Hatice Saadet’in/Suat Derviş’in Takma Adları

Slideshow

no images were found

Serdar Soydan

serdarsoydan@gmail.com

Bazı yazarların çok iyi bildiğimiz isimleri aslında takma birer addır. Örneğin Orhan Kemal’in nüfustaki adı Mehmet Raşit Öğütçü, Kemal Tahir’inki İsmail Kemalettin Demir, Aziz Nesin’inki Mehmet Nusret Nesin’dir. Suat Derviş’in nüfustaki adı da Hatice Saadet’tir. Bu yüzden Suat Derviş’in edebi mirasına dair yeni bilgiler sunma amacındaki serinin bu yazısına “Hatice Saadet’in Takma Adları” adını verdim.

Suat Derviş, Hatice Saadet’in en bilinen takma adıdır. Cahide Uçuk’un Cahit Uçuk adıyla, yani ismini erkekleştirerek edebiyat dünyasına girmesine benzer bir tercih midir Hatice Saadet’in de Suat Derviş adını alması? Düşünmeye değer. Belki başlangıçta, henüz matbuatta isminin duyulmadığı dönemlerde böyle bir amacı olmuş olabilir. Ancak Hatice Saadet, Suat Derviş ismiyle kadın olduğu herkes tarafından bilinen, meşhur bir yazar olmuştur.

Hem Suat adını almasının başka bir sebebi de vardır.

Annesi Hesna Hanım ve babası İsmail Derviş aslında kızlarına Suat ismini vermek istemiştir. Tam da o yılların popüler romanı, Mehmet Rauf’un bugün de bilinen, okunan Eylül’ünde ana kadın karakterin ismi de Suat’tır. Hatice Saadet’in ebeveyni de belki bu modaya uyup romanın etkisinde kalarak kızlarına bu ismi vermek istemiş ancak nüfus memurunun itirazıyla karşılaşmışlardır. Nüfus memuru onlara Suat’ın erkek ismi olduğunu, kızlarına Saadet ismi vermelerinin daha doğru olduğunu söylemiş, ikna edici de olmuştur.

Böylece Hatice Saadet, edebiyat dünyasına girerken ailesinin kendisine vermek istediği ismi yani Suat’ı seçmiştir isim olarak. Babası gibi, dedesi Derviş Paşa’nın ismini de ikinci isim olarak almıştır.

Daha sonra, soyadı kanunu çıkınca aile Dervişoğlu soyadını alacaktır. En azından erkek kardeşi Ruhi’nin Dervişoğlu soyadını kullandığını, halen hayatta olan yeğeni Bülent İsmail’in de bu soyadını devam ettirdiğini biliyoruz.

Suat Derviş’se hiçbir zaman Dervişoğlu soyadıyla anılmaz. Belki bu soyadını kullanmamıştır da. Zira soyadı kanunu çıktığında Nizamettin Nafiz’le evlidir, daha sonra da Reşat Fuat Baraner’le evlenir. Reşat Fuat’ın ölümüne kadar süren bu evlilik, Suat Derviş’in asıl isminin edebiyat tarihlerine ‘Hatice Saadet Baraner’ olarak geçmesine yol açar.

*

Suat Derviş, Zihni Turgay Anadol’a verdiği, Gerçekler Postası dergisinin 11 ve 12. sayılarında, Ağustos-Eylül 1967’de yayınlanan röportajında birden fazla takma isim kullanmasına dair şöyle bir açıklama yapar.

“İsmimi, en verim­li çağımda memleketimizdeki okuyucula­rıma duyurmama mâni olanlar şimdi be­nim bin bir takma ismimin peşine düşsünler. Türk ismi kalmadı değil ya, yeni bir yazar daha yaratırız. Ama ben yazı yazmaktan yılmam.”

Suat Derviş siyasi görüşleri sebebiyle ötekileştirildiği, ‘makbul vatandaş’ olmaktan çıkıp bir ‘rejim düşmanı’, ‘azılı muhalif’ ilan edildiği dönemden bahsetmektedir. Bu dönem aşağı yukarı 1941 yılında, Derviş’in aynı zamanda Türkiye Komünist Partisi genel sekreteri de olan kocası Reşat Fuat’la çıkardıkları Yeni Edebiyat dergisinin kapatılmasıyla milatlandırılabilir. Suat Derviş, 1941’den 1953 yılında ülkesinden kaçmak zorunda bırakılışına kadar hayatını kazanmakta ve kendisini var etmekte büyük zorluk çekmiştir.

Ancak şunu da es geçmemek gerekir. Bu dönemde tam on yedi roman kaleme almış, bu romanlardan on dördü farklı gazetelerde ‘Suat Derviş’ ismiyle tefrika edilebilmiştir. (Son Telgraf, Son Posta, Gece Postası, Hakikat, Yeni Sabah, Hürses, Kuvvet, Haber Akşam Postası.) Kalan üç romansa Derviş’in birazdan mevzubahis edeceğimiz en bilinen takma adıyla, 1931’den beri kullandığı ‘Hatice Hatip’ adıyla çıkmıştır.

Tabii ki bu dönemde ya da 1960’ların başında yurda döndükten sonra başka takma adlar kullandı mı, bu adlarla romanlar, öyküler, röportajlar yazdı mı? Yine birazdan değineceğim, bu konuda çok kısıtlı bir bilgiye sahibiz.

Ancak röportajında bahsettiği gibi siyasal nedenlerle mi takma adlar kullanmıştır yoksa bunun başka sebepleri mi vardır diye düşünmek, eldeki verileri iyi etüt etmek gerekir.

*

Gelelim yazarın Suat Derviş dışındaki takma adlarına.

Türk Edebiyatı’nda takma adlarla ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma Tahsin Yıldırım’a aittir. Edebiyatımızda Müstear İsimler başlıklı bu çalışmada Hatice Saadet, Hatice Saadet Baraner olarak kayıtlıdır. Tahsin Yıldırım özenli bir araştırmayla pek çok kaynaktan derlediği şu müstearları listeler.

“Saadet Hatip, Suat Suzan, Reşat Fuat Baraner, Suat Derviş Baraner, Y. R. Silsüpür, Süveyda, Süveyda H., Hatice Hatip, Hatip, S. D., Sujet Doli, Suzet Doli, Emine Hatip, H. Süveyda.”

Gazete ve dergi taramalarım sırasında bu takma isimlerin pek çoğuna rastladım. Ancak bu listede geçmeyen ve bugüne kadar hiç bilinmeyen birkaç ismi de sizinle paylaşacağım.

SUAT FUAT (?)

Suat Derviş, gazeteciliğe 1921’de Yeni Şark’ta başlamıştır. 24 Ekim 1921’de gazetede söyle bir haber yer alır.

“Edebiyat karileri için hususi bir ehemmiyeti haiz olan ve Kara Kitap unvanlı eseriyle meziyet-i kalemiyesini tanıtan Suat Derviş Hanımefendi -elyevm Almanya’da tatilde olmak hasebiyle- gazetemizin Almanya muhabireliğini deruhte etmiştir. Kendilerinden aldığımız ilk yazıyı derç ediyoruz. “Behire’nin Talipleri” birkaç küçük hikâyeden müteşekkil bir ‘novel’dir. Diğerlerini peyderpey neşredeceğiz.”

“Behire’nin Talipleri”, “Ahmet Ferdi” ve daha sonra Hiçbiri, Yeni Şark’ta tefrika edilecek, ayrıca Suat Derviş, gazeteye “Berlin Mektupları” başlığı altında yazılar gönderecektir. Berlin mektuplarına paralel yeni bir dizi yazı daha başlar. “Almanya Mektupları” başlıklı bu dizi yazılar, daha genel, muhtemelen Alman gazetelerinden iktibas edilmiş bilgiler sunan yazılardır. Yazıların altındaki imza ‘Suat Fuat’tır. Bu ‘Suat Fuat’ Suat Derviş’in ilk takma adı mıdır? Yazıları gözden geçirdim ancak çok karakteristik bir ayrıntıya, evet, odur dedirtecek bir ipucuna rastlayamadım. Bu sebeple ‘Suat Fuat’ bu olası-ilk takma ad bir soru işareti olarak burada dursun.

HATİCE HATİP

Annesi Hesna Hanım’ın ailesi Hatipzadeler diye anılırmış. Suat Derviş bu yüzden nüfusta geçen ama kullanmadığı Hatice ismiyle annesinin aile adını almış ve Hatice Hatip’i yaratmış.

Suat Derviş’in bu takma adı ilk olarak ne zaman kullandığına dair ipucu da Son Posta’da tefrika edilen Berlin Hatıraları’nda karşımıza çıkıyor.

“Doğrudan doğruya berber gazetesinin idarehanesine girdim. Ve bana uzatılan küçük kâğıdın üstüne şu ismi yazdım. Hatice Hatip, Türk gazeteci.”

1931 yılından itibaren pek çok yerde karşımıza çıkar Hatice Hatip. Örneğin 1933’te Berlin’den döndükten sonra Son Posta’da yazmaya başlar. Cumhuriyet’e geçene kadar Suat Derviş adıyla yazdığı öykü ve romanlarını bu tarihten sonra ekseri Hatice Hatip adıyla kaleme alır. Adaptasyonlarını da büyük oranda bu takma adla yazmıştır. Son Posta’daki öykü ve romanları Cumhuriyet’ten ayrıldıktan sonra Suat Derviş imzasıyla çıkmaya başlar yeniden.

BEN

13 Ekim 1933 tarihinde, Vakit gazetesinde, Nurettin Artam’ın meşhur takma adı ‘Toplu İğne’yi kullanarak kaleme aldığı “Ya Olmasalardı?” başlıklı mizahi yazı dizisinde Suat Derviş konu edilir. Yazı şöyle başlar.

“Mizah gazetelerinden birisinde Evlenmek İstiyorum adlı bir tefrika çıkıyordu. Bunun müstear bir imzası vardı ama meraklının biri­si asıl yazanı öğrenmiş, bana ‘Suat Derviş Hanımın!’ demişti.

Evlenmek isteyen bir kahramanın romanını yazan genç romancı, onun arkasından bir akşam gazetesinde Bir Haremağasının Hatı­raları’nı tefrika ettirmeye başla­dı.”

O dönem çok sayıda mizah gazetesi yoktu neyse ki. Bahsi geçen romanı kolayca buldum. Suat Derviş, Türkiye’ye döner dönmez Akbaba’da Evlenmek İstiyorum adlı bir roman tefrika ettirmiş. BEN takma adıyla kaleme almış romanını.

Aynı dönemde Akbaba’da Suat Derviş imzalı ve yine BEN imzalı öyküler de var. 

SUAT SUZAN

Suat Derviş 1935 yılında Niyazi Acun’a verdiği ve Resimli Uyanış’ta çıkan röportajında romanlarını sayarken “namı müstear ile yazdıkla­rım Mumya, Bu Başı Ne Yapalım?” diyor. Bu iki roman 1934 yılında Son Posta gazetesinde tefrika edilmiştir. İkisinin de altında Suat Suzan imzası vardır. Bu takma ada bu iki roman dışında rast gelmedim.

SÜVEYDA H.

Suat Derviş’in Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemde, 1935-36 yıllarında görülen bir takma adı bu. Genellikle adapte ve çeviri öykülerin altına attığı imza. Ancak telif bazı öykülerde de kullanmış. Cumhuriyet’te çalışırken neden böyle bir takma ad kullanma gereği hissetmiş acaba? Belki pek sevmediği, çalakalem yazdığı öyküleri ayırabilmek için. Her birini tek tek okuyup düşünmek, öyle karar vermek lazım.

SUZET DOLİ

Bu imzanın Almanya’da yaşadığı 1930-33 yılları arasında kullanıldığı söylenegelir. Ancak ben buna dair herhangi bir bilgiye ulaşamadım. Almanya’da özellikle Ullstein yayın grubunun o dönem içinde yayınladığı dergi ve gazeteleri taramak, bu takma adın izini sürmek gerek. Ama Haber ve Bugün gazetelerinde Suzet Doli öykülerinden çeviri yapan Suat Derviş’i gördüm. Komik değil mi, takma adından çeviriler yapan bir yazar. Belki de Almanya döneminde, muhtemelen Almanca yazdığı öyküleri Türkçeye çevirmiştir.

Y. R. Silsüpür (?)

            Yeni Edebiyat dergisinde kullanılan bir imza bu. Dergi bir anlamda TKP’nin yayın organı olduğundan pek çok isim ve imza neredeyse ortak kullanılmış. Dönemin tanıkları anılarında Suat Derviş’in Reşat Fuat, Reşat Fuat’ın Suat Derviş adıyla yazdığını bile söylüyor. Bu sebeple Y. R. Silsüpür de benim açımdan bir soru işareti.

LEMAN TAHİR

Cüneyt Arcayürek’in anılarında geçiyordu… Suat Derviş 1940’ların ikinci yarısında Ankara’da Kudret gazetesinde çalışmış, bu gazete için takma adla röportajlar, öyküler yazmış. Kudret’i taradığımda Leman Tahir imzasıyla karşılaştım. Ankara röportajlarının dili de içeriği de tanıdıktı. Sokak sokak geziyordu Leman Tahir. Halkla konuşuyor, başşehrin pek çok sorununu gündeme getirmeye çalışıyordu. Devlet hastanesinde on saat geçirip bir söyleşi dizisi halinde yayınlıyordu mesela. Evet, şüpheye mahal yoktu. Leman Tahir, olsa olsa Suat Derviş’ti.

MASALCI TEYZE (?)

Yine Kudret’te pek çok çocuk masalı yayınlanmıştı. Dikkatimi çekti, önce birini, sonra ötekini derken, belki on beşini arka arkaya okudum. İlginç, çocuk masalı ama fakirlik anlatılıyor. Handiyse çocuklara sınıfsal bir bilinç aşılamaya çalışıyordu bu masallar. Acaba dedim, Suat Derviş’in yukarıda adını zikrettiğim Zihni Turgay Anadol röportajında “Çocuklara yazdığım dev masalla­rında imzamın bulunmamasının sebebi, Aman onun imzasını koymayınız, çocuklar bu imzayı öğrenirler de büyüdükleri zaman yazılarını ararlar, diye düşünmeleri,” derken bahsettiği masallar bunlar mıydı? Bu da bir soru işareti.

S. B.

Bu kısaltmanın ipucunu da Behçet Necatigil’e yazdığı mektupta veriyor Suat Derviş. İlk olarak Almanya’da, Almanca olarak tefrika edilen ve büyük bir sükse yapması üzerine pek çok Avrupa diline çevrilen Bir Haremağasının Hatıraları’nın Türkçedeki ikinci tefrikası 1953 yılında, bir Ankara gazetesinde, Cavit Oral’ın Hürses’inde yapılır. Fakat Suat Derviş’in üstünün iyiden iyiye çizildiği ve rahat bırakılmadığı bu süreçte Oral, onun romanını bir takma adla, belki Saadet ya da Suat Baraner’in kısaltması olan S. B. imzasıyla tefrika ettirmeyi seçmiştir.

*

Suat Derviş yine Necatigil’e yazdığı mektupta “1963 yılında memleketime döndüm. İş bulduğum her gazete ve dergide (çocuk dergisi) ve yevmi gazetede çalışıyorum. (Çocuk masalları, sahife, tercüme, müstear isimlerle roman ve hikâyeler)” der. Yani bu tarihten sonra da, öldüğü 1972 yılında kadar belki yeni takma adlar kullanmıştır eser verirken. Ancak şimdilik dikkatimi çeken, bende soru işareti yaratan herhangi bir metne rastlamadım. Tabii bu tarihler arasındaki taramalarım da yetersiz. Bu yüzden Suat Derviş’in yeni eserleri, yeni takma adları bu tarihler arasında bizleri bekliyor olabilir.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, Suat Derviş bugün bilinen takma adlarının çoğunu siyasi sebeplerle değil, aynı andan birkaç gazete ve dergide yazdığı için kullanmıştır. Belki bazen de pek beğenmediği, bir yazı işçisi olarak sütun doldurmak için yazdığı öykü ve yazıların altına farklı imzalar atmayı seçmiştir, Peyami Safa-Server Bedi örneğinde olduğu gibi.