Küllük Kahvehanesi ve Küllük Dergisi

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Beyazıt Camii etrafının öğretmenler, öğrenciler, yazarlar, şairler tarafından sıkça vakit geçirdikleri yerler olması sebebiyle etrafında birçok mekân açılmıştır. Bunlardan en ünlüsü ve edebiyat tarihi için de önemli olanı Küllük Kahvehanesi’dir. Bu kahve döneminde bir nevi kültür merkezi olmuş hatta “Küllük’ten mezun olmak” gibi deyimler ortaya konmuştur. Küllük Kahvehanesi Beyazıt Camii’nin önünde bulunmakta idi ancak bugün bina yerinde değildir.   

Küllük, 1930’ların sonundan itibaren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Rıfat Ilgaz, Orhan Veli, Abidin Dino, Fikret Adil, Arif Dino, Hasan İzzettin Dinamo, Oktay Rıfat, Celâl Sılay, Tarık Buğra gibi, şiirde, romanda, resimde vb yeni iddiaları olan, hatta bir kısmı Karl Marx adını anmaya bile cesaret edebilen sosyalist gençlerin rağbet ettikleri bir mekân haline geldi. Şair (Asaf Halet Çelebi) de bunların arasındaydı.[1]

 Adem Balkaya’ya göre Küllük: “Çoğu felsefi ve sosyolojik akımın, edebî ekollerin oluşumunda ve yayılımında etkili olan mekân, kahvehane ekseninde âşık tarzı gibi verileri havada olan bir sözlü kültürün ayağının yere değdiği ve kaybolmamak üzere tutunduğu bir unsur olmuştur. Çünkü mekân, sahip olduğu düzenleyicilikle de edebî ve sanatsal imkânın aynı zamanda ilham/inspiration kaynağını barındırmakla kalmaz; sağaltıcı bir etki de yapar. Zira sorgulama ve yeni fikirleri bu mekânların birlikte teneffüs edilen ortamı oluşturur”[2]

Jale Özata Dirlikyapan’a göre ise Küllük: “Bu etkileşim ortamında kendilerini geliştirme imkânı bulan, yeni meraklar edinen ve daha iyi birer edebiyatçı olmayı kendilerine hedef olarak gören bu genç yazarlar, yazdıklarını edebiyat mahfillerinde birbirlerine okumuş, kimi zaman büyük tartışmalara girişmiş, kimi zaman da kendilerinden önceki kuşaklara yönelik isyanlarını yeni edebiyat dergileri yayımlamaya karar vererek ortaya koymuşlardır. Böylelikle bu edebiyat mahfilleri pek çok edebiyatçı için bir “okul” işlevi görmüş, farklı fakültelerde öğrenim görüyor veya farklı işlerde çalışıyor olsalar bile edebiyat eğitimlerini bu mahfillerde almaları için genç edebiyatçılara büyük imkânlar sunmuştur. Pek çok edebiyatçının hatıralarından yola çıkarak bu mahfillerde kimin kiminle yan yana oturduğu, hangi sohbet ve tartışmaların yapıldığı, hatta ünlü edebiyatçıların zaaflarının neler olduğu gibi konularda bile bilgi sahibi olunabilir.”[3]

Küllüknâme’de ismi geçen ve en bilinenlerinin kaydedildiği bu listedeki kişilerin yirminci yüzyılın başlarından itibaren Türkiye’de ilim, kültür ve edebiyat hayatına yön veren isimler olduğu söylenebilir. Bu da Küllük Kahvesi’nin uzun yıllar her fikirden ilim adamını ve aydını bir araya getiren, dünyada da eşine çok sık rastlayamayacağımız bir kulüp veya toplantı yeri mahiyetinde olduğunun göstergesidir.[4]

Kahvenin ön bölümünde oturanlar arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Hilmi Ziya Ülken, Mehmet Kaplan, Ali Nihat Tarlan, Mükrimin Halil Yınanç, Sadri Ertem, Nurullah Ataç, Agâh Sırrı Levent, Peyami Safa, Sabri Esat Siyavuşgil, Sıtkı Akozan’ı hatırladığını ifade eder. Arka bölümde ise Arif Dino, Asaf Halet Çelebi, Abdulbaki Gölpınarlı, Abidin Dino, Rıfat Ilgaz, Hasan İzzettin Dinamo, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sait Faik Abasıyanık, Salah Birsel, Özdemir Asaf, Neyzen Tevfik, İlhan Berk, Orhan Veli Kanık, Cahit Sıtkı Tarancı gibi isimler yer alır.[5]

Küllük, o dönemin düşün, bilim, yazın, sanat adamlarının tümünün bir araya geldiği bir okuldu. Herkes birbirinin öğrencisi, öğretmeniydi kimileyin denektaşına vururlardı birbirlerini. Zor sınavlar geçirilirdi. Övgüler, yermeler, küçümsemeler, aşağılamalar, çekiştirmeler, öykünmeler, abartmalar, büyüklenmeler, utancalar, adam satmalar, düzenler, bölekleşmeler, yağılıklar, dostluklar. Sonra erdemliler, bilgililer, erdemsizler, aydınlar, bağnazlar, tanrıtanımazlar, inançlılar, benlikçiler, benciller, çekinmesizler, asalaklar, dalkavuklar, dolapçılar, geçimliler, geçimsizler, değerbilirler, çıtkırıldımlar, ağırbaşlılar, tutarsızlar, arabozucular, gizdüzenciler, gizsömürücüler, giztoplayıcılar, ağzı kalabalıklar, ağzı bozuklar, ağzı sıkılar, ağzı gevşekler, söz avcıları, alçakgönüllüler, hoşgörülüler, burnu büyükler, buyurganlar, dikbaşlılar, bilgiçler, benzetçiler, sapıklar, eşcinseller, kentsoylular, bireyciler, tinselciler, insancılar, toplumcular, gerçekçiler, özdekçiler, köktenciler, kuramcılar, simgeciler, girişimciler, düşkurucular, ulusçular, ülkücüler, siyasalcılar, yayılımcılar, saptırımcılar, kargaşacılar, karşıtçılar, kışkırtıcılar, örgütçüler, ılımlılar, sürerdurumcular, duygulular, duygusuzlar, görgülüler, görgüsüzler, gözüdoymazlar, tokgözler, ikiyüzlüler, iyimserler, karamsarlar, iyilikseverler, iyilik bilmezler, kişiliksizler, kuşkucular, onursuzlar, saygıbilmezler, soysuzlaşmışlar, yaltakçılar, yüreksiller, varsıllar, yoksullar, gündüşkünleri; sözün kısası usumuza, dilimize geldiğince saydık kişiliklerine ilişkin özelliklerini Küllük kahvesine sürekli gelenlerin. Tümü kişilikli, kişiliksiz bir arada nasıl sürdürürlerdi ilişkilerini Küllük karmacında, şaşakalınırdı doğrusu.[6]

Yeni Ses dergisinde Asaf Halet Çelebi’ nin ve arkasından Abidin Dino ve arkadaşlarının Necip Fazıl’ın derginin yönetimini ele almasından rahatsız olmalarıyla kendilerine yeni bir edebî dergi çıkarma arayışına girmeleri Yeni Ses’ in devamı niteliğinde olacak olan Küllük dergisinin çıkmasına sebep olur. Derginin çıkışı öncesinde dergi için isim arayışına girişilmiş, Yahya Kemal dergi için “Kayık” ismini önermiş; fakat derginin adı olarak Hasan İzzettin Dinamo’nun görüş ve tavsiyesi üzerine “Küllük” isminde karar kılınmıştır.


Küllük dergisi Abidin Dino’nun çabasıyla rahmetli Alaeddin Hakgüder’in finansmanıyla çıkmıştır. Dergi bir sanat dergisi olarak çıkmış ve çıkışından hemen sonra Bakanlar Kurulu tarafından kapatılmıştır.[7]

Küllük dergisinin bu nedenle tek nüshası bulunmaktadır. Fikir ve sanat mecmuası olarak çıkan derginin bu ilk sayısı Eylül 1940’ ta yayımlanır. Cumhuriyet Matbaası’nda basılır. Altı aylık aboneliği 75 kuruş, 1 yıllık aboneliği ise 150 kuruş olarak fiyatlandırılmıştır. Bu tek nüshanın kapağında Abidin Dino’nun Küllük müdavimlerini çizdiği bir resim bulunmaktadır. Bu derginin adedi ise 15 kuruştur. Kadrosunda ise aşağı yukarı Yeni Ses dergisindeki yazar ve şairleri barındırdığı görülür: Abidin Dino, Abidin Nesimi, Ahmet Necati, Asaf Halet Çelebi, Baha Dürer, Cavit Yamaç, Doğan Ruşenay, Fikret Adil, Hüsamaettin Bozok, İlhan Berk, L. Erişçi, M. Seyda, N.S. Odyakmaz, Orhan Veli, Sabahattin Kudret, Sadri Ertem, Suat Taşer, Suphi Taşhan, Zahir Güvemli.

Küllük’ ün ilk sayısının ikinci sayfasında Sadri Ertem’ in kaleme aldığı Küllük adlı bir yazı ve Küllük Beyannamesi yer almaktadır:

     

Küllük’ün ikinci sayfasında derginin kapanmasına neden olan Orhan Veli’nin Tahattür şiiri yer almaktadır: 

                  Alnımdaki bıçak yarası

                 Senin yüzünden,

                Tabakam senin yadigârın

                “İki elin kanda olsa gel” diyor

                 Telgrafın.

                 Nasıl unuturum seni ben

                 Vesikalı yârim?      ORHAN VELİ

Üçüncü sayfada Abidin Dino Ne Oldu? yazısını yayımlar. Bu yazıda “Eskilere hücum ederken “Kof”luklarını sadece üslupta mı buluyorduk?” sorusuna cevap arar.

Dördüncü sayfada L. Erişçi Beşir Fuad Kimdir? Adlı yazısında Beşir Fuad’ın Fransız edebiyatına ünsiyeti dolayısıyla pozitivizm ve materyalizm görüşüne sahip olduğu, yazılarında hem edebî hem fennî konulara yer verdiği, Hugo (Victor Hugo) tetkikinin bugün için hâlâ önem arz ettiği, Beşir Fuad’ın ilmî, fennî, felsefî ve sanat alanında mühim bir insan olduğundan bahsedilir.

Beşinci sayfada Küllükoloji adlı bir yazı ve Zahir Güvemli’nin çizdiği tavla oynayan kişilerin karikatürü yer alır. Küllükoloji adlı yazı Mukaddeme, Küllük Bibliyografyası, Küllüğün Coğrafî ve Tarihî Vaziyeti bölümlerine ayrılır. Bu yazı da Zahir Güvemli’ye aittir. Küllükoloji, küllük bilgisi demektir. Sıtkı Akozan Küllük hakkında şunları söyler: “Sanmayın avare bülbüller gibi güllükteyiz/ Bir yanık bir kor gibi akşam sabah küllükteyiz.”. Bu yazı genel olarak Küllük kahvehanesinin ilim ve irfan yuvası olduğundan bahseder. Aynı zamanda Küllük gibi Beyazıt’ ta yer alan kahvelerin Sultanahmet’ teki kahvelerin gözden düşmesine neden olduğunu söyler.

Altıncı sayfada Hüsamettin Bozok’un Halk Tiyatrosunun Esaslarını Ararken adlı yazısı vardır. Bu yazı halk tiyatrosundan bahseden Yeni Adam gazetesinden, Uyanış mecmuasının Türk Tiyatrosu sayısından, Yeni Adam gazetesinden ve halk tiyatrosu üzerine gazete ve dergilerde yazılmış yazılardan ve diğer ülkelerde tiyatronun nasıl olduğundan bahseder. Sayfanın köşesinde ise Suphi Taşhan’ın Bekliyoruz ve Neyzen’e, Ahmed Necati’nin Ayrılmak, Nevzad Sudi Odyakmaz’ın  Sual adlı şiirleri yer alır.

Yedinci sayfada Cavit Yamaç’ın Pazar Yeri adlı hikayesi yayımlanır. Aynı sayfada N. İlhan Berk’ in Memnuniyet Şiirleri adlı şiirine yer verilmiştir.

Sekizinci sayfada Abidin Nesimi’nin Gençlik Meselesi adlı yazısı ve H.İ. Dinamo’nun Ebedî Güzelliğe Kaside adlı şiiri yer alır.

Dokuzuncu sayfa Sabahattin Kudret’ in Dolmuşa adlı hikayesi, yine aynı sayfada Asaf Halet Çelebi’nin Mısrî Kadîm adlı şiiri yer alır.


Onuncu sayfada Sait Faik Hakkında Düşündüklerimiz adlı köşede Abidin Nesimi’nin, Asaf Halet’ in, Cavit Yamaç’ın, L. Erişçi’nin, Suat Taşer’in, Hüsamettin Bozok’un, Hasan Tanrıkut’un, Baha Dürder’in, H.İ.Dinamo’nun cevapları yer alır. En uzun cevap Asaf Halet’e aittir ve Sait Faik’ in edebiyat tarihimizde özgün bir yeri olduğunu, Sait Faik’in en sevdiği yönünün kendisiyle alay edebilen bir yazar olduğunu belirtir. Aynı şekilde on birinci sayıda Sabahattin Kudret Hakkında Düşündüklerimiz adlı bir yazıda aşağı yukarı aynı yazarların cevapları yer alır.

On ikinci sayfada Tezkireci Habib Efendi adlı yazıyla Doğan Ruşenay Tezkireci Habib Efendi’den ve İsmail Habib Sevük’ün Edebî Yeniliğimiz adlı edebiyat tarihinde tezkireci hakkında ne yazdığından bahseder. Aynı sayfada Tanılmıyan şiiri ile Mehmet Seyda, Şöhret ve Kıymet adlı yazısıyla Baha Dürder yer alır.

On üçüncü sayfada Abidin Dino’nun yeni çıkacak olan Yeditepe adlı kitabından bir parçaya yer verilmiştir. Aynı sayfa Fikret Adil’in 2 Dost 2 Hikaye adlı yazısı yer alır.

On dördüncü sayfada Aktüalite bölümünde Tevfik Fikret’ten bahsedilir. Suat Taşer’in Bir Kapıdan İçeri… adlı şiiri ve Sadri Ertem’ in Küllük adlı yazısı yer almaktadır.

Ses-Yeni Ses dergisinde görülen “Faso Fiso” köşesinin Küllük’te de devam ettiği görülür. Bu köşede Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun aynı adlı eserine ait Yaban’a Dair adlı bir yazı yer alır. Bu yazıda Yaban romanı nedeniyle saldırıya uğrayan ancak cevap vermeye dahi takati olmayacak derecede hasta olan Yakup Kadri’nin romanı savunulur, romanı eleştirenler eleştirilir. Hamle adlı yazıda ise yeni çıkan Hamle mecmuasından bahsedilir. Bu derginin müessisi Celalettin Ezine’dir. Derginin neredeyse her sayfasında Celalettin Ezine’nin C.E. imzasıyla yer alması eleştirilir. On altıncı sayfada Hamle dergisinin önsözü yer alır. Aynı sayfada Asaf Halet Çelebi’nin Asaf Halet Çelebi Tarzında Kahve adlı yazısı, Necip Fazıl Tarzında Kahve, Peyami Safa Tarzında Kahve adlı yazılar bulunur.

Derginin son sayısına kadar yukarıda bahsi geçen diğer yazıların devamı yer almaktadır. Son sayfada ise Osman Şakar bisikletçisinin, Pertev müstahzaratının, Gelincik sigarasının Sümerbank’ ın, Baker mağazalarının, Güven sigorta şirketinin reklamları yer almaktadır.

Abidin Nesimi’ye göre derginin kapanmasına Orhan Veli’nin Tahattür şiiri neden olmuştur. Şiirde geçen”tabaka” “CHP tarihinde yer alan “barut irtişası( yolsuzluğu) olayı” ndaki altın tabakayı hatırlatmasıdır. Bu, barutalım satımı da bir yolsuzlukla ilgilidir.”[8]

Hasan İzzet Dinamo’ya göre de derginin kapatılış sebebi, “Tahattur”da Hasan Âli Yücel ve sevgilisinin hedef alındığı iddiasıydı. Dinamo, asıl kapatılış sebebinin tam olarak anlaşılmadığını, fakat Hasan Âli Yücel’in “temelli bir rol oynadığı” ndan şüphe etmediğini söyler.[9]

Kültür, edebiyat ve yayın dünyamızda çok büyük bir etkisi olan Küllük Kahvesi, 1950’den sonra başlayan Beyazıt Meydanı’nı genişletme ve Aksaray-Sultanahmet arasındaki yolu düzenleme faaliyetleri sırasında yıkılmıştır.[10]

1958’de Milliyet gazetesinde yayımlanan bir haberde “Küllük”ün yeniden ihya edilmesinden bahsedilse de bu haber gerçeğe dönüşmemiştir. “Küllük”ün müdavimleri bu kahvehane ortadan kalktıktan sonra Beyazıt Meydanı’nın karşısında bulunan Marmara Kıraathanesi ve aynı sırada Laleli yönünde bulunan Acem’in Kahvesine gitmeye başlamıştır. Küllük kahvesinin yerini alan mekânlardan biri de Çınaraltı Kahvesi olmuştur.[11]


[1] Beşir Ayvazoğlu, He’ nin İki Gözü İki Çeşme Bir Asaf Hâlet Çelebi Biyografisi, Kapı Yayınları, İstanbul, 2014, s.144

[2] Adem Balkaya, “Mekân Poetikası Bağlamında Âşık Kahvehaneleri ve Âşık Üzerinde Kimi Fonksiyonları”, Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic,2013, 8 (2): 881-889

[3] Jale ÖZATA DİRLİKYAPAN,  (2010). “İstanbul’da Edebiyatçıların Mekânları”, Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 5 (3): 1092-1112

[4] Beşir AYVAZOĞLU, Dersaadet’in Kalbi Beyazıt, Heyamola Yayınları, İstanbul, 2010, s.134

[5] Nevzad Sudi, Küllük Anıları, Mephisto Yayınları, İstanbul, 2004, s. 33

[6] Nevzad Sudi, Küllük Anıları, Mephisto Yayınları, İstanbul, 2004, s. 62-63

[7] Abidin Nesimi, Yılların İçinden, Nöbetçi Yayınları, İstanbul, 1977, s.158

[8] Abidin Nesimi, Yılların İçinden, Nöbetçi Yayınları, İstanbul, 1977, s.158

[9] Beşir Ayvazoğlu, He’nin İki Gözü İki Çeşme Bir Asaf Hâlet Çelebi Biyografisi, s. 160

[10]Emin Nedret İşli, “Küllük Kahvesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.5, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul, 1994, s.169

[11]Cem Sökmen, Eski İstanbul Kahvehaneleri, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2012, s.85