Alsemender

Alsemender

Alsemender: Yazarın dipnotu: “Sözlüklerde boşuna aramayın.Bulsanız da, uydurma bir çiçektir. (161)

“Yalnız tek bir kitapta, alsemender adı şöyle açıklanıyordu: “Eskiden, ateşten doğup ateşte yaşadığı için, al renkli semenderler varmış. Bunlar pek azrak olduğu için, varlıklarına kimse inanmazmış. Görenler de, ya sözlerine inanılmadığı, ya da gözlerine inanamadıkları için susmağı yeğlerlermiş.Gel git zaman, varlıklarına inanılmaması karşısında, ya da, yalnız masallarda kalmalarından ötürü, büyük bir üzüntüye kapılan bu semenderler, en yaşlılarının buyruğuna uyarak gidip bu çiçeklerden birer yaprak yemişler; hepsinin rengi değişmiş, bildik, görülegelen semenderlere dönmüşler. Bunu bilen bilgeler de, bu bitkiye en güzel ad diye, alsemender adını yakıştırmışlar. O gün bu gündür, bu bitki hep böyle bilinir…” (165)

Azrak:    Sık rastlanmayan 

“Bunlar pek azrak olduğu için, varlıklarına kimse inanmazmış.” (165)

Kâğıtuçurmaz: Kâğıtlar uçmasın diye üzerine konulan ağırlık.  

“Kâğıtuçurmazını mektubun üzerine koydu, kapısını kilitledi, kendisini çağırmağa gelen yardımcısının ardından yürüyerek bilgisayarın az önce verdiği ilk sonuçları incelemeğe gitti.” (171)

“Yeniden masasının başına geçip kâğıtuçurmazın altında yarım bıraktığı mektubu görünce, yorulduğunun, acıktığının farkına vardı.” (172)

Çalçene: Geveze.

“Çalçenenin biri onu gerçekten oyaladı.” (172)

Güherçile: Tarımda gübre, hekimlikte ilaç olarak kullanılan, barut vb. patlayıcı maddeler yapımına yarayan, beyaz renkte ve ince billurlar durumunda birleşik bir madde, potasyum nitrat

“Bir başka kitapta ise, alsemender bitki diye kabul edilmiyor, bu adın, simyada, güherçile ruhunun damıtılması sırasında görülen kırmızı buğuya verildiği belirtiliyor, onu -bir masala dayanarak- bitki sananların ne kadar gülünç bir yanılfıya düştükleri anlatılıyordu.” (177)

Kabara: Dayanıklılık sağlamak amacıyla, ayakkabıların altına çakılan, yassı ve iri başlı demir çivi.

“Bir keklik vardı, sarı kabaralarla bezeli tahta bir kafeste.” (177)

Küseğen: Çabuk ve sık sık küsen.

“Bu bilinmez, tanınmaz, ince, küseğen çiçek buradaki yerini sevivermiş, çoğaşıyordu. (181)