Sanat Kritik Anketi: İbrahim Yıldırım

Sanat Kritik Atölyeleri Başlıyor

Sanat Kritik’te yayımladığımız Naci Sadullah’ın 1936 yılında Son Posta gazetesinde yaptığı “en iyiler” anketinin sorularını, son 20 yıldaki edebiyat ortamımız hakkında fikir sahibi olmak için günümüzün edip ve muharrirlerine sorduk. Ankete katılan herkese çok teşekkür ederiz.

Figen Şakacı‘nın ardından İbrahim Yıldırım’ın cevapları burada.

İbrahim Yıldırım’ın Cevapları

21.Yüzyılın ilk yirmi yılı toplumsal gerilimlerin, çatışmaların,  ayaklanmaların yoğun yaşandığı bir dönem oldu…  Ve bu dönemde   olağanüstü teknolojik gelişmeler hayata ve ölüme katkı vermeye başladı…    Öyle ki savaşlar artık İHAlarla yapılıyor; gelecek yıl Ramazan Ayı’nda ilk  mahyalar büyük olasılıkla  DRONlarla yazılacak… Her şey dijitalleşiyor; tabii  kitaplar da! Yakında yapay zekânın şiirlerini, dünyanın ilk robot vatandaşı Sophia’nın çoksatarlarını  elektronik kitaplardan niye okumayalım… Sanırım  pek de uzak olmayan bir zamanda büyük olasılıkla  Coronavirüs  Pandemisi’nin edebiyata etkisini tartışacağız… Ben bile belki gerekebilir diye  şu sıralar salgın romanları listesi yapıyorum; bu   listeye bizden ve dünyadan yakında eklenenler mutlaka olacaktır…    

Öte yandan 2000’li yılların başlarında yaşanan edebi buluşmalar- barışmalar giderek dostluklara dönüşmüş, iyi de olmuştu.. Ama  birkaç  yıl  önce  yeniden cepheleşmeler, hatta  düşmanlıklar yaşanır oldu. Şu an  -edebiyat bağlamında-  her cemaat  ya da  her ideolojik  düşünce grubu, kendi  içine kapanmış; yalnızca kendi  üretimiyle ilgilenir durumda. Böyle bir yok sayma, uzak durma varken devlet televizyonundaki edebiyat programlarında göstermelik mavi boncuk dağıtmalar, neyi değiştirir, neye yarar bilmiyorum…  

Bu yakınmadan sonra Sanat Kritik’in de anket sorularına gelecek olursam önce şunu söylemem doğru olur: 1936 yılında sorulan sorular 1980-1990’larda  yineleniyor olsaydı çok daha kolay yanıt verilebilirdi. Örneğin benim ilk  öyküler toplamımın yayımlandığı yıl olan 1987’de kitap olarak yayımlanan şiir, roman, öykü, deneme sayısı 200’ü bile bulmuyordu. 2019  yılında ise edebiyat kitabı sayısı 13000’e ulaşmış durumda. Dolayısıyla en kuvvetliyi, en büyüğü  saptamak pek olası değil;  ama en çok konuşulan,  en çok satılan,  en kalın olan  belirlenebilir. Zira artık ölçü yenilik, bambaşkalık;  yazarların-şairlerin yazdıklarıyla eylemleriyle edebiyatı değiştirme, taze kan taşıma çabalarındaki başarıları değil:  Hedefler   doğrudan doğruya yarar sağlamaya yönelik! Dolayısıyla bundan sonra  şiirimizde Birinci Yeni, İkinci Yeni gibi akımların olmasını  beklemeyelim… Kuşkusuz A Dergisi Kuşağı veya Yenilik  Hikâyesi  türünden ataklar yapılması da artık olası değil…. 

Roman’a gelince; zaten çoktandır televizyon dizisi mantığıyla kotarılmış teranelerin başyapıt olarak sunulmasına hepimiz alıştık.  Bu arada şunu da  vurgulamak isterim: Teknoloji,  bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yeni bir ahlak anlayışına yol açtı… Bu ahlakın en büyük özelliği; niteliğe değil  niceliğe önem vermesi, ucunda menfaat-maddi çıkar olmayan   felsefe, şiir, sanat gibi çalışmaları neredeyse günah olarak görmesidir. Maalesef çoğunluğumuz – akademiler dahil – teknolojinin sayısal ahlakına teslim olup  geçmişe kaçıp teselliyi eskilerde arıyor… Her yıl basılan on binlerce edebiyat kitabını test edilip onaylanmış eski dostluklar varken;  hangi cesur yürek derin okuma yapıp didikler;  bir düşünelim isterseniz…   

Şimdiye kadar vurguladıklarıma uyar mı, uymaz mı; bilmiyorum ama söylemeden geçmek istemiyorum: Stendhal, ölümünden beş yıl önce 1837’de – anlaşılmaz bir yazar olarak  kabul edildiğinden-  ancak 1937’de  kavranabileceğini söylemişti; öyle de oldu… Michel Butor ise  -bizde Oğuz Atay ve Ahmet Hamdi Tanpınar’la  özdeşleşmiş bu yazar- hakikatini şöyle veciz hale getirmiştir: Her çağda yaratmayla anlaşılma arasında bir bekleme anı vardır…

Naci  Sadullah’ın en zarfıyla pekiştirdiği, kuvvetli ve büyük sıfatlarıyla yol verdiği soruları ise;  ben, ilk kitaplarını 2000’li yıllarda yayımlayan şair ve yazarların adlarını vererek yanıtlamak istiyorum. Çünkü onlar genç oldukları için daha çok yazıp  gelecek için üreteceklerdir…

                Bekleyebilirler de!

2000’li yıllarda:

Bence bu sorunun yanıtı 1982 doğumlu Alfred Prufrock’un ve Ruhi Bey’in  şairlerini  Blanchot ile buluşturan Yusuf Uğur Uğurel’dir

En İyi Şiiri Hangisidir?

Yusuf Uğur Uğurel’in en iyi şiiri ise bizatihi Oysa Bu Yapraklar Beni İyileştirmeyecek kitabıdır. ( Yasak Meyve Yayınevi 2014)

En Büyük Hikâyeci Kimdir?

Hikâye’de ise benim favorim  Hulki Aktunç’un  bu topraklara özgü –endemik –  dediği, Enis Batur’un  düzyazı şiirlerinde altın dengeyi kolladığını  vurguladığı 1983 doğumlu. Seyit Göktepe’dir.

En İyi Hikâyesi Hangisidir?

Göktepe’nin en iyi  öyküleri ise son kitabı olan Uzağa Yürüdüm Yakını Buldum’daki bütün metinlerdir.  (Yitik Ülke Yayınları 2020)    

En Kuvvetli Romancı Kimdir?

1970’lerde doğan, 2000’lerde ilk romanlarını yayımlayan üç isim vereceğim.  İlk ikisi roman jürilerinde oyumu en küçük bir tereddüt duymadan verdiğim 1976 doğumlu Güray Süngü ve 1974 doğumlu Faruk Duman’dır. Üçüncüsü ise sinemadan edebiyata titizliğine üretkenliğine şapka çıkarttığım 1970 doğumlu dostum Rıza Kıraç’tır.

En İyi Romanı Hangisidir?

Güray Süngü’nün romanı:  Düş Kesiği  ( Pupa Yayınları, 2010/Ketebe Yayınları, 2020)

Faruk Duman’ın romanı: Sus Barbatus ( Hep Kitap, 2018)

Rıza Kıraç’ın romanı:  Dolphin Video ( Altın Kitaplar 2011)

Sanat Kritik Atölyeleri Başlıyor