N-Ş (Narla İncire Gazel)

Ossaat: Hemen, o anda.

“[…] gövdenizi tepeden tırnağa ürperten, ürpertebilen birtakım bireşimleri ossaat seçip donduran gözlerinizle[…]” (9-10)

“Çalışanlarla çalıştıran bu saltıklığa erişilemeyeceğini bile bile, erişilse bile ossaat bozulması da gerekeceğini duya duya, yapılanın biricikliğini, bir kez doğup gelişip yok olacağını, öyle düşünülemiyorsa özgürlüğün de anlamı kalmayacağını baştan kabul ederek çalışıyorlar.” (45)

Ö

Ölet: Öldürücü hastalık salgını, kıran

“Şehri boğan, insanları hasta etmiş, kırıp geçirmiş bir ölet değil.” (116)

Örü: Örgü.

“Hem örü örmek kendimizi bildik bileli isteklerimizden kendi kendimizi korumak olmamış mıdır?” (51)

Ötegörücü: Kahin.

“…ne olursa olsun olan bitene bakanlar ile ötegörücüler arasındaki öncesiz-sonrasız çatışmaya biz de katkımızı getiriyoruz demektir.” (122)

Özey: Aydın kişi.

“Bir şeylerin evini, özü, özeyi.” (58)

Özgeçi: Kişisel yarar gözetmeksizin başkasına yararlı olmaya çalışma.

“… onu yaşamanın gerektirdiği özveri, özgeçi ile özgürlüğün hakkını verebilirler.” (61)

Pinti: Aşırı derecede cimri.

“‘Yazar pintiliğin tutmayıversin işte!’” (95)

Sac: Yassı demir çelik ürünü

“Kendikilerinden başka bir geleceğin, hurdahaş olmuş bir arabanın yırtık sacıyla kesilip atıldığını gördükten sonra…” (106)

Salık vermek: Tavsiye etmek.

“Aslan yeleli Alamancı gezmenlere arkadaşının dükkânını salık veriyordu.” (30)

Saltıklık: Mutlaklık. 

“Çalışanlarla çalıştıran bu saltıklığa erişilemeyeceğini bile bile, erişilse bile ossaat bozulması da gerekeceğini duya duya, yapılanın biricikliğini, bir kez doğup gelişip yok olacağını, öyle düşünülemiyorsa özgürlüğün de anlamı kalmayacağını baştan kabul ederek çalışıyorlar.” (45)

Sarman: İri

“[…] kafası neredeyse ayı kafasını andıran sarman çoban köpeğiyle, ufak tefek,” (16)

Sayıltı: Bir araştırmada, mevcut araştırma sürecini ve sonucunu önemli ölçüde etkileyeceği düşünülen, araştırıcının gerekçeli kabulleri.

“Sayıltı, dışarıdan içeriye girilemeyeceği, içeridense, istendiğinde, dışarı çıkılabileceğidir.” (51)

Selen: Ses, haber, bilgi

“Her ses, her selen, inanılmayacak kadar uzaklardan, belli belirsiz geliyordu.” (119)

Selinti: Yağış sebebiyle oluşan ufak sel, selin bıraktığı çer çöp

“Bir yığın selinti, Eren, gördüğün gibi…” (130)

Sınır-içi: Daire.

“Saldırganca, hince savunuyoruz sınır-içi alanlarımızı.” (100)

Somak: Hayvanlarda yüzün çıkıntılı ve az çok sivri olan ön bölümü.

“Piç, çobanın ayakları arasında; somakları biribirinin sıcaklığında.” (17)

Sucul: Suyu seven, suya düşkün

“… ayın sucul aydınlığında.” (140)

Ş 

Şaşırtı: Beklenmeyen ve insanı şaşırtarak sevindiren veya üzen olay, beklenmedik durum, sürpriz.

“Yaşam şaşırtı doludur; alıklaşmadan bakabilmeliyiz ona.” (68)