E-H (Puslu Kıtalar Atlası)

E

Ecinni Taifesi: Cinler topluluğu.

“…hocalar ve kalfalar yeni gelen çocuklara düşman mektepteki meslekdaşlarının, sümüklü, yaralı bereli, cerahatli insanlar olduğunu, bir dua edip yüz kat küçülerek geceleri masum çocukların kalplerini yediklerini, sonunda kurbanlalrının da onlar gibi ecinni taifesine karıştığını sır veriyormuşcasına anlatırlardı.” (57)

Ejderha başlı kolomborne topu: 14.-15. yüzyıllarda kullanılan uzun namlulu topların Osmanlı donanmasında en fazla tercih edilenidir.

“Ejderha başlı kolomborne topundan fırlayan güllenin sancak tarafında açtığı delikten dolan su tekneyi ağırlaştırmış ve su kesimini yükseltmişti.” (15)

Elkimya: İlkçağ ve ortaçağ döneminde kullanılan “kimya” kelimesinin günümüz karşılığı.

“Ebrehe gittikten sonra Bünyamin elkimya odasında yalnız kaldı.” (154)

Esedi: Üzerinde arslan resmi bulunan, Osmanlılar tarafından da kullanılmış olan gümüş Felemenk parası.

“[…] Alibaz’ın entarisinin içinden yerlere Venedik dükaları, İspanyol kuruşları, esedi altınlar, zolota ve mangırlar dökülmeye başladı.” (18)

Eyyamıbahur: Yaz mevsiminin  en sıcak günleri.

“Eyyamıbahur nedeniyle gece yol almak zorunda kalan kervan ahalisi…” (155)

F

Fasıla Vermek: Ara vermek.

“…Hoca kıraatine bir fasıla verip kahvesinden bir yudum alır,…” (58)

Fels: Latince follis kelimesinin Arapçalaşmış şekli olan fels “akçe, para, mangır” anlamına gelir.

“Hayır sahipleri ona fels, mangır, akçe ve altınları vermek için adeta yarışırken…” (96)

“Fels, mangır, akçe, kuruş ve hatta tek tük altın sikkelerle dolu çuvallar her akşam Zülfiyar ve adamları tarafından alınıyor…” (103)

Fırkateyn: Üç direkli, bir tür yelkenli savaş gemisi.

“Malta açıklarında bir Venedik firkateynine rastlayıp […]” (16)

Filinta: Namlusu kısa, kurşun atan bir tür küçük tüfek.

“[…] kâh bir filinta, kâh bir arkebüz namlusundan fırlayıp bordasının hemen her tarafına isabet etmiş sayısız kurşundu.” (15)

Filori (Florin): Hollanda para birimi, gulden.

“Vardapet’in gururunu da okşamak istediğinden ona elli filuri ihsan edince lağımcı emre boyun eğmek zorunda kaldı.” (73)

Filuri: (Florin) Venedik Dükalığı tarafindan çıkarılan 993 ayar ve 1 dirhem 1/4 krat ağırlığındaki altın. 

“Ama bunun için önce yerine göre on filuriden yüz elli filuriye kadar bir ücret ödemesi gerekir.” (106)

Kuşağından, ceplerinden, çıkınından ve yenlerinden sağa sola altınlar, akçeler, filuriler saçılıyordu.” (215)

Flok: Yelkenli gemilerde civadra ile pruva direği arasındaki üç köşe yelken.“Rüzgârın şişirdiği bir flok yelkenin halatını germeye kalksa […]” (20)

Forsa: Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse.

“Forsalara tempo verip teknenin hızını tayin eden davul sesi belli belirsiz duyuluyordu.” (14)

G

Göygoycubaşı: Boş ve gereksiz konuşan.

“Bu adam, kâğıtçıbaşı, göygoycubaşı, kasidecibaşı, ve âmâbaşından sorumlu olmasının yanı sıra…” (113)

Göztaşı: Bakır sülfat bileşiği.

“Duvarlardaki raflarda, sülyen, şap, mürdesenk, havacıva, göztaşı, tebeşir, zincifre ve daha bir nice maddeyle dolu kavanozlar sıralıydı.” (144)

Güderi: Genellikle geyik veya keçi derisinden yapılmış yumuşak ve mat meşin.

“… on, yirmi, otuz kulaçlık tepeler meydana getiriliyor; ellerde bezler ve güderilerle…” (s. 193)

Gülbank: Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua veya anıt.

“…sesi en gür talebenin çektiği gülbankla cenk başlardı.” (57)

H

Halep çıbanı: Şark çıbanı.

“Yüzüne ve bedenine balmumu ve boyalarla, Halep çıbanı, dolama, şirpençe, siğil, temriye, yenirce, itdirseği, isilik, hıyarcık, arpacık, incitmebeni, ceriha, bıcılgan ve akarcalar yapıp dilenmeye çıktığı ilk gün, Bağdat’ta bir günde verilen sadakaların onda dokuzunu topladı.” (96)

Harısinî: Tunç, aynaya parlaklık verir.

Ancak, altın, gümüş, kükürt, kalay, bakır, kurşun ve harısinîden ibaret olan bu yedi cisim yanında bir sekizincisinin olduğunu pek az kişi bilir. (145)

“… yedi asal cisimden biri olan harısinî sayesinde, bir elkimya işlemiyle boşluğun da hacminin arttırılabileceğini anlatıyordu.” (184)

Havacıva: Köklerinden kırmızı renkli boya elde edilen mavi çiçekli, otsu bir bitkidir. 

“Duvarlardaki raflarda, sülyen, şap, mürdesenk, havacıva, göztaşı, tebeşir, zincifre ve daha bir nice maddeyle dolu kavanozlar sıralıydı.” (144)

Hınzıryedi: Dilenciler loncasının başındaki isim.

“HInzıryedi, hayatında ilk kez tattığı bu lezzeti arar oldu.” (97)

Hırpani: Perişan, derbeder.“Fakat eskiden zengin bir tüccar, şimdi ise hırpani kılıklı ve meteliksiz bir ihtiyar olan ağzı bozuk bir kumarbaz…” (s. 167)

Hıyarcık: Kasık lenf bezlerinin iltihaplanması.

“Zemin, deşilmiş hıyarcıklardan, apselerden ve kara kabarcıklardan akan cerahatle kaplıydı.” (26)

Humbara: Demir veya tunçtan dökülmüş, yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya el ile atılan, yuvarlak bir bomba türü, kumbara.

“Sol kolundaki pazubentte […] Rum ateşine, Venedik humbarasına, fitneci nazarına […] karşı koruyacak sihirler vardı.” (16)

 “Böylece hem fitil, hem de humbara hazırlanmış oldu.” (61)

 “Kaleden atılan bir humbara yanıbaşında patlar patlamaz aklını kaybedecek gibi oldu ve ağlaya sızlaya nereye gittiğini bilmeksizin sıçan yollarının üzerinden atlayıp koşmaya başladı.” (194)

Huruç harekâtı: Kuşatma altında olan kalenin içinden çıkarak ani ve hızlı bir saldırı ile kuşatma yapan birliklere zarar vermek için yapılan harekata verilen isimdir.

“…kaledekiler ise sık sık huruç hareketiyle süvarileri çıkarıp metrislere baskınlar yapıyorlardı.” (75)

Husye: Testis.

“[…] husye burup göz oymanın uygun mekânları olan viranelere […]” (32)

Hüsnükabul: İyi karşılama, güler yüz gösterme.

“… ilk bakışta diğer meslekdaşları tarafından hüsnükabul görür gibi oldu.” (97)