Naum Tiyatrosu’ndan Hollywood’a Uzanan Bir Dergi: Perde ve Sahne-I

Slideshow

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Neyyire ve Muhsin Ertuğrul’un sahibi olduğu Perde ve Sahne dergisi 1941 yılının nisan ayında yayımlanır. İlk sayısında Neyyire Ertuğrul’un Müsaadenizi Diliyor yazısı, açılan bir perde fotoğrafıyla verilir. Derginin içerecekleri hakkında bilgilerin yer aldığı yazıda, okuyucudan müsaade istenir:

“Evet. Perde ve Sahne adındaki bu mecmua, huzurunuza çıkmak için sizden ve matbuat ailesine karışmak için de ağabeylerinden müsaade istiyor. Perde ve Sahne dergisini çıkaranlar bu yükün altına ne para, ne şöhret için girmişlerdir. Hayatlarını vakfettikleri sahne sanatına bu sahada da hizmet edebilmekten gayrı hiçbir istekleri ve düşünceleri yoktur. İstanbuldaki tiyatro teşekkülleri bütün kış çalışırlar, hatta program mahiyetinde bir de mecmua neşrederler, fakat ilkbahar gelip te tiyatro kapıları kapanınca mecmuaları da tiyatroları gibi susar ve tiyatro için bir yaz uykusudur başlar. Perde ve Sahne işte bu âtıl zamanlarda Sinema ve Tiyatro’yu unutturmamak ve bu mevzu etrafındaki alâkayı gevşetmemek için neşrediliyor.”

Derginin yazar kadrosunda, hem oyun yazarlığı hem de oyunculuk yapan İsmail Garip Arcan, tiyatro oyuncusu Vasfı Rıza Zobu, gazeteci, yazar Burhan Felek ve derginin sahipleri olarak Muhsin ve Neyyire Ertuğrul bulunur. Amacı tiyatro ve sinemaseverlere dokunabilmek olan bu dergide hem Türk hem de Avrupa ve Amerika tiyatro/sinemasının takibi yapılır. İlk sayısında Mefharet Ersin Hollywood’un Üç İncisi nakliyle, Ahmet Kutsi Tecer’in Köroğlu şiiri de yer almıştır. Carl Laemmle’in Hollywood Nasıl Kuruldu? başlıklı yazısının çevirisi derginin Hollywood’a olan yakınlığının ilk temaslarındandır. Amerika’da en çok sevilen 10 artist başlıklı köşede Amerika sinema dünyasındaki film şirketlerinin reklam parasının küçük bir devletin bütçesiyle boy ölçüşebilecek olduğu belirtilir. Buna rağmen on dokuz bin sinema müdürü arasında o yıl içinde çekilen binlerce filmin, artistlerin belirlendiği bir müsabaka yapılmaktadır ve böylece en çok beğenilenler ortaya çıkar. Anketin Amerika’da yapıldığı, devlet ve millete göre zevklerin değişeceği belirtilerek liste açıklanır. 1- Mickey Rooney, 2- Tyrone Power, 3- Spencer Tracy, 4-Clark Gable, 5- Shirley Temple, 6- Bette Davis, 7-Alice Faye, 8-Errol Fylnn, 9-James Gagney, 10-Sonja Henie. Son sayfalarında ise dergiye bir yıllık abone olanlara İstanbul Şehir Tiyatrosu oyuncularının imzalı ve kişiye ithaflı fotoğrafının gönderileceği söylenir. Fotoğraflarının istenebileceği oyuncular ise Muhsin Ertuğrul, Behzat H. Butak, İ. Galip Aran, Vasfı Rıza Zobu, Nevin Akkaya, Nevla Barlas, Mehmet Karaca, Suavi Tedü, Reşit Baran, Sami Ayanoğlu, H. Kemal Gürmen, Neyyire Ertuğrul, Perihan Yanal, Bedia von Stratzer, Şaziye Moral, Cahide Sonku’dur.

İlk sayısında okurundan “müsaade” dileyen dergi, elli yedi sayı devam edecektir. Üçüncü sayısında Vasfı Rıza Zobu, Ankara Halkevi’nde (Toska) operasını Türkçe temsil eden ilk Türk opera sanatkârı Semiha Berksoy ile ilgili bir anısından bahseder. 1936 senesinde Burgazada’da çekilen ilk sesli Türk filmi Kaçakçılar’ın çekiminde Semiha Berksoy ile nasıl tanıştığını anlatır. Filmin setinde Muhsin Ertuğrul, güzellik kraliçeliğini kazanan Feriha Tevfik, Hazım da bulunur. Zobu, şöyle der:

“1931 senesi Maarif Vekâleti, Tepebaşı Tiyatrosu binasında Darülbedayi’nin idaresi altına bir “Tiyatro Mektebi”nin açılmasını münasip gördü. Biz de sevindik. O tarihî ahşap binanın yukarı katındaki bir odasında devede kulak bir tahsisatla mektep kuruldu. Bu mektebe kimler girdi. Ve o tavan arasındaki oda, bugünün tiyatro sahnesine ne kıymetli sanatkârlar yetiştirdi; bunları anlatmak uzun olur.”

Derginin dördüncü sayısında kadrosuna, yazar Selim Nüzhet Gerçek Dolmabahçe Tiyatrosu adlı yazısıyla katılır. Yedigün dergisinde kaleme aldığı Naum tiyatrosu hakkında bilgi veren yazısı üzerinden tekrar geçerek Dolmabahçe tiyatrosu hakkında bilgiler verir. Vasfi Rıza Zobu bu sayıda Dublaj Kralı Ferdi Tayfur adlı yazısında, Ferdi Bey’in mesleğinden, hayatından, Türkçeleştirilecek filmlerin senaryosunu takip ederek sözlerin dudak hareketlerine uyup uymadığını kontrol ettiğinden bahsederek ilginç anekdotlar düşer.

Yine bu sayıda, döneminde röportajlarıyla ünlü Hikmet Feridun Es’in Hollywood starlarıyla yaptığı röportajlar, anketler ve onların hayatlarını anlattığı yazı serilerinin ilki yer alır. İlk röportaj Norma Shearer iledir. 

Derginin her sayısının ilk sayfasında yer alan Muhsin Ertuğrul, Ankara, İzmir, Adana belediye yöneticilerine açık bir mektup yazarak, belediyelerin senelerden beri yollar açtığını, ağaçlar diktiğini, hastane yaptığını, şehirli insanların ihtiyaçlarını giderdiklerini ancak insanların yalnızca yiyen, içen mahlûk olmadığını, manevi ihtiyaçlarının da olduğunu söyleyerek buralara Şehir Tiyatroları’nın açılması gerektiğini söyler. AhmetVefik Paşa’nın tiyatro başarılarını bu duruma misal olarak gösterir.

Beşinci sayıda Vasfi Rıza Zobu ise Cahide Sonku’yu anlattığı bir yazıyla yer alır:

“1933-34 tiyatro sezonu mart ayının yirmisinde, Cahide, büyük bir sanatkâr namzedi olarak, Vedat Nedim’in Köksüzler piyesiyle sahneye adımını attı. Piyeste en büyük kadın rolü olan “genç kız”ı temsil etti. Bu muvaffakıyetinden dolayı da hepimizi şaşırttı. Galiba içimizde şaşırmayan bir Muhsin’di. O, Cahide’den bir “sanatkâr” çıkacağına çoktan kanaat getirmiş olacak ki o sene, kendi oynadığı Hamlet’te, Ofelya rolünü de Cahide’ye vermişti. Provalarla, çok ehemmiyet vererek çalıştırdığını görüyordum. Cahide de, ölesiye çalışırdı…”

Yine beşinci sayıda Selim Nüzhet Gerçek’in kaleme aldığı Tiyatro ve Sinema Mecmuaları yazısında ilk piyesin 1272’de (1856) yazıldığını varsayarsak 1874’te Tiyatro adlı bir gazetenin yayımlanmış olmasını tabii bulur. Sahibi Ermeni tiyatrolarından birinde aktörlük yapan Agop Baronyan Efendi’dir ve 1875’e kadar yayımlanmıştır. Gerçek, istibdat devrinde tiyatro konusunda bir neşriyat yapılmadığını, daha sonra rastlanacak ilk mecmuanın 1908’de Muhsin mecmuasının sahibi Asaf Muammer Bey’in Sahne isimli mecmuası olduğunu söyler. Yine 1908’de Temaşa adlı bir mecmuaya rastlanmıştır ve sahibi de Vahan Efendi’dir. 15 günde bir çıkacağını belirten Musavver Tiyatro 1909’da çıkmıştır. İmtiyaz sahibi Mehmet Tevfik, mesul müdürü Hasan Fehmi, yazı işleri müdürü de İbrahim Ali Bey’dir. Ahmet Mithat Efendi bu mecmuaya yazdığı bir mektupta: “Tiyatroya her milletin ihtiyacı vardır. Bizim ihtiyacımız her milletten ziyadedir,” demiştir. Mecmuanın resimleri ise oldukça dikkat çekicidir. Burada Güllü Agop’un, ilk aktörlerden Ahmet Necib’in, Abdürrezzak’ın ve Minakyan Efendi ve kumpanyasının güzel resimleri vardır. 1911’de imtiyaz sahibi Seyit Tahir ve yazı işleri müdürü Vedi Macit Bey olan Tiyatro ve Temaşa mecmuası yayımlanır. Burada çeşitli yazarların tiyatro hakkındaki görüşleri yer almıştır. Hüseyin Suat Bey’in tiyatronun neden gerekli olduğu yazısı ise dikkat çekicidir. 1911’de Hizmet-i Umumiye, 1913’te Tiyatro ve Musiki mecmuaları yayımlanır. Ömrü en uzun olan Temaşa, 1918’de yayımlanmaya başlamıştır. Başmuharirri Hüseyin Kâzım’dır. Burada aynı zamanda Halide Edip’in, Reşat Nuri’nin, Ertuğrul Muhsin’in de imzalarına rastlanır. Gerçek, tiyatrosu olmayan bir memlekette bu mecmuaların yayımlanmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Bu sayıda Arap harfleriyle basılan tiyatro mecmualarından bahseden Gerçek, ikinci yazısında Latin harfleriyle basılan tiyatro ve sinema mecmualarından bahsedeceğini belirtir. 

Hikmet Feridun Es, Hollywood’da başladığı seriye Sakın Hollywood’a Gideyim Demeyin adlı yazısıyla devam ederken, Kemal Kamil Aktaş, eski tulûat sahneleriyle ilgili birçok bilgiye yer vereceği köşesine başlar ve ilk yazısı da Komik Hasan hakkındadır.

Tiyatro ve sinema dünyasının hem içerisinde olan hem de yurtdışıyla ilgili gelişmeleri de yakından takip eden dergi yazarları, Shakespeare Festivali’ni de es geçmezler. Altıncı sayıda İrfan Konur, 61 yıldan beri, İngiltere’nin kalbinde, Shakespeare’in doğduğu yer olarak bilinen Stradford’da düzenlenen bu festivalden bahseder. 23 Nisan 1769’da şenliği ilk organize eden büyük aktör David Garrick’tir. Konur, festivalin geçmişten günümüze, Shekaspeare ile ilgili önemli dönüm noktalarına bu yazısında değinir.

Yine altıncı sayıda Selim Nüzhet Gerçek’in Tiyatro Adlı Sokaklar yazısı ilgili çekicidir. Tanzimat ile birlikte benimsediğimiz yeniliklerden biri olan tiyatronun, sokaklardaki izini arayan yazar, ilk olarak “Sahne” isimli sokağa rastlar ki sokak, Galatasaray’dan Balıkpazarı’na giden yoldadır.  Bu sokak o dönemde “Tiyatro Sokağı” olarak da anılır. İlk tiyatro Beyoğlu’nda yapılmıştır ve burada bu isme rastlanması oldukça tabiidir. Yazar, bu sebeple Naum Tiyatrosu’na değinmeden geçmez. Tiyatro binası küçük ahşap bir binadır, 1853’te yanar, tekrar kâgir ve daha büyük şekilde yapılır ve mimarı Smith adlı bir İngiliz’dir. 1862’de Garibaldi yortusu olan St. Joseph’i kutlamak üzere İstanbul İtalyan kolonisinin Naum Tiyatrosu’nda düzenlediği ziyafeti temsilen Fransızca Illustration adlı dergide, tiyatronun nasıl “mükemmel” bir bina olduğuna rastlanabilir. 1940’lı yıllardaki Fransız Tiyatrosu yani Şehir Tiyatrosu’nun “komedi” kısmına taşınır ki bu bina da oldukça eskidir. Beyoğlu’nda bir diğer sokak ismine “Verdi Tiyatrosu”nda rastlanır. “Lüksemburg Kahvesi” olarak anılan (o zamanki Saray Tiyatrosu’nun yanındaki eski Odeon Tiyatrosu binası) yerindedir. Burada da İtalyan kumpanyaları, operaları temsil edilmiştir. Beyoğlu tiyatrolarının tamamlanması adına yazar “Şark Tiyatrosu”ndan da bahseder. 1859’da tahsis edilir, Hasköy’de olan binası Ermeni mektebinin yanındadır. Fakat Naum Tiyatrosu’nun sahibi burayı, tiyatrosuna bir rakip olarak görür ve mahkemelik olur. Bu tiyatro mahkeme kararıyla kapanır. Daha sonra ise Tokatlıyan Oteli’nin yerinde Şark Tiyatrosu adını taktıkları bir salon açılmıştır.  Burada temsiller vermek için hükümetten izin alınmıştır. 1861’de ise ilk kez faaliyete geçmiştir. Abdülhamit’in Dolmabahçe’de yaptırdığı Yıldız Tiyatrosu’na da değinen yazar, buradan “küçük ve zevksiz bir yapı” olarak bahseder. Ayrıca Ortaköy Tiyatrosu’ndan da söz edilir. Burası, Magakyan adlı Ermeni sanatkâr tarafından açılmıştır ve sadece Ermenice temsiller verilen bir tiyatrodur. “Artık İstanbul tarafına geçebiliriz” der yazar ve Fatih semtine uzanır. Burada “Tiyatro Caddesi” olarak bilinen yer malum olunacağı üzere Gedikpaşa’ya inen büyük sokağın adıdır. Buranın eski adı “Tiyatro Sokağı” olarak bilinir. Gedikpaşa Tiyatrosu, Azak Sineması’nın bulunduğu yerdedir, Soulllier isimli bir Fransız, burayı at cambazhanesi olarak yapmıştır, ilk zamanlarında “Osmaniye Tiyatrosu” olarak anılır, Refik Ahmet, orada birkaç temsilde hazır bulunan Doktor Rıfat Osman Bey’den ahşap ve üç katlı bir locası olduğunu, tavanda güzel bir avize ile büyük bir sahnesinin olduğunu öğrenir. Direklerarası’nı oluşturan bu tiyatro mahallinde üç dört tiyatro daha vardır. Hepsi ahşap, o zamanki tabirle “salaş”tır. Bunlardan Mehmet Efendi isminde birinin tiyatrosu, bir ramazan gecesi çökmüş ve ölenler olmuştur. Bunun üzerine binalar kâgire çevrilir. Bağlarbaşı-Üsküdar-Kadıköy civarında ise Kadıköy tramvaylarının birleşen noktasının aksi yönünde, İcadiye-Bağlarbaşı’nda “Tiyatro” adlı bir sokak mevcuttur. Meşrutiyet senelerine kadar bu tiyatroda oyunlar oynanmıştır. Kadıköy Sakızağacı’nda Moda Caddesi’ni Sakızgülü Sokağı’na bağlayan “Damacı Sokağı”nın eski adı da “Tiyatro Sokağı”dır.

Altıncı sayıda, yazar kadrosuna, G. Bernard Shaw’dan bahseden Piyes Üstatları isimli yazısıyla çevirmen, yazar İbrahim Hoyi’nin eklendiği görülür. 

Dergi dokuzuncu sayısında Akşam, İkdam, Tasvir-i Efkâr, Tan, Vatan, Son Posta gazetelerine manşetleri olarak geçen Şehir Tiyatrosu’nun Hamlet oyunundan bahseder, burada yirmi sekiz kez temsil edilen Moliére’in Kibarlık Budalası’ndan da söz edilir. Bunu büyük bir başarı olarak sayan dergi, bu konuda gazetelerde geçen manşetleri bir araya toplamıştır. Selim Nüzhet Gerçek, Naum Tiyatrosu adlı yazısına devam eder ve Güllü Agop’a, “Lukreçya Borciya (Lucrezia Borgia) Operası”na ait el ilanlarının fotoğraflarına yer verir. Hikmet Feridun Es Meşhur Sinema Merkezleri yazısında dünyadaki sinema merkezlerine değinir. Bu merkezlerin başında Los Angeles ve civarı gelmektedir.

Derginin onuncu sayısında Selim Nüzhet Gerçek, Bursa ve Adana Tiyatroları adlı yazısında Bursa Tiyatrosu’nun kurucusu Ahmet Vefik Paşa ve Adana Tiyatrosu’nun kurucusu Ziya Paşa’dan bahseder.

On birinci sayıda gazeteci, yazar, çevirmen Burhan Arpad’ın Osmanlı’da operanın, tiyatronun gelişimini anlatan, geniş bilgiler veren Memleketimizde Opera ve Operet yazı serisi başlar. Aynı sayıda İbrahim Hoyi İrlanda Tiyatrosu’nda İrlanda’nın oyun yazarlarına değinir. Bir önceki yazısında Shaw’dan bahseden Hoyi, bu yazıda W.B. Yeats’i kaleme alır. Yeats’in İrlanda millî tiyatrosunun temel taşını attığını söyler.

On ikinci sayıda Vasfi Rıza Zobu, Nevin Akkaya hakkında bilgiler verir ve onu tanıyan biriyle küçük bir söyleşi gerçekleştirir. Burhan Arpad, Memleketimizde Opera ve Operet adlı yazı serisinde Dikran Çuhacıyan ve Büyük Benliyan’dan bahseder. İbrahim Hoyi İrlanda Tiyatroları’nda bu sefer İrlanda rönesansının dram dâhisi Dublin’li J.M. Synge’den  söz eder. Hikmet Feridun ise Amerika’da sinema dünyasını takip etmeye Sinema Dünyasında Kırmızılar ve Karalar adlı yazısıyla devam etmektedir. Hollywood sinema stüdyolarında “siyah derili insan”ların, “zenci ruhların” dans ve müzik zevkini oluşturduklarını söyler. Bill Robinson’a değindiği bu yazıda “zenci”lere stüdyo önlerinde, Hollywood veya Calver, Universal City gibi köylerde sıkça rast gelindiğinden, “genç siyah kadınların” yaz günleri kısacık elbiseler giyerek dolaştıklarından söz eder. Aynı zamanda “kara renkli figüranların” genellikle şu rollerde oynadığını söyler: 1- Yataklı vagonlarda kondoktör, 2- Büyük binalardaki lüks asansörlerde memur, 3-Ringte boksör, 4-Hizmetçi. Komik filmlerde ise zencilerin son derece korkak bir adam olarak yer aldığını söyler.