Osmanlı döneminde, devlet malı otlaklarda yayılan hayvanlardan alınan vergi.

“… İkide bir Alemsattı’dan bahşiş, diş kirası, otlakıye ister oldular.” (117)

Ö

Ölü mevsim: Ramazan Bayramı ertesinde dilencilerin para kazanma oranının düştüğü vakit.

“Çünkü ölü mevsim bu tarihten sonra başlardı.” (110)

P

Parsa toplamak: Emeğin karşılığını emek verenin değil başkasının aldığını anlatmak için kullanılır.

“Yıllardır parsa topladığı şehri geride bırakıp […]” (40)

Pazubent: Kol muskası.

“Sol kolundaki pazubentte […] Rum ateşine, Venedik humbarasına, fitneci nazarına […] karşı koruyacak sihirler vardı.” (16)

Penciyek: Zarla oynanan oyunlarda zarlardan birinin beşli, öbürünün birli gelmesi. 

“… müstakbel maktüllerince kendilerine verilen bahşişleri penciyek gelecek olan bir zara yatıran cellatlar ise düşen sayıyı gördüklerinde huysuzlanıyor…” (165)

Pineklemek: Uyuklamak, boşa zaman harcamak.“Meyyit kapısındaki kahvehanede pinekleyenler, saçları bembeyaz kesilmiş,…” (50)

Pistol: Tabanca.

“Kumarbazların hemen hepsi bıçaklarına, yatağanlarına, pistollerine davranarak, ‘Haklı. Görmek istiyoruz. Konuşsun bakalım!’ diye bağırınca Gazanfer oyunda kullanılan zarları ortaya fırlattı.” (166)

“Çünkü gözlerim iyi görmez ama bu mesafeden pistolle hedefi ıskalamam doğrusu.” (211)

Piştov: Kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tabanca türü.

“… sağır olup olmadığını anlamak için, doldurdukları bir piştovu kulağının dibinde patlattılar …” (105)

Pösteki: Koyun veya keçi postu.

“Cenk yaralarıyla dolu göğsü pösteki gibi kıllıydı[.]” (16)

R

Rampa etmek: Bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak.

“[…] bir gemiye rampa ediyor[…]” (21)

Rubu tahtası: Batlamyus’un yüksekliklerin ölçülmesi için öngördüğü büyük çaplı duvar kadranlarından ilham alınarak İslâm astronomları tarafından geliştirilmiş ve asırlarca kullanılmıştır. İslâm dünyasında bilinen en eski duvar kadranı 5 m. yarıçapında olup milâttan sonra IX. yüzyılda Dımaşk’ta kullanılmıştır.

“Bu düzensiz oda türlü türlü eşyalar, usturlab, rubu tahtaları, kublenuma, aynalı kerteriz cinsinden cinsinden gökbilim ve denizcilik aletleri […]” (20)

Rum ateşi: Denizde veya karadaki savaşlarda Bizanslılarca kullanılan ve suda sönmeyen ateş, grejuva.

“Sol kolundaki pazubentte […] Rum ateşine, Venedik humbarasına, fitneci nazarına […] karşı koruyacak sihirler vardı.” (16)

S

Sebaye dü: Zarla oynanan oyunlarda zarlardan birinin üçlü, öbürünün ikili gelmesi.

“Attığı zarlar sebaye dü gelmiş ve masaya sürdüğü demir asası ile demir çarıklarını kaybetmişti.” (156)

Serdengeçti: Fedai.

“Karışıklı top ateşi sürerken, yeniçeriler ve serdengeçtiler açılan gediklere saldırıyor…”(75)

Serpuş: Başlık

“Adamların başında serpuşu sorguçlu bir zabit vardı.” (65)

Sersem sepelek: Sersem bir biçimde, sersemliği geçmeden.

“Tahta basamakları sersem sepelek tırmandıktan sonra odasına girdi ve afyon ruhu emdirilmiş kuştüyü yastıpa kafayı koydu.” (234)

Sırık hamalı: Taşınacak yükleri sırığa geçirerek omuzlarında taşıyan hamal.

“[…] sırık hamalları tarafından götürülmeyi bekliyordu.” (30)

Sicim: Keten, kenevir vb. bitkilerin liflerinden yapılan ince ip, kınnap.

“… kendisini boğmak için üst üste düğüm attığı sicime bakarak fısıltıyla şunları dedi…” (214)

Sorguç: Bazı kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy, tuğ, tepelik.

“Adamların başında serpuşu sorguçlu bir zabit vardı.” (65)

Su kesimi: Geminin su üstünde ve su altında kalan bölümlerinin kesiştiği yer, su hattı.

“Ejderha başlı kolomborne topundan fırlayan güllenin sancak tarafında açtığı delikten dolan su tekneyi ağırlaştırmış ve su kesimini yükseltmişti.” (15)

Subaşı: Şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı.

“Bunun için subaşı tarafından mahalle imamı nezaretinde birkaç kez falakaya yatırıldığı bile vuku buldu.” (98)

Supap: Bir yay yardımıyla gergin tutulan ve yatağın düzlemine dik olarak yaptığı gidip gelme hareketiyle bir akışkanın geçişini ayarlamaya yarayan kapak, sibop.

“Bu devasa kürenin ortasında bir musluk, sağında ve solunda ise iki supap vardı.” (195)

Sülyen: Pas önleyici, çok yoğun ve zehirli, kırmızı – turuncu renkte bir boya. 

“Duvarlardaki raflarda, sülyen, şap, mürdesenk, havacıva, göztaşı, tebeşir, zincifre ve daha bir nice maddeyle dolu kavanozlar sıralıydı.” (144)

Sümün: Osmanlı Devleti’nde 17. yüzyılda tedavül eden ufak paralara verilen isim.

“[…] zolotolar, esedîler ve sümünler sayılıp keselere boşaltılıyor […]” (30)

Ş

Şahidarbezen: Bir top çeşidi.

“Bu kez Ordu-yu Hümayun metrislerinden bir şahidarbezen, on dört okkalık gülleyi büyük bir gürültüyle surlara fırlattı.” (194)

Şirpençe: Deri altı hücre dokusunun ve yağ bezlerinin iltihaplanmasından oluşan, genişlediğinde çok tehlikeli olabilen, stafilokokların sebep olduğu bir kan çıbanı, kızılyara, aslanpençesi.

“Yüzüne ve bedenine balmumu ve boyalarla, Halep çıbanı, dolama, şirpençe, siğil, temriye, yenirce, itdirseği, isilik, hıyarcık, arpacık, incitmebeni, ceriha, bıcılgan ve akarcalar yapıp dilenmeye çıktığı ilk gün, Bağdat’ta bir günde verilen sadakaların onda dokuzunu topladı.” (96)