Sanat Kritik Anketi: Pınar Doğu

Sanat Kritik’te yayımladığımız Naci Sadullah’ın 1936 yılında Son Posta gazetesinde yaptığı “en iyiler” anketinin sorularını, son 20 yıldaki edebiyat ortamımız hakkında fikir sahibi olmak için günümüzün edip ve muharrirlerine sorduk. Ankete katılan herkese çok teşekkür ederiz.

Figen Şakacıİbrahim Yıldırım , Asuman SusamEyüp TosunMeltem Gürle,  Niyazi ZorluSevin Okyay , Kaya TanışCihan Aktaş , Cihat DumanÇimen Günay-ErkolMurat ÇelikZekiye Antakyalıoğlu,  Ali Özgür Özkarcı ve Ali Budak’ın  ardından Pınar Doğu’nun cevapları burada.

2000’li yıllarda:

En Kuvvetli Şair Kimdir?

Tek bir ismi ön plana çıkarmak içime sinmiyor. En’i seçmek dikey bir hiyerarşi yaratıyor aslında. Cevap kendi iktidar alanını oluşturuyor, geride kalanları dışarıda bırakıyor ister istemez. 2000’li yıllar nicelik açısından bereketli geçse de, önceki dönemlere nazaran niteliksel bir düşüş söz konusu genel itibariyle. Kendinden şüphe etmeyen, yazdıklarına gözü kapalı güvenen, üstünlük yarışına girmiş, öznel beğenisini bir norm gibi dayatan şairlerin çoğalması düşündürücü. Manzumeden farksız iç döküşler, mısra bilincinden yoksun sayıklamalarla birlikte özensizlik, dağınıklık, gevezelik hakim. Bu yüzden gösterişli vitrinlere değil, sessiz sedasız suyunu arayanlara meylediyorum. Şiir bilgi işidir, ağır işçilik gerektirir, aynı zamanda ince işçilik. Ahmet Haşim’in deyişiyle tesir-i sihirkârı; Yahya Kemal’in deyişiyle ise deruni ahengi yakalaması gerekir şairin. Kendi anlam evrenini kurarak elbet. Fakat son yıllarda şiir, T. S. Eliot’tan mülhem söylersem kişisel yaşantılardan doğan ham heyecanların ötesine geçemiyor çoğunlukla. Kültür endüstrisine giderek yenik düşen yayıncılık anlayışı şiiri ürün, kitabı meta haline getirdi maalesef. Dergicilikteki hizipleşmeler de şairaneliğin önünü açtı. Bu zihinsel çölleşme saf şiirin varoluş imkânını daralttı. Bu çileli yolculukta ağır ama emin adımlarla ilerleyenler var, retoriğin kolaycılığına kaçmayan, hazır duyarlıklara paye vermeyen, klişe metaforlardan ve süslü püslü metonimilerden uzak duran, sözünü fazlalıklardan arındıranlar….Böylesi bir dikkati ilke edinmiş, tutarlılığı ve bütünlüğü yakalama çabasında yazan, ekledikleri kadar bozup eksilttikleriyle de kendi sesini arayan, geleneği etraflıca okumuş, yanlış anladığı babalarını öldürme cesareti gösterebilen şairleri kuvvetli buluyorum. Tek bir isim vermem öbürlerine haksızlık olacak.  Zeynep Köylü, Ercan Yılmaz ilk aklıma gelenler… Elbette 2000’li yıllarda şiir yazmaya devam eden ustaları da unutmamak lazım. Hilmi Yavuz, Bahadır Bayrıl gibi.  Zaten Hilmi Yavuz, tüm zamanların en kuvvetli şairi. 

  • En İyi Şiiri Hangisidir?

Şairi tek bir şiire indirgememek lazım. Ve fakat o tek şiir, okurun şairle ruh akrabalığının nişanesidir evvela. İnsan ruh durumuna göre başka başka şiirlerde konaklar elbet. Duygu tarihimize göre değişir baş tacı ettiğimiz şiirler. Ercan Yılmaz’ın Ballar Balı diyesim geliyor şimdi, şu an. Ama başka şairlerin mısraları da üşüşüyor peşi sıra. Hilmi Yavuz’un “yazmak büyülü dağ ile dağ masalını ayırmaktır aslında/ ben bu şiiri yazdım da belki yazmadım da” dediği gibi en iyi şiiri seçebilmek için de büyülü dağ ile dağ masalını ayırmak gerekir zannımca.

  • En Büyük Hikâyeci Kimdir?

Hiç düşünmeden Şule Gürbüz. Aslında bir röportajında şöyle diyor: “Bahsettiğiniz tipte bir hikâye anlatıcısı, hatta hikâyeci değilim, dahası hikâye beni ilgilendirmiyor da. Bu devirde, bu çağda, bu ülkede, bu muhataba… Felsefi metin ya da başka anlamlarla da okunabilecek direkt metinler veremediğim için hikâye olarak tanımlanan ama benim hem öyle tanımlamadığım, öyle de yazmadığım metinler yazıyorum.” Bundan sebep, Şule Gürbüz’ü hikâyeci olarak görmekten kaçınmalı belki. Onun yazıyla hemhal olması, mesele edindiklerinin huzurunu kaçırmasından dolayı değil, aksine huzuru tam da “mesele edinmek”te bulmasından ileri geliyor. Yazdıklarının cezbesine kapılmadan, metne belli bir zaviyeden bakmayı sürdürebildiği için kendi dilinin ustası o. Kimselere benzememeyi göze aldığı için… 

  • En İyi Hikâyesi Hangisidir?

Tek bir öyküsünü seçmek zor. Coşkuyla Ölmek’teki öyküler daha ağır basıyor bende. Akılsız Adam’ı ilk sıraya koyarım. Gerçi iki öykü birbiriyle ilintili olduğu için Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi’yi de saymalıyım. 

  • En Kuvvetli Romancı Kimdir?

Tüm yapıtlarını düşündüğümde İhsan Oktay Anar. Romancılığın hakkını veren başka isimler de sayabilirim. Oya Baydar Erguvan Kapısı’yla kuvvetli bir romancı değil midir veyahut Leylâ Erbil Kalan ile geçilmesi zor bir anlatım seviyesine ulaşmamış mıdır? Ama 2000’li yılları düşündüğümde, özgün üslup arayışını acemilik ruhunu kaybetmeden sürdürdüğü, anlatımın imkanlarını zorladığı, felsefi alt metni güçlü büyülü bir kurmaca evren yarattığı, yazdıklarına ne zaman nokta koyacağını bildiği, kendi yıldızını parlatma peşinde olmadığı  için İhsan Oktay Anar. 

  • En İyi Romanı Hangisidir?

Suskunlar ile Amat arasında kaldım.