A-D (Kitab-ül Hiyel)

A

Acuze: Huysuz, yaşlı kadın.

“[…] Yüksek Kaldırım acuzeleri sakanın eve bir an önce gelmesi için en makbul dualarını okudular.” (85)

Aksam: Kısımlar, bölümler.

“… debbabenin madeni aksamı demircilere sipariş verildi.” (24)

 “…karanlıklardan çekilen kara elektrik şerareleri ve aynı anda uyum içinde çalışan yüzbinlerce çelik aksamdan, kulakları sağır eden bir gürültü yayılmaya başlamıştı.” (138)

Amedî kalemi: Sarayla Bâbıâlî arasındaki yazışmaları yürütmekle görevli daire.

“Sadrazam amedî kalemine bir yazı yazdırmış ve müneccimbaşından bir zayice, yani evrakları okumak için eşref saati bildiren resmî bir yazı istemişti.” (28)

Apışmak: Ne yapacağını kestirememek, şaşırmak.

“[…] Yâfes Çelebi’nin hayranlık ve pişmanlık dolu tavrını gördüğü için apıştığını beyan etmektedir.” (80)

Aşari: Ondalık.

“… bir yeniçerinin beş aşarili bir logaritma cetvelini bağıra çağıra satmaya çalıştığını görünce …” (38)

B

Badaluşka: Osmanlı ordusunda kullanılan bir top.

“… çakaloz, badaluşka, darbzen, kolomborne, balyemez, prangi ve diğer toplardan, tunç değil de sanki samurdan yapılmışlar gibi, bir avuç maden alıp eğerek bükerek ibibikler ve kumrular yapmaya devam ediyordu. (108)

Balistik: Ateşli silahlarda barut gazının basıncı ile fırlayıp hedefe varıncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim.

“Fransızca hiyel ve balistik kitaplarından namlu sarmal adımları, devir adedi, imla kesafeti, sutre açısı, nitrogliserin, cıva fulminat, pikrik asit ve trotilin patlama baskısı ve süratleri konusunda son bulguları okuduğu sırada…” (123)

Balyemez topu: Kara ve deniz savaşlarında kullanılan, orta çapta, uzun menzilli, tunçtan top.

“… tersane yakınlarındaki devasa balyemez topuna eliyle bastırıp avucunun izini çıkardı.” (61)

“… çakaloz, badaluşka, darbzen, kolomborne, balyemez, prangi ve diğer toplardan, tunç değil de sanki samurdan yapılmışlar gibi, bir avuç maden alıp eğerek bükerek ibibikler ve kumrular yapmaya devam ediyordu. (108)

Bareta: Başı korumak için giyilen metal veya plastikten yapılmış koruyucu başlık.

“Kafaya bir bareta.” (79)

Başeski: Yeniçeri bölüklerinde erlerin en kıdemlisi.

“Başeskinin bir işaretiyle adamlardan biri kapıyı tuttu.” (16)

Bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı çarşı. 

“Yâfes nam bu çelebi Tophanevî idi, bedesten esnafları onun Saraçhaneli olduğunu…” (11)

“[…] Calûd bedestende dolaşırken […]” (90)

Beher: Her bir.

“… Frenge giydirilen zerduva kürkün beher cebine birer kere barut koydu.” (19)

Bende: Kul, köle; esir, tutsak, bağlı kimse.

“… padişahın sadık bir bendesi olarak…” (15)

Bid’at: Yeni âdet. 

“Örf ve âdetlere karşı gelip zanaate bid’at getiren Yâfes Çelebi’nin…” (13)

Bodasa: Potas ya da bilinen adıyla potasyum karbonat.

“Ancak Yâfes Çelebi’nin mühendishanede çalışırken bodasadan elde ettiği budasyom adlı o madde meseleyi çözüyordu.” (36)

Borda bordaya vermek: Geminin yan yana gelmesi.

“… gemiler borda bordaya verir ve toplarını ateşlerlerdi.” (34)

Budasyom: Potasyum.

“Ancak Yâfes Çelebi’nin mühendishanede çalışırken bodasadan elde ettiği budasyom adlı o madde meseleyi çözüyordu.” (36)

Bühtancı: İftiracı.

“Bühtancıları, dedikoducuları, hafiyeleri, eli kanlıları, meymenetsizleri, amansızları, nemrutları,  zorbaları ve hunharları uzun uzadıya anlattı.” (121)

Camadan: Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek.

“Kendisine bir Trablus şalı, sırmalı bir camadan, perişanî kavuk ve cübbe beğendi.” (38)

“Sırta vurulmuş simli bir camadan.” (79)

Cereme: Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme.

“Şimdi ise çektiği ceremenin semeresini görmek istiyordu.” (87)

Ç 

Çakaloz: Mermi olarak çakıl taşı atan bir top türü.

“… çakaloz, badaluşka, darbzen, kolomborne, balyemez, prangi ve diğer toplardan, tunç değil de sanki samurdan yapılmışlar gibi, bir avuç maden alıp eğerek bükerek ibibikler ve kumrular yapmaya devam ediyordu. (108)

Çakşır: Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı.

“[…] çakşırından maslahatını çıkarıp kaldırmış […]” (74)

Çeşmibülbül: Helezonî çizgili veya hâreli, renkleri fevkalâde âhenkli, çok ince cam eşya.

“Çeşmibülbülden yirmi kadar şişe alıp bunları bir kalay tabakasıyla kapladı.” (s. 29)

Çiftenara: Birbirine bağlı iki küçük dümbelekten meydana gelen bir mûsikî âleti.

“… kös, kudüm, nekkâre ve çiftenara feryatları eşliğinde, gülbank çekilip dualarla suya inecek…” ( 25)

Darbzen: Kale döven top.

“… çakaloz, badaluşka, darbzen, kolomborne, balyemez, prangi ve diğer toplardan, tunç değil de sanki samurdan yapılmışlar gibi, bir avuç maden alıp eğerek bükerek ibibikler ve kumrular yapmaya devam ediyordu. (108)

Debbabe: İçine girenlerin ok, taş vb. şeylerden korunmaları için üzeri deriyle kaplanmış olan ve yuvarlanmak sûretiyle tahrip edilecek kaleye yaklaşmayı sağlayan fıçı şeklindeki savaş âleti.

“… iki üç kâğıt parçasına bir debbabe çizip yine olmadık hayaller kurmaya başlamıştı.” (20)

Zencefil Çelebi’ye debbâbedeki payını otuz altın gibi az bir meblağa satması bunda gerçek payı olduğunu göstermekteydi.” (34)

Demkeş: Dem çeken, güzel ses çıkaran.

“… meyhane demkeşlerle yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.” (16)

Devlet ricali: Devletin ileri gelenleri.

“Belki de akranları devlet ricalinin ve zadegânın yakınları olduğu için bu böyleydi.” (18)

Düşahî: Eskiden mahkumların boyunlarına taktıkları çatal şeklindeki ağaç

“… bu toplardan ilkine düşahî adını vermişti.” (34)